İNTERNET BANKACILIĞI DOLANDIRICILIĞINDA BANKANIN SORUMLULUĞU
İNTERNET BANKACILIĞI DOLANDIRICILIĞINDA BANKANIN SORUMLULUĞU
1. Giriş
İnternet ve mobil bankacılık uygulamalarının günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmesi, bankacılık işlemlerinin hızını ve erişilebilirliğini önemli ölçüde artırmıştır. Bununla birlikte dijital bankacılık kullanımının yaygınlaşması; phishing (oltalama), sahte internet siteleri, zararlı yazılımlar, SIM kart değişikliği, uzaktan erişim programları, sahte banka çağrı merkezleri, sosyal mühendislik yöntemleri ve ele geçirilen kişisel bilgiler kullanılarak gerçekleştirilen banka dolandırıcılıklarının da artmasına neden olmuştur.
Bu tür olaylarda en önemli hukuki sorunlardan biri, müşterinin bilgisi ve rızası dışında gerçekleştirilen para transferlerinden bankanın sorumlu olup olmayacağıdır.
Özellikle müşterinin hesabından üçüncü kişilerin hesaplarına EFT, havale veya FAST işlemleri gerçekleştirilmesi; kredi kullanılarak paranın başka hesaplara aktarılması; kredi kartından nakit avans çekilmesi veya mobil bankacılık şifresinin üçüncü kişiler tarafından ele geçirilmesi hâllerinde banka ile müşteri arasında ciddi uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.
Türk hukukunda bankanın sorumluluğu her olay bakımından otomatik olarak kabul edilmemektedir. Bununla birlikte Yargıtay’ın uzun süredir devam eden yaklaşımında bankaların sıradan bir ticari işletme değil, “güven kurumu” niteliğinde olduğu kabul edilmekte ve bu nedenle bankalara oldukça ağır bir özen yükümlülüğü yüklenmektedir.
Bankaların elektronik bankacılık sistemlerini yalnızca teknik olarak çalışır vaziyette tutmaları yeterli değildir. Bankanın aynı zamanda hesabın gerçek sahibi tarafından kullanılmasını sağlayacak kimlik doğrulama mekanizmalarını kurması, olağan dışı işlemleri tespit etmesi, şüpheli hareketleri gerektiğinde durdurması ve müşterinin malvarlığını üçüncü kişilerin hukuka aykırı müdahalelerine karşı koruması gerekir.
2. İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı Nedir?
İnternet bankacılığı dolandırıcılığı, banka müşterisinin elektronik bankacılık hesabının veya bankacılık bilgilerinin hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi ve müşterinin bilgisi veya gerçek iradesi dışında finansal işlem yapılması şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Uygulamada en sık karşılaşılan yöntemlerden bazıları şunlardır:
Phishing (oltalama): Bankanın internet sitesine benzeyen sahte bir internet sitesi hazırlanarak müşterinin kullanıcı adı, şifre veya doğrulama bilgilerinin ele geçirilmesi.
Smishing: SMS yoluyla gönderilen sahte bağlantılar üzerinden müşterinin bankacılık bilgilerinin alınması.
Vishing: Kişinin banka, savcılık, polis veya başka bir kurum tarafından arandığı izlenimi verilerek bankacılık bilgilerinin öğrenilmesi.
Uzaktan erişim uygulamaları: Dolandırıcının müşteriye AnyDesk, TeamViewer veya benzeri bir uygulama yükleterek telefon ya da bilgisayarın kontrolünü ele geçirmesi.
SIM kart değişikliği veya mobil hat saldırıları: Bankanın SMS doğrulama sisteminin aşılması amacıyla müşterinin telefon hattının ele geçirilmesi.
Zararlı yazılımlar: Mobil telefona veya bilgisayara yüklenen uygulamalar aracılığıyla bankacılık bilgilerinin alınması.
Bunun yanında dolandırıcılık yalnızca hesap bakiyesinin transfer edilmesiyle sınırlı değildir. Bazı olaylarda dolandırıcılar müşterinin hesabına girdikten sonra;
- ihtiyaç kredisi kullanmakta,
- nakit avans çekmekte,
- kredi kartı limitini artırmakta,
- vadeli hesabı bozdurmakta,
- yatırım hesabındaki varlıkları satmakta,
- döviz veya altın hesaplarını TL’ye çevirmekte
ve ardından bu tutarları başka hesaplara aktarmaktadır.
Dolayısıyla zarar bazen müşterinin mevcut mevduatının kaybından çok daha yüksek miktarlara ulaşabilmektedir.
3. Bankalar Birer Güven Kurumudur
Bankaların hukuki sorumluluğunu değerlendirirken başlangıç noktası bankaların hukuki niteliğidir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında bankaların “güven kurumu” olduğu kabul edilmektedir.
Banka, müşterisinin parasını yalnızca saklayan bir kurum değildir. Bankacılık sisteminin temelinde müşterinin parasının ve finansal bilgilerinin güvenli şekilde korunacağına ilişkin güven bulunmaktadır.
Bu sebeple bankanın özen borcu sıradan bir ticari işletmenin özen borcundan daha ağırdır.
Yargıtay uygulamasında bankaların objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumlu olabileceği uzun süredir kabul edilmektedir.
Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin geçmiş tarihli kararlarında, müşterinin bilgisi dışında internet bankacılığı üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almaması hâlinde zarardan sorumlu tutulabileceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım sonraki kararlarla da sürdürülmüştür.
Bu yaklaşımın temel mantığı son derece önemlidir:
Müşteri bankaya para teslim etmektedir. Banka ise bu parayı gerçek hesap sahibinden başka kişilere ödememekle yükümlüdür.
Dolayısıyla banka, yetkisiz kişiye yapılan ödemenin gerçek hesap sahibine yapılmış geçerli bir ödeme olduğunu her durumda ileri süremez.
4. İnternet Bankacılığının Güvenliğini Sağlama Yükümlülüğü Bankaya Aittir
Elektronik bankacılık sistemini kuran, işleten ve müşteriye sunan taraf bankadır.
Bu nedenle internet veya mobil bankacılık hizmetlerinin teknik güvenliğini oluşturmak öncelikle bankanın yükümlülüğündedir.
Bankaların Bilgi Sistemleri ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Hakkında Yönetmelik ile elektronik bankacılık hizmetlerinde uygulanması gereken güvenlik standartları ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.
BDDK’nın da açıkça belirttiği üzere Yönetmeliğin özellikle 34 ve 35. maddeleri elektronik bankacılık kanallarında kimlik doğrulama ve işlem güvenliğine, 38 ve 39. maddeleri ise internet ve mobil bankacılık özelindeki ilave güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümler içermektedir.
BDDK’nın 2023/1 sayılı Genelgesi de elektronik bankacılık işlemlerinde kimlik doğrulama ve işlem güvenliğinin sağlanmasına ilişkin kriterleri ayrıntılandırmaktadır.
Dolayısıyla banka açısından temel yükümlülük yalnızca kullanıcı adı ve şifre istemek değildir.
Banka;
güçlü kimlik doğrulama sistemleri kurmalı,
işlemin gerçekten müşteriden geldiğini doğrulayabilmeli,
işlem kayıtlarını güvenli şekilde tutmalı,
işlemlerde inkâr edilemezliği sağlamalı,
olağan dışı kullanıcı davranışlarını takip etmeli,
riskli işlemleri tespit edebilecek kontrol mekanizmaları oluşturmalı
ve gerektiğinde ilave doğrulama uygulamalıdır.
5. İki Aşamalı veya Güçlü Kimlik Doğrulama Bankayı Her Zaman Sorumluluktan Kurtarır mı?
Bankaların uyuşmazlıklarda en sık ileri sürdükleri savunmalardan biri şudur:
“İşlem müşterinin şifresi ve müşterinin telefonuna gönderilen SMS doğrulama kodu kullanılarak gerçekleştirilmiştir.”
Ancak bu durum tek başına bankanın hiçbir kusurunun bulunmadığını göstermeyebilir.
Çünkü hukuki inceleme yalnızca şifre veya OTP kodunun doğru girilip girilmediğine indirgenemez.
Mahkemenin araştırması gereken asıl mesele;
işlemin bütün koşulları değerlendirildiğinde bankanın olağan dışı veya şüpheli durumu fark etmesi gerekip gerekmediğidir.
Örneğin bir müşterinin yıllardır;
5.000 TL ile 20.000 TL arasında işlemler yaptığı,
gece saatlerinde para transferi gerçekleştirmediği,
aynı cihazdan mobil bankacılık kullandığı,
belirli alıcılara düzenli transfer yaptığı
düşünülsün.
Müşterinin hesabına bir anda farklı bir cihazdan erişilmesi ve birkaç dakika içerisinde;
500.000 TL kredi kullanılması,
vadeli hesabın kapatılması,
kredi kartından nakit avans çekilmesi
ve toplam 1.000.000 TL’nin ilk kez işlem yapılan farklı hesaplara gönderilmesi durumunda yalnızca “şifre doğru girildi” savunması yeterli olmayabilir.
Bankanın olağan dışı işlem örüntüsünü tespit edip etmediği ayrıca incelenmelidir.
6. Bankanın İşlem Takip Yükümlülüğü
Elektronik bankacılık sistemlerinde bankanın görevlerinden biri de şüpheli işlemleri izlemektir.
Bu nedenle bir uyuşmazlıkta yalnızca;
“Şifre kimin elindeydi?”
sorusu sorulmamalıdır.
Aynı zamanda;
İşlem hangi IP adresinden gerçekleştirildi?
Cihaz daha önce müşterinin hesabında kullanılmış mıydı?
İşlem sırasında cihaz değişikliği olmuş muydu?
SIM kart değişikliği bulunuyor muydu?
Mobil bankacılık yeni bir cihaza mı tanımlandı?
Müşterinin olağan işlem alışkanlıklarından ne ölçüde sapıldı?
Transferlerin gerçekleştirildiği hesaplar daha önce müşteri tarafından kullanılmış mıydı?
Kısa sürede çok sayıda işlem gerçekleştirildi mi?
Bankanın fraud veya şüpheli işlem sistemi alarm üretti mi?
Alarm üretildiyse banka neden işlemi durdurmadı?
gibi soruların araştırılması gerekir.
Bu nedenle bu tür davalarda bankacılık ve bilişim sistemleri konusunda uzman bilirkişi incelemesi çoğu zaman uyuşmazlığın en önemli delilidir.
7. Müşterinin Kusuru Bankanın Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır mı?
İnternet bankacılığı dolandırıcılığında en tartışmalı konulardan biri müşterinin kusurudur.
Müşteri;
şifresini üçüncü kişiye vermiş,
SMS doğrulama kodunu paylaşmış,
sahte bağlantıya tıklamış,
telefonuna uzaktan erişim uygulaması yüklemiş
veya banka çalışanı olduğunu söyleyen dolandırıcının talimatlarını yerine getirmiş olabilir.
Bu durumlarda müşterinin müterafik kusuru, yani zararın meydana gelmesine katkıda bulunan kusuru gündeme gelebilir.
Ancak müşterinin herhangi bir ihmalinin bulunması bankayı otomatik olarak sorumluluktan kurtarmaz.
Somut olayda hem müşterinin hem bankanın davranışlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Örneğin müşteri SMS kodunu dolandırıcıya vermiş olsa dahi banka;
normalde hiç kredi kullanmayan müşteriye birkaç dakika içinde yüksek tutarlı kredi kullandırmış,
ardından paranın tamamının yeni açılmış veya riskli hesaplara gönderilmesine izin vermişse,
bankanın ayrıca kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
8. İspat Yükü Bakımından Önemli Hususlar
Bu davalarda ispat yükü son derece önemlidir.
Bankalar genellikle işlemin;
müşteri şifresi,
mobil bankacılık şifresi,
SMS doğrulama kodu,
cihaz doğrulaması
veya biyometrik doğrulama
kullanılarak gerçekleştirildiğini ileri sürmektedir.
Ancak müşterinin “Ben bu işlemi gerçekleştirmedim” demesi üzerine yalnızca bankanın kendi elektronik kayıtlarını sunması her durumda yeterli olmayabilir.
İşlemin teknik altyapısının ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir.
Yargıtay içtihatlarında, müşterinin zararın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu ileri süren bankanın bu iddiasını ortaya koyması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler bulunmaktadır. Mahkeme uygulamasında da bankaların güven kurumu niteliği dikkate alınarak müşterinin müterafik kusurunun somut delillerle ortaya konulması aranmaktadır.
9. Usulsüz Çekilen Para Kimin Zararıdır?
Yargıtay uygulamasının dikkat çekici yaklaşımlarından biri de yetkisiz banka işlemlerinde zararın niteliğine ilişkindir.
Bazı Yargıtay kararlarında;
müşterinin hesabındaki paranın yetkisiz kişiler tarafından çekilmesi hâlinde, müşterinin bankaya karşı mevduat alacağının devam ettiği ve usulsüz ödemenin esas itibarıyla bankanın zararı niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
Bu yaklaşımın sonucu şudur:
Banka, müşterinin parasını gerçek hak sahibi olmayan kişiye ödemişse kural olarak gerçek hesap sahibine karşı borcundan kurtulmuş sayılmaz.
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin Yargıtay içtihatlarına dayanarak aktardığı değerlendirmede de, usulsüz işlemle çekilen paranın doğrudan bankanın zararı niteliğinde olduğu ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağının devam ettiği belirtilmiştir.
10. Müşterinin Ağır Kusuru Hâlinde Ne Olur?
Her olayda bankanın tam sorumluluğuna hükmedileceği düşünülmemelidir.
Müşterinin olayda ağır ve belirleyici bir kusurunun bulunması bankanın sorumluluğunu azaltabilir veya somut olayın özelliklerine göre ortadan kaldırabilir.
Özellikle müşterinin;
internet bankacılığı şifresini bilinçli olarak üçüncü kişiye vermesi,
çok açık banka uyarılarına rağmen işlem doğrulaması yapması,
kendisine gönderilen “bu kodu kimseyle paylaşmayınız” şeklindeki SMS kodunu paylaşması,
uzaktan erişim sağladıktan sonra gerçekleştirilen işlemleri bizzat onaylaması
gibi durumlarda kusur incelemesi farklı yapılacaktır.
Ancak yine de bankanın kendi güvenlik yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediğinin bağımsız olarak incelenmesi gerekir.
Dolayısıyla mahkemenin önüne gelen uyuşmazlıkta yapılması gereken değerlendirme;
“Müşteri hata yaptı mı?”
sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru;
“Müşterinin hatasına rağmen bankanın kendi güvenlik ve özen yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği”
olmalıdır.
11. Bankanın Sorumlu Tutulamayacağı Durumlar da Bulunabilir
Yargıtay kararlarında bankaların mutlak sorumlu tutulmadığını gösteren örnekler de bulunmaktadır.
Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/657 E., 2024/9023 K. sayılı kararında müşterinin e-posta hesabından gönderilen sahte EFT talimatları değerlendirilmiştir.
Somut olayda taraflar arasında daha önceden yerleşmiş bir işlem yöntemi bulunduğu ve banka bu yöntem doğrultusunda hareket ettiği için, müşterinin e-posta hesabının güvenliğinden kaynaklanan sahte talimat nedeniyle bankanın sorumluluğu kabul edilmemiştir.
Bu karar son derece önemlidir.
Çünkü Yargıtay’ın yaklaşımı;
“Dolandırıcılık varsa banka mutlaka sorumludur.”
şeklinde değildir.
Banka gerekli objektif özeni göstermiş ve dolandırıcılık tamamen müşterinin kendi güvenlik alanından kaynaklanmışsa banka sorumluluktan kurtulabilir.
Bu nedenle her dosyanın teknik özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
12. Bankacılık İşlemleri Tüketici Hukuku Kapsamına Girebilir
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesinde “tüketici işlemi” açıkça tanımlanmış ve bankacılık sözleşmeleri de tüketici işlemleri arasında sayılmıştır.
Bu nedenle bankacılık işlemini ticari veya mesleki olmayan amaçlarla gerçekleştiren gerçek kişiler bakımından uyuşmazlık tüketici hukukunun kapsamına girebilir.
Buna karşılık şirket hesapları veya ticari faaliyet kapsamında kullanılan banka hesaplarından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme değerlendirmesi farklı olabilir ve ticaret mahkemeleri gündeme gelebilir.
Bu ayrım dava açılmadan önce özellikle incelenmelidir.
13. Dolandırıcılık Ceza Hukuku Bakımından da Suç Oluşturur
İnternet bankacılığı dolandırıcılığı yalnızca banka ile müşteri arasında bir tazminat uyuşmazlığı değildir.
Eylemin gerçekleştirilme şekline göre Türk Ceza Kanunu kapsamında;
TCK m.158 kapsamında bilişim sistemlerinin veya banka ve kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık,
TCK m.243 kapsamında bilişim sistemine girme,
TCK m.244 kapsamında sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme,
TCK m.245 kapsamında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması
suçları gündeme gelebilir.
Suç vasfı somut olayın gerçekleştirilme biçimine göre belirlenmektedir.
Nitekim Yargıtay’ın 2025 tarihli kararlarında bilişim sistemleri ve bankacılık altyapısı kullanılarak gerçekleştirilen dolandırıcılık eylemleri bakımından TCK m.158 kapsamındaki değerlendirmelerin devam ettiği görülmektedir.
Dolayısıyla mağdur açısından banka ile yürütülen tazminat süreci ile Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki ceza soruşturması birbirinden bağımsız şekilde yürütülebilir.
14. Dolandırıcılık Gerçekleştiğinde İlk Olarak Ne Yapılmalıdır?
Bu tür olaylarda zaman son derece önemlidir.
Dolandırıcılık fark edildiğinde mümkün olan en kısa sürede banka aranarak;
hesabın ve mobil bankacılığın bloke edilmesi,
kartların kapatılması,
para transferlerinin iptal veya iadesinin talep edilmesi,
şüpheli işlem bildirimi oluşturulması
sağlanmalıdır.
Ayrıca banka başvurusunun mutlaka kayıt altına alınması önemlidir.
Bunun yanında Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk birimlerine suç duyurusunda bulunulmalıdır.
Şüpheli işlemlerin gönderildiği IBAN’ların tespiti ve mümkünse paranın bulunduğu hesaplara hızlı şekilde bloke uygulanması, zararın azaltılması açısından önem taşıyabilir.
15. Hangi Deliller Toplanmalıdır?
İnternet bankacılığı dolandırıcılığı davalarında teknik deliller belirleyici öneme sahiptir.
Özellikle;
banka hesap hareketleri,
mobil bankacılık logları,
IP kayıtları,
cihaz ID bilgileri,
SMS gönderim kayıtları,
mobil uygulama aktivasyon kayıtları,
SIM kart değişiklik bilgileri,
çağrı merkezi görüşmeleri,
mobil bankacılık şifre değişiklik kayıtları,
işlem güvenlik ve fraud alarm kayıtları,
para transferlerinin gerçekleştirildiği hesap bilgileri
incelenmelidir.
Banka tarafından tutulan elektronik kayıtların bir kısmına müşterinin doğrudan ulaşması mümkün değildir.
Bu nedenle dava sırasında mahkeme aracılığıyla bankadan kayıtların celbi talep edilmesi çoğu zaman gereklidir.
16. Teknik Bilirkişi İncelemesi Neden Önemlidir?
İnternet bankacılığı uyuşmazlıklarının klasik banka hesap ekstresi üzerinden çözülebilmesi çoğu zaman mümkün değildir.
Örneğin bir dosyada bankanın;
“işlem SMS doğrulama koduyla gerçekleştirilmiştir”
şeklindeki savunması teknik olarak doğru olabilir.
Ancak bilirkişi;
mobil bankacılığa olaydan 10 dakika önce farklı bir cihazdan giriş yapıldığını,
müşterinin SIM kartında kısa süre önce değişiklik bulunduğunu,
işlemlerin olağan müşteri davranışından tamamen farklı olduğunu,
yüksek tutarlı kredinin hemen ardından paranın başka banka hesaplarına gönderildiğini
tespit edebilir.
Bu durumda banka güvenlik sisteminin neden alarm üretmediğinin araştırılması gerekir.
Dolayısıyla bilirkişi raporunun yalnızca “şifre doğru girilmiştir” tespitinden ibaret olması yeterli değildir.
Bankanın risk yönetim sistemlerinin ve işlem güvenliği yükümlülüklerinin de incelenmesi gerekir.
17. Bankaya Karşı Hangi Talepler İleri Sürülebilir?
Somut olayın özelliklerine göre banka aleyhine;
yetkisiz şekilde hesaptan çıkan paranın iadesi,
hukuka aykırı kullandırılan kredinin borç olmadığının tespiti,
kredi kartı veya nakit avans borcunun iptali,
mevduat alacağının tahsili,
faiz,
maddi zararların tazmini
gibi talepler gündeme gelebilir.
Hangi hukuki talebin ileri sürüleceği dolandırıcılığın yöntemine göre belirlenmelidir.
Örneğin mağdurun hesabındaki 500.000 TL’nin transfer edilmesi ile mağdur adına 500.000 TL kredi kullandırılıp bu paranın transfer edilmesi hukuken aynı nitelikte değildir.
İkinci durumda yalnızca paranın iadesi değil, kredi borcundan sorumlu olunmadığının tespiti de uyuşmazlığın konusu hâline gelebilir.
18. Bankanın “Şifre Paylaşıldı” Savunması Tek Başına Yeterli Değildir
Uygulamada bankalar tarafından en sık kullanılan savunma, müşterinin kişisel bankacılık bilgilerinin üçüncü kişilerin eline geçmiş olmasıdır.
Ancak güvenlik bilgilerinin ele geçirilmiş olması, bankanın özen borcunun sona erdiği anlamına gelmez.
Bankanın elektronik bankacılık sistemini tasarlarken tam da bu tür saldırı ihtimallerini öngörmesi gerekir.
Phishing, sosyal mühendislik, SIM swap ve zararlı yazılımlar bankacılık sektörü açısından olağanüstü ve öngörülemez riskler değildir.
Aksine günümüzde elektronik bankacılığın temel riskleri arasında bulunmaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlıkta;
yalnızca müşterinin hangi hatayı yaptığı değil,
bankanın bu hatanın finansal zarara dönüşmesini engellemek için hangi güvenlik sistemlerini oluşturduğu
da incelenmelidir.
Sonuç
İnternet bankacılığı dolandırıcılığında bankanın sorumluluğu her somut olayın teknik ve hukuki özelliklerine göre belirlenmektedir.
Ancak Türk hukukunda bankaların güven kurumu olarak kabul edilmesi nedeniyle bankalara ağır bir objektif özen yükümlülüğü yüklenmektedir.
Bankaların yalnızca kullanıcı adı, şifre veya SMS doğrulama kodunun doğru kullanılmasını sağlamaları yeterli değildir.
Bankalar aynı zamanda;
müşterinin kimliğini güvenilir biçimde doğrulamak,
olağan dışı işlemleri takip etmek,
şüpheli para transferlerini tespit etmek,
elektronik bankacılık sistemlerini güncel saldırılara karşı korumak,
işlemlerin inkâr edilemezliğini sağlayacak kayıtları tutmak
ve müşterinin malvarlığını üçüncü kişilerin hukuka aykırı müdahalelerine karşı korumak zorundadır.
BDDK düzenlemeleri de elektronik bankacılık hizmetlerinde güçlü kimlik doğrulama, işlem güvenliği ve sorumluluğun belirlenebilmesini sağlayan teknik mekanizmaların kurulmasını öngörmektedir.
Yargıtay uygulamasında da bankaların güven kurumu olması nedeniyle hafif kusurlarından dahi sorumlu tutulabildiği; buna karşılık müşterinin kusurunun somut biçimde ortaya konulması hâlinde müterafik kusur indirimi yapılabileceği kabul edilmektedir.
Bununla birlikte banka sorumluluğu mutlak değildir. Yargıtay’ın 2024 tarihli kararında görüldüğü üzere banka taraflar arasındaki yerleşik işlem usulüne ve objektif özen yükümlülüğüne uygun hareket etmiş, güvenlik ihlali tamamen müşterinin kontrol alanından kaynaklanmışsa bankanın sorumlu tutulmaması da mümkündür.
Bu nedenle internet bankacılığı dolandırıcılığı dosyalarında doğru hukuki değerlendirme yapılabilmesi için yalnızca hesap hareketlerinin değil; IP kayıtlarının, cihaz bilgilerinin, mobil bankacılık aktivasyon kayıtlarının, SMS ve çağrı merkezi kayıtlarının, fraud alarm sistemlerinin ve bankanın işlem güvenliği prosedürlerinin birlikte incelenmesi gerekir.
Sonuç olarak internet bankacılığı dolandırıcılığı yaşayan bir kişinin hesabından paranın üçüncü kişilerce çekilmiş olması, zararın her durumda müşterinin üzerinde kalacağı anlamına gelmemektedir. Bankanın elektronik bankacılık sistemini güvenli şekilde işletmediğinin, olağan dışı işlemleri engellemediğinin veya objektif özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin tespit edilmesi hâlinde uğranılan zararın bankadan tahsili hukuken mümkün olabilir.