Single Blog Title

This is a single blog caption

Yurt Dışına Kaçırılan Malvarlığının Geri Alınması: Türk Hukukunda Hukuki Süreçler ve Başvuru Yolları

Yurt Dışına Kaçırılan Malvarlığının Geri Alınması: Türk Hukukunda Hukuki Süreçler ve Başvuru Yolları

Borçlunun, şirket yöneticisinin, vekilin, mirasçının, eşin veya bir suç failinin malvarlığını yurt dışına aktarması, malın artık hukuken geri alınamayacağı anlamına gelmez. Ancak böyle bir dosyada yalnızca ceza şikâyetinde bulunmak çoğu zaman yeterli değildir. Etkili bir hukuki strateji; özel hukuk davalarının, icra ve iflas hukuku araçlarının, ihtiyati tedbirlerin, ceza soruşturmasının ve yabancı ülkedeki yerel işlemlerin eş zamanlı yürütülmesini gerektirir.

Öncelikle “malvarlığının geri alınması” kavramının doğru tanımlanması gerekir. Yurt dışına çıkarılan değer doğrudan mağdura aitse aynen iade, istirdat veya tazminat talebi gündeme gelebilir. Buna karşılık mal borçluya ait olmakla birlikte alacaklıdan kaçırılmışsa, alacaklı kural olarak malın kendisine iadesini değil, mal üzerinde haciz ve satış yetkisi elde ederek alacağını tahsil etmeyi amaçlar. Bu nedenle davanın kazanılması ile paranın fiilen tahsil edilmesi aynı şey değildir.

Her Yurt Dışı Para veya Mal Transferi Hukuka Aykırı Değildir

Bir kişinin kendisine ait parayı yabancı bir bankaya göndermesi, yurt dışında taşınmaz satın alması veya yabancı bir şirkete yatırım yapması tek başına suç oluşturmaz. Hukuka aykırılık; işlemin kaynağına, amacına, taraflarına, gerçek bir karşılığının bulunup bulunmadığına ve alacaklıların zarar görüp görmediğine göre belirlenir.

Örneğin görünüşte satış olarak gösterilen fakat gerçekte bedelsiz yapılan bir devir, alacaklılardan mal kaçırma amacı taşıyorsa özel hukuk bakımından iptale tabi olabilir. Malvarlığının suçtan elde edilmiş olması, kaynağının gizlenmesi amacıyla yurt dışına çıkarılması veya çeşitli işlemlere tabi tutulması hâlinde ise suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu gündeme gelebilir. Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesi, belirli bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin yurt dışına çıkarılmasını veya gayrimeşru kaynağını gizlemek ya da meşru yolla elde edildiği izlenimi oluşturmak amacıyla işlemlere tabi tutulmasını cezalandırmaktadır.

Dolayısıyla her mal kaçırma iddiası ceza suçu oluşturmasa da aynı işlem, borçlar hukuku veya icra ve iflas hukuku bakımından geçersiz ya da alacaklıya karşı hükümsüz kabul edilebilir.

İlk Aşama: Malvarlığı Takibi ve Delillerin Korunması

Yurt dışına çıkarılan malvarlığının geri alınmasında ilk yapılması gereken işlem, hemen dava açmak değil, doğru bir malvarlığı haritası çıkarmaktır. Malın hangi ülkede bulunduğu, hangi kişi veya şirket adına kayıtlı olduğu, hangi banka veya aracı kurumdan geçirildiği, gerçek hak sahibinin kim olduğu ve işlem zincirinde kaç kişi bulunduğu belirlenmelidir.

Bu kapsamda Türkiye’de;

  • Banka hesap hareketleri,
  • SWIFT transfer bilgileri,
  • Şirket ve ticaret sicili kayıtları,
  • Tapu ve araç kayıtları,
  • Vergi kayıtları,
  • Muhasebe defterleri ve faturalar,
  • Gümrük ve dış ticaret belgeleri,
  • Kripto varlık hizmet sağlayıcı kayıtları,
  • Vekâletnameler,
  • Ortaklık payı ve sermaye hareketleri,
  • Akraba ve ilişkili şirketler arasındaki transferler

incelenmelidir.

Türk mahkemeleri, görülmekte olan bir hukuk davası kapsamında yabancı ülkeden banka kayıtları, muhasebe belgeleri, şirket dosyaları ve ticari belgelerin sağlanması için uluslararası hukuk istinabe mekanizmasını kullanabilir. Adalet Bakanlığı da hukuk istinabesinin bilgi ve delil temini, banka kayıtlarının, muhasebe belgelerinin ve şirket dosyalarının sağlanması gibi işlemleri kapsayabileceğini belirtmektedir.

Bununla birlikte Türk mahkemesinin yazdığı müzekkere, yabancı bir bankayı doğrudan bağlamaz. Talebin ilgili ülkenin mevzuatı, taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve adli yardımlaşma usulleri kapsamında yerine getirilmesi gerekir.

Türkiye’de İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir Alınması

Malvarlığı henüz tamamen yurt dışına çıkarılmamışsa veya borçlunun Türkiye’de kalan malvarlığı bulunuyorsa, ilk amaç bu değerlerin de elden çıkarılmasını önlemek olmalıdır.

Rehinle teminat altına alınmamış ve vadesi gelmiş para alacakları için İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz istenebilir. Henüz vadesi gelmemiş alacaklarda da borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya borçtan kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya ya da kendisi kaçmaya hazırlanması gibi durumlarda ihtiyati haciz mümkün olabilir.

Para alacağından farklı olarak belirli bir malın mülkiyeti, şirket payı, taşınmaz devri veya bir işlemin geçersizliği tartışılıyorsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi kapsamında ihtiyati tedbir talep edilebilir. Mevcut durumun değişmesi nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, imkânsızlaşması veya gecikme sebebiyle ciddi zarar doğması ihtimali tedbir sebebi oluşturabilir.

Ancak Türkiye’de verilen ihtiyati haciz veya tedbir kararı yabancı ülkedeki banka, taşınmaz veya şirket payı üzerinde kendiliğinden uygulanmaz. Malın bulunduğu ülkede yerel mahkemeden dondurma, el koyma, ihtiyati haciz veya benzeri bir koruma kararı alınması gerekebilir.

Tasarrufun İptali Davası

Alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan işlemlere karşı Türk hukukundaki temel yollardan biri, İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davasıdır.

Bu davanın amacı, borçlunun üçüncü kişilerle yaptığı işlemi herkes bakımından tamamen geçersiz hâle getirmek değildir. Dava kabul edildiğinde alacaklı, dava konusu mal üzerinde alacağı ve ferileri ölçüsünde cebri icra yoluyla haciz ve satış yapma yetkisi kazanır. Tapunun mutlaka yeniden borçlu adına geçirilmesi gerekmez.

Tasarrufun iptali bakımından üç temel işlem grubu bulunmaktadır:

Birincisi, bağışlamalar ve karşılıksız tasarruflardır. İİK’nın 278. maddesi, 25 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan 7571 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. Güncel düzenlemeye göre alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği veya iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabi olabilir.

İkincisi, borçlunun ödeme güçlüğü döneminde yaptığı ve belirli alacaklıları diğerlerine göre avantajlı hâle getiren rehin, erken ödeme veya olağan dışı ödeme işlemleridir.

Üçüncüsü ise malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemlerdir. İşlemin diğer tarafı borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını biliyorsa veya bunu bilmesini gerektiren açık emareler varsa işlem İİK’nın 280. maddesi kapsamında iptal edilebilir.

Tasarrufun iptali davasında mahkeme, dava konusu mallar hakkında ihtiyati haciz kararı da verebilir. Dava açma hakkı ise kural olarak tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Mal yabancı ülkede olsa dahi borçlu ile işlemin diğer tarafı Türk mahkemelerinin yetki alanındaysa tasarrufun iptali davası Türkiye’de gündeme gelebilir. Ancak verilen kararın yabancı ülkedeki mal üzerinde uygulanması için o ülkede ayrıca tanıma, tenfiz veya yerel icra sürecinin yürütülmesi gerekir.

Muvazaa Nedeniyle İşlemin Geçersizliğinin İleri Sürülmesi

Mal kaçırma işlemleri çoğu zaman gerçek bir satış veya borç ilişkisi varmış gibi gösterilir. Örneğin taşınmazın yakına satıldığı belirtilir, ancak satış bedeli hiç ödenmez; şirketin üçüncü kişiye borçlu olduğu ileri sürülür, fakat gerçek bir ticari ilişki bulunmaz.

Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine göre bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların kullandığı sözlere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır. Bu nedenle görünüşte satış, kredi, danışmanlık, borç ödeme veya şirket devri olarak gösterilen işlem gerçekte mal kaçırmaya yönelikse muvazaa iddiası ileri sürülebilir.

Tasarrufun iptali davası ile muvazaa davasının hukuki nitelikleri aynı değildir. Tasarrufun iptali davasında işlem esasen geçerli kalmakla birlikte alacaklı bakımından sonuç doğurmaz. Muvazaada ise görünürdeki işlemin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı ve geçersiz olduğu ileri sürülür. Somut olayda her iki sebebe birlikte veya kademeli olarak dayanılması gerekebilir.

Şirket Malvarlığının Yurt Dışına Aktarılması

Şirket yöneticileri veya hâkim ortaklar tarafından şirket varlıklarının ilişkili yabancı şirketlere aktarılması, uygulamada sık karşılaşılan bir yöntemdir. Bu aktarım;

  • Gerçek dışı danışmanlık veya lisans bedeli,
  • Emsaline aykırı yönetim ücreti,
  • Gerçek olmayan borç ödemesi,
  • İlişkili şirkete düşük bedelli mal satışı,
  • Şirket parasının ortaklara borç verilmesi,
  • Şirket faaliyetlerinin yeni kurulan başka şirkete devredilmesi,
  • Kârlı sözleşmelerin başka şirkete aktarılması

şeklinde gerçekleştirilebilir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesi uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumlu tutulabilir.

Şirket malının yönetici veya ortak tarafından kişisel amaçla kullanılması durumunda güveni kötüye kullanma; hileli yöntemlerle menfaat elde edilmesi hâlinde dolandırıcılık; sahte karar, sözleşme, fatura veya resmi belge kullanılması hâlinde ise belgede sahtecilik suçları da gündeme gelebilir.

Türk Mahkeme Kararının Yurt Dışında İcrası

Türkiye’de alacak, tazminat, muvazaa veya tasarrufun iptali davasının kazanılması, yabancı ülkedeki malın kendiliğinden haczedilmesini sağlamaz. Türk mahkeme kararının malın bulunduğu ülkede tanınması veya tenfiz edilmesi gerekir.

Tenfiz şartları her ülkenin iç hukukuna ve Türkiye ile o ülke arasında bir ikili veya çok taraflı anlaşma bulunup bulunmadığına göre değişir. Bazı ülkeler Türk kararlarını karşılıklılık ve belirli usul şartları altında tenfiz ederken bazı ülkelerde alacağın yabancı mahkemede yeniden ileri sürülmesi gerekebilir.

Genel olarak yabancı makamlar şu hususları inceler:

  • Kararın kesin ve icra edilebilir olup olmadığı,
  • Kararı veren Türk mahkemesinin yetkili olup olmadığı,
  • Davalıya usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı,
  • Savunma hakkının korunup korunmadığı,
  • Kararın yabancı ülkenin kamu düzenine aykırı olup olmadığı,
  • Aynı konuda verilmiş başka bir karar bulunup bulunmadığı.

Türk hukukunda da yabancı mahkeme kararlarının icrası benzer biçimde MÖHUK’un 50 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yabancı hukuk mahkemesi kararının Türkiye’de icra edilebilmesi için tenfiz kararı gerekir; MÖHUK’un 54. maddesi karşılıklılık, münhasır yetki, kamu düzeni ve savunma hakkı gibi şartları aramaktadır. Tenfiz edilen karar, Türk mahkemesi kararı gibi icra edilir.

Bu nedenle dava açılmadan önce malın bulunduğu ülkenin tenfiz rejiminin araştırılması önemlidir. Türkiye’de alınabilecek fakat ilgili ülkede uygulanamayacak bir hüküm, tahsilat bakımından yeterli olmayabilir.

Ceza Soruşturması ve Malvarlığına El Koyma

Malvarlığının yurt dışına çıkarılması bir suçun parçasıysa Cumhuriyet Başsavcılığına ayrıntılı suç duyurusunda bulunulabilir. Ancak dilekçede yalnızca “mallarını kaçırdı” denilmesi yeterli değildir. Malın kaynağı, transfer tarihi, hesaplar, şirketler, kullanılan belgeler, üçüncü kişiler ve şüpheli işlem zinciri somutlaştırılmalıdır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca, maddede sayılan suçlardan birinin işlendiğine ve malvarlığı değerlerinin bu suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunması hâlinde taşınmazlara, araçlara, banka hesaplarına, hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket paylarına, kiralık kasa mevcuduna ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. Malvarlığının üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunması da tek başına el koymaya engel değildir.

Ceza soruşturmasında el koyma kararı, özel hukuk ihtiyati haczinden farklıdır. Ceza tedbiri ancak suçla bağlantılı malvarlığı değerleri bakımından uygulanabilir. Savcılık, sıradan bir sözleşme veya borç uyuşmazlığında alacak tahsil makamı olarak kullanılamaz.

Suçtan elde edilen veya suçun konusunu oluşturan maddi menfaatler hakkında kazanç müsaderesi kararı verilebilir. Ancak el konulan malın mağdura ait olduğu ve artık delil olarak saklanmasına gerek bulunmadığı anlaşılırsa malın sahibine iadesi mümkündür.

Hileli İflas Suçu

Mal kaçırma eylemlerinin önemli bir bölümü şirketin veya tacirin iflası öncesinde gerçekleştirilir. Türk Ceza Kanunu’nun 161. maddesine göre, iflas kararı verilmesinden önce veya sonra malvarlığını eksiltmeye yönelik belirli hileli tasarruflarda bulunan kişi hileli iflas suçundan sorumlu tutulabilir.

Kanunda özellikle;

  • Alacaklıların teminatını oluşturan malların kaçırılması veya gizlenmesi,
  • Malların değerinin azaltılması,
  • Ticari defter ve belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi,
  • Gerçekte bulunmayan borçların belgeyle varmış gibi gösterilmesi,
  • Sahte bilanço veya gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla aktifin düşük gösterilmesi

hileli iflas kapsamında sayılmıştır. Suçun oluşması için iflas kararı verilmiş olması da aranır.

Dolayısıyla şirketin borçlarını ödeyememesi tek başına hileli iflas değildir. İflasla birlikte kanunda gösterilen hileli malvarlığı azaltma hareketlerinden birinin de bulunması gerekir.

Sık Kullanılan Mal Kaçırma Yöntemleri ve Muhtemel Hukuki Nitelendirmeleri

1. Malın Akraba veya Güvenilen Kişi Üzerine Devredilmesi

Taşınmaz, araç, şirket payı veya para eş, çocuk, kardeş, çalışan ya da yakın arkadaş adına geçirilir. Gerçek bir bedel ödenmemişse işlem bağışlama, muvazaa veya alacaklılardan mal kaçırma amacı taşıyan tasarruf olarak değerlendirilebilir. İİK’nın 278 ve 280. maddeleri ile TBK’nın 19. maddesi uygulanabilir.

2. Düşük Bedelli veya Bedelsiz Satış

Malın piyasa değerinin çok altında bir bedelle devredilmesi veya sözleşmede bedel gösterilmesine rağmen ödemenin yapılmaması sık kullanılan yöntemlerdendir. Banka transferinin bulunmaması, bedelin satıcının hesabına girdikten hemen sonra alıcıya geri dönmesi veya alıcının ödeme gücünün bulunmaması muvazaa göstergesi olabilir.

3. Paravan veya Kabuk Şirket Kullanılması

Malvarlığı, gerçek faaliyeti bulunmayan yabancı şirkete aktarılır; şirketin görünürdeki ortağı başka biri olsa da fiili kontrol borçluda kalır. Bu durumda gerçek faydalanıcının kim olduğu, şirketi kimin yönettiği, hesaplara kimin eriştiği ve varlıkların kim tarafından kullanıldığı araştırılır.

4. Gerçek Dışı Borç Oluşturulması

Borçlu, yakınından veya ilişkili şirketten borç almış gibi sözleşme, senet veya muhasebe kaydı düzenleyebilir. Ardından muvazaalı icra takibi başlatılarak gerçek alacaklıların önüne geçilmeye çalışılabilir. Gerçekte bulunmayan borç ilişkileri muvazaa, sahtecilik, dolandırıcılık veya iflas hâlinde hileli iflas kapsamında değerlendirilebilir.

5. Sahte Fatura ve Danışmanlık Ödemeleri

Yurt dışındaki ilişkili şirkete danışmanlık, komisyon, lisans, yazılım veya hizmet bedeli adı altında para gönderilebilir. Hizmetin gerçekten verilip verilmediği, emsal bedeli, sözleşme tarihi, personel ve faaliyet kapasitesi araştırılır. Sahte veya yanıltıcı belge kullanılması Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi kapsamındaki kaçakçılık suçlarını da gündeme getirebilir.

6. Şirketin Kârlı Faaliyetinin Yeni Şirkete Aktarılması

Borçlu şirketin müşterileri, çalışanları, makineleri, alan adı, markası ve sözleşmeleri yeni kurulan başka şirkete aktarılır; borçlar eski şirkette bırakılır. İşletme devri, yöneticilerin sorumluluğu, muvazaa ve tasarrufun iptali hükümleri birlikte değerlendirilebilir.

7. Kripto Varlık ve Çok Katmanlı Hesap Transferleri

Para, çok sayıda banka hesabı veya kripto varlık hesabı üzerinden dolaştırılarak kaynağıyla bağlantısı zayıflatılmaya çalışılabilir. Ancak kripto varlığa dönüştürme tek başına suç değildir. Varlığın öncül bir suçtan kaynaklanması ve kaynağının gizlenmesi amacıyla işleme tabi tutulması hâlinde TCK’nın 282. maddesi gündeme gelir.

8. Nakit Çekme ve Değerli Taşınır Alımı

Banka hesabındaki para nakit çekilerek altın, mücevher, sanat eseri, saat veya başka kolay taşınabilir değerlere dönüştürülebilir. Bu işlemler gerçek hak sahipliği, ödeme belgeleri, sigorta kayıtları ve sonraki satışlar üzerinden takip edilebilir.

9. Görünüşte Boşanma, Mal Rejimi Tasfiyesi veya Aile İçi Protokol

Borçlunun malvarlığının eşe geçirilmesi amacıyla gerçeği yansıtmayan protokoller yapılabilir. Aile mahkemesi kararı bulunması, her durumda üçüncü kişi alacaklıların muvazaa veya tasarrufun iptali iddiasında bulunmasını ortadan kaldırmaz. İşlemin zamanı, borcun doğum tarihi ve tarafların fiili yaşamı önem taşır.

10. Defter ve Belgelerin Yok Edilmesi

Muhasebe kayıtlarının kaybedildiğinin söylenmesi, dijital verilerin silinmesi, sözleşmelerin sonradan düzenlenmesi veya şirket kayıtlarının gerçeğe aykırı hâle getirilmesi hileli iflas, delil gizleme, sahtecilik ve vergi suçları bakımından değerlendirme konusu olabilir.

Uluslararası Ceza Adli Yardımlaşması

Malvarlığı suçla bağlantılı olarak yurt dışına çıkarılmışsa, Türk savcılığı veya mahkemesi yabancı devletten banka kayıtlarının sağlanmasını, hesapların tespitini, geçici olarak dondurulmasını, el koyma veya müsadere kararlarının yerine getirilmesini isteyebilir.

Bu işlemler 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu, ikili anlaşmalar, Avrupa Konseyi sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde yürütülür. Merkezi makam görevini Adalet Bakanlığı yerine getirir.

Adalet Bakanlığı, özellikle uyuşturucu ticareti, aklama, örgütlü suçlar ve yolsuzluk suçlarına ilişkin soruşturmalarda yurt dışındaki malvarlığı değerleri hakkında el koyma ve müsadere kararlarının infazı ile varlıkların geri alınması için karşılıklı adli yardımlaşma mekanizmalarının kullanılabileceğini belirtmektedir.

Uluslararası ceza istinabe talebinde isnat edilen suçun, olayların, ilgili kişilerin, hesapların, şirketlerin ve talep edilen işlemlerin ayrıntılı biçimde açıklanması gerekir. Belirsiz ve genel nitelikteki “tüm hesapların araştırılması” talepleri yabancı makamlar tarafından reddedilebilir.

Malvarlığının Geri Alınmasında Uygulanması Gereken Yol Haritası

Başarılı bir dosyada süreç çoğunlukla şu sırayla yürütülür:

Önce alacağın veya mülkiyet hakkının hukuki dayanağı belirlenir. Ardından Türkiye ve yurt dışındaki malvarlığı hareketleri tarih sırasına konulur. Banka kayıtları, tapu hareketleri, şirket devirleri ve muhasebe belgeleri korunur.

Türkiye’de kalan malvarlığı hakkında ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir istenir. Esas alacak, tazminat, istirdat, sebepsiz zenginleşme, şirket yöneticisinin sorumluluğu, muvazaa veya tasarrufun iptali davalarından uygun olanı açılır.

Suç şüphesi varsa, özel hukuk davasından bağımsız olarak somut delillere dayalı suç duyurusu yapılır ve CMK’nın 128. maddesi kapsamında malvarlığına el koyma talep edilir.

Malın bulunduğu ülkede yerel avukat aracılığıyla şirket, taşınmaz, banka veya gerçek faydalanıcı kayıtları araştırılır. Varlığın yeniden devredilmesini önlemek için o ülkenin hukukuna göre dondurma veya ihtiyati haciz kararı istenir.

Türk mahkemesinden alınan nihai karar yabancı ülkede tanıma ve tenfize konu edilir. Gerekirse doğrudan yabancı ülkede alacak, haksız fiil, güven ihlali, muvazaalı devir veya sebepsiz zenginleşme davası açılır.

Ceza dosyasında ise uluslararası adli yardımlaşma yoluyla hesap tespiti, delil temini, el koyma ve müsadere işlemleri takip edilir.

Sonuç

Yurt dışına çıkarılan malvarlığının geri alınması, yalnızca savcılığa şikâyet edilerek çözülebilecek bir süreç değildir. Çoğu dosyada özel hukuk, icra-iflas hukuku ve ceza hukukunun birlikte kullanılması gerekir.

Borçluya ait malın alacaklıdan kaçırıldığı hâllerde tasarrufun iptali, muvazaa, ihtiyati haciz ve yabancı ülkede tenfiz işlemleri öne çıkar. Mağdura ait malın haksız biçimde yurt dışına götürülmesi hâlinde mülkiyet, istirdat, tazminat ve sebepsiz zenginleşme talepleri gündeme gelir. İşlem bir suçtan kaynaklanıyorsa CMK kapsamında el koyma, TCK kapsamında müsadere ve uluslararası ceza adli yardımlaşması devreye girer.

Bu dosyalarda en kritik unsur hızdır. Malvarlığı birden fazla ülke, banka, şirket veya kişi üzerinden aktarılmaya devam ettikçe hem delillendirme zorlaşır hem de tahsil kabiliyeti azalır. Bu nedenle hukuki strateji, yalnızca “hangi davanın açılacağına” değil, malın nerede bulunduğuna, nasıl dondurulacağına ve alınacak kararın ilgili ülkede nasıl icra edileceğine göre kurulmalıdır.

Leave a Reply

Call Now Button