Deniz Altı Kablolarının Hukuki Statüsü, Korunması ve Zarar Verilmesinden Doğan Sorumluluk
Deniz Altı Kablolarının Hukuki Statüsü, Korunması ve Zarar Verilmesinden Doğan Sorumluluk
Giriş
Deniz altı kabloları, devletler arası elektronik haberleşmenin, internet trafiğinin, finansal işlemlerin ve enerji iletiminin sürdürülebilmesi bakımından kritik öneme sahip altyapı unsurlarıdır. Bu kablolar, deniz yatağına yerleştirildikleri için günlük yaşamda görünür olmamakla birlikte haberleşme hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesi, kamu kurumlarının iletişimi, uluslararası ticaret ve ulusal güvenlik bakımından vazgeçilmez bir işleve sahiptir.
Deniz altı kablolarının hukukî statüsü, kablonun geçtiği deniz alanına göre değişmektedir. İç sularda ve karasularında kıyı devletinin ülkesel egemenliği ön plana çıkarken münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı ve açık denizde diğer devletlerin kablo döşeme ve mevcut kabloları tamir etme serbestileri bulunmaktadır. Ancak kablo döşeme serbestisi, kıyı devletinin doğal kaynaklar, çevrenin korunması ve deniz güvenliği alanındaki yetkilerini bütünüyle ortadan kaldırmamaktadır.
Bir geminin çapası, balıkçılık ekipmanı, tarama faaliyeti veya deniz inşaatı nedeniyle kablonun zarar görmesi hâlinde; geminin donatanının, kaptanının, işleteninin ve kablo işletmecisinin sorumluluğu gündeme gelebilir. Fiilin kasıtlı biçimde gerçekleştirilmesi ise özel hukuk sorumluluğunun ötesinde ceza hukuku, devlet güvenliği ve uluslararası hukuk sorunları doğurabilir.
Deniz altı kablolarının korunmasına ilişkin temel uluslararası düzenlemelerden biri 1884 tarihli Deniz Altı Kablolarının Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi’dir. Sözleşmenin temel ilkeleri daha sonra 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin deniz altı kablolarına ilişkin hükümlerine yansımıştır. BMDHS; kıta sahanlığında ve açık denizde kablo döşeme hakkını, kablolara zarar verilmesinin cezalandırılmasını ve kabloyu korumak için çapasını veya balıkçılık ekipmanını feda eden gemi malikinin tazminat hakkını düzenlemektedir.
Deniz Altı Kablolarının Hukuki Niteliği
Deniz altı kablosu, deniz yatağına yerleştirilmiş haberleşme veya enerji iletim altyapısıdır. Fiber optik haberleşme kabloları ile elektrik iletim kabloları teknik olarak farklı özellikler taşısa da deniz hukukunda her ikisi bakımından kablo döşeme, bakım, onarım ve zarar sorumluluğu sorunları ortaya çıkmaktadır.
Kablonun deniz yatağına yerleştirilmiş olması, onun deniz yatağının doğal bir parçası hâline geldiği anlamına gelmez. Kablo, onu inşa eden veya işleten gerçek ya da tüzel kişinin mülkiyetinde bulunan teknik bir altyapıdır. Kıyı devletinin deniz yatağı üzerindeki egemenliği veya egemen hakları, kablonun mülkiyetinin kendiliğinden kıyı devletine geçmesini sağlamaz.
Kabloyu döşeyen şirket ile kıyı devleti arasında verilen izin, tahsis edilen güzergâh, çevresel değerlendirme, kıyıya çıkış noktası ve bakım faaliyetleri bakımından bir kamu hukuku ilişkisi kurulabilir. Kablonun kurulması ve işletilmesi için yapılan tedarik, yapım, bakım ve kapasite kullanım sözleşmeleri ise özel hukuk hükümlerine tabidir.
Deniz altı kablosu, aynı zamanda elektronik haberleşme altyapısının bir unsurudur. 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, elektronik haberleşmenin kablo ve diğer iletim sistemleri aracılığıyla gerçekleştirilmesini; elektronik haberleşme altyapısının ise hatlar, donanımlar, yazılımlar ve bunların bütünleyici parçalarından oluşmasını kabul etmektedir. Elektronik haberleşme şebekesi veya altyapısının kurulması ve işletilmesi, kural olarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun yetkilendirme ve denetim sistemine tabidir.
İç Sularda ve Karasularında Kablo Döşenmesi
İç sular ve karasuları kıyı devletinin egemenliği altında bulunmaktadır. Bu nedenle yabancı devlet veya özel şirketlerin kıyı devletinin izni olmaksızın bu alanlarda deniz altı kablosu döşemesi mümkün değildir. Kıyıya ulaşan uluslararası bir kablonun karaya çıkış noktası, terminal tesisi ve kara şebekesiyle bağlantısı da kıyı devletinin idarî, çevresel ve güvenlik mevzuatına tabidir.
Kıyı devleti, kablonun güzergâhını; liman yaklaşma alanları, demirleme bölgeleri, balıkçılık sahaları, deniz altı kültür varlıkları, boru hatları, askerî alanlar ve çevresel açıdan hassas bölgeler bakımından inceleyebilir. Gerekli izinlerin verilmesi sırasında çevresel etki değerlendirmesi, kıyı yapıları mevzuatı, imar planları, elektronik haberleşme yetkilendirmesi ve deniz güvenliği düzenlemeleri birlikte uygulanabilir.
Karasularından geçen yabancı gemilerin zararsız geçiş hakkı bulunmakla birlikte kablo döşenmesi, yalnızca geçiş niteliğinde bir faaliyet değildir. Kablo döşeyen geminin deniz yatağında kalıcı bir altyapı oluşturması nedeniyle kıyı devletinin açık izni ve ilgili idarî işlemler gerekir. Aynı durum kablonun büyük çaplı tamir, değiştirme veya yeniden gömme faaliyetleri bakımından da geçerlidir.
Kıyı devleti, kablo güzergâhının çevresinde demirleme, dip trolü, tarama ve deniz inşaatı faaliyetlerini sınırlandırabilir. Ancak alınan tedbirlerin kanuni dayanağa sahip, ilan edilmiş, öngörülebilir ve kablonun korunması amacıyla orantılı olması gerekir.
Münhasır Ekonomik Bölgede Kablo Döşeme Hakkı
Münhasır ekonomik bölge, kıyı devletinin tam ülkesel egemenliğine tabi değildir. Kıyı devleti bu alanda doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi ve korunması ile yapay adalar, deniz bilimsel araştırmaları ve çevrenin korunması konularında egemen haklar ve yargı yetkileri kullanır.
Diğer devletler ise münhasır ekonomik bölgede seyrüsefer, uçuş ve deniz altı kabloları ile boru hatları döşeme serbestilerinden yararlanır. Bu serbestilerin kullanılması sırasında kıyı devletinin haklarına gerekli özenin gösterilmesi ve uygulanabilir uluslararası kurallara uyulması gerekir. BMDHS’nin 58’inci maddesi, münhasır ekonomik bölgede diğer devletlerin kablo döşeme serbestisini açık deniz serbestileriyle bağlantılı biçimde korumaktadır.
Kıyı devleti, münhasır ekonomik bölgeyi karasuları gibi değerlendirerek yabancı kablo projelerini mutlak ve sebepsiz biçimde yasaklayamaz. Bununla birlikte kablonun kıyı devletine ait tesislere, kaynak araştırma faaliyetlerine veya çevreye zarar vermemesi için makul teknik şartlar öngörülebilir.
Kablonun kıyıya ulaşması hâlinde karasuları ve kara ülkesindeki bölüm için kıyı devletinin izin sistemi uygulanmaya devam eder. Dolayısıyla açık denizden başlayarak başka bir devletin kıyısına ulaşan kablonun güzergâhı, farklı deniz alanlarında farklı hukuk rejimlerine tabi olabilir.
Kıta Sahanlığında Kablo Döşenmesi
Kıta sahanlığı, kıyı devletinin deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerinde münhasır haklara sahip olduğu deniz alanıdır. Bununla birlikte kıyı devletinin kıta sahanlığı hakları, diğer devletlerin deniz altı kablosu döşeme ve mevcut kabloları bakım ve onarıma tabi tutma hakkını kural olarak ortadan kaldırmaz.
BMDHS’nin 79’uncu maddesine göre bütün devletler kıta sahanlığı üzerinde deniz altı kabloları ve boru hatları döşeme hakkına sahiptir. Kıyı devleti, kıta sahanlığının araştırılması, doğal kaynakların işletilmesi ve boru hatlarından kaynaklanabilecek kirlenmenin önlenmesi amacıyla makul tedbirler alabilir; ancak kabloların döşenmesini veya bakımını engelleyemez.
Kablo ile boru hattı arasında önemli bir hukukî ayrım bulunmaktadır. BMDHS’de kıta sahanlığı üzerinde döşenecek boru hattının güzergâhının belirlenmesi kıyı devletinin rızasına tabi tutulmuşken aynı açık rıza şartı kablolar bakımından düzenlenmemiştir. Bununla birlikte kablo döşeyen devlet veya işletmeci, kıyı devletinin doğal kaynak haklarına, mevcut tesislerine ve deniz çevresine gerekli özeni göstermek zorundadır.
Yeni kablo döşenirken daha önce yerleştirilmiş kabloların ve boru hatlarının zarar görmemesi gerekir. Devletler ve işletmeciler, mevcut kabloların bakım ve onarım imkânlarını ortadan kaldırmayacak güzergâh ve kesişim çözümleri geliştirmelidir. Uygulamada kabloların kesiştiği alanlarda özel kesişme ve koruma sözleşmeleri yapılması mümkündür.
Açık Denizde Kablo Döşeme Serbestisi
Açık deniz, hiçbir devletin egemenliği altında bulunmayan ve bütün devletlerin uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde belirli serbestilerden yararlandığı deniz alanıdır. Deniz altı kablosu döşeme hakkı, açık deniz serbestilerinden biridir.
BMDHS’nin 112’nci maddesi, bütün devletlerin kıta sahanlığının ötesindeki açık deniz yatağına deniz altı kablosu ve boru hattı döşeme hakkına sahip olduğunu kabul etmektedir. Kablo döşeme hakkı, yalnızca kıyı devletlerine değil, coğrafi konumu ne olursa olsun bütün devletlere tanınmıştır.
Açık deniz serbestisi, kablo işleten kişiye diğer deniz kullanıcıları üzerinde mutlak üstünlük sağlamaz. Kablo gemileri, seyrüsefer güvenliğine, balıkçılık faaliyetlerine, bilimsel araştırmalara ve mevcut deniz altı tesislerine gerekli özeni göstermelidir. Diğer gemiler de haritalarda ve seyir duyurularında gösterilen kablo alanlarında demirleme ve dip faaliyeti yaparken kablonun zarar görmesini önleyecek tedbirleri almak zorundadır.
1884 Paris Sözleşmesi’nin Önemi
Deniz altı kablolarının korunmasına ilişkin ilk kapsamlı çok taraflı hukuk düzenlemelerinden biri, 14 Mart 1884 tarihli Deniz Altı Kablolarının Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi’dir. Sözleşme esas olarak karasularının dışındaki deniz altı telgraf kablolarını korumayı amaçlamıştır.
Sözleşme; kablonun kasten veya kusurlu davranışla kırılması ve zarar görmesinin cezalandırılması, gemilerin kablo döşeme ve tamir faaliyetlerine yaklaşırken güvenlik tedbirlerine uyması ve kabloyu korumak amacıyla çapasını ya da av aracını feda eden gemi veya balıkçıların belirli şartlarla tazmin edilmesi gibi ilkeler getirmiştir. Bu kurallar, teknolojik gelişmelere rağmen deniz altı kablolarının korunması bakımından güncelliğini büyük ölçüde korumaktadır.
Sözleşmenin bazı hükümleri BMDHS’nin 113 ilâ 115’inci maddelerinde daha çağdaş biçimde düzenlenmiştir. Bununla birlikte 1884 Sözleşmesi, özellikle denizde uygulanacak operasyonel tedbirler ve kablo koruma hukukunun tarihsel temeli bakımından önemini sürdürmektedir.
Kablonun Kasten veya Taksirle Zarar Görmesi
Deniz altı kablolarının zarar görmesi kasıtlı davranışlardan kaynaklanabileceği gibi çoğunlukla gemi çapaları, balıkçılık ekipmanları, deniz tabanı taraması, inşaat faaliyetleri veya dikkatsiz seyir nedeniyle meydana gelebilir.
BMDHS’nin 113’üncü maddesi, devletlere kendi bayrağını taşıyan gemiler veya kendi yargı yetkisine tabi kişiler tarafından açık denizde bir deniz altı kablosunun kasten ya da kusurlu ihmal sonucunda kırılması veya zarar görmesinin cezalandırılmasını sağlayacak kanunları çıkarma yükümlülüğü getirmektedir. Sorumluluk yalnızca haberleşmenin tamamen kesildiği durumlarla sınırlı değildir; hizmeti kesintiye uğratma veya engelleme ihtimali doğuran zararlar da kapsama girebilir.
Geminin çapayı olağanüstü bir deniz tehlikesinden kurtulmak veya insan hayatını korumak amacıyla bırakması ile gerekli seyir bilgileri kontrol edilmeden kablo güzergâhında demirlemesi aynı şekilde değerlendirilemez. Zorunluluk hâli, beklenmeyen hava şartları, geminin makine arızası ve insan hayatını koruma amacı kusurun belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.
Buna karşılık kablo güzergâhının deniz haritalarında ve seyir uyarılarında açıkça gösterilmiş olması, geminin elektronik haritalarının güncel tutulmaması, kaptanın demirleme yasağını ihlal etmesi veya balıkçılık faaliyetinin yasak alanda gerçekleştirilmesi gemi ilgililerinin kusurunu ağırlaştırabilir.
Gemi Donatanının Hukuki Sorumluluğu
Bir geminin çapası veya başka bir ekipmanı nedeniyle deniz altı kablosunun zarar görmesi hâlinde donatanın sorumluluğu, geminin işletilmesinden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilir. Kaptanın ve gemi adamlarının görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlar, şartları varsa donatanın sorumluluğunu doğurabilir.
Kablo işletmecisi; fiziksel onarım giderlerini, kablo gemisi ve teknik personel maliyetlerini, yedek parça giderlerini, arıza tespit masraflarını ve hizmet kesintisinden kaynaklanan ispatlanabilir zararlarını talep edebilir. Bununla birlikte uzaktan sonuçlar, müşteri kayıpları ve çok sayıda üçüncü kişinin ekonomik zararları bakımından uygun illiyet bağı ve zararın öngörülebilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Kablonun zarar görmesinden doğan istem, Türk Ticaret Kanunu bakımından “geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasar” niteliğinde bir deniz alacağı oluşturabilir. TTK’nin 1352’nci maddesi, geminin işletilmesinden kaynaklanan zıya ve hasar taleplerini deniz alacağı olarak kabul etmektedir. Bu nedenle diğer şartların da bulunması hâlinde zarara sebep olan geminin ihtiyati haczi talep edilebilir.
Deniz altı kablosuna zarar verilmesi, klasik anlamda iki geminin çarpışmasına dayanan çatma değildir. Buna rağmen zararın gemi işletilmesinden kaynaklanması nedeniyle deniz ticareti hukukunun donatan sorumluluğu, deniz alacağı, ihtiyati haciz ve sorumluluğun sınırlandırılması kurumları gündeme gelebilir.
Sorumluluğun Sınırlandırılması
Donatan, deniz altı kablosuna verilen zarar nedeniyle ortaya çıkan bazı alacaklar bakımından deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılması rejimine başvurabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1328’inci maddesi, deniz alacaklarından doğan sorumluluğun 1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Sözleşmesi ve 1996 Protokolü çerçevesinde sınırlandırılabileceğini kabul etmektedir.
Ancak sınırlama hakkının bulunup bulunmadığı her olayda ayrıca incelenmelidir. Zarara donatanın kişisel olarak, zararı meydana getirme kastıyla veya meydana geleceğini bilerek pervasızca gerçekleştirdiği davranış sebep olmuşsa sınırlama hakkının kaybedilmesi gündeme gelebilir.
Kablo işletmecisinin uğradığı bütün ekonomik kayıpların aynı sınırlama fonuna dâhil edilip edilmeyeceği, taleplerin doğrudan fiziksel zarara mı yoksa dolaylı ticari kayıplara mı dayandığına göre belirlenmelidir. Birden fazla kablo işletmecisinin veya hizmet sağlayıcısının talepte bulunması hâlinde zararların kapsamı ve önceliği önemli hâle gelir.
Kablo İşletmecisinin Kusuru
Zarar her durumda tamamen geminin kusurundan kaynaklanmayabilir. Kablo işletmecisinin kabloyu yeterli derinliğe gömmemesi, güzergâhı güncel deniz haritalarına işletmemesi, hasarlı veya yer değiştirmiş kablo hakkında denizcilere uyarı yapmaması ya da koruyucu tedbirleri almaması zararın meydana gelmesine katkıda bulunabilir.
Kablo işletmecisinin kendi kusuru bulunuyorsa tazminattan indirim yapılması veya gemi ilgililerinin sorumluluğunun kısmen kaldırılması mümkündür. Özellikle yoğun demirleme ve balıkçılık yapılan bölgelerde kablonun deniz yatağına uygun biçimde gömülmesi, koruyucu tabakalar kullanılması ve güzergâh bilgilerinin güncel tutulması işletmecinin özen yükümlülüğünün parçasıdır.
Yeni bir kablonun mevcut kabloya zarar vermesi hâlinde BMDHS’nin 114’üncü maddesi uygulanabilir. Buna göre yeni kablonun sahibi, başka bir kablonun veya boru hattının kırılmasına ya da zarar görmesine yol açarsa onarım giderlerinden sorumlu tutulabilir. Bu hüküm, kablo işletmecileri arasındaki kesişme ve yakınlık risklerinin sözleşmeyle düzenlenmesinin önemini göstermektedir.
Çapa veya Balıkçılık Ekipmanının Feda Edilmesi
Bir gemi kaptanı, deniz altı kablosuna zarar vermemek amacıyla çapasını, zincirini veya balıkçılık ekipmanını terk etmek zorunda kalabilir. BMDHS’nin 115’inci maddesi, kabloya zarar vermekten kaçınmak amacıyla çapasını, ağını veya başka bir ekipmanını feda eden gemi malikinin belirli şartlarla kablo sahibinden tazminat talep edebilmesini öngörmektedir.
Bu hakkın doğabilmesi için gemi malikinin önceden bütün makul tedbirleri almış olması ve fedakârlığın kabloya zarar vermemek amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Kaptanın kablo bölgesinde yasak olmasına rağmen bilerek demirlemesi ve daha sonra çapasını bırakması, tazminat hakkını zayıflatabilir.
Bu düzenleme, kablo güvenliğinin bütün maliyetinin gemilere yüklenmesini önlemektedir. Denizcilik güvenliği bakımından doğru kararı vererek kabloyu koruyan gemi malikinin makul kaybının karşılanması, çapanın sürüklenerek kabloyu koparmasından daha adil ve ekonomik bir sonuçtur.
Türk Ceza Hukuku Bakımından Değerlendirme
Türkiye’nin karasularında veya Türk yargı yetkisini doğuran başka bir durumda deniz altı kablosuna kasten zarar verilmesi, Türk Ceza Kanunu’nun mala zarar verme hükümleri kapsamında değerlendirilebilir. Kablonun kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış bir tesis olması hâlinde TCK’nin 152’nci maddesindeki nitelikli mala zarar verme hükümleri gündeme gelebilir.
Mala zarar verme sonucunda haberleşme alanındaki kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde cezanın artırılması öngörülmektedir. Ayrıca kişiler veya kamu kurumları arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi, TCK’nin 124’üncü maddesindeki haberleşmenin engellenmesi suçunu oluşturabilir.
Kablonun yalnızca fiziksel olarak kesilmesi değil, kablo istasyonuna veya kontrol sistemine yönelik siber saldırı gerçekleştirilmesi de bilişim suçları ve haberleşmenin engellenmesi hükümlerini gündeme getirebilir. Fiilin amacı devletin savunma, istihbarat veya kamu hizmeti kapasitesini çökertmek ise somut olayın kastına ve sonuçlarına göre devlet güvenliğine karşı suçlar ayrıca incelenebilir.
Taksirli davranışlarda ceza sorumluluğu ancak kanunda açıkça taksirli şekli cezalandırılan suçlar bakımından doğabilir. Buna karşılık taksirli davranış ceza oluşturmasa bile donatanın, işletenin veya sorumlu kişinin özel hukuk kapsamında tazminat sorumluluğu devam edebilir.
Açık Denizde Yargı Yetkisi
Açık denizde kabloya zarar veren gemi üzerinde temel olarak bayrak devletinin yargı yetkisi bulunmaktadır. BMDHS’nin 113’üncü maddesi de devletlerin kendi bayrağını taşıyan gemiler ve kendi yargı yetkilerine tabi kişiler bakımından etkili ceza ve yaptırım düzenlemeleri kabul etmesini istemektedir.
Deniz altı kablosuna zarar verme suçu, deniz haydutluğundan farklı olarak genel bir evrensel yargı yetkisi doğurmaz. Her devletin herhangi bir bağlantı aranmaksızın failleri yakalayıp yargılama yetkisi bulunduğu söylenemez. Bayrak devleti, failin vatandaşlık devleti, mağdur devlet ve kablonun bağlantılı bulunduğu kıyı devleti arasında yetki çatışmaları çıkabilir.
Bir kablonun birden fazla devleti birbirine bağlaması nedeniyle tek bir kesinti farklı devletlerin kamu ve özel hizmetlerini etkileyebilir. Bu nedenle delil paylaşımı, gemi kayıtlarının incelenmesi, AIS ve seyir verilerinin korunması, mürettebat ifadelerinin alınması ve şüpheli geminin denetlenmesi için uluslararası adli ve idarî iş birliği gerekir.
Savaş ve Silahlı Çatışma Hâli
Barış zamanında sivil haberleşme kablolarına kasten zarar verilmesi hukuka aykırıdır. Ancak silahlı çatışma hâlinde kabloların hukukî durumu daha karmaşık hâle gelir. Bir kablonun askerî haberleşme, komuta ve kontrol amacıyla etkin biçimde kullanılması, onun askerî hedef niteliğinin tartışılmasına yol açabilir.
Bir nesnenin askerî hedef sayılması, ona yönelik her saldırının otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Ayrım gözetme, askerî gereklilik, orantılılık ve sivillere yönelik aşırı zarardan kaçınma ilkeleri uygulanır. Hem sivil hem askerî veri taşıyan çift kullanımlı kablolarda yapılacak değerlendirme daha da güçleşmektedir.
Tarafsız devletlere ait veya onların haberleşmesini taşıyan kabloların kesilmesi, silahlı çatışmanın tarafları ile tarafsız devletler arasında devlet sorumluluğu ve tazminat sorunları doğurabilir. 1884 Paris Sözleşmesi’nin savaş zamanındaki uygulamayı tamamen düzenlememesi, bu alanın insancıl hukuk ve devlet sorumluluğu kurallarıyla birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Siber Güvenlik ve Kritik Altyapı Koruması
Deniz altı kablosunun fiziksel olarak sağlam bulunması, haberleşme hizmetinin güvenli olduğu anlamına gelmez. Kablonun kıyıya çıktığı istasyonlar, veri yönlendirme sistemleri, enerji kaynakları ve uzaktan yönetim altyapısı siber saldırılara açık olabilir.
5809 sayılı Kanun, elektronik haberleşme altyapılarının kamu yararı ve millî güvenlik amaçlarına uygun biçimde kurulması ve işletilmesi için Bakanlık ve BTK’ye düzenleme ve denetim yetkileri vermektedir. Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu ile kritik altyapıların siber dayanıklılığının artırılmasına yönelik ayrı bir kurumsal yapı da oluşturulmuştur.
Deniz altı kablo işletmecilerinin fiziksel güvenlik ile siber güvenliği birlikte ele alması gerekir. Kıyı istasyonlarının erişim kontrolü, yedek enerji, farklı güzergâhlar, şifreleme, ağların bölümlendirilmesi, olay müdahale planları ve veri yedekleme sistemleri temel koruma tedbirleri arasında yer almalıdır.
Türkiye Bakımından Düzenleme İhtiyacı
Türkiye’nin deniz altı kablolarına uygulanabilecek hükümleri; elektronik haberleşme, ceza hukuku, deniz ticareti, çevre, kıyı yapıları ve siber güvenlik mevzuatında dağınık biçimde bulunmaktadır. Bununla birlikte kabloların deniz alanlarına göre döşenmesi, korunması, güzergâhlarının ilanı, zarar olaylarının soruşturulması ve onarımın hızlandırılması konularını bütüncül biçimde düzenleyen özel bir sistem oluşturulması faydalı olacaktır.
Türkiye, BMDHS’ye taraf değildir ve bu statüsünü 2026 yılında Birleşmiş Milletler nezdinde açıkça teyit etmiştir. Bununla birlikte kablo döşeme serbestisi ve mevcut kablolara gerekli özenin gösterilmesi gibi geniş kabul gören deniz hukuku ilkeleri, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin hak ve tezleri korunarak ulusal mevzuata aktarılabilir.
Yeni düzenlemede kablo koruma bölgeleri, deniz haritalarına işleme, balıkçılık ve demirleme kısıtlamaları, zorunlu olay bildirimi, gemi verilerinin korunması, acil tamir izinleri, donatanın mali güvence yükümlülüğü ve kamu kurumları arasındaki koordinasyon açıkça belirlenebilir.
Deniz altı kablosuna gemi tarafından zarar verilmesi hâlinde ihtiyati haciz, teminat, sorumluluğun sınırlandırılması ve sigorta ilişkileri de özel olarak ele alınmalıdır. Kablo kesintisinin ekonomik etkisinin geminin değerinden çok daha yüksek olabilmesi, yeterli P&I veya başka bir sorumluluk sigortasının bulunmasını önemli hâle getirmektedir.
Sonuç
Deniz altı kabloları, deniz yatağına yerleştirilen sıradan teknik araçlar değil, haberleşme, enerji, ekonomi ve ulusal güvenlik bakımından kritik altyapılardır. Bu nedenle kabloların korunması, kıyı devletlerinin yetkileriyle diğer devletlerin denizlerden yararlanma serbestileri arasında dengeli bir hukuk düzeni kurulmasını gerektirir.
İç sularda ve karasularında kablo döşenmesi kıyı devletinin iznine tabidir. Münhasır ekonomik bölge, kıta sahanlığı ve açık denizde ise diğer devletlerin kablo döşeme ve tamir serbestileri bulunmaktadır. Bu serbestiler kıyı devletinin doğal kaynakları, çevreyi ve mevcut tesisleri koruma yetkileri gözetilerek kullanılmalıdır.
Kablonun gemi çapası, balıkçılık ekipmanı veya başka bir deniz faaliyeti nedeniyle zarar görmesi hâlinde donatanın ve diğer gemi ilgililerinin tazminat sorumluluğu doğabilir. Türk Ticaret Kanunu bakımından geminin işletilmesinin yol açtığı kablo zararı deniz alacağı niteliğinde değerlendirilerek gemi hakkında ihtiyati haciz talep edilmesi mümkün olabilir.
Kasten gerçekleştirilen saldırılar ise mala zarar verme, haberleşmenin engellenmesi ve olayın amacıyla bağlantılı diğer ceza hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilir. Açık denizde kabloya zarar verme genel bir evrensel yargı yetkisi doğurmadığından bayrak devletlerinin etkili soruşturma ve yaptırım sistemleri kurması önemlidir.
Türkiye bakımından en uygun yaklaşım, deniz altı kablolarını yalnızca elektronik haberleşme yatırımı olarak değil; deniz güvenliği, siber güvenlik ve kritik altyapı koruması kapsamında ele alan bütüncül bir mevzuat oluşturmaktır. Böyle bir sistem, kablo işletmecileri ve gemi ilgilileri için hukukî öngörülebilirlik sağlayacak, aynı zamanda Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını ve ulusal güvenlik menfaatlerini güçlendirecektir.