Single Blog Title

This is a single blog caption

Borçlunun Malvarlığını Üçüncü Kişiler Üzerine Geçirmesi Hâlinde Alacaklının İzleyebileceği Yol

Borçlunun alacağını ödememek amacıyla evini eşinin üzerine devretmesi, aracını kardeşine satması, şirket hisselerini yakınına aktarması, banka hesabındaki paraları başka kişilere göndermesi veya malvarlığını kontrol ettiği başka şirketlere geçirmesi uygulamada sık karşılaşılan alacak tahsili sorunlarından biridir.

Bu tür işlemlerde alacaklı açısından en önemli soru şudur:

Borçlu malvarlığını üçüncü kişiler üzerine geçirdiyse alacaklı ne yapabilir?

Malın artık borçlunun adına kayıtlı olmaması, alacaklının her durumda tahsil imkânını kaybettiği anlamına gelmez.

Somut olayın özelliklerine göre alacaklı;

tasarrufun iptali davası, TBK m.19 kapsamında muvazaa iddiası, ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, haciz ve istihkak süreçleri ile şartları varsa üçüncü kişiden nakden tazmin talebi

gibi farklı hukuki yollara başvurabilir.

Ancak doğru yolun belirlenebilmesi için ilk olarak şu sorunun cevaplandırılması gerekir:

Borçlu malını gerçekten üçüncü kişiye mi devretti, yoksa yalnızca alacaklılardan kaçırmak amacıyla görünürde bir devir mi yaptı?

Çünkü gerçek fakat alacaklıyı zarara uğratan bir işlem ile tamamen muvazaalı bir işlem aynı hukuki rejime tabi değildir.

Borçlunun Malını Başkasının Üzerine Geçirmesi Borcu Ortadan Kaldırır mı?

Hayır.

Borçlu;

taşınmazını satabilir,

aracını devredebilir,

şirket paylarını başkasına aktarabilir,

banka hesabındaki parayı üçüncü kişiye gönderebilir.

Ancak bu işlemler borcun kendisini ortadan kaldırmaz.

Asıl sorun, alacaklının borçlunun malvarlığına haciz uygulamak istediğinde karşısında artık haczedilecek mal bulamamasıdır.

Örneğin borçlunun 5 milyon TL borcu bulunmasına rağmen;

10 milyon TL değerindeki taşınmazını eşine,

aracını kardeşine,

şirket paylarını arkadaşına

devretmesi ve daha sonra kendi adına haczedilebilir hiçbir mal bırakmaması hâlinde işlemler alacaklı bakımından ayrıca incelenebilir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası, tam da bu tür durumlarda alacaklıya koruma sağlamayı amaçlamaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2026 tarihli kararlarında tasarrufun iptali davasının amacının, borçlunun haciz veya iflastan önce yaptığı bazı tasarrufların alacaklı bakımından sonuçsuz bırakılması ve tasarruf konusu mal üzerinden cebri icraya devam edilerek alacağın tahsil edilmesi olduğunu vurgulamaktadır.

Tasarrufun İptali Davası Nedir?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun yaptığı işlemi klasik anlamda tamamen geçersiz kılan bir dava değildir.

Örneğin borçlu evini üçüncü kişiye satmışsa dava kabul edildiğinde tapu kaydının mutlaka yeniden borçlu adına geçirilmesi gerekmez.

İİK m.283’e göre alacaklı, dava kabul edildiğinde tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla alacağını elde etme yetkisi kazanır. Taşınmaz üçüncü kişi adına kayıtlı kalmasına rağmen alacaklı o taşınmazın haczini ve satışını isteyebilir.

Bu nedenle tasarrufun iptali davasının amacı:

“Mal tekrar borçlunun üzerine geçirilsin.”

değil,

“Bu devir benim alacağımı tahsil etmeme engel olmasın.”

sonucunu elde etmektir.

Örnek

Borçlunun 4 milyon TL borcu bulunmaktadır.

Borçlu, 6 milyon TL değerindeki taşınmazını kardeşine devretmiştir.

Alacaklı tasarrufun iptali davasını kazanırsa taşınmazın tapusunun borçluya dönmesine gerek olmaksızın, alacağı ve ferileriyle sınırlı şekilde taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteyebilir.

Tasarrufun İptali Davasının Şartları Nelerdir?

İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davasının açılması için yalnızca:

“Borçlu malını başkasına devretti.”

demek yeterli değildir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17 Şubat 2026 tarihli kararında tasarrufun iptali davasının kendine özgü ön koşulları açık biçimde belirtilmiştir. Buna göre genel olarak;

  • alacağın gerçek olması,
  • borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,
  • iptali istenen tasarrufun takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olması,
  • kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması

gerekir.

Bu ön koşullar sağlandıktan sonra işlemin İİK m.278, m.279 veya m.280 kapsamındaki iptal sebeplerinden birine girip girmediği incelenir.

Borçlunun Malı Devrettiği Tarih Neden Önemlidir?

Tasarrufun iptali davalarında en önemli tarihlerden biri borcun doğum tarihidir.

Kural olarak iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması gerekir.

Örneğin:

1 Ocak: Borç doğdu.

15 Şubat: Borçlu evini kardeşine devretti.

1 Nisan: İcra takibi başlatıldı.

Bu durumda taşınmaz icra takibinden önce devredilmiş olsa da devir borcun doğumundan sonra gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla diğer şartlar da bulunuyorsa tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2026 tarihli kararında, borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden önce olup olmadığının mahkemece resen araştırılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır.

Buna karşılık borçlu malını alacak ilişkisinin doğmasından yıllar önce gerçekten devretmişse klasik tasarrufun iptali hükümlerinin uygulanması daha farklı değerlendirilir.

İcra Takibinden Önce Yapılan Devirler İptal Edilebilir mi?

Evet.

Tasarrufun icra takibinden önce yapılmış olması tek başına davayı engellemez.

Önemli olan, kural olarak borcun tasarruftan önce doğmuş olmasıdır.

Bu nedenle borçlu:

“Ben taşınmazı icra takibi başlamadan önce satmıştım.”

diyerek tek başına tasarrufun iptali riskinden kurtulamaz.

Tasarrufun iptali kurumu zaten büyük ölçüde borçlunun hacizden önce yaptığı mal kaçırma işlemlerinin alacaklı bakımından etkisiz hâle getirilmesini amaçlamaktadır.

Borçlunun Malını Eşine Devretmesi Hâlinde Ne Olur?

Eş ve yakın kişilere yapılan işlemler tasarrufun iptali bakımından özel önem taşır.

Üstelik İİK m.278, 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile tamamen değiştirilmiş ve yeni düzenleme 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Güncel düzenlemeye göre gerçek değerine uygun şekilde karşılıklı olduğu ispatlanmadıkça;

altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içerisinde evlilik birliği sona ermiş olsa dahi eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılmaktadır.

Dolayısıyla borçlunun taşınmazını veya başka önemli bir malvarlığı unsurunu eşine ya da yakınına devretmesi hâlinde;

gerçek bir satış bedelinin bulunup bulunmadığı

özellikle önem kazanır.

Eşe veya Yakına Yapılan Her Devir Otomatik Olarak İptal Edilir mi?

Hayır.

Güncel düzenleme yakınlar arasındaki bütün işlemleri kesin biçimde geçersiz saymamaktadır.

Örneğin 8 milyon TL değerindeki taşınmaz borçlunun kardeşine 8 milyon TL karşılığında satılmış ve satış bedeli gerçekten banka üzerinden ödenmiş olabilir.

Bu durumda işlemin gerçek değerine uygun biçimde ivazlı olduğu ispatlanabilir.

Buna karşılık;

8 milyon TL değerindeki taşınmaz 500.000 TL’ye devredilmiş,

herhangi bir banka ödemesi yapılmamış,

borçlu taşınmazı kullanmaya devam etmiş

ve alıcı borçlunun eşi veya kardeşiyse,

tasarrufun iptali iddiası çok daha güçlü hâle gelir.

Gerçek Değerinin Çok Altında Yapılan Satışlar İptal Edilebilir mi?

Şartları varsa evet.

25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni İİK m.278’e göre, aksi ispatlanmadıkça borçlunun verdiği şeyin gerçek değerine göre pek aşağı bir karşılık kabul ettiği sözleşmeler bağışlama sayılmaktadır.

Örneğin:

Taşınmazın gerçek değeri: 10.000.000 TL

Tapudaki satış bedeli: 1.000.000 TL

ise mahkeme bu önemli değer farkını inceleyebilir.

Ancak değerlendirme yapılırken taşınmaz üzerindeki ipotek, haciz ve diğer yükler de hesaba katılabilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli kararında da edimler arasındaki oransızlığın belirlenmesinde taşınmaz üzerindeki ipotek ve haciz yüklerinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Tapuda Satış Gösterilmesi Mal Kaçırmayı Engeller mi?

Hayır.

Tapuda “satış” yazması işlemin gerçek ekonomik niteliğini tek başına belirlemez.

Mahkeme;

  • satış bedelini,
  • gerçek piyasa değerini,
  • banka ödeme kayıtlarını,
  • alıcının ödeme gücünü,
  • taraflar arasındaki ilişkiyi,
  • borçlunun devir sonrasındaki davranışlarını

birlikte değerlendirebilir.

Örneğin borçlu:

“Evimi 6 milyon TL’ye sattım.”

diyebilir.

Ancak banka hesaplarında 6 milyon TL’nin ödendiğine ilişkin hiçbir kayıt bulunmayabilir.

Alıcının da bu miktarı ödeyebilecek ekonomik gücü bulunmuyorsa işlem çok daha ayrıntılı incelemeye konu olabilir.

Borçlunun Arkadaşına veya İş Ortağına Devir Yapması Hâlinde Ne Olur?

Tasarrufun iptali yalnızca eş ve akrabalara yapılan devirlerle sınırlı değildir.

İİK m.280’e göre malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla gerçekleştirdiği işlemler; borçlunun mali durumunun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir.

Ayrıca işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde borçlu hakkında haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerekir.

Dolayısıyla alıcı;

borçlunun yakın arkadaşı,

uzun süredir iş ortağı,

aynı şirketin yöneticisi,

aynı ticari organizasyonun parçası

olabilir.

Bu durumda üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilip bilmediği araştırılır.

Her Tanışıklık Üçüncü Kişinin Kötü Niyetini Gösterir mi?

Hayır.

Bu konuda Yargıtayın 2026 tarihli güncel yaklaşımı önemlidir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17 Şubat 2026 tarihli E.2025/4821, K.2026/981 sayılı kararında; borçlu ile üçüncü kişinin aynı köy nüfusuna kayıtlı olmasının ve aralarında tek bir ticari ilişki bulunmasının tek başına üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğini göstermeyeceği belirtilmiştir. Ticari ilişkinin sürekliliği ve kötü niyeti gösteren daha somut emarelerin bulunması gerektiği kabul edilmiştir.

Dolayısıyla:

“Borçluyu tanıyordu, o hâlde kötü niyetlidir.”

şeklinde otomatik bir sonuç doğru değildir.

Alacaklının mümkün olduğunca somut bağlantıları ortaya koyması gerekir.

Hangi Durumlar Üçüncü Kişinin Kötü Niyetini Gösterebilir?

Somut olayın özelliklerine göre özellikle şu durumlar önemli olabilir:

  • Borçlu ile alıcının yakın akraba olması.
  • Uzun süredir iş ortaklığı yapmaları.
  • Aynı şirkette ortak veya yönetici olmaları.
  • Taşınmazın çok düşük bedelle devredilmesi.
  • Satış bedelinin gerçekte ödenmemesi.
  • Borçlunun devirden sonra malı kullanmaya devam etmesi.
  • Aynı gün veya kısa sürede birden fazla malın aynı kişiye devredilmesi.
  • Devirden hemen önce icra veya ödeme taleplerinin bulunması.
  • Alıcının borçlunun mali durumunu yakından bilecek konumda olması.
  • Malların kısa süre içinde yeniden başka kişilere devredilmesi.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararlarında satış bedelinin ödenmemesi, tarafların ticari ilişki içerisinde bulunması ve malın gerçek değeriyle devir bedeli arasındaki fark gibi olguların birlikte değerlendirildiği görülmektedir.

Devir Gerçek Değilse Muvazaa Davası Açılabilir mi?

Evet.

Tasarrufun iptali ile muvazaa aynı şey değildir.

Tasarrufun iptali davasında borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlem esasen gerçektir.

Örneğin taşınmaz gerçekten satılmış ve mülkiyet gerçekten üçüncü kişiye geçirilmiştir. Ancak işlem, kanundaki koşullar nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz bırakılır.

Muvazaada ise tarafların görünürde yaptığı işlem gerçek iradelerini yansıtmamaktadır.

Örneğin borçlu:

“Evimi arkadaşıma sattım.”

diyor olabilir.

Ancak;

hiçbir satış bedeli ödenmemiş,

borçlu evde yaşamaya devam etmiş,

alıcı taşınmazı hiçbir zaman kullanmamış,

tarafların gerçek amacı yalnızca tapuda borçlunun adını kaldırmak

olabilir.

Bu durumda Türk Borçlar Kanunu m.19 kapsamında muvazaa hukuki sebebi gündeme gelebilir.

Tasarrufun İptali ile Muvazaa Davasının Farkı Nedir?

En önemli farklardan biri dava şartlarıdır.

İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davasında kural olarak;

kesinleşmiş icra takibi,

aciz belgesi,

borcun tasarruftan önce doğması

gibi özel koşullar aranır.

TBK m.19’a dayalı muvazaa davasında ise aynı şekilde kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ön koşul değildir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21 Ocak 2026 tarihli E.2025/6061, K.2026/311 sayılı kararında da bu ayrım açıkça ortaya konulmuştur. Kararda TBK m.19’a dayalı muvazaa davalarında kesinleşmiş takip şartının aranmadığı belirtilmiştir.

Bu nedenle borçlunun malvarlığını üçüncü kişiye geçirdiği her olayda otomatik olarak tek bir dava türü seçilmemelidir.

Muvazaa Davasında Alacaklı Ne Talep Edebilir?

Alacaklının amacı yine kendi alacağını tahsil edebilmesini sağlamaktır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararında, alacaklının TBK m.19’a dayanarak açtığı muvazaa davasında haklı çıkması hâlinde İİK m.283/1’in kıyasen uygulanabileceği ve davacıya alacağıyla sınırlı biçimde haciz ve satış isteme yetkisi verilebileceği belirtilmiştir.

Dolayısıyla alacaklının muvazaa iddiasındaki hukuki yararı da kendi alacağıyla bağlantılıdır.

Borçlu Taşınmazı Üçüncü Kişiye Devrettiyse İhtiyati Haciz İstenebilir mi?

Evet.

Tasarrufun iptali davalarının en önemli avantajlarından biri, dava devam ederken malın bir kez daha elden çıkarılmasını önlemeye yönelik özel koruma mekanizmasıdır.

İİK m.281’e göre hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir.

Teminatın gerekip gerekmediği ve miktarı mahkemece belirlenir. Dava elden çıkarılmış mal yerine geçen değere ilişkinse teminatsız ihtiyati haciz verilemez.

Örneğin borçlu taşınmazını eşine devretmiş ve eş de taşınmazı satmaya hazırlanıyorsa tasarrufun iptali davasıyla birlikte ihtiyati haciz talebi değerlendirilmelidir.

Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Tedbir mi, İhtiyati Haciz mi İstenmelidir?

Klasik İİK m.277 ve devamındaki tasarrufun iptali davasında Kanun özel olarak ihtiyati haciz öngörmektedir.

Bu nedenle dava konusu malın alacağın tahsilini güvence altına almak amacıyla korunması bakımından İİK m.281/2 esas alınır.

Buna karşılık TBK m.19’a dayalı muvazaa davasında durum farklıdır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21 Ocak 2026 tarihli uyuşmazlık giderme kararında, TBK m.19’a dayalı davalarda dava konusu işlem ve buna bağlı satış işlemleri bakımından şartları varsa HMK m.389 kapsamında ihtiyati tedbir uygulanabileceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle doğru geçici hukuki koruma, davanın hukuki sebebine göre seçilmelidir.

Borçlu Malını Üçüncü Kişiye, Üçüncü Kişi de Dördüncü Kişiye Devrederse Ne Olur?

Mal kaçırma işlemlerinde sık karşılaşılan yöntemlerden biri zincirleme devirlerdir.

Örneğin:

Borçlu → kardeş → arkadaş → şirket

şeklinde üç farklı devir yapılmış olabilir.

Bu durumda sonraki devralanların hukuki durumu ayrıca değerlendirilir.

Özellikle sonraki devralanın borçlunun mali durumunu ve işlemlerin alacaklılardan mal kaçırma amacını bilip bilmediği önemlidir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararlarında da üçüncü ve dördüncü kişilerin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır.

Dolayısıyla:

“Mal ikinci kez satıldı, artık yapacak bir şey yok.”

şeklinde genel bir sonuç doğru değildir.

Üçüncü Kişi Malı Başkasına Satmışsa Para Tazminatı İstenebilir mi?

Evet.

İİK m.283 bu ihtimali açıkça düzenlemektedir.

Tasarruf konusu mal üçüncü kişinin elinden çıkmışsa dava, malın yerine geçen değere yönelebilir.

Kanuna göre üçüncü kişi, elden çıkardığı malın değeri oranında ve davacı alacaklının alacağını aşmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararında da üçüncü kişinin sorumluluğunda esas alınacak miktarın, elden çıkarılan malın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri olduğu belirtilmiştir.

Örnek

Borçlu 7 milyon TL değerindeki taşınmazı üçüncü kişiye devretti.

Üçüncü kişi taşınmazı daha sonra başka bir kişiye sattı.

İlk üçüncü kişi bakımından İİK m.283 kapsamında, şartları varsa taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki değeri üzerinden ve alacak miktarını aşmamak üzere nakdi sorumluluk gündeme gelebilir.

İyi Niyetli Sonraki Alıcıların Durumu Nedir?

Tasarrufun iptali sisteminde üçüncü kişilerin iyi veya kötü niyet durumu büyük önem taşır.

Özellikle malın ilk devralandan sonraki başka kişilere geçtiği durumlarda:

  • alıcının borçluyu tanıyıp tanımadığı,
  • piyasa değerinde ödeme yapıp yapmadığı,
  • devir zincirinden haberdar olup olmadığı,
  • borçlunun mali durumunu bilip bilmediği

araştırılır.

Gerçek piyasa değerini ödeyen ve borçlu ile herhangi bir bağlantısı bulunmayan bağımsız bir alıcı ile, borçlunun yakın çevresindeki kişiye yapılan zincirleme devir aynı şekilde değerlendirilmez.

Bu nedenle tasarrufun iptali davasında devir zincirinin tamamı çıkarılmalıdır.

Borçlu Parayı Üçüncü Kişinin Banka Hesabına Gönderirse Ne Yapılabilir?

Mal kaçırma yalnızca taşınmaz veya araç devri şeklinde gerçekleşmez.

Borçlu banka hesabındaki parayı;

eşine,

kardeşine,

arkadaşına,

başka şirkete

gönderebilir.

Gerçek bir borç veya mal/hizmet karşılığı bulunmaksızın yapılan transferler, şartları varsa tasarrufun iptali incelemesine konu olabilir.

Ancak para gerçekten üçüncü kişinin hesabına geçtikten sonra borçlunun icra dosyasından:

“Bu para önceden borçlunun hesabındaydı.”

denilerek her durumda doğrudan üçüncü kişinin banka hesabına haciz konulamaz.

Öncelikle üçüncü kişinin para üzerindeki hukuki durumunu etkileyen tasarrufun iptali, muvazaa veya başka bir sorumluluk sebebinin ortaya konulması gerekir.

Borçlu Aracını Başkasının Üzerine Geçirirse Ne Yapılabilir?

Araçlar da tasarrufun iptali davasına konu olabilir.

Örneğin borçlu;

icra takibinden kısa süre önce,

yüksek değerli aracını,

kardeşine çok düşük bedelle

devretmiş olabilir.

Bu durumda;

  • aracın devir tarihindeki gerçek değeri,
  • satış bedeli,
  • paranın gerçekten ödenip ödenmediği,
  • taraflar arasındaki yakınlık,
  • aracın fiilen kim tarafından kullanılmaya devam edildiği

araştırılır.

Araç hâlen üçüncü kişi üzerindeyse tasarrufun iptaliyle birlikte şartları varsa ihtiyati haciz talep edilerek aracın tekrar devrinin önüne geçilmeye çalışılabilir.

Borçlu Şirket Paylarını Üçüncü Kişiye Devrederse Ne Olur?

Şirket payları da ekonomik değere sahip malvarlığı unsurlarıdır.

Borçlu gerçek kişinin sahip olduğu limited veya anonim şirket paylarını eşine, kardeşine veya başka kişiye devretmesi şartları oluştuğunda tasarrufun iptali davasına konu olabilir.

Burada özellikle;

  • şirketin gerçek değeri,
  • borçluya ait pay oranı,
  • gösterilen devir bedeli,
  • ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediği,
  • borçlunun şirketi fiilen yönetmeye devam edip etmediği

incelenmelidir.

Şirketin sermaye miktarı ile şirket payının gerçek ekonomik değeri aynı şey değildir.

Şirketin taşınmazları, araçları, ticari faaliyetleri, marka değeri ve kârlılığı pay değerini önemli ölçüde artırabilir.

Borçlu Malını Kendi Kurduğu Başka Şirkete Aktarırsa Ne Olur?

Bu durumda yalnızca klasik üçüncü kişi ilişkisi değil;

organik bağ, işletme devri ve tüzel kişilik yapısının kötüye kullanılması

da gündeme gelebilir.

Örneğin borçlu şirket;

makinelerini,

araçlarını,

stoklarını

aynı ortakların yeni kurduğu başka şirkete aktarabilir.

Eski şirketin borçları kalırken ticari faaliyet yeni şirket üzerinden devam edebilir.

Bu durumda tasarrufun iptali yanında;

  • TBK m.202 kapsamında işletme devri,
  • organik bağ,
  • tüzel kişilik perdesinin aralanması,
  • haciz ve istihkak süreçleri

ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeni şirketin sırf aynı ortaklara sahip olması, eski şirketin borçlarından otomatik olarak sorumlu olması anlamına gelmez. Ancak yapılanmanın alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanıldığı somut delillerle ortaya konulabiliyorsa farklı sonuçlar doğabilir.

Haciz Sırasında Üçüncü Kişi “Bu Mallar Benim” Derse Ne Olur?

Borçlu malını resmî olarak devretmeden de üçüncü kişiye aitmiş gibi gösterebilir.

Örneğin borçlunun işyerine hacze gidildiğinde başka bir şirket:

“Buradaki bütün makineler bize aittir.”

diyebilir.

Bu durumda istihkak prosedürü gündeme gelir.

Malların gerçekten üçüncü kişiye ait olup olmadığının belirlenmesinde;

  • faturalar,
  • ödeme kayıtları,
  • malların ne zaman alındığı,
  • şirketler arasındaki ilişki,
  • işyeri adresi,
  • malları fiilen kimin kullandığı

incelenebilir.

Özellikle borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunması, yeni şirketin borcun doğumundan sonra kurulması ve borçluya ait belgelerin haciz mahallinde bulunması gibi olgular Yargıtay uygulamasında önem taşıyabilmektedir.

Dolayısıyla üçüncü kişinin:

“Fatura benim adıma.”

demesi her uyuşmazlığı tek başına çözmeyebilir.

Tasarrufun İptali Davası İçin Aciz Belgesi Neden Gereklidir?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun mevcut malvarlığından alacağın karşılanamadığı durumlarda önem kazanır.

Bu nedenle İİK m.277 kapsamında kural olarak geçici veya kesin aciz belgesi aranır.

Haciz tutanağının geçici aciz belgesi sayılabilmesi için borçlunun haczedilebilir mallarının alacağı karşılamadığının tutanaktan anlaşılması gerekir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17 Şubat 2026 tarihli kararında yalnızca borçlunun haciz mahallinde bulunamamasının yeterli olmadığı; haczi kabil mal bulunmadığının veya mevcut malların alacağı karşılamadığının açıkça ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir.

Bu nedenle tasarrufun iptali davası açılmadan önce icra dosyasındaki haciz tutanakları dikkatle incelenmelidir.

Tasarrufun İptali Davası Ne Kadar Sürede Açılmalıdır?

İİK m.284’e göre tasarrufun iptali davası hakkı, iptale tabi tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle düşer.

Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Dolayısıyla borçlunun;

2022 yılında,

2023 yılında,

2024 yılında

yaptığı eski devirler tespit edildiğinde devir tarihleri mutlaka kontrol edilmelidir.

Alacaklının:

“Önce icra takibi sonuçlansın, sonra devirlere bakarız.”

şeklinde uzun süre beklemesi bazı dosyalarda ciddi hak kaybına neden olabilir.

İİK m.278’deki Bir Yıllık Süre ile Beş Yıllık Süre Aynı mıdır?

Hayır.

Güncel İİK m.278’deki bir yıllık dönem, bağışlama ve belirli bağışlama sayılan işlemler bakımından özel iptal koşuluna ilişkindir. Yeni metinde geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlenmesi veya iflasın açılmasından önceki bir yıl içerisinde yapılan bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar düzenlenmektedir.

İİK m.284’teki beş yıllık süre ise dava hakkına ilişkin hak düşürücü süredir.

Ayrıca İİK m.280, alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan işlemler bakımından işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu hakkında haciz veya iflas yoluyla takip yapılmasını aramaktadır.

Bu nedenle:

“Devir bir yıldan eskiyse artık hiçbir şey yapılamaz.”

şeklinde genel bir sonuç doğru değildir.

25 Aralık 2025’ten Önce Yapılan Devirlerde Hangi Kurallar Uygulanır?

Bu konu ayrıca incelenmelidir.

İİK m.278’in metni 25 Aralık 2025 tarihinde önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Dolayısıyla 2023, 2024 veya 2025 yılının ilk dönemlerinde yapılan işlemler bakımından, işlem tarihindeki mevzuat ve Anayasa Mahkemesinin önceki iptal kararlarının etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeni İİK m.278’in bütün eski işlemlere hiçbir ayrım yapılmaksızın uygulanacağı varsayımıyla dava hazırlanması doğru olmayabilir.

Malın Satış Bedeli Gerçekten Borçluya Ödenmişse Tasarrufun İptali Yine Mümkün müdür?

Somut olayın şartlarına göre mümkündür veya mümkün olmayabilir.

Borçlunun bir malı gerçek piyasa değerinde bağımsız bir üçüncü kişiye satması ve satış bedelinin gerçekten malvarlığına girmesi, mal kaçırma iddiasını önemli ölçüde zayıflatır.

Örneğin borçlu;

10 milyon TL değerindeki evini,

tanımadığı bağımsız bir kişiye,

10 milyon TL’ye

satmış ve para banka hesabına gerçekten geçmiş olabilir.

Bu durumda yalnızca borçlunun sonradan ödeme güçlüğüne düşmesi satışın iptal edilmesi için yeterli değildir.

Ancak borçlu aldığı 10 milyon TL’yi ertesi gün eşine bağışlamışsa bu kez para transferi ayrı bir tasarruf olarak incelenebilir.

Bu nedenle alacaklı yalnızca malın devrine değil, satış bedelinin nereye gittiğine de bakmalıdır.

Devirden Sonra Borçlu Malı Kullanmaya Devam Ediyorsa Bu Önemli midir?

Evet.

Örneğin borçlu:

evini kardeşine sattığını,

aracını arkadaşına devrettiğini

ileri sürmüş olabilir.

Ancak evde hiçbir kira ödemeden yaşamaya ve aracı günlük olarak kullanmaya devam ediyor olabilir.

Bu durum tek başına işlemin muvazaalı olduğunu kesin olarak göstermez.

Ancak;

satış bedelinin ödenmemesi,

yakınlık ilişkisi,

düşük bedel,

icra sürecine yakın zamanlama

gibi başka olgularla birleştiğinde güçlü bir mal kaçırma emaresi hâline gelebilir.

Borçlunun Bütün Malvarlığını Kısa Sürede Farklı Kişilere Devretmesi Ne Anlama Gelir?

Tek tek incelendiğinde açıklanabilir görünen işlemler, birlikte değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkarabilir.

Örneğin borçlu iki hafta içerisinde;

evini eşine,

arsasını kardeşine,

aracını arkadaşına,

şirket paylarını çocuğuna

devretmiş olabilir.

Her işlem için ayrı bir satış sözleşmesi bulunması, işlemlerin birlikte değerlendirilmesine engel değildir.

Mahkeme zamanlama, karşılık, taraflar arasındaki ilişki ve borçlunun devirlerden sonra kalan malvarlığını birlikte inceleyebilir.

Bu nedenle alacaklı bakımından malvarlığı hareketlerinin kronolojik tablosunun çıkarılması son derece önemlidir.

Borçluya Karşı Ceza Şikâyeti de Yapılabilir mi?

Somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku boyutu ayrıca gündeme gelebilir.

Ancak her mal devri suç değildir.

Borçlu gerçek bir ticari işlem yapmış olabilir.

Buna karşılık belirli koşullarda alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla malvarlığının azaltılmasına ilişkin İcra ve İflas Kanunu’ndaki cezai hükümler veya yapılan işlemin niteliğine göre Türk Ceza Kanunu kapsamındaki başka suç tipleri değerlendirilebilir.

Ceza şikâyeti ile tasarrufun iptali davası birbirinin alternatifi değildir.

Ceza dosyasındaki amaç failin cezai sorumluluğunu belirlemek iken, alacaklının asıl hedefi çoğu zaman malvarlığına yeniden cebri icra yoluyla ulaşabilmektir.

Bu nedenle yalnızca ceza şikâyeti yapılıp özel hukuk ve icra yollarının ihmal edilmesi doğru bir tahsil stratejisi olmayabilir.

Borçlunun Malvarlığını Üçüncü Kişiye Geçirdiği Nasıl İspatlanır?

Bu tür dosyalarda delil toplama aşaması davanın başarısı açısından kritik öneme sahiptir.

Özellikle;

  • tapu kayıtları,
  • araç devir kayıtları,
  • Ticaret Sicili Gazetesi,
  • şirket ortaklık kayıtları,
  • banka hareketleri,
  • satış sözleşmeleri,
  • ödeme dekontları,
  • ticari defterler,
  • faturalar,
  • haciz tutanakları,
  • taraflar arasındaki mesaj ve e-postalar,
  • malın fiilî kullanımını gösteren kayıtlar

incelenmelidir.

Taşınmazlar bakımından tapu devir zinciri, şirketler bakımından ortaklık ve yönetim değişiklikleri, para transferlerinde ise banka hareketlerinin devamı özellikle önemlidir.

Devir Zinciri Nasıl Araştırılmalıdır?

Mal kaçırma şüphesi bulunan dosyalarda yalnızca malın şu anki sahibine bakmak yeterli değildir.

Şu sorular cevaplandırılmalıdır:

Mal borçlu tarafından ne zaman edinildi?

İlk olarak kime devredildi?

Kaç gün veya ay sonra tekrar satıldı?

Her satışta hangi bedel gösterildi?

Bu bedeller gerçekten ödendi mi?

Devralan kişiler arasında akrabalık veya ticari ilişki var mı?

Örneğin taşınmaz;

10 Ocak’ta borçludan kardeşine,

20 Ocak’ta kardeşten arkadaşına,

1 Şubat’ta arkadaşından borçlunun kontrol ettiği şirkete

geçmiş olabilir.

Bu zincirin tamamının incelenmesi gerekir.

Borçlunun Malvarlığını Üçüncü Kişilere Devretmesi Hâlinde Alacaklı Ne Yapmalıdır?

Pratik olarak dosya şu sırayla değerlendirilmelidir:

1. Alacağın Doğum Tarihi Belirlenmelidir

Sözleşme, fatura, senet veya temel ticari ilişkiye göre borcun gerçekten ne zaman doğduğu tespit edilmelidir.

2. İcra Takibinin Durumu İncelenmelidir

Takibin kesinleşip kesinleşmediği ve tasarrufun iptali davasının ön koşullarının bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.

3. Aciz Durumu Tespit Edilmelidir

Haciz tutanağının geçici aciz belgesi niteliğinde olup olmadığı veya kesin aciz belgesi gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.

4. Malvarlığı Devirleri Kronolojik Olarak Çıkarılmalıdır

Taşınmaz, araç, şirket payı ve para transferleri ayrı ayrı incelenmelidir.

5. Üçüncü Kişilerle Bağlantı Araştırılmalıdır

Akrabalık, ortaklık, iş ilişkisi, aynı adres veya başka somut bağlantılar belirlenmelidir.

6. Satış Bedelinin Gerçekliği Araştırılmalıdır

Banka dekontları ve alıcının ödeme gücü özellikle incelenmelidir.

7. Tasarrufun İptali mi Muvazaa mı Olduğuna Karar Verilmelidir

Gerçek fakat alacaklıyı zarara uğratan işlemde tasarrufun iptali; görünürde oluşturulmuş işlemde TBK m.19 kapsamında muvazaa gündeme gelebilir.

8. Geçici Hukuki Koruma Talep Edilmelidir

Tasarrufun iptali davasında İİK m.281 kapsamında ihtiyati haciz; muvazaa davasında şartları varsa HMK kapsamında ihtiyati tedbir değerlendirilmelidir.

Borçlunun Malvarlığını Üçüncü Kişilere Geçirmesi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Borçlu evini eşine devrettiyse haciz koyabilir miyim?

Borçlu adına yürütülen icra dosyasından üçüncü kişi adına kayıtlı taşınmaza doğrudan haciz koymak kural olarak mümkün değildir. Ancak tasarrufun iptali davası kabul edilirse tapu kaydının borçluya dönmesine gerek olmaksızın taşınmaz üzerinde haciz ve satış istenebilir.

Borçlu malını icra takibinden önce sattıysa dava açılabilir mi?

Evet. Devir icra takibinden önce yapılmış olsa bile takip konusu borç devirden önce doğmuşsa ve diğer şartlar mevcutsa tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir.

Borçlu malını kardeşine devrettiyse ne olur?

25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren güncel İİK m.278 uyarınca üçüncü derece dâhil kan hısımları arasında yapılan işlemler, gerçek değerine uygun biçimde karşılıklı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılır.

Üçüncü kişi gerçek satış bedelini ödediyse dava yine kazanılır mı?

Her durumda değil. Gerçek piyasa değerine uygun bedelin gerçekten ödendiği ve üçüncü kişinin kötü niyetli olmadığı ortaya konulursa tasarrufun iptali şartları oluşmayabilir. Her işlem somut koşullarıyla değerlendirilmelidir.

Mal ikinci kez başka kişiye satılmışsa artık işlem yapılamaz mı?

Hayır. Sonraki devralanın iyi veya kötü niyeti araştırılabilir. Ayrıca ilk üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa İİK m.283 kapsamında malın değeri üzerinden nakden tazmin sorumluluğu gündeme gelebilir.

Tasarrufun iptali davasında taşınmaza tedbir konulur mu?

İİK m.277 ve devamına dayanan klasik tasarrufun iptali davasında Kanunun öngördüğü özel koruma ihtiyati hacizdir. İİK m.281 uyarınca dava konusu mal hakkında ihtiyati haciz talep edilebilir.

Muvazaa davasında ihtiyati tedbir istenebilir mi?

Evet. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21 Ocak 2026 tarihli kararı, TBK m.19’a dayalı muvazaa davalarında şartları oluştuğunda ihtiyati tedbir uygulanabileceğini kabul etmektedir.

Tasarrufun iptali davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

İİK m.284 uyarınca tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde dava hakkının kullanılması gerekir.

Borçlunun malı gerçekten üçüncü kişiye aitse ne olur?

Gerçek ve hukuka uygun biçimde üçüncü kişiye ait olan mala borçlunun borcu nedeniyle haciz uygulanamaz. Bu nedenle alacaklının devir işleminin mal kaçırma veya muvazaa niteliğini ispatlayacak deliller sunması gerekir.

Borçlunun malını arkadaşına devretmesi yeterli midir?

Sadece arkadaşlık veya tanışıklık tek başına yeterli olmayabilir. Yargıtay, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğini gösteren somut ve açık emareler aramaktadır.

Sonuç

Borçlunun malvarlığını üçüncü kişiler üzerine geçirmesi, alacaklının tahsil imkânının kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez.

Borçlu;

taşınmazını,

aracını,

şirket payını,

banka hesabındaki parayı

veya başka malvarlığı değerlerini üçüncü kişilere aktarmış olsa dahi işlemin hukuki niteliğine göre bu malvarlığına yeniden cebri icra yoluyla ulaşılması mümkün olabilir.

Gerçek fakat alacaklıyı zarara uğratan işlemler bakımından en önemli hukuki araç İİK m.277 ve devamında düzenlenen tasarrufun iptali davasıdır.

Yargıtayın 2026 yılı güncel uygulamasında da tasarrufun iptali davalarının görülebilmesi için gerçek alacak, kesinleşmiş takip, borcun tasarruftan önce doğmuş olması ve aciz belgesi şartları aranmaya devam edilmektedir.

Tasarrufun iptali davası kabul edildiğinde malın mutlaka tekrar borçlu adına geçirilmesine gerek yoktur. Alacaklı, tasarruf konusu mal üzerinde kendi alacağı ve ferileriyle sınırlı olarak haciz ve satış isteme hakkı kazanır.

Buna karşılık üçüncü kişiyle yapılan satış veya devir yalnızca görünürde oluşturulmuş ve gerçekte tarafların amacı malı borçlunun malvarlığında tutarak hacizden kaçırmaksa TBK m.19 kapsamında muvazaa hukuki sebebi ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21 Ocak 2026 tarihli kararında TBK m.19’a dayanan alacaklı davalarının klasik tasarrufun iptali davalarından farklı olduğu ve bu davalarda şartları varsa ihtiyati tedbir uygulanabileceği açık biçimde belirtilmiştir.

Yakınlara yapılan devirler bakımından ise 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni İİK m.278 özellikle dikkate alınmalıdır. Güncel düzenlemeye göre eş ve Kanunda belirtilen yakın kişiler arasındaki işlemler, gerçek değerine uygun karşılıkla yapıldığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılmaktadır.

Mal üçüncü kişi tarafından yeniden devredilmişse de hukuki yollar tamamen sona ermez. Sonraki devralanların iyi veya kötü niyeti araştırılabilir; ilk üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa İİK m.283 kapsamında elden çıkarılan malın değeri üzerinden ve alacak miktarını aşmamak üzere nakden tazmin sorumluluğu gündeme gelebilir.

Bu nedenle mal kaçırma şüphesi bulunan alacak dosyalarında en önemli husus hızlı delil toplamak ve malvarlığı devir zincirini ortaya çıkarmaktır.

Tapu kayıtları, araç kayıtları, banka hareketleri, Ticaret Sicili Gazetesi, satış sözleşmeleri, ödeme dekontları ve taraflar arasındaki ilişkiler mümkün olduğunca erken aşamada araştırılmalıdır.

Özellikle malların tekrar başka kişilere devredilmesi ihtimali bulunuyorsa, tasarrufun iptali davasıyla birlikte İİK m.281 kapsamında ihtiyati haciz talep edilmesi alacağın fiilen tahsil edilebilmesi bakımından kritik önem taşıyabilir.

Sonuç olarak borçlunun malvarlığını üçüncü kişiler üzerine geçirdiği bir dosyada yalnızca borçlu adına klasik haciz sorguları yapılarak sürecin kapatılması doğru değildir. Borçlunun eski malvarlığı, devir tarihleri, alıcıların kimliği, ödenen gerçek bedeller, banka hareketleri ve sonraki devirler birlikte incelenerek tasarrufun iptali, muvazaa ve geçici hukuki koruma yolları eş zamanlı değerlendirilmelidir.

Leave a Reply

Call Now Button