Hastanın Rızası Olmadan Yapılan Tıbbi Müdahale Nedeniyle Hukuki ve Cezai Sorumluluk
Hastanın Rızası Olmadan Tıbbi Müdahale Nedir?
Hastanın rızası olmadan tıbbi müdahale, kişinin bedeni üzerinde teşhis, tedavi, ameliyat, enjeksiyon, ilaç uygulaması, kan alma, biyopsi, anestezi, estetik işlem, diş tedavisi, gebeliğin sonlandırılması, sterilizasyon, yoğun bakım işlemi, organ-doku işlemi veya benzeri herhangi bir tıbbi işlemin, hukuken geçerli onam alınmaksızın yapılmasıdır.
Türk hukukunda insan bedeni üzerinde yapılacak tıbbi müdahalenin temel şartlarından biri hastanın rızasıdır. Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu; tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını ve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağını düzenler.
Hasta Hakları Yönetmeliği de tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının gerektiğini, hasta küçük veya kısıtlı ise veli ya da vasisinden izin alınacağını, rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılmasının esas olduğunu açıkça belirtir.
Bu nedenle “doktor uygun gördü”, “hastane prosedürü böyle”, “hasta zaten tedavi olmak için geldi” veya “sonuç başarılı oldu” gibi gerekçeler tek başına rızasız müdahaleyi hukuka uygun hale getirmez. Tıbbi müdahale başarılı olsa dahi, hasta yeterince bilgilendirilmeden veya rızası alınmadan yapılmışsa hukuki ve cezai sorumluluk gündeme gelebilir.
Tıbbi Müdahalede Rıza Neden Gereklidir?
Tıbbi müdahale, çoğu zaman kişinin beden bütünlüğüne doğrudan temas eder. Ameliyat, iğne, anestezi, diş çekimi, kan alma, endoskopi, biyopsi, estetik işlem veya ilaç uygulaması, kişinin vücudu üzerinde sonuç doğurur. Bu nedenle tıp hukuku yalnızca hekimin bilgi ve becerisine değil, hastanın kendi bedeni hakkında karar verme hakkına da önem verir.
Rıza, hastanın kendi bedeni üzerinde karar verme hakkının görünümüdür. Hasta, tedavinin faydasını ve riskini öğrenme, tedaviyi kabul etme, reddetme veya daha sonra vazgeçme hakkına sahiptir. Hasta Hakları Yönetmeliği, acil ve hayati haller dışında rızanın her zaman geri alınabileceğini; rızanın geri alınmasının hastanın tedaviyi reddetmesi anlamına geldiğini de düzenler.
Burada önemli olan nokta şudur: Hastanın rızası, yalnızca imza değildir. Hastanın neye rıza verdiğini bilmesi gerekir. Bu nedenle “aydınlatılmış onam” kavramı, tıbbi müdahalede rızanın merkezinde yer alır. Hasta ameliyatın adını, amacını, risklerini, alternatiflerini ve sonuçlarını bilmiyorsa, imzalanmış bir form hukuken her zaman yeterli olmayabilir.
Aydınlatılmış Onam Nedir?
Aydınlatılmış onam, hastanın yapılacak tıbbi müdahale hakkında yeterli, anlaşılır ve somut bilgiye sahip olduktan sonra özgür iradesiyle karar vermesidir. Bu süreçte hastaya müdahalenin amacı, yöntemi, muhtemel faydaları, riskleri, komplikasyonları, alternatif tedavi seçenekleri, tedaviyi reddetmesi halinde doğabilecek sonuçlar ve iyileşme süreci açıklanmalıdır.
Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde de sağlık alanındaki bir müdahalenin, ilgili kişinin özgürce ve bilgilendirilmiş şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği; kişiye müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri hakkında önceden uygun bilgi verileceği ve kişinin muvafakatini her zaman serbestçe geri alabileceği düzenlenmiştir. Danıştay kararlarında da bu sözleşme ve iç hukuk kuralları birlikte değerlendirilerek tıbbi müdahalede bilgilendirilmiş rızanın önemi vurgulanmaktadır.
Aydınlatma, hastanın anlayabileceği dille yapılmalıdır. Hastaya yalnızca tıbbi terimlerle konuşmak, riski küçümsemek, “merak etmeyin bir şey olmaz” demek veya ameliyat sabahı aceleyle matbu form imzalatmak yeterli değildir. Hasta yaşlıysa, okuma yazması sınırlıysa, yabancı dil konuşuyorsa veya stres altındaysa, bilgilendirme buna uygun şekilde yapılmalıdır.
Örneğin estetik ameliyat yapılacak hastaya yalnızca “burun estetiği yapılacak” demek yeterli değildir. Burun şeklinin garanti edilemeyeceği, revizyon ihtimali, nefes alma sorunları, asimetri, iz, kanama, enfeksiyon ve iyileşme süreci anlatılmalıdır. Aynı şekilde diş implantı yapılacak hastaya sinir hasarı, implantın tutmama ihtimali, kemik ihtiyacı, enfeksiyon ve alternatif tedaviler açıklanmalıdır.
Rıza Formu İmzalanması Her Zaman Yeterli midir?
Hayır. Rıza formu önemli bir delildir; ancak tek başına her zaman yeterli değildir. Özellikle matbu, genel, kişiye özel olmayan ve işlem risklerini somut şekilde açıklamayan formlar uyuşmazlık halinde yetersiz görülebilir.
Rıza formunun geçerli olabilmesi için hastanın hangi işleme rıza verdiği açık olmalıdır. Formda müdahalenin adı, riskleri, alternatifleri, hastaya yapılan açıklamalar, tarih, saat, hasta imzası, hekim imzası ve gerekiyorsa tercüman veya tanık bilgileri bulunmalıdır. Büyük ameliyatlarda yazılı rıza ayrıca önemlidir. 1219 sayılı Kanun’un 70. maddesi, hekimlerin ve diş hekimlerinin yapacakları her türlü ameliyat için hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin önceden muvafakatini almaları gerektiğini; büyük cerrahi işlemler için bu muvafakatin yazılı olmasının zorunlu olduğunu düzenler.
Ancak hasta formu imzalamış olsa bile, formun içeriği hastaya açıklanmamışsa, hasta baskı altında imzalamışsa, form ameliyat sonrası imzalatılmışsa, hastaya yanlış bilgi verilmişse veya form başka bir işleme ilişkinse rızanın geçerliliği tartışılır.
Rızanın Kapsamı Nedir?
Hastanın verdiği rıza, belirli bir tıbbi müdahale için geçerlidir. Hasta apandisit ameliyatına rıza vermişse, bu rıza kural olarak tüm başka işlemleri sınırsız şekilde kapsamaz. Hasta burun estetiğine rıza vermişse, hekim bu rızaya dayanarak hastanın onayı olmadan başka bir estetik müdahale yapamaz.
Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın verdiği rızanın tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri kapsayabileceğini; ancak tıbbi müdahalenin hasta tarafından verilen rızanın sınırları içinde olması gerektiğini düzenler. Yönetmelik ayrıca, müdahale sırasında işlemin genişletilmesi zorunlu hale gelir ve müdahale genişletilmezse hastanın bir organının kaybı veya fonksiyonunu yerine getirememesi gibi tıbbi zaruret doğarsa, rıza aranmaksızın müdahalenin genişletilebileceğini belirtir.
Bu düzenleme önemlidir. Örneğin ameliyat sırasında beklenmeyen ve hayati risk oluşturan bir kanama tespit edilirse, hekimin hayat kurtarıcı ek müdahalede bulunması gerekebilir. Ancak acil ve zorunlu olmayan, önceden planlanabilecek, hastanın tercihine bağlı veya estetik nitelikli ek işlemler için ayrıca rıza alınmalıdır.
Rızanın Geçerli Olması İçin Hangi Şartlar Aranır?
Rızanın geçerli olması için öncelikle hasta ayırt etme gücüne sahip olmalı ve kararını özgür iradesiyle vermelidir. Hasta ağır ilaç etkisi altındaysa, bilinci kapalıysa, yoğun ağrı veya panik içindeyse, neye imza attığını anlayamayacak durumdaysa, alınan rıza tartışmalı hale gelir.
İkinci şart, hastanın yeterli şekilde aydınlatılmış olmasıdır. Hasta işlem hakkında bilgilendirilmeden imza atmışsa, bu imza hukuken güçlü bir rıza oluşturmayabilir. Hasta Hakları Yönetmeliği, rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılmasını esas kabul eder.
Üçüncü şart, rızanın hukuka ve ahlaka aykırı olmamasıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği, hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rızanın hükümsüz olduğunu ve böyle bir rızaya dayanılarak müdahalede bulunulamayacağını düzenler.
Dördüncü şart, rızanın belirli ve somut olmasıdır. “Her türlü müdahaleyi kabul ediyorum” şeklindeki genel ifadeler, özellikle riskli veya geri dönüşsüz işlemler bakımından yeterli olmayabilir. Hangi işlem yapılacaksa o işleme özgü onam alınmalıdır.
Acil Hallerde Rıza Aranır mı?
Acil haller, tıbbi müdahalede rıza kuralının en önemli istisnasıdır. Hasta bilincini kaybetmiş, hayati tehlike içinde, ağır kanamalı, solunum yetmezliği yaşayan, kalp krizi geçiren, trafik kazası sonucu şuursuz veya derhal müdahale edilmezse hayati organlarından biri zarar görecek durumda olabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı, hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde rıza şartı aranmaz. Ayrıca kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediğinde hayatı veya hayati organlarından biri tehdit altına girecekse izin şartı aranmaz.
Bu istisna sınırsız değildir. Acil hal varsa hekim gerekli hayat kurtarıcı müdahaleyi yapabilir. Ancak acil durum ortadan kalktıktan sonra, devam eden tedaviler için hasta veya kanuni temsilci bilgilendirilmeli ve mümkünse rıza süreci işletilmelidir. Ayrıca acil müdahale gerekçesi hasta dosyasına açıkça yazılmalıdır.
Örneğin trafik kazası sonrası bilinci kapalı hastaya kanama durdurma ameliyatı yapılması için yakınlarının gelmesi beklenmeyebilir. Fakat aynı hastanın acil olmayan estetik veya tercihe bağlı işlemleri, acil müdahale bahanesiyle rızasız yapılamaz.
Küçük ve Kısıtlı Hastalarda Rıza
Hasta küçükse veya kısıtlıysa kural olarak veli veya vasiden izin alınır. Hasta Hakları Yönetmeliği, küçük veya kısıtlı hastada rızanın veli veya vasi tarafından verileceğini; kanuni temsilcinin olmadığı, hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün bulunmadığı hallerde rıza şartının aranmayacağını belirtir.
Ancak küçük hastanın tamamen iradesiz kabul edilmesi de doğru değildir. Özellikle yaşı ve olgunluğu itibarıyla anlayabilecek durumdaki çocuklara yapılacak işlem uygun şekilde açıklanmalı ve çocuk mümkün olduğunca sürece dahil edilmelidir. Çocuğun yüksek yararı esastır.
Kanuni temsilci tıbben zorunlu müdahaleye rıza vermezse, bazı hallerde mahkeme kararı gerekebilir. Fakat mahkeme kararını beklemek çocuğun hayatını veya hayati organını tehlikeye sokacaksa, acil müdahale istisnası gündeme gelir. Bu durum özellikle kan nakli, acil ameliyat, yoğun bakım ve ağır enfeksiyon gibi hallerde önemlidir.
Tedaviyi Reddetme ve Rızayı Geri Alma Hakkı
Hasta, kural olarak tedaviyi reddedebilir veya verdiği rızayı geri alabilir. Bu hak, kişinin kendi bedeni üzerinde karar verme hakkının doğal sonucudur. Hasta Hakları Yönetmeliği, hayatı veya hayati organları tehdit eden acil haller dışında rızanın her zaman geri alınabileceğini ve rızanın geri alınmasının tedaviyi reddetme anlamına geldiğini düzenler.
Tedaviyi reddeden hastaya, bu kararının tıbbi sonuçları açıklanmalıdır. Hekim, hastaya tedavinin yapılmaması halinde hangi risklerin doğacağını anlatmalı ve bunu kayıt altına almalıdır. Hasta bilgilendirildikten sonra tedaviyi reddediyorsa, kural olarak bu iradeye saygı gösterilmelidir.
Ancak tedaviyi reddetme hakkı ile hekimin acil müdahale yükümlülüğü dengelenmelidir. Hasta bilinci kapalıysa veya karar verme gücü yoksa ve derhal müdahale edilmezse ölüm ya da ağır zarar doğacaksa rıza aranmaksızın müdahale yapılabilir. Bu nedenle her olayda hastanın karar verme kapasitesi, aciliyet, tıbbi zorunluluk ve müdahalenin kapsamı birlikte değerlendirilir.
Rızasız Tıbbi Müdahale Hangi Örneklerde Görülür?
Rızasız tıbbi müdahale çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Hastaya onam alınmadan ameliyat yapılması, ameliyat sırasında rıza kapsamı dışında ek işlem yapılması, estetik operasyonun hastanın kabul ettiği plandan farklı uygulanması, diş tedavisinde hastanın onayı olmadan sağlam dişlerin kesilmesi veya çekilmesi, doğumda rızaya aykırı işlem yapılması, sterilizasyon veya gebeliğin sonlandırılması işlemlerinde gerekli rızaların alınmaması buna örnektir.
Hasta Hakları Yönetmeliği, sterilizasyon ve gebeliğin sona erdirilmesi hallerinde hastanın rızası yanında evli ise eşinin de rızasının gerektiğini düzenler. Bu tür işlemler geri dönüşsüz veya ağır kişisel sonuçlar doğurabileceğinden rıza şartı daha hassas değerlendirilir.
Rızasız müdahale yalnızca büyük ameliyatlarda olmaz. Hastaya açıklama yapılmadan biyopsi alınması, kan alınması, ilaç enjekte edilmesi, sedasyon uygulanması, tıbbi araştırmaya dahil edilmesi veya fotoğraf/video kaydı alınarak eğitim/tanıtım amacıyla kullanılması da somut olaya göre hukuki sorun doğurabilir.
Tıbbi Araştırmalarda Rıza
Tıbbi araştırmalar, deneysel tedaviler ve klinik çalışmalar bakımından rıza çok daha sıkı değerlendirilir. Hasta Hakları Yönetmeliği, hiç kimsenin Bakanlık izni ve kendi rızası bulunmaksızın tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı tıbbi müdahale konusu yapılamayacağını; tıbbi araştırmalarda beklenen tıbbi fayda ve toplum menfaatinin, gönüllünün hayatı ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamayacağını düzenler.
Bu nedenle hasta, rutin tedavi aldığını düşünürken araştırmaya dahil edilmişse, deneysel ilaç veya yöntem uygulanmışsa, araştırmanın niteliği açıklanmamışsa veya gönüllü olur formu usule uygun alınmamışsa ağır hukuki ve cezai sorumluluk doğabilir.
Araştırma rızası ayrıca tedavi rızasından farklıdır. Hasta bir ameliyata veya tedaviye rıza vermiş olabilir; ancak bu, araştırma amacıyla verilerinin, dokularının veya görüntülerinin kullanılmasına otomatik rıza verdiği anlamına gelmez.
Rızasız Müdahalenin Hukuki Sonuçları
Hastanın rızası olmadan yapılan tıbbi müdahale hukuka aykırı fiil niteliği taşıyabilir. Türk Borçlar Kanunu m.49’a göre kusurlu ve hukuka aykırı fiille başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı Kanun’un bedensel zarar hükümleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılması gibi zarar kalemlerini düzenler.
Rızasız müdahale sonucunda hasta bedensel zarar görmüşse; ek tedavi giderleri, yeniden ameliyat masrafları, ilaç giderleri, rehabilitasyon, bakıcı giderleri, iş göremezlik, gelir kaybı, mesleki kayıp ve ekonomik gelecek zararı talep edilebilir. Müdahale bedensel zarar doğurmamış olsa bile, kişinin kendi bedeni üzerinde karar verme hakkı ihlal edildiğinden manevi tazminat gündeme gelebilir.
Türk Borçlar Kanunu m.56, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde hâkimin olayın özelliklerine göre manevi tazminata hükmedebileceğini; ağır bedensel zarar veya ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat verilebileceğini düzenler.
Özel Hastanede Rızasız Müdahale
Rızasız müdahale özel hastanede, özel klinikte, tıp merkezinde, estetik merkezinde, diş kliniğinde veya özel muayenehanede meydana gelmişse özel hukuk sorumluluğu gündeme gelir. Özel hastane yalnızca işlemi yapan hekimin değil; aydınlatma sürecini, onam formlarını, hasta kayıtlarını, ameliyathane organizasyonunu, hemşirelik hizmetini ve kurumsal hasta güvenliği sistemini de sağlamakla yükümlüdür.
Özel hastane “form imzalandı” savunması yapabilir. Ancak formun gerçekten işlemden önce imzalanıp imzalanmadığı, hastaya açıklama yapılıp yapılmadığı, formun somut işleme uygun olup olmadığı, risklerin yazılı olup olmadığı, hastanın dili ve anlayış düzeyi, hastaya yeterli düşünme süresi verilip verilmediği incelenmelidir.
Özel sağlık hizmeti ücret karşılığı alındığı için somut olaya göre sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, tüketici hukuku ve malpraktis sorumluluğu birlikte gündeme gelebilir. Estetik ameliyat, diş tedavisi, saç ekimi, tüp bebek ve obezite cerrahisi gibi alanlarda hastaya vaat edilen işlemle yapılan işlem farklıysa, rıza kapsamı ayrıca önem kazanır.
Devlet Hastanesinde Rızasız Müdahale
Rızasız tıbbi müdahale devlet hastanesinde, şehir hastanesinde, eğitim ve araştırma hastanesinde veya kamu üniversitesi hastanesinde yapılmışsa çoğu durumda idare hukuku kapsamında değerlendirilir. Kamu hastanesinde sunulan sağlık hizmeti kamu hizmetidir. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hukuka aykırı şekilde işlemesi halinde idarenin hizmet kusuru gündeme gelir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13’e göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin, dava açmadan önce eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekir; talebin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde dava açılabilir.
Bu nedenle kamu hastanesindeki rızasız müdahale dosyalarında doğrudan adli yargıda dava açmak yerine, olayın niteliğine göre ilgili idareye başvuru ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası yolu değerlendirilmelidir. Başvuruda müdahalenin tarihi, yapılan işlem, rızanın neden bulunmadığı, doğan zarar, talep edilen kayıtlar ve tazminat kalemleri açıkça yazılmalıdır.
Rızasız Tıbbi Müdahalenin Cezai Sorumluluğu
Rızasız tıbbi müdahale ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilir. Türk Ceza Kanunu m.26, kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmeyeceğini düzenler. Bu hüküm, geçerli rızanın bazı hallerde hukuka uygunluk sebebi olabileceğini gösterir.
Eğer geçerli rıza yoksa, tıbbi müdahale somut olaya göre kasten yaralama, taksirle yaralama, görevi kötüye kullanma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, çocuk düşürtme, kısırlaştırma veya özel hayatın gizliliği gibi farklı suç tipleri bakımından değerlendirilebilir. Hangi suçun oluşacağı, müdahalenin türüne, hekimin kastına, zararın ağırlığına ve olayın koşullarına göre belirlenir.
TCK m.86, kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişinin cezalandırılacağını düzenler. Tıbbi müdahale geçerli rıza ve hukuka uygunluk şartları olmadan yapılmışsa, özellikle bedensel zarar doğuran işlemler bakımından ceza hukuku değerlendirmesi yapılabilir.
Ancak sağlık meslek mensuplarının tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak ceza soruşturmalarında özel usuller de vardır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek Madde 18’e göre kamu veya özel sağlık kurumlarında görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır ve soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.
Rızasız Müdahalede Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
Rızasız tıbbi müdahale nedeniyle hasta maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat kapsamında yapılan müdahale nedeniyle oluşan tedavi giderleri, yeniden ameliyat masrafları, ilaç giderleri, rehabilitasyon, psikolojik destek, bakıcı gideri, iş gücü kaybı, gelir kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması ve müdahale için ödenen ücretin iadesi istenebilir.
Manevi tazminat ise bu tür dosyalarda çok önemlidir. Çünkü hasta yalnızca bedensel zarar görmemiş olabilir; aynı zamanda kendi bedeni üzerinde karar verme hakkı ihlal edilmiştir. Kişinin istemediği bir ameliyata, istemediği bir estetik işleme, istemediği bir diş çekimine veya istemediği bir tıbbi uygulamaya maruz kalması ağır manevi zarar doğurabilir.
Örneğin hasta rahminde belirli bir operasyon yapılmasına rıza göstermişken rızası dışında kısırlık doğuracak işlem yapılmışsa, yalnızca tedavi gideri değil, kişilik hakkı, aile hayatı, üreme hakkı ve manevi bütünlük açısından ağır zarar tartışılır. Hasta estetik işlem için sınırlı müdahaleye rıza vermişken daha geniş ve geri dönüşsüz işlem yapılmışsa, özgüven, sosyal yaşam ve psikolojik zarar tazminat hesabında önem kazanır.
Rıza Olmadan Müdahale Nasıl İspatlanır?
Rızasız tıbbi müdahale davalarında ispatın temeli hasta dosyasıdır. Hasta veya yakını; onam formları, ameliyat notu, anestezi formu, hemşire gözlem kayıtları, epikriz, muayene notları, konsültasyon kayıtları, işlem öncesi ve sonrası fotoğraflar, fatura, ödeme dekontu, WhatsApp yazışmaları, randevu kayıtları ve varsa kamera kayıtlarını istemelidir.
Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık durumuna ilişkin dosya ve kayıtları doğrudan veya vekili aracılığıyla inceleyip suret alma hakkını düzenlediğinden, sağlık kuruluşu hasta dosyasını paylaşmaktan kaçınamaz.
İspat bakımından şu sorular önemlidir: Onam formu var mı? Form hangi tarihte ve saatte imzalanmış? Form yapılacak işleme özgü mü? Hastaya riskler anlatılmış mı? Hasta yabancı ise tercüman var mı? Hasta küçük veya kısıtlı ise veli/vasi onayı var mı? İşlem, verilen rızanın sınırlarını aşmış mı? Acil hal iddiası varsa gerçekten hayati risk var mı? Bu sorular bilirkişi ve mahkeme değerlendirmesinde belirleyici olur.
Bilirkişi Raporunun Önemi
Rızasız tıbbi müdahale dosyalarında bilirkişi raporu iki yönlü önem taşır. İlk olarak, yapılan müdahalenin tıp kurallarına uygun olup olmadığı incelenir. İkinci olarak, müdahalenin rıza kapsamında olup olmadığı, acil ve zorunlu genişletme şartlarının bulunup bulunmadığı ve hastaya yeterli aydınlatma yapılıp yapılmadığı değerlendirilir.
Bilirkişi şu sorulara cevap vermelidir: Yapılan işlem nedir? Hasta hangi işleme rıza vermiştir? İşlem verilen rızanın sınırlarını aşmış mıdır? Müdahale sırasında acil tıbbi zorunluluk doğmuş mudur? Müdahale genişletilmezse hastanın organ kaybı veya hayati tehlikesi söz konusu olur muydu? Hastaya riskler ve alternatifler anlatılmış mıdır? Onam formu somut müdahaleye uygun mudur? Rızasız işlem nedeniyle hastada maddi veya manevi zarar doğmuş mudur?
Eksik bilirkişi raporlarına itiraz edilmelidir. Özellikle yalnızca “işlem tıbben başarılıdır” denilmesi yeterli değildir. Rızasız müdahale davalarında mesele her zaman işlemin başarılı olup olmaması değildir; hastanın kendi bedeni hakkında karar verme hakkının ihlal edilip edilmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
Hasta veya Yakınları Ne Yapmalıdır?
Hastanın rızası olmadan tıbbi müdahale yapıldığı düşünülüyorsa ilk adım, tüm hasta dosyasının yazılı olarak istenmesidir. Onam formları, ameliyat notu, anestezi kayıtları, epikriz, işlem öncesi muayene kayıtları ve yapılan işleme ilişkin tüm belgeler alınmalıdır.
İkinci adım, olay kronolojisini çıkarmaktır. Hasta hangi şikâyetle başvurdu? Kendisine ne söylendi? Hangi işleme rıza verdi? Hangi işlem yapıldı? Rıza formu ne zaman imzalandı? İşlemden sonra ne öğrendi? Zarar ne zaman ortaya çıktı? Bu kronoloji, hukuki değerlendirme için önemlidir.
Üçüncü adım, özel hastane-devlet hastanesi ayrımını doğru yapmaktır. Özel hastanede özel hukuk, sözleşme sorumluluğu, tüketici hukuku ve tazminat davası; devlet hastanesinde idareye başvuru ve tam yargı davası gündeme gelir.
Dördüncü adım, ceza süreci değerlendirilmelidir. Rızasız müdahale bedensel zarar, organ kaybı, kalıcı sakatlık, kısırlık, ölüm veya ağır kişilik hakkı ihlali doğurmuşsa savcılık başvurusu ve Mesleki Sorumluluk Kurulu süreci gündeme gelebilir.
Sonuç: Hastanın Rızası Tıbbi Müdahalenin Temel Hukuki Şartıdır
Hastanın rızası olmadan yapılan tıbbi müdahale, Türk hukukunda hem hasta hakları hem özel hukuk hem idare hukuku hem de ceza hukuku bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir. Kural olarak kişi, kendi bedeni üzerinde yapılacak müdahaleye ilişkin karar verme hakkına sahiptir. Bu hak, Anayasa’nın vücut bütünlüğünü koruyan hükümleri, Hasta Hakları Yönetmeliği, 1219 sayılı Kanun, Biyotıp Sözleşmesi ve genel hukuk ilkeleriyle korunmaktadır.
Geçerli rıza yalnızca imzadan ibaret değildir. Hastanın yapılacak işlem hakkında yeterli, anlaşılır ve somut şekilde bilgilendirilmesi; riskleri, alternatifleri ve sonuçları öğrenmesi; özgür iradesiyle karar vermesi gerekir. Acil ve hayati zorunluluk halleri dışında hastanın rızası olmadan yapılan müdahale hukuka aykırı kabul edilebilir.
Bu tür dosyalarda başarılı hukuki süreç; onam formu, hasta dosyası, ameliyat notu, anestezi kaydı, epikriz, yazışmalar, tanıklar, uzman görüşü ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesiyle mümkündür. Hasta, rızası dışında yapılan işlem nedeniyle tedavi giderleri, yeniden müdahale masrafları, iş göremezlik, ekonomik gelecek zararı ve manevi tazminat talep edebilir. Ağır bedensel zarar, organ kaybı veya ölüm halinde hasta yakınlarının da tazminat hakları gündeme gelir.