Deniz Ticaret Hukukunda Yat Alımı, Satımı ve Tescil Rejimi
MAVİ SULARIN HUKUKİ BİLMECESİ: TÜRK DENİZ HUKUKUNDA YAT KAVRAMI, SINIFLANDIRILMASI, TESCİLİ VE MÜLKİYETİN DEVRİ
Giriş
Deniz, tarih boyunca yalnızca ülkeler ve toplumlar arasında ulaşımı sağlayan bir alan değil; aynı zamanda ticaretin, turizmin, sporun, eğlencenin ve bireysel özgürlüğün önemli unsurlarından biri olmuştur. Bununla birlikte deniz üzerinde kullanılan araçların hukuki statüsü, dışarıdan göründüğünden çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Özellikle yatlar bakımından aracın teknik özellikleri, kullanım amacı, yolcu kapasitesi, ticari faaliyette kullanılıp kullanılmadığı, sicile kayıt durumu ve malikinin hukuki statüsü gibi birçok ölçüt bir arada değerlendirilmek zorundadır
Türk hukukunda yatlara ilişkin düzenlemeler tek bir kanunda toplanmamıştır. Türk Ticaret Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu, Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu, Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun, Deniz Turizmi Yönetmeliği, Gemilerin Teknik Yönetmeliği ve sicil uygulamasına ilişkin ikincil düzenlemeler yatların hukuki durumunu farklı yönlerden ele almaktadır. Bu durum, aynı deniz aracının bir düzenleme bakımından yat, başka bir düzenleme bakımından ticari yat, özel yat, gemi veya özel maksatlı gemi olarak değerlendirilmesine neden olabilmektedir.
Bu nedenle yatlara ilişkin bir hukuki inceleme yapılırken öncelikle yatın gemi niteliği, ardından özel veya ticari kullanım amacı, sonrasında tabi olduğu sicil rejimi ve nihayet yat üzerindeki mülkiyetin kazanılması, devri ve kaybedilmesi meseleleri değerlendirilmelidir.
I. TÜRK DENİZ HUKUKUNDA YATIN “GEMİ” NİTELİĞİ
Türk deniz ticareti hukukunun temel kavramı gemidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 931. maddesinin birinci fıkrasına göre tahsis edildiği amaç suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç, kendiliğinden hareket etme kabiliyetine sahip olmasa dahi gemi olarak kabul edilir.
Bu tanımda gemi sayılmak için üç temel unsur öne çıkmaktadır. Öncelikle aracın suda hareket etme amacıyla tahsis edilmiş olması, ikinci olarak yüzme özelliğine sahip bulunması ve son olarak denizcilik anlayışına göre “pek küçük” sayılmaması gerekir. Aracın kendi motoruna sahip olması veya kendiliğinden hareket edebilmesi zorunlu değildir. Başka bir araç tarafından çekilen ya da itilen deniz araçları da diğer şartları taşımaları hâlinde gemi olarak kabul edilebilir.
4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun’da da gemi kavramı geniş biçimde tanımlanmış ve kürekten başka bir araçla hareket edebilen her türlü deniz taşıtı bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bu düzenlemeler birlikte ele alındığında yatların; yüzme niteliğine sahip olmaları, suda hareket etmek üzere tasarlanmaları ve kural olarak pek küçük olmayan deniz araçları olmaları nedeniyle hukuken gemi niteliği taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Yatların gezi, spor veya eğlence amacıyla kullanılması, bunların gemi niteliğini ortadan kaldırmaz. Türk Ticaret Kanunu’nun 935. maddesinde, Kanun’un deniz ticaretine ilişkin bazı hükümlerinin ticaret gemisi olmayan gemiler hakkında da uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu kapsamda kaptanın sorumluluğu, gemi alacakları, çatma, kurtarma ve sorumluluğun sınırlandırılması gibi deniz ticareti hukukunun temel hükümleri, yalnızca gezinti, eğlence veya spor amacıyla kullanılan yatlar bakımından da uygulanabilmektedir.
Dolayısıyla bir yatın ticari faaliyette kullanılmaması, onu deniz ticareti hukukunun tamamen dışına çıkarmamaktadır. Özel kullanımda bulunan bir yat da karıştığı çatma, kurtarma faaliyeti, deniz kazası veya üçüncü kişilere verilen zararlar bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun gemilere ilişkin hükümlerine tabi olabilir.
II. YAT KAVRAMININ TANIMLANMASINDAKİ MEVZUAT FARKLILIKLARI
Yatların gemi sayılması konusunda önemli bir tereddüt bulunmamakla birlikte, hangi deniz araçlarının yat kabul edileceği ve bu yatların özel veya ticari olarak nasıl sınıflandırılacağı konusunda mevzuatta tam bir birlik bulunmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu yat kavramını ayrıca tanımlamak yerine gemi ve ticaret gemisi kavramları üzerinden bir sistem kurmuştur. Kanuna göre suda ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılan veya fiilen böyle bir amaçla işletilen gemiler ticaret gemisi sayılır. Buna göre ücret karşılığında yolcu taşıyan, kiraya verilen, turizm faaliyetinde kullanılan veya başka bir ekonomik menfaat elde etmek amacıyla işletilen yatlar kural olarak ticaret gemisi niteliğindedir.
Buna karşılık yatın malikinin ve yakınlarının kişisel gezi, spor veya eğlence amacıyla kullandığı, üçüncü kişilere ücret karşılığı tahsis edilmeyen ve ekonomik gelir elde etme amacı taşımayan yatlar özel yat niteliğinde değerlendirilir.
Ancak özel ve ticari yat ayrımının yapılmasında yalnızca yatın sicilde yazılı niteliği yeterli değildir. Yatın fiilen nasıl kullanıldığı da dikkate alınmalıdır. Özel yat olarak kayıtlı bir deniz aracının düzenli olarak ücret karşılığında kiralanması, yolcu taşıması veya turizm faaliyetinde kullanılması hâlinde, sicildeki kayıt ile fiilî kullanım arasında uyumsuzluk ortaya çıkar. Böyle bir durumda idari yaptırımların, vergi yükümlülüklerinin, sigorta sorunlarının ve hukuki sorumluluğun gündeme gelmesi mümkündür.
1. Turizmi Teşvik Kanunu Bakımından Yat
2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, yatları kullanım amacı üzerinden ele almakta ve özel kullanımda bulunan yatlarla ticari faaliyette bulunmaya yetkili yatlar arasında ayrım yapmaktadır. Bununla birlikte Kanun’da yatın bütün unsurlarını kapsayan bağımsız ve ayrıntılı bir tanım bulunmamaktadır.
Turizm mevzuatındaki temel yaklaşım, ticari yatların turizm işletmeciliği kapsamında değerlendirilmesi ve bu faaliyetlerin izin, belge, denetim ve işletme koşullarına bağlanmasıdır. Böylece yalnızca deniz aracının yapısı değil, aracın turizm faaliyeti içerisinde nasıl kullanıldığı da önem kazanmaktadır.
2. Deniz Turizmi Yönetmeliği Bakımından Yat
Deniz Turizmi Yönetmeliği’nde yat; gezi, spor ve eğlence amacıyla kullanılmaya uygun, yük veya yolcu gemisi ya da balıkçı gemisi niteliğinde olmayan, kamarası, tuvaleti ve mutfağı bulunan deniz aracı olarak tanımlanmaktadır. Yönetmelikte ayrıca yatın taşıyabileceği yolcu sayısının on ikiyi geçmemesi esas alınmıştır.
Bu tanım, yatın yalnızca dış görünüşü veya sektörel adlandırması üzerinden değil, kullanım amacı ve teknik donanımı üzerinden belirlenmesini gerektirmektedir. Buna göre bir deniz aracının yat olarak kabul edilebilmesi için gezi ve eğlenceye uygun olması yeterli olmayıp, konaklamaya ve temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasına elverişli bir yapısının bulunması da aranabilmektedir.
3. Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu Bakımından Ticari Yat
4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu, ticari yat kavramını farklı bir yolcu kapasitesi üzerinden düzenlemiştir. Kanuna göre yat tipinde inşa edilmiş, gezi ve spor amacıyla kullanılan, yük veya yolcu gemisi niteliğinde bulunmayan, taşıyacağı yatçı sayısı otuz altıyı geçmeyen, turizm şirketi envanterine kayıtlı olan ve tonilato belgesinde “ticari yat” ibaresi bulunan deniz araçları ticari yat olarak kabul edilmektedir.
Bu tanımda yatın teknik görünümü kadar işletme yapısı da önem taşımaktadır. Deniz aracının bir turizm şirketinin envanterine kayıtlı bulunması ve resmi belgelerinde ticari yat olarak gösterilmesi gerekmektedir.
4. Gemilerin Teknik Yönetmeliği Bakımından Yat
Gemilerin Teknik Yönetmeliği, ticari yatların teknik yeterliliklerini, güvenlik koşullarını ve yolcu kapasitesini düzenlemektedir. Yönetmelikte ticari yatlarda yolcu kapasitesinin en fazla otuz altı olabileceği, liman seferleri dışında taşınabilecek kişi sayısının yatak kapasitesiyle sınırlı tutulacağı kabul edilmektedir.
Bu düzenleme, yolcu kapasitesinin yalnızca hukuki bir sınıflandırma ölçütü olmadığını, aynı zamanda can ve mal güvenliği bakımından teknik bir sınır oluşturduğunu göstermektedir.
5. Mevzuat Farklılıklarının Uygulamaya Etkisi
Bir düzenlemede on iki, başka bir düzenlemede otuz altı kişilik kapasite sınırının benimsenmiş olması, ilk bakışta çelişki izlenimi doğurmaktadır. Ancak her düzenlemenin amacı ve uygulama alanı farklıdır. Deniz Turizmi Yönetmeliği turizm faaliyetlerinin yürütülmesini ve işletme koşullarını düzenlerken, Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu belirli gemi ve yatların özel bir sicile kaydedilmesine ilişkin şartları belirlemektedir. Gemilerin Teknik Yönetmeliği ise emniyet ve teknik yeterlilik esaslarına odaklanmaktadır.
Bu nedenle bir yatın hukuki durumu belirlenirken yalnızca tek bir mevzuat hükmüne bakılması yeterli değildir. Yatın boyu, gros tonajı, yolcu kapasitesi, kullanım amacı, işletme biçimi, sicil kaydı, inşa yeri ve malikinin hukuki statüsü birlikte değerlendirilmelidir.
Sektörde kullanılan “motor yat”, “yelkenli yat”, “süper yat” veya “mega yat” gibi ifadeler çoğu zaman teknik ya da ticari sınıflandırmalardır. Bu adlandırmaların her zaman kanuni bir karşılığı bulunmamaktadır. Özellikle süper yat ve mega yat ifadeleri, yatın büyüklüğünü ve lüks seviyesini anlatmak için kullanılmakla birlikte, tek başına hukuki statüyü belirlememektedir.
III. YATLARIN TÜRK ULUSLARARASI GEMİ SİCİLİNE TESCİLİ
Türk denizciliğinin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak ve Türk bayrağının kullanımını teşvik etmek amacıyla 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile Türk Uluslararası Gemi Sicili kurulmuştur. TUGS, milli gemi siciline alternatif ve teşvik edici bir sicil sistemi olarak düzenlenmiştir.
Yatların TUGS’a kaydedilebilmesi için yalnızca gemi niteliği taşımaları yeterli değildir. Kanunda öngörülen teknik, ekonomik ve hukuki şartların da yerine getirilmesi gerekir.
1. TUGS Bakımından Ticari Yatın Unsurları
4490 sayılı Kanun’a göre bir deniz aracının ticari yat olarak kabul edilebilmesi için yat tipinde inşa edilmiş olması, yalnızca gezi ve spor amacıyla kullanılması, yük veya yolcu gemisi niteliğinde bulunmaması, taşıdığı yatçı sayısının otuz altıyı geçmemesi, turizm şirketi envanterinde kayıtlı bulunması ve tonilato belgesinde ticari yat ibaresine yer verilmesi gerekir.
Bu şartlar kümülatif niteliktedir. Başka bir ifadeyle şartlardan yalnızca bir kısmının bulunması, deniz aracının Kanun bakımından ticari yat olarak değerlendirilmesi için yeterli değildir.
Kanun, Turizmi Teşvik Kanunu’nun yat turizmine ilişkin hükümlerini saklı tutmuştur. Bu nedenle TUGS’a tescil edilmiş olmak, turizm mevzuatından kaynaklanan izin ve yükümlülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ticari yat işletmeciliği yapılacaksa hem sicil mevzuatına hem de turizm mevzuatına uyulması gerekir.
2. Tescile Yetkili Makam ve Tescil Talebinde Bulunabilecek Kişiler
Türk Uluslararası Gemi Sicili İstanbul’da kurulmuştur. İdari hizmetlerin daha hızlı ve etkin yürütülebilmesi amacıyla farklı yerlerde irtibat büroları oluşturulması mümkündür.
Kanun, TUGS’a tescil talebinde bulunabilecek kişiler bakımından geniş bir düzenleme benimsemiştir. Türkiye’de yerleşik Türk vatandaşları ile Türkiye’de yerleşik yabancı gerçek kişiler, kendi mülkiyetlerinde bulunan ve gerekli şartları taşıyan yatların tescilini isteyebilir. Bunun yanında Türk mevzuatına göre kurulmuş şirketler de mülkiyetlerinde bulunan ticari yatları TUGS’a kaydettirebilir.
Yurt dışından finansal kiralama yoluyla temin edilen yatların da sicilin özel bir sütununa kaydedilmesi mümkündür. Finansal kiralama ilişkisinde yatın mülkiyeti ile işletme ve kullanım hakkı farklı kişilerde bulunabileceğinden, sicil kaydında bu ilişkinin açıkça gösterilmesi gerekir.
3. TUGS’a Kaydedilebilecek Yatlar
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Milli Gemi Siciline kayıtlı bulunan ve Kanun’daki ticari yat tanımını karşılayan yatların TUGS’a tescili mümkündür. Bunun yanında Türkiye’de inşa edilen ticari yatlar, kanunda öngörülen şartları taşımaları hâlinde boy veya tonaj sınırı olmaksızın sicile kaydedilebilir.
Yurt dışında inşa edilen ve Türkiye’ye ithal edilecek yatlar bakımından ise özel tonaj koşulları gündeme gelebilmektedir. Kanun’un gemi türleri ve tonaj kriterleriyle birlikte değerlendirilmesi, ithal edilecek yatın TUGS’a tescile uygun olup olmadığının somut olay özelinde incelenmesini gerektirir. Bu konuda yatın gros tonajı, inşa yeri, ithalat şekli ve kullanım amacı önem taşımaktadır.
Bu nedenle özellikle yurt dışından satın alınacak yüksek değerli yatlarda, satın alma sözleşmesi imzalanmadan önce yatın hangi sicile kaydedilebileceği, Türk bayrağı çekme şartlarını taşıyıp taşımadığı, ithalat ve vergi yükümlülükleri ile teknik uygunluk kriterleri araştırılmalıdır.
4. Sicil Kaydının Kapsamı ve Sicile Güven
TUGS kayıtları yatın teknik özelliklerini, mülkiyet durumunu ve yat üzerinde kurulmuş ayni hakları göstermektedir. Özellikle gemi ipoteği gibi teminat haklarının sicilde açıkça yer alması, yat finansmanı sağlayan banka ve diğer alacaklılar bakımından büyük önem taşır.
Sicil kaydının terkini, yat üzerinde hak sahibi olan kişilerin durumunu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle ipotekli bir yatın sicilden silinmesi, ipotekli alacaklının açık iznine bağlıdır. Böylece malik ile üçüncü kişiler arasında yapılacak işlemler nedeniyle alacaklının teminat hakkının ortadan kaldırılması önlenmektedir.
Sicil, deniz aracının yalnızca kimlik kaydını tutan idari bir kayıt sistemi değildir. Mülkiyetin, gemi ipoteğinin ve bazı diğer ayni hakların üçüncü kişiler tarafından öğrenilebilmesini sağlayan bir aleniyet aracıdır. Bu nedenle yat satın alacak kişinin satıştan önce sicil kaydını incelemesi, yat üzerinde ipotek, haciz, ihtiyati haciz, intifa hakkı veya tasarruf kısıtlaması bulunup bulunmadığını araştırması gerekir.
5. Türk Bayrağı Çekme Hakkı ve Kabotaj
Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilen yatlar, kanunda belirtilen şartlar çerçevesinde Türk Bayrağı çekme hakkını ve yükümlülüğünü kazanır. Türk bayrağı çekilmesi, yatın Türk hukukunun öngördüğü denetim, güvenlik, belgelendirme ve işletme kurallarına tabi olmasını beraberinde getirir.
Bununla birlikte Türk Bayrağı çekme hakkı ile kabotaj faaliyetinde bulunma hakkı aynı hukuki kavramlar değildir. Kabotaj hakkı, Türk limanları ve kıyıları arasında ticari faaliyette bulunma konusunda Türk vatandaşları ve Türk gemileri lehine tanınan özel bir imtiyazdır.
Türk Ticaret Kanunu bakımından Türk gemisi sayılma koşullarını taşımayan, ancak TUGS’a kaydedilerek Türk Bayrağı çeken bazı yatlar, kabotaj hükümlerinden yararlanamayabilir. Dolayısıyla bir yatın Türk Bayrağı çekmesi, her durumda Türkiye kıyılarında ticari yat işletmeciliği yapabileceği anlamına gelmez. Malik ve işletmecinin vatandaşlığı, şirketin ortaklık ve yönetim yapısı ile yatın fiilî kullanım biçimi ayrıca incelenmelidir.
IV. YAT MÜLKİYETİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Yatlar, sicile kayıtlı olup olmadıklarına bakılmaksızın eşya hukuku bakımından taşınır eşya niteliğindedir. Bununla birlikte ekonomik değerlerinin yüksek olması, uluslararası sularda kullanılabilmeleri ve sicile kaydedilmeleri nedeniyle sıradan taşınır eşyalardan farklı ve özel bir hukuki rejime tabi tutulmuşlardır.
Yat maliki, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yatı kullanma, ondan yararlanma, kiraya verme, işletme, devretme, üzerinde ipotek kurma ve yatı terk etme gibi tasarruf yetkilerine sahiptir. Malik, yatını haklı ve geçerli bir sebep olmaksızın elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açabilir. Yat üzerindeki mülkiyet hakkına yönelik haksız müdahalelerin önlenmesi amacıyla el atmanın önlenmesi davasına da başvurulabilir.
Ancak yat üzerindeki mülkiyet hakkının kapsamı Türk Medeni Kanunu’nun genel hükümlerine tabi olsa da, mülkiyetin kazanılması, devri ve kaybedilmesi bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun gemilere ilişkin özel hükümleri öncelikle uygulanır.
V. YAT MÜLKİYETİNİN DEVREN KAZANILMASI
Bir yatın satım veya başka bir sözleşme yoluyla devredilmesi, borçlandırıcı işlem ile tasarruf işlemi olmak üzere iki aşamalı bir hukuki yapı içerisinde gerçekleşir.
Borçlandırıcı işlem, satıcının yatın mülkiyetini devretme, alıcının ise satış bedelini ödeme borcu altına girdiği hukuki ilişkidir. Yat satış sözleşmesi bu aşamanın temelini oluşturur. Tasarruf işlemi ise tarafların satış sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmek amacıyla yatın mülkiyetini fiilen ve hukuken alıcıya geçirdikleri işlemdir.
Bu iki işlem birbirinden ayrıdır. Tarafların geçerli bir satış sözleşmesi yapması, tek başına yatın mülkiyetinin alıcıya geçtiği anlamına gelmez. Mülkiyetin geçebilmesi için kanunda öngörülen tasarruf işleminin ve gerekli şekil şartlarının da yerine getirilmesi gerekir.
1. Sicile Kayıtlı Yatların Devri
Türk Ticaret Kanunu’nun 1001. maddesine göre sicile kayıtlı bir yatın mülkiyetinin devredilebilmesi için tarafların mülkiyetin devri konusunda anlaşmaları ve yatın zilyetliğinin alıcıya geçirilmesi gerekir.
Mülkiyetin devrine ilişkin anlaşma yazılı olarak yapılmalı ve tarafların imzaları noter tarafından onaylanmalıdır. Alternatif olarak devir işlemi doğrudan gemi sicil müdürlüğü huzurunda gerçekleştirilebilir. Buradaki şekil şartı geçerlilik şartıdır. Bu nedenle yalnızca adi yazılı bir sözleşme düzenlenmesi veya tarafların sözlü biçimde anlaşması, sicile kayıtlı yatın mülkiyetini devretmeye yeterli değildir.
Yatın fiilen teslim edilmesi de tek başına mülkiyetin geçmesini sağlamaz. Noter onaylı ayni sözleşme veya sicil müdürlüğü önünde yapılmış geçerli bir devir anlaşması bulunmadığı sürece, yat alıcıya teslim edilmiş olsa bile hukuki mülkiyet satıcıda kalmaya devam edebilir.
Devir işleminin sicile işlenmesi, üçüncü kişilerin yat üzerindeki mülkiyet değişikliğini öğrenmesi ve sicil kaydına güvenin sağlanması bakımından önemlidir. Bu sebeple devir sözleşmesi ile fiilî teslimin ardından sicil kaydının da gecikmeksizin güncellenmesi gerekir.
2. Sicile Kayıtlı Olmayan Yatların Devri
Türk Gemi Siciline kayıtlı olmayan yatlar üzerindeki ayni haklara, kural olarak Türk Medeni Kanunu’nun taşınır eşyaya ilişkin hükümleri uygulanır. Bu yatlarda mülkiyetin devri için tarafların devir konusunda anlaşmaları ve zilyetliğin alıcıya geçirilmesi gerekir.
Bununla birlikte yatın başka bir sicile veya bağlama kütüğüne kayıtlı olması, idari kayıtların değiştirilmesi ve ilgili belgelerin alıcı adına düzenlenmesi zorunluluğunu gündeme getirebilir. Bu nedenle sicile kayıtlı olmayan yatlarda dahi yalnızca fiilî teslimle yetinilmesi uygulamada önemli uyuşmazlıklara yol açabilir.
Satış bedelinin ödendiğini gösteren banka kayıtları, yatın teknik belgeleri, bağlama kütüğü kayıtları, sigorta poliçeleri, teslim tutanağı, envanter listesi, bakım kayıtları ve varsa ithalat belgeleri devir işleminin ispatı bakımından muhafaza edilmelidir.
VI. BORÇLANDIRICI İŞLEMİN GEÇERSİZLİĞİNİN MÜLKİYET DEVRİNE ETKİSİ
Yat satışlarında karşılaşılabilecek temel hukuki sorunlardan biri, satış sözleşmesinin geçersiz olmasına rağmen mülkiyetin devrine ilişkin ayni işlemin şeklen geçerli biçimde yapılmış olmasıdır. Bu durumda satış sözleşmesindeki geçersizliğin mülkiyet devrini de geçersiz hâle getirip getirmeyeceği tartışmalıdır.
Sebebe bağlılık görüşüne göre tasarruf işleminin geçerliliği, kendisine temel oluşturan borçlandırıcı işlemin geçerli olmasına bağlıdır. Satış sözleşmesi muvazaa, ehliyetsizlik, irade sakatlığı, ahlaka aykırılık veya başka bir nedenle geçersizse, mülkiyetin devri de geçersiz olur. Bu durumda alıcı mülkiyeti kazanamaz ve satıcı istihkak davası ile yatın iadesini talep edebilir.
Soyutluk görüşüne göre ise borçlandırıcı işlem ile tasarruf işlemi birbirinden bağımsızdır. Satış sözleşmesi geçersiz olsa bile, mülkiyetin devrine ilişkin ayni sözleşme kanundaki şekil şartlarına uygun olarak yapılmış ve zilyetlik alıcıya geçirilmişse mülkiyet alıcıya geçebilir. Bu durumda satıcı, doğrudan mülkiyet iddiasına dayalı istihkak davası yerine sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak iade talebinde bulunabilir.
Türk Ticaret Kanunu’nun sicile kayıtlı gemilerin devrine ilişkin hükmünde, ayni işlemin geçerliliğinin açıkça borçlandırıcı işlemin geçerliliğine bağlanmamış olması, soyutluk görüşünü destekleyen bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Sicil güvenliğinin ve ticari işlem güvenliğinin korunması da bu görüş lehine ileri sürülmektedir.
Bununla birlikte muvazaa, kamu düzenine veya ahlaka aykırılık gibi ağır geçersizlik nedenlerinin yalnızca satış sözleşmesini değil, doğrudan mülkiyeti devretme iradesini de sakatlaması mümkündür. Bu nedenle her somut olayda tarafların gerçek iradesi, işlemin amacı, devir belgeleri, bedelin ödenip ödenmediği, zilyetliğin devri ve sicil kaydı birlikte değerlendirilmelidir.
VII. YAT MÜLKİYETİNİN ASLEN KAZANILMASI
Yat mülkiyeti yalnızca satış, bağışlama veya başka bir devir işlemiyle kazanılmaz. Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde önceki malikin iradesine dayanmayan aslen kazanma yollarıyla da mülkiyet elde edilebilir.
Aslen kazanma yolları kamu hukuku ve özel hukuk kaynaklı kazanma biçimleri olarak ikiye ayrılabilir.
1. Kamu Hukuku Hükümleri Uyarınca Aslen Kazanma
Bir yatın kamu hukuku kapsamında müsadere edilmesi hâlinde mülkiyet devlete geçebilir. Suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen yatlar, Türk Ceza Kanunu’nun eşya müsaderesine ilişkin hükümleri çerçevesinde müsadere edilebilir.
Kaçakçılık faaliyetlerinde kullanılan yatlar bakımından da Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümleri uygulanabilir. Yatın kaçak eşya taşınmasında bilerek kullanılması, kullanılmaya teşebbüs edilmesi veya kanunda belirtilen diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde müsadere kararı verilmesi mümkündür.
Denizde zapt ve müsadereye ilişkin özel düzenlemeler kapsamında da belirli şartlarla yat mülkiyeti devlete geçebilir. Bunun yanında kamu yararının gerektirdiği istisnai durumlarda istimval veya benzeri kamu hukuku araçları gündeme gelebilir.
Yatın icra takibi kapsamında haczedilerek cebri icra yoluyla satılması hâlinde ise ihaleyi kazanan kişi, mülkiyeti önceki malikin iradesinden bağımsız olarak kazanır. Cebri satış, yat üzerindeki bazı ayni ve şahsi hakların durumunu da etkileyebileceğinden, ihale öncesinde sicil kaydı ve satış şartnamesi dikkatle incelenmelidir.
2. Sicile Kayıtlı Yatların Özel Hukuk Yoluyla Aslen Kazanılması
Sicile kayıtlı yatlar bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen sahiplenme, olağan zamanaşımı ve olağanüstü zamanaşımı hükümleri uygulanabilir.
Sahipsiz hâle gelmiş bir yat, kanundaki koşulların gerçekleşmesi hâlinde sahiplenme yoluyla kazanılabilir. Ancak yat malikinin yatı terk etme iradesi açık ve kesin olmalıdır. Yalnızca yatın uzun süre kullanılmaması veya limanda bırakılması, tek başına sahipsiz eşya sayılması için yeterli değildir.
Sicile yolsuz biçimde malik olarak kaydedilmiş bir kişi, kanunda öngörülen süre ve iyi niyet şartlarını taşıması hâlinde olağan zamanaşımı yoluyla mülkiyeti kazanabilir.
Sicil kaydı bulunmayan veya sicilden kaydı silinmiş bir yatı uzun süre davasız ve aralıksız biçimde zilyetliğinde bulunduran kişinin de olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyet kazanması mümkün olabilir. Ancak bu kazanma türünde kanuni süre, zilyetliğin niteliği ve önceki malikin durumu ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
3. Sicile Kayıtlı Olmayan Yatların Aslen Kazanılması
Türk Gemi Siciline kayıtlı olmayan yatlar bakımından Türk Medeni Kanunu’nun taşınırlara ilişkin hükümleri uygulanır. Bu çerçevede sahipsiz taşınırların sahiplenilmesi, bulunmuş eşya hükümleri ve kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet kazanılması gündeme gelebilir.
Denizde terk edilmiş veya bulunan bir yatın doğrudan sahiplenilmesi her durumda mümkün değildir. Öncelikle yatın gerçekten sahipsiz olup olmadığı, kaybolmuş eşya niteliğinde bulunup bulunmadığı ve malikinin araştırılması gerekip gerekmediği belirlenmelidir. Bulunan yatın yetkili makamlara bildirilmemesi, mülkiyetin kazanılmasını sağlamadığı gibi hukuki ve cezai sorumluluğa da neden olabilir.
Yatların büyüklüğü, ekonomik değeri ve teknik bütünlüğü nedeniyle işleme, karışma veya birleşme gibi taşınır mülkiyetinin diğer aslen kazanma yollarının yatlar bakımından uygulanması çoğu durumda fiilen mümkün değildir.
VIII. YAT ALIM VE SATIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUKUKİ HUSUSLAR
Yat alım satımları, yüksek ekonomik değerleri ve çok sayıda mevzuat alanını ilgilendirmeleri nedeniyle sıradan taşınır satışlarından farklıdır. Satış öncesinde yatın sicil veya bağlama kütüğü kaydı incelenmeli, satıcının malik olup olmadığı teyit edilmeli ve yat üzerinde ipotek, haciz, ihtiyati haciz, rehin, intifa hakkı veya başka bir kısıtlama bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Yatın gövde numarası, motor numarası, bayrak ve sicil bilgileri ile satış sözleşmesindeki bilgiler birbiriyle uyumlu olmalıdır. Teknik belgeler, klas sertifikaları, denize elverişlilik belgesi, tonilato belgesi, ruhsatlar, bakım kayıtları ve sigorta poliçeleri incelenmelidir.
Yurt dışından getirilen yatlarda gümrük işlemleri, ithalat vergileri, katma değer vergisi, özel tüketim vergisi yönünden doğabilecek yükümlülükler ve yatın Türkiye’de sürekli ya da geçici olarak kullanılmasına ilişkin kurallar ayrıca değerlendirilmelidir.
Satış sözleşmesinde yatın mevcut teknik durumu, ayıplar, teslim tarihi, teslim yeri, satış bedeli, ödeme takvimi, vergiler, masraflar, sicil işlemleri, bayrak değişikliği, sigorta ve uyuşmazlık çözüm yöntemi açıkça düzenlenmelidir.
Özellikle yabancılık unsuru taşıyan yat satışlarında uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme açıkça belirlenmelidir. Uluslararası satışlarda tarafların farklı ülkelerde bulunması, yatın başka bir devlet bayrağı taşıması ve teslimin üçüncü bir ülkede yapılması, kanunlar ihtilafı ve milletlerarası yetki sorunları doğurabilir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Türk hukukunda yat kavramı, tek bir düzenlemede bütün unsurlarıyla tanımlanmış, sınırları kesin ve yeknesak bir kavram değildir. Yatların hukuki statüsü; Türk Ticaret Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu, Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu, Deniz Turizmi Yönetmeliği, Gemilerin Teknik Yönetmeliği ve diğer ikincil mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenebilmektedir.
Yatlar, kural olarak Türk Ticaret Kanunu anlamında gemi niteliğindedir. Bu nedenle özel gezi veya spor amacıyla kullanılan yatlar dahi çatma, kurtarma, gemi alacakları, kaptanın sorumluluğu ve sorumluluğun sınırlandırılması gibi deniz ticareti hukuku kurumlarına tabi olabilir. Bir yatın ticari veya özel nitelikte olması, gemi vasfını değil; tabi olacağı işletme, vergi, turizm, sigorta ve idari denetim rejimini etkilemektedir.
Mevzuatta yer alan on iki ve otuz altı kişilik yolcu sınırları ilk bakışta çelişkili görünse de bu düzenlemeler farklı amaçlara hizmet etmektedir. Bu nedenle yatın statüsü belirlenirken tek bir yolcu kapasitesi ölçütünden hareket edilmemeli; aracın kullanım amacı, teknik donanımı, gros tonajı, yatak kapasitesi, işletmecisi ve sicil kaydı birlikte ele alınmalıdır.
Yatların Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilmesi, Türk Bayrağı çekme hakkı ve çeşitli ekonomik avantajlar sağlayabilmektedir. Ancak TUGS’a kayıt, her durumda kabotaj hakkı vermez. Yatın Türk karasularında ticari faaliyette kullanılabilmesi için Kabotaj Kanunu, turizm mevzuatı, malik ve işletmecinin hukuki statüsü ile şirketin ortaklık yapısı ayrıca incelenmelidir.
Mülkiyet yönünden yatlar taşınır eşya niteliğinde olmakla birlikte, sicile kayıtlı yatların devri özel şekil şartlarına bağlanmıştır. Sicile kayıtlı bir yatın mülkiyetinin geçerli biçimde devredilebilmesi için tarafların mülkiyetin devri konusunda anlaşmaları, bu anlaşmayı noter onaylı yazılı şekilde veya gemi sicil müdürlüğü huzurunda yapmaları ve yatın zilyetliğini alıcıya geçirmeleri gerekir. Fiilî teslim veya satış bedelinin ödenmesi, tek başına mülkiyetin devri için yeterli değildir.
Yat satışlarında borçlandırıcı işlem ile tasarruf işleminin birbirinden ayrılması özellikle önemlidir. Satış sözleşmesinin geçersiz olduğu hâllerde mülkiyet devrinin geçerli olup olmadığı konusunda sebebe bağlılık ve soyutluk görüşleri arasında öğretide tartışma bulunmaktadır. Bu sebeple uyuşmazlık hâlinde yalnızca satış sözleşmesine değil, ayni sözleşmeye, şekil şartlarına, fiilî teslim durumuna, sicil kaydına ve tarafların gerçek iradelerine bakılması gerekir.
Yat mülkiyeti satış ve bağışlama gibi devren kazanma yollarının yanında, müsadere, cebri satış, sahiplenme ve kazandırıcı zamanaşımı gibi aslen kazanma yollarıyla da elde edilebilir. Ancak yatın sicile kayıtlı olup olmaması, uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde temel ayrım noktasıdır.
Sonuç olarak yat hukukundaki temel güçlük, yatların gemi olup olmadığından ziyade, hangi amaçla kullanıldıkları, hangi sicile kayıtlı oldukları ve hangi özel hukuki rejime tabi tutulmaları gerektiği noktasında ortaya çıkmaktadır. Yatın teknik ve ticari özellikleri belirlenmeden yalnızca sicildeki veya sözleşmedeki adlandırmaya dayanılması, hatalı hukuki sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle yat satın alınması, satılması, ithal edilmesi, ticari işletmeye konu edilmesi, kiralanması veya üzerinde ipotek kurulması gibi işlemler öncesinde kapsamlı bir hukuki ve teknik inceleme yapılmalıdır. Sicil kayıtları, mülkiyet zinciri, vergi ve gümrük yükümlülükleri, turizm izinleri, teknik belgeler ve sigorta koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu inceleme yapılmadan gerçekleştirilen işlemler; mülkiyet uyuşmazlıklarına, idari yaptırımlara, vergi borçlarına, sigorta teminatının reddine ve yüksek tutarlı tazminat sorumluluklarına neden olabilecektir.
Türk yat hukukunun daha öngörülebilir hâle getirilebilmesi için farklı düzenlemelerde kullanılan yat, özel yat ve ticari yat tanımlarının birbiriyle uyumlu hâle getirilmesi; yolcu kapasitesi, boy, tonaj ve donanım ölçütlerinin açıkça belirlenmesi ve sicil uygulamalarında yeknesaklığın sağlanması gerekmektedir. Böyle bir düzenleme hem yat sahiplerinin ve işletmecilerin hukuki güvenliğini artıracak hem de Türkiye’nin deniz turizmi ve yatçılık sektöründeki rekabet gücüne katkı sağlayacaktır.