Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Uyarlanması

Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Uyarlanması

Borçlar Hukukunda bireylerin irade serbestisi ilkesi hâkimdir. İrade serbestisi sözleşmeler dikkate alınarak sözleşme özgürlüğü olarak da ifade edilir. Bu kapsamda kişi, kural olarak istediği kişi ile istediği sözleşmeyi yapabileceği gibi sözleşmenin karşı taraf ile beraber yapacakları sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi belirleyebilir. Tarafların içeriğini serbestçe belirlediği bu sözleşme hükümlerinden doğan yükümlülüklerini, ahde vefa ( pacta sund servanda ) ilkesi gereğince söz konusu sözleşmenin amacına aykırı davranışlardan ve işlerden kaçınarak yerine getirmesi, sözleşmenin yapıldığı andaki gibi aynen uygulanması gerekir. Ancak bu ilke sınırlanamaz nitelikte değildir, eğer sözleşmenin yapıldığı andaki gibi aynen uygulanması dürüstlük kuralına (MK. m. 2) aykırılık teşkil ediyorsa ahde vefa ilkesi sınırlı bir şekilde uygulama alanı bulacaktır. Zira sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki ortaya çıkar ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet (M.K. md.4,2) kurallarına aykırı bir durum haline gelir. Nitekim kanun koyucu da sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen ve öncesinde taraflarca öngörülemeyen ya da öngörülmesi mümkün olmayan durum değişiklikleri nedeniyle borçludan sözleşmenin yapıldığı andaki gibi aynen ifasının istenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi hâline karşı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde bir düzenleme öngörmüştür.

Yukarıda da değinildiği gibi, şayet bir borcun ifası imkansızlaşmış olmamakla beraber, borçlunun sorumlu olmadığı sebeplerle aşırı derecede güçleşmiş ise, bu durumun borç ilişkisine ne gibi bir etki yapacağı hususunda TBK m. 138 hükmü, “Aşırı İfa Güçlüğü” kenar başlığı altında, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bazı durumların sözleşmenin uyarlanması veya sona erdirilmesi sebebi oluşturacağı düzenlenmiştir. BK. m. 138/f.1’de “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” denmiştir. Bu hükme göre kanun koyucunun , sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bazı durumların sözleşmenin uyarlanması veya sona erdirilmesi için bir sebep teşkil edebileceğini belirterek söze bağlılık (ahde vefa =pacta sund servanda) ilkesine kanundan doğan bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Ancak sözleşmeye bağlılık ilkesine getirilen bu kanuni sınırlama BK. m. 138/f.1’de belirtilen bazı şartlara tabi kılınmıştır. BK. 138/f.1’de belirtilen şartların mevcudiyeti halinde borçlu, hakimden sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını talep edecek, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması mümkün değilse de sözleşmeden dönme hakkına sürekli edimli sözleşmelerde kural olarak fesih hakkına sahip olacaktır.

TBK M. 138 Uyarınca Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanmasının Şartları

TBK. m. 138 uyarınca sözleşme taraflarından birinin hakime yapacağı başvuru üzerine talep doğrultusunda bir karar verilebilmesi için aşağıdaki şartlar bulunmalıdır :
  • Kanunda ve sözleşmede değişen koşullara ilişkin herhangi bir uyarlama kaydının bulunmaması
  • Sözleşme kurulduktan sonra, tarafların edimleri arasındaki dengenin borçludan sonuçları yüklenmesi istenmeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olması
  • Edimler arasındaki dengenin bozulmasına yol açan değişikliğin sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen( savaş, afet,ekonomik kriz vs.) olağanüstü bir durumdan kaynaklanması
  • Uygun illiyet bağının bulunması
  • Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgunun borçludan kaynaklanmaması
  • Uyarlama talebinde bulunan borçlunun borcunu ifa etmemiş ya da ifanın aşırı derecede güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak borcunu ifa etmiş olması
Kanunda ve sözleşmede değişen koşullara ilişkin herhangi bir uyarlama kaydının bulunmaması halinde :

Sözleşmenin hâkim tarafından değişen koşullara uyarlanabilmesi için öncelikle uyarlanması talep edilen somut sözleşmede ya da kanunda, değişen koşullara ilişkin herhangi bir uyarlama kaydının ( intibak kaydı ) bulunmaması gerekir. Hâkim ancak bu takdirde , uyuşmazlık halindeki boşluğu doldurabilir ve bu yolla sözleşmeyi değişen şartlara kendi koyduğu hukuk kurallarıyla uyarlayabilir. Aksi halde hakimin müdahalesine gerek kalmaksızın sözleşmedeki/kanundaki düzenlemeye göre taraflar hareket edecektir.

Üstte değinildiği gibi kural olarak kanunda ya da sözleşmede herhangi bir uyarlama kaydının yer alması halinde TBK. m. 138’e dayanılarak hâkime uyarlama talebinde bulunulamaz. Ancak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 30/05/2012 tarihli ve 2012/8973 E., 2012/8973 K. sayılı kararında bu duruma bir istisna getirerek, sözleşmenin değişen hal ve şartlara uyarlanması için sözleşmede ve yasada uyarlamaya ilişkin hüküm bulunmamasının esas olmasını kabul etmekle beraber, bazen sözleşmede olumlu ya da olumsuz intibak kaydı bulunsa da, bu kayda dayanarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasının talep edilmesinin Medeni Kanun 2/2 maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebileceğini, bu nedenle edimler arası aşırı dengesizlik varsa intibak kaydına rağmen uyarlama yapılabileceğini kabul etmiştir.

Sözleşme kurulduktan sonra, tarafların edimleri arasındaki dengenin borçludan sonuçları yüklenmesi istenmeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olması:

Tarafların taşımak mecburiyetinde oldukları sözleşmeye ilişkin risklerin borçlu bakımından katlanılması beklenmeyecek ölçüde aşılması halinde edimler arası denge borçlu aleyhine bozulmuş olacakNr. Bu durum işlem temelinin çökmesi olarak da ifade edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 tarihli, 2003/13-599 E., 2003/599 K. sayılı kararında, sözleşme kurulduktan sonra değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki dengenin aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarNnı aramışNr.

Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Şayet aşırı ifa güçlüğü sözleşme kurulduğu sırada da mevcut olup sadece taraflarca bilinmiyorsa, bu TBK m. 138 hükümlerine değil, şartları varsa yanılma (TBK m. 30 vd.) hükümlerine göre iptale konu olabilir. Yani, sözleşmeyi çekilmez hale getiren sebep sözleşme yapılırken mevcut olmakla beraber taraflarca farkına varılmamış ise, sözleşme TBK. m. 32 şartlarının gerçekleşmesi üzerine temel hatası sebebiyle iptal edilebilir.

Sonradan ortaya çıkan ifa güçlüğünün, mutlaka borçlunun ekonomik olarak mahvına veya ağır zararına yol açacak olması gerekmez. Maddede, “kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir” olması yeterli görülmüştür. Elbette bu değerlendirmede, karşı tarafın durumu da göz önüne alınacaktır.

Edimler arasındaki dengenin bozulmasına yol açan değişikliğin sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen( savaş, afet, ekonomik kriz vs.) olağanüstü bir durumdan kaynaklanması:

Edimlerin dengesindeki değişiklik sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen (Savaş, ekonomik kriz, devalüasyon, tabii afetler, ithal ve ihraç konusunda getirilen yasak ve tahditler gibi) olağanüstü bir durumdan ileri gelmelidir. Bu husus da “emprevizyon” olarak ifade edilebilir.

Maddede her ne kadar “taraflarca öngörülmeyen” denmişse de, olağanüstü olgunun sözleşme kurulurken sadece aşırı ifa güçlüğüne düşen taraf açısından öngörülemez olması yeterli sayılmalıdır. Aşırı ifa güçlüğüne düşenin bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesi yetmez, bu durum onun için “öngörülmesi beklenemez” olmalıdır. Kendi özensizliği veya dikkatsizliği sebebiyle bu olguyu öngörememişse, 138. maddeden yararlanamayacakNr.

Öngörülemezlik unsuru aranırken, yapılacak soyut değerlendirmede öznel özelliklerin ve durumun gereklerinin yardımcı ölçütler olarak dikkate alınması gerekir. Aynı durumda nasıl davranacağına bakılan makul kişinin özellikleri, somut uyuşmazlıkta uyarlama isteyen kişinin özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir. Öngörülemezlik değerlendirmesi yapılırken, sözleşmenin kurulması anındaki koşullar dikkate alınarak, durumun öngörülemezliği değil, değişen durumun sözleşmeye etkisinin öngörülemezliğini aramak gerekir.

Sözleşmenin kuruluşundan sonra meydana gelen ifayı güçleştiren beklenmedik hallerin önceden öngörülebilir nitelikte olup olmadığını hâkim belirler. Hâkim, bunun için birtakım kıstasları göz önünde tutmalıdır. Şöyle ki; bir olayın meydana gelişinin önceden öngörülebilir olup olmadığını, o sözleşmenin yapıldığı andaki koşullara, sözleşmenin süresine, özelliğine ve aynı iş çevresindeki normal kimselerin ortalama görüşlerine göre belirlemelidir.

Bu nedenle ortalama bir vatandaş ile basiretli bir tacirin olayları aynı derecede öngörebilmesi beklenemez. Kronik hale gelen enflasyon nedeniyle edimler arasındaki dengenin bozulduğu ileri sürülemez. Dolayısıyla hâkim, sözleşmenin yapılmasından sonra meydana gelen ifayı güçleştiren beklenmedik hallerde öngörülemezlik unsurunun bulunup bulunmadığının takdirini yaparken, yukarıda belirttiğimiz kıstaslara ek olarak, somut sözleşme adaletini de göz önünde bulundurmalıdır.

Ayrıca gerçekleşen öngörülemez ve beklenmeyen hal teşkil eden durumun olağanüstü olması gerekmektedir. Yargıtay birçok kararında sözleşmenin değişikliği için olağanüstü koşulların varlığını aramaktadır. Durumun olağanüstü olduğunun kabulü için toplumsal felaket niteliğinde olmaması, “iş hayatının görüşleri ve dürüstlük kuralı açısından” işlem temelinin çökmesine yol açabilecek önem ve ağırlıkta bir olayın varlığı yeterli sayılmalıdır.

Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgunun borçludan kaynaklanmaması:

Uyarlama talep edecek tarafa, koşulların değişmesinin veya buna bağlı olarak ifanın güç hale gelmesinin isnat edilememesi gerekir.

Sözleşmenin taraD temerrüt halinde ise uyarlama talep edemeyecektir. Ancak temerrüde düşmede kusuru bulunmayan taraf uyarlama talep edebilecektir.

Örnek Yargıtay kararlarına bakacak olursak müteahhidin işin organizasyonunda gerekli önlemleri almaması , tacirin devalüasyonun meydana gelmesinden sonra sözleşme yapması, borçlunun zamanında alacağı tedbirlerle ifanın güçleşmesinin doğuracağı etkilerden kurtulma şansı var iken, bu imkândan yararlanmaması vs. hallerinde aşırı ifa ğüçlüğü yaratan olgunun borçluya isnat edilebileceğini söyleyebiliriz.

Uygun illiyet bağının bulunması:

Uyarlamanın söz konusu olabilmesi için şartlardaki öngörülmeyen değişiklik ile edimler arasındaki denge bozukluğu arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.

Uyarlama talebinde bulunan borçlunun borcunu ifa etmemiş ya da ifanın aşırı derecede güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak borcunu ifa etmiş olması:

Yerine getirilmesi güçleştiği halde, edimi ifa etmiş olan borçlu, uyarlama davası açmaz ve ifa ettiği edimin iadesini isteyemez. Çünkü koşulların değişmesine rağmen borcunu ödeyen borçlu güçleşen hal ve şartlara karşın borcunu kabul ettiğini ve onu yerine getirebildiğini ortaya koymuştur. Zor da olsa edimin ifası, geçerli bir ifadır. Borçlu ancak ve ancak ihtirazi kayıt koyarak borcunu ödemişse uyarlama davası açabilecektir.

Uyarlama davasının açılabilmesi bakımından uyarlama talebinde bulunan borçlunun borcunu ifa etmemiş ya da ifanın aşırı derecede güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutarak borcunu ifa etmiş olması doktrinde bir çeşit dava şarN olarak kabul edilmektedir. Yani doktrinde kabul gören görüşe göre , davacının ifanın aşırı güçlenmesinden doğan haklarını saklı tutmadan borcunu ifa etmiş olması halinde açılan uyarlama davası esasa girilmeden reddedilecektir.

Kısmen ifa halinde, ifa edilmeyen kısım için uyarlama istenebilir.

Sözleşmenin Uyarlanması Talebi Hakkında Hâkimin Vereceği Karar

TBK m. 138’de belirtilen şartların mevcudiyeti halinde önce hakimden uyarlama talep edilmesi gerecektir. Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması talebi ile karşılaşan hâkim, öncelikle somut sözleşme veya kanunda, meydana gelen beklenmedik hal ile ilgili herhangi bir uyarlama kaydının veya hükmünün yer alıp almadığını araştıracaktır. Eğer sözleşme veya kanunda herhangi bir hüküm bulunmuyorsa, sözleşmede uyarlama boşluğunun olduğu kabul edilmektedir. Ortaya çıkan bu uyarlama boşluğunun doldurulmasında hâkim, MK’nun 1, 2 ve 4. maddelerinden yararlanacaktır. Uyarlama faaliyeti yürütülürken, dürüstlük kuralı esas alınacak, sözleşmenin anlamı ve tarafların iradeleri dikkate alınacaktır. Açıklanmaya çalışılan bütün bu değerlendirmeler sonucunda hâkim, değişen koşulların sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin ifasını, aşırı şekilde güçleştirdiği sonucuna varırsa ya sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasına ya da sona ermesine karar verecektir.

Uyarlama edim yükümünün azaltılması veya  karşı edimin artırılması şeklinde yapılabileceği gibi, vadelerin veya ifa tarzının değiştirilmesi gibi hakimin uygun bulacağı her şekilde yapılabilir. Hakim, davacının talebinde öngörmediği bir tarzda uyarlama da yapabilir. Ancak borç uyarlamaya uygun değilse veya ifa güçlüğünü katlanır kılacak herhangi bir uyarlama bu kez karşı taraf açısından katlanması beklenilmez bir durum yaratıyorsa, borçlu ancak bu şartla sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir.

 

Bu konuda daha fazla bilgi almak için büromuzun alanında deneyimli avukatlarından danışmanlık hizmeti sağlayabilirsiniz.

Mihriban Alak

Leave a Reply

Call Now Button