Single Blog Title

This is a single blog caption

Hukuki Konuda Bilirkişiye Başvuran Hâkim ve Savcıya Disiplin Cezası Verilebilecek

Bilirkişilik, yargılamada çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren konularda mahkemenin ya da soruşturma makamının uzman görüşünden yararlanmasını sağlayan önemli bir kurumdur. Bir kişinin maluliyet oranının belirlenmesi, imzanın sahte olup olmadığının incelenmesi, yapıdaki teknik ayıbın tespit edilmesi, bilgisayar kayıtlarının analiz edilmesi veya karmaşık muhasebe hareketlerinin ortaya çıkarılması gibi konularda hâkim ya da Cumhuriyet savcısının uzman yardımına ihtiyaç duyması son derece doğaldır.

Ancak bilirkişilik kurumunun amacı, hâkimin veya Cumhuriyet savcısının hukuki değerlendirme görevini bilirkişiye devretmesi değildir. Uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi, uygulanacak hukuk kuralının belirlenmesi, delillerin hukuki anlamının değerlendirilmesi ve nihai hukuki sonuca ulaşılması yargı makamının görevidir.

Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun, bu ayrımı hâkim ve savcıların disiplin hukuku bakımından da önemli hâle getirmiştir.

7589 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 63. maddesinin ikinci fıkrasına yeni bir bent eklenmiştir. Buna göre “mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak”, hâkim ve savcılar bakımından uyarma cezasını gerektiren disiplin fiilleri arasına alınmıştır.

7589 sayılı Kanun 16 Temmuz 2026 tarihinde kabul edilmiş, 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun’un yürürlük maddesinde 9. madde bakımından farklı bir tarih öngörülmediği için düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu değişiklikle birlikte hâkim veya Cumhuriyet savcısının sırf dosyanın çözümünü kolaylaştırmak amacıyla hukuki meseleyi bilirkişiye göndermesi artık yalnız usul hukuku açısından tartışmalı bir işlem değildir. Şartları oluştuğunda disiplin sorumluluğu da doğurabilecek bir davranış hâline gelmiştir.

Ancak yeni hüküm, “bilirkişiye başvuran her hâkim cezalandırılır” anlamına kesinlikle gelmemektedir. Bilirkişilik hâlen gerekli ve meşru bir delil aracıdır. Disiplin hükmünün hedef aldığı durum, özel veya teknik bilgi gerektiren konuda uzman görüşü alınması değil; hâkim veya savcının kendi hukuki bilgisiyle çözmesi gereken soruyu bilirkişiye çözdürmesidir.

12. Yargı Paketi Bilirkişilik Konusunda Tam Olarak Neyi Değiştirdi?

Aslında Türk hukukunda hâkimin hukuki konuda bilirkişiye başvuramayacağı ilkesi yeni değildir.

6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun temel ilkelerini düzenleyen 3. maddesine göre genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Aynı Kanun, bilirkişinin uzmanlığı, özel veya teknik bilgisi dışında açıklama yapamayacağını ve hukuki nitelendirme ile değerlendirmelerde bulunamayacağını da öngörmektedir.

Hukuk yargılamasında da aynı ilke geçerlidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesine göre mahkeme, yalnız çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin görüşüne başvurabilir; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişi incelemesi yaptıramaz. HMK m.279 ise bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapmasını yasaklamaktadır.

Ceza yargılamasında da CMK m.63 aynı temel yaklaşımı kabul etmektedir. Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişiye başvurulabilir; ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konular bilirkişiye bırakılamaz. Bu sistem soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı bakımından da önem taşımaktadır.

Dolayısıyla 12. Yargı Paketi’nin getirdiği temel yenilik:

“Hukuki konuda bilirkişi incelemesi yapılamaz.”

ilkesinin ilk defa ortaya çıkması değildir.

Yeni olan, bu yasağın ihlalinin belirli hâllerde hâkim ve savcının şahsi disiplin sorumluluğuna bağlanmış olmasıdır.

Hangi Disiplin Cezası Verilebilecek?

7589 sayılı Kanun’un 9. maddesi yeni fiili doğrudan 2802 sayılı Kanun’un 63. maddesine eklemiştir.

2802 sayılı Kanun m.63’ün başlığı **“Uyarma”**dır. Kanuna göre uyarma cezası, hâkim veya savcıya görevinde daha dikkatli olması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir.

Bu nedenle mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek bir konunun bilirkişiye gönderildiğinin usulüne uygun disiplin süreci sonucunda tespit edilmesi hâlinde öngörülen temel yaptırım uyarma cezasıdır.

Burada “disiplin cezası verilebilir” ifadesi, hâkimin bilirkişiye ilişkin her ara kararının otomatik olarak disiplin cezasına dönüşeceği anlamına gelmez.

Bir disiplin yaptırımının uygulanabilmesi için ilgili disiplin prosedürünün işletilmesi, somut işlemin incelenmesi ve gerçekten bilirkişiye bırakılan konunun hâkimlik veya savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek nitelikte olduğunun belirlenmesi gerekir.

Özellikle hukuk ile teknik uzmanlığın iç içe geçtiği dosyalarda sınır her zaman son derece açık olmayabilir.

Bu nedenle düzenleme, yargılamadaki her hatalı bilirkişi kararını mekanik olarak disiplin cezasına dönüştüren bir sistem şeklinde yorumlanmamalıdır.

Aynı Fiil Tekrar Edilirse Yine Sadece Uyarma mı Verilecek?

2802 sayılı Kanun’un disiplin tekerrürünü düzenleyen 70. maddesi de burada önem taşımaktadır.

Kanunda, sicilden silinmesi mümkün olan bir disiplin cezasına neden olan fiilin ilgili süre içerisinde tekrarlanması durumunda bir derece ağır disiplin cezası uygulanmasına ilişkin genel bir tekerrür sistemi bulunmaktadır.

Nitekim 12. Yargı Paketi’nin TBMM Adalet Komisyonundaki görüşmeleri sırasında da aynı hukuki konuda tekrar tekrar bilirkişiye başvurulması ihtimali özellikle sorulmuş; Hâkimler ve Savcılar Kurulu temsilcisi 2802 sayılı Kanun m.70’teki genel tekerrür hükmünün uygulanacağını ve şartların oluşması hâlinde bir üst disiplin cezasına geçileceğini ifade etmiştir.

Dolayısıyla yeni düzenleme, aynı davranışın tekrar edilmesi hâlinde hâkim veya savcının her defasında yalnızca uyarılıp dosyanın kapatılacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.

Ancak tekerrür şartlarının bulunup bulunmadığı her disiplin dosyasında ayrıca değerlendirilmelidir.

Bilirkişiye Hangi Konularda Başvurulabilir?

Bilirkişinin görevi hukuk öğretmek veya hâkim adına karar vermek değildir.

Bilirkişiye başvurulabilmesi için uyuşmazlığın çözümünde özel veya teknik bilgiye gerçekten ihtiyaç bulunması gerekir. Bilirkişilik Kanunu ile HMK ve CMK’daki temel sistem bu esas üzerine kuruludur.

Örneğin bir binadaki çatlağın taşıyıcı sisteme etkisinin belirlenmesi inşaat mühendisliği bilgisi gerektirebilir.

Bir kişinin imzasının kendisine ait olup olmadığının incelenmesi belge ve grafoloji alanında teknik uzmanlık gerektirebilir.

Bir yaralanmanın tıbbi sonucunun ve maluliyet durumunun belirlenmesi hekimlik bilgisi gerektirebilir.

Bir bilgisayarın disk kayıtlarının, log dosyalarının veya silinen verilerin incelenmesi bilişim uzmanlığını gerektirebilir.

Bir şirketin binlerce satırdan oluşan defter ve kayıtlarının mali yönden analiz edilmesi muhasebe veya finans uzmanlığını gerektirebilir.

Bir trafik kazasında araçların çarpışma dinamiğinin, hızlarının, fren mesafelerinin veya teknik hareketlerinin belirlenmesi mühendislik ve trafik tekniği bilgisi gerektirebilir.

Bütün bunlar hâkimin hukuk bilgisiyle kendiliğinden çözmek zorunda olduğu meseleler değildir.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi:

“Hâkim artık bilirkişiye başvuramayacak.”

şeklinde bir sistem getirmemiştir.

Aksine gerekli olan teknik bilirkişiliğin devam ettiği, yalnızca yargısal karar verme görevini bilirkişiye devreden uygulamaların disiplin yönünden de engellenmek istendiği söylenebilir.

Hukuki Konuda Bilirkişiye Başvurmak Ne Demektir?

Yeni düzenlemenin uygulamadaki en önemli sorusu budur.

Bir sorunun çözümü özel veya teknik bilgi gerektirmiyorsa ve sorun esas itibarıyla kanunun yorumlanması veya uygulanmasından ibaretse mesele hukuki meseledir.

Örneğin bir sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığına karar vermek bilirkişinin değil hâkimin görevidir.

Bir alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı bilirkişiye sorulamaz.

Davanın görevli mahkemede açılıp açılmadığı bilirkişinin belirleyeceği bir konu değildir.

Bir sözleşme maddesinin hangi kanun hükmüne tabi olduğu konusunda bilirkişiden nihai hukuki görüş alınması doğru değildir.

Tarafın sözleşmeyi ihlal edip etmediği konusunda teknik bulgular uzman tarafından belirlenebilir; ancak sözleşmeye aykırılığın hukuki sonuçlarına karar vermek hâkime aittir.

Bir sanığın fiilinin Türk Ceza Kanunu bakımından dolandırıcılık mı, güveni kötüye kullanma mı veya başka bir suç mu olduğuna bilirkişi karar veremez.

Bir delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği konusunda nihai değerlendirme bilirkişinin değil yargı makamının görevidir.

Benzer şekilde davacının aktif husumet ehliyeti, dava şartlarının varlığı, kesin hüküm, derdestlik, zamanaşımı, hak düşürücü süre veya sözleşmenin hukuki yorumu gibi meseleler kural olarak hâkimin kendi hukuki bilgisiyle çözmesi gereken alanlardır.

Bu tür soruların:

“Dosyanın bilirkişiye tevdi edilerek davacının hukuken haklı olup olmadığının belirlenmesine”

şeklinde bilirkişiye gönderilmesi, yeni düzenlemenin hedeflediği uygulamalara örnek teşkil edebilir.

Bilirkişi “Davacı Haklıdır” Diyebilir mi?

Bilirkişinin görevi teknik veya bilimsel olguyu açıklamaktır.

Örneğin inşaat bilirkişisi, yapının onaylı projeye uygun olup olmadığını, hangi imalatların eksik olduğunu ve bunların giderim bedelini teknik yöntemlerle belirleyebilir.

Ancak:

“Davalı sözleşmeye aykırı davranmıştır ve davacı tazminata hak kazanmıştır.”

şeklindeki nihai hukuki sonuç bilirkişinin değil hâkimin değerlendirme alanına girer.

Aynı şekilde muhasebe bilirkişisi şirket kayıtlarında belirli tarih itibarıyla hangi faturaların yer aldığını, cari hesap hareketlerini veya matematiksel bakiyeyi tespit edebilir.

Fakat:

“Davalı bu nedenle hukuken borçludur.”

sonucuna ulaşmak bilirkişinin işi değildir.

Bilirkişilik Kanunu ve HMK, bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunamayacağını açıkça kabul etmektedir.

Hâkim Bilirkişi Raporundaki Hukuki Sonucu Aynen Karara Yazabilir mi?

Bilirkişi raporu mahkeme açısından bağlayıcı bir hüküm değildir.

HMK m.282’ye göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Dolayısıyla bilirkişi raporu nihai kararın yerine geçmez.

Bu nedenle bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme bulunması hâlinde hâkimin:

“Bilirkişi böyle söylediği için hüküm bu şekildedir.”

yaklaşımıyla yetinmemesi gerekir.

Mahkeme kendi hukuki değerlendirmesini yapmak zorundadır.

Yeni disiplin hükmünün de bu ilkeyi destekleyen bir yönü bulunmaktadır. Çünkü hukuk bilgisinin bilirkişiye devredilmesinin yalnız bilirkişilik hukukuna değil, artık hâkim ve savcının mesleki sorumluluğuna da temas eden bir mesele olduğu ortaya konulmuştur.

Ancak bir bilirkişi raporunun içinde birkaç hukuki ifade bulunması, bilirkişi görevlendirmesini otomatik olarak hukuka aykırı veya hâkimi otomatik olarak disiplin sorumlusu hâle getirmez.

Asıl değerlendirilmesi gereken konu, bilirkişiye verilen görevin niteliğidir.

Eğer bilirkişi teknik bir konuda görevlendirilmiş ancak raporunda görev sınırını aşarak bazı hukuki değerlendirmeler yapmışsa sorun ile en baştan yalnız hukuki sorunun çözümü amacıyla bilirkişi atanması aynı değildir.

Hesap Bilirkişisine Başvurmak Artık Yasak mı?

Hayır.

Yeni düzenleme özellikle işçilik alacakları, tazminat davaları, ticari hesaplar ve benzeri dosyalarda “hesap bilirkişiliği tamamen sona erdi” şeklinde yorumlanmamalıdır.

Karmaşık matematiksel veya mali hesapların yapılması uzmanlık veya teknik bilgi gerektirebilir.

Ancak burada hâkim ile bilirkişinin görevlerinin ayrılması gerekir.

Örneğin işçilik alacağı davasında hangi çalışma süresinin kabul edileceği, tanık beyanlarının nasıl değerlendirileceği, işçinin fazla çalışmaya hak kazanıp kazanmadığı ve hangi hukuki hükümlerin uygulanacağı esas itibarıyla mahkemenin değerlendirme alanındadır.

Mahkeme bu hukuki ve maddi çerçeveyi belirledikten sonra bilirkişiden:

“Mahkemece kabul edilen çalışma süresi ve ücret esas alınarak fazla çalışma alacağının matematiksel hesabının yapılması”

istenebilir.

Sorun, bilirkişinin hesap yapması değildir.

Sorun:

“Davacının hangi alacaklara hak kazandığını ve davanın hangi miktarda kabul edilmesi gerektiğini bilirkişi belirlesin.”

şeklinde yargısal karar yetkisinin bilirkişiye aktarılmasıdır.

Bu ayrım yeni disiplin hükmü açısından son derece önemlidir.

İş Davalarında Bilirkişiye Başvurulabilecek mi?

Evet.

İş davalarında özellikle ücret hesapları, bordro incelemeleri, sosyal güvenlik kayıtları, uzun dönemli fazla çalışma ve farklı dönem ücretlerinin hesaplanması gibi konularda teknik hesaplama ihtiyacı devam etmektedir.

Ancak bilirkişi;

tanığın güvenilir olup olmadığına,

işçinin hukuken fazla mesaiye hak kazanıp kazanmadığına,

zamanaşımı itirazının kabul edilip edilmeyeceğine,

iş sözleşmesinin hangi hukuki nedenle sona erdiğine

veya fesih işleminin haklı olup olmadığına

nihai olarak karar veremez.

Bu hukuki sorunları mahkemenin çözmesi, gerekiyorsa bunun ardından bilirkişiye hesaplama görevi vermesi gerekir.

Trafik Kazasında Kusur Bilirkişisi Yasak mı?

Hayır; ancak kusur değerlendirmesinde teknik tespit ile hukuki sorumluluğun birbirinden ayrılması gerekir.

Bir trafik bilirkişisi kazanın oluş şeklini, araçların hareketlerini, yolun teknik özelliklerini, çarpışma noktasını, fren izlerini ve sürüş tekniği bakımından hangi davranışların etkili olduğunu değerlendirebilir.

Bununla birlikte nihai hukuki sorumluluk, tazminat sorumluluğunun şartları ve delillerin hukuki değerlendirmesi mahkemeye aittir.

Özellikle uygulamada bilirkişi raporlarının doğrudan:

“Davalı yüzde 80 hukuken kusurludur.”

şeklinde sonuçlara ulaşması durumunda hâkim raporu mekanik biçimde kabul etmek yerine olayın hukuki değerlendirmesini kendisi yapmak zorundadır.

Yeni hükmün amacı bilirkişinin teknik katkısını ortadan kaldırmak değil, bilirkişinin fiilen hüküm veren kişi konumuna gelmesini önlemektir.

Tıbbi Dosyalarda Bilirkişi İncelemesi Devam Edecek mi?

Elbette.

Bir hastalığın niteliği, tıbbi müdahalenin bilimsel standartlara uygunluğu, yaralanmanın kalıcı etkisi, maluliyet oranı veya ölüm ile müdahale arasındaki tıbbi nedensellik hâkimlik mesleğinin gerektirdiği sıradan hukuki bilgiyle çözülebilecek meseleler değildir.

Bu tür konularda hekim, Adli Tıp Kurumu veya ilgili uzmanlardan bilimsel değerlendirme alınması gerekli olabilir.

Ancak uzman:

“Doktor hukuken tazminat ödemek zorundadır.”

şeklinde nihai hukuki sorumluluk kararı veremez.

Uzman tıbbi olguyu ortaya koyar.

Mahkeme ise bu olguları;

kusur,

illiyet bağı,

zarar,

sorumluluk

ve ilgili maddi hukuk hükümleri çerçevesinde hukuken değerlendirir.

İnşaat Davalarında Bilirkişiye Başvurulabilecek mi?

İnşaat ve gayrimenkul uyuşmazlıkları bilirkişiliğin hâlen son derece önemli olduğu alanlardandır.

Bir yapının projeye uygunluğu, beton kalitesi, statik sorunları, imalat eksiklikleri, ayıpların giderilme maliyeti, metraj ve hakediş hesapları mühendislik veya mimarlık bilgisi gerektirebilir.

Buna karşılık teknik tespitlerin;

ayıplı ifa oluşturup oluşturmadığı,

yüklenicinin hukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığı,

sözleşmenin feshedilip feshedilemeyeceği,

zamanaşımı,

temerrüt

veya tazminat hakkının hukuki şartları

mahkemenin çözmesi gereken konulardır.

Dolayısıyla doğru bilirkişi görevlendirmesi:

“Yapıdaki teknik eksiklikleri ve giderim maliyetini tespit edin.”

şeklinde olabilir.

Buna karşılık:

“Taraflardan hangisinin hukuken haklı olduğunu ve sözleşmenin feshedilip feshedilemeyeceğini belirleyin.”

şeklindeki görev bilirkişilik kurumunun sınırlarını aşabilir.

Cumhuriyet Savcısı da Bu Disiplin Hükmüne Tabi mi?

Evet.

7589 sayılı Kanun ile değişiklik 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda yapılmıştır ve düzenleme hâkimlerin yanında savcıların mesleki faaliyetlerini de ilgilendirmektedir. Yeni bent açık biçimde “mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak” fiilini disiplin konusu yapmıştır.

Cumhuriyet savcıları soruşturma sırasında özel veya teknik bilgi gerektiren konularda bilirkişi incelemesi yaptırabilirler. CMK m.63’te bilirkişilik sistemi bu imkânı öngörürken hukuki bilgiyle çözülebilecek konuların bilirkişiye bırakılamayacağını da açıkça belirtmektedir.

Örneğin Cumhuriyet savcısı dijital materyalin teknik incelemesi için bilişim bilirkişisi görevlendirebilir.

Bir kişinin kanındaki maddenin niteliğinin belirlenmesi için kimya veya toksikoloji incelemesi yaptırabilir.

Belgedeki imzanın incelenmesini isteyebilir.

Mali hareketlerin teknik analizini yaptırabilir.

Ancak:

“Şüphelinin eylemi TCK m.158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturuyor mu?”

şeklindeki bir soru bilirkişiye çözdürülemez.

Suçun hukuki nitelendirilmesi Cumhuriyet savcısının ve kovuşturma aşamasında mahkemenin görevidir.

Hukukçu Bir Kişi Hiç Bilirkişi Olamayacak mı?

Yeni düzenleme bu anlama gelmemektedir.

Esas alınması gereken husus kişinin diplomasından ziyade bilirkişiye verilen görevin konusudur.

Bir kişinin hukuk fakültesi mezunu olması, sahip olduğu başka özel veya teknik uzmanlık nedeniyle hiçbir zaman bilirkişi olarak görev yapamayacağı anlamına gelmez.

Ancak kişiye sırf hukukçu olduğu için:

“Dosyayı inceleyip mahkemenin hangi kararı vermesi gerektiği konusunda hukuki mütalaa hazırla.”

şeklinde bilirkişilik görevi verilemez.

Bilirkişilik Kanunu’nun temel ilkesi, bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunamamasıdır.

Dolayısıyla yeni düzenleme bakımından esas soru:

“Bilirkişi hangi meslekten?”

değil,

“Bilirkişiye hangi soru soruldu?”

olmalıdır.

Hâkim Bilirkişiye Soracağı Soruları Daha Ayrıntılı Belirlemek Zorunda mı?

Yeni disiplin hükmünün uygulamada bilirkişi görevlendirmelerinin daha dikkatli hazırlanmasına yol açması beklenebilir.

Çünkü bir dosyanın hiçbir sınır çizilmeden:

“Dosyanın incelenerek rapor hazırlanması için bilirkişiye gönderilmesi”

şeklinde tevdi edilmesi, bilirkişinin teknik alanın dışına çıkarak hukuki değerlendirme yapmasına zemin hazırlayabilir.

Daha doğru yaklaşım bilirkişinin görev alanını somutlaştırmaktır.

Örneğin mahkeme bilirkişiden;

yapının projeye uygunluğunu,

hasarın teknik nedenini,

defterlerdeki mali hareketleri,

tedavinin tıbbi standarda uygunluğunu

veya belirlenen parametreler üzerinden matematiksel hesabı

isteyebilir.

Bilirkişiye verilecek görevin sınırlarının açık olması hem daha kaliteli rapor alınmasına hem de hukuki karar verme yetkisinin mahkemede kalmasına hizmet eder.

Taraflar Hukuki Konuda Bilirkişi Atanmasına İtiraz Edebilir mi?

Bir taraf, mahkemenin bilirkişiye yönelttiği soruların tamamen hukuki nitelikte olduğunu düşünüyorsa bu hususu yargılama sırasında ileri sürebilir.

Örneğin:

“Uyuşmazlığın çözümü hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle mümkündür; bu nedenle bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmamaktadır.”

şeklinde gerekçeli itirazda bulunulabilir.

Bilirkişi görevlendirilmişse taraf, bilirkişinin görev alanının teknik meselelerle sınırlandırılmasını da talep edebilir.

Rapor alındıktan sonra ise bilirkişinin görev sınırını aşarak hukuki değerlendirme yaptığı belirtilerek raporun bu bölümlerine itiraz edilebilir.

Hukuk yargılamasında mahkemenin bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmesi gerektiği için rapordaki hukuki değerlendirme mahkemeyi bağlamaz.

Bununla birlikte bilirkişi görevlendirmesine karşı hangi kanun yolu veya usul imkânının kullanılabileceği, içinde bulunulan yargılama türüne ve verilen kararın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Hukuki Konuda Bilirkişiye Başvurulması Davayı Uzatır mı?

Uygulamada gereksiz bilirkişi incelemesinin önemli sonuçlarından biri yargılamanın uzamasıdır.

Bilirkişi görevlendirmesi yapıldığında dosyanın hazırlanması, bilirkişiye teslimi, rapor süresi, raporun taraflara tebliği, tarafların itirazları, ek rapor veya yeni bilirkişi talepleri gibi çok sayıda işlem ortaya çıkabilir.

Oysa uyuşmazlık yalnız hukuki değerlendirmeden ibaretse bütün bu aşamalar gereksiz hâle gelebilir.

Bu nedenle bilirkişilik kurumunun amacına uygun kullanılması yalnız hâkimin hukuki görevini korumak açısından değil, usul ekonomisi ve makul sürede yargılanma bakımından da önem taşımaktadır.

TBMM görüşmelerinde de yeni hükmün bilirkişilik kurumunun amacına uygun kullanılmasına yönelik olduğu ifade edilmiş, buna karşılık düzenlemenin yargının daha geniş sorunlarını çözmeye yetip yetmeyeceği konusunda farklı siyasi değerlendirmeler ileri sürülmüştür.

Her Gereksiz Bilirkişi İncelemesi Disiplin Cezası Doğurur mu?

Burada yeni hükmün lafzı dikkatle okunmalıdır.

2802 sayılı Kanun’a eklenen fiil:

“Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak”

şeklindedir.

Bu ifade ile Bilirkişilik Kanunu’ndaki genel yasak tamamen aynı kelimelerle kurulmamıştır.

Bilirkişilik Kanunu daha geniş biçimde genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulamayacağını düzenlemektedir. Yeni disiplin hükmü ise özellikle mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konuyu hedef almaktadır.

Dolayısıyla bir bilirkişi görevlendirmesinin usul hukuku bakımından gereksiz görülmesi ile yeni m.63/f kapsamında disiplin fiili oluşturması her somut olayda birebir aynı şey olmayabilir.

Disiplin sorumluluğu bakımından özellikle bilirkişiye bırakılan meselenin hukuki değerlendirme niteliğinde olması önemlidir.

Bilirkişiye Başvurmak Hâkimin Bağımsızlığına Müdahale mi?

Bu düzenlemeye ilişkin tartışılabilecek temel meselelerden biri de yargısal takdir ile disiplin sorumluluğu arasındaki sınırdır.

Hâkim, dosyanın çözümünde hangi teknik incelemenin gerekli olduğunu değerlendirmek durumundadır. Bazı uyuşmazlıklarda hukuki ve teknik meselelerin birbirine çok yakın olması nedeniyle bilirkişi gerekip gerekmediği açık olmayabilir.

Bu nedenle yeni hüküm uygulanırken sırf başka bir hâkimin veya kanun yolu merciinin:

“Bu dosyada bilirkişi alınmasına gerek yoktu.”

sonucuna ulaşması, tek başına her durumda disiplin cezasının otomatik olarak doğduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.

Örneğin karmaşık finansal işlemler, tıbbi uygulama hataları, teknik mevzuat içeren inşaat dosyaları veya bilişim uyuşmazlıklarında hukuk ile teknik uzmanlığın sınırı somut dosyanın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Disiplin hükmünün asıl uygulama alanının, açık biçimde hukuki değerlendirme niteliğindeki bir sorunun bilirkişiye devredildiği durumlar olması beklenir.

Bilirkişi Raporunun Hukuki Değerlendirme İçermesi Raporu Kendiliğinden Geçersiz Kılar mı?

Hayır.

Raporun değerlendirilmesi ile hâkimin disiplin sorumluluğu birbirinden ayrı meselelerdir.

Bilirkişinin teknik görev sınırını aşarak hukuki görüş bildirmiş olması hâlinde mahkeme bu hukuki değerlendirmeyle bağlı değildir.

Hâkim kendi hukuki değerlendirmesini yapmak zorundadır.

Ancak bilirkişinin raporun bir bölümünde hukuki ifadeler kullanması, rapordaki bütün teknik tespitlerin otomatik biçimde yok sayılmasını gerektiren genel bir kural anlamına gelmez.

Örneğin inşaat bilirkişisi çok sayıda teknik ölçüm yaptıktan sonra raporun sonunda yanlışlıkla:

“Bu nedenle yüklenici sözleşmeye aykırı davranmıştır.”

demiş olabilir.

Mahkeme teknik bulguları değerlendirirken sözleşmeye aykırılık konusundaki nihai hukuki değerlendirmeyi kendisi yapmalıdır.

Esas problem, mahkemenin:

“Bilirkişi yüklenicinin sorumlu olduğunu söyledi, ben de bu nedenle davayı kabul ediyorum.”

şeklinde kendi hukuki değerlendirme görevinden vazgeçmesidir.

Düzenleme Hangi Tarihten Sonraki Bilirkişi Kararlarını Etkiler?

7589 sayılı Kanun’un 9. maddesi için özel bir ileri yürürlük tarihi belirlenmemiştir. Bu nedenle hüküm, Kanun’un yayımlandığı 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu tarihten sonra gerçekleştirilen bilirkişi görevlendirmelerinde hâkim ve savcıların yeni disiplin hükmünü de dikkate almaları gerekir.

Buna karşılık 31 Temmuz 2026’dan önce yapılmış ve tamamlanmış bir bilirkişi görevlendirmesine sonradan yürürlüğe giren disiplin hükmünün otomatik olarak geriye yürütüleceği söylenemez. Disiplin yaptırımlarının zaman bakımından uygulanması somut olayın tarihleri ve ilgili genel ilkeler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeni Düzenlemenin Avukatlar Açısından Önemi Nedir?

Düzenleme yalnız hâkim ve savcıları ilgilendiren bir personel hükmü gibi görünse de avukatlık pratiği bakımından da önemli sonuçlar doğurabilir.

Özellikle bilirkişi incelemesinin sık kullanıldığı;

işçilik alacakları,

ticari alacaklar,

inşaat sözleşmeleri,

trafik kazaları,

tıbbi uygulama hataları,

miras uyuşmazlıkları,

ortaklığın giderilmesi,

sigorta,

bankacılık

ve ceza dosyalarında

bilirkişiye verilecek görevin kapsamı daha fazla önem kazanacaktır.

Taraf vekili, bilirkişiye verilen soruların teknik sınırları aştığını düşünüyorsa bunu açıkça ortaya koyabilir.

Örneğin:

“Bilirkişiye yöneltilen 4 numaralı soru sözleşmenin hukuki yorumuna ilişkin olup hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi gereken bir konudur. Bu nedenle söz konusu sorunun bilirkişi görevinden çıkarılmasını talep ediyoruz.”

şeklinde bir itiraz, yeni düzenleme sonrasında daha güçlü bir hukuki zemine sahip olacaktır.

Aynı şekilde bilirkişi raporuna karşı beyanda yalnız rakamlardaki veya teknik tespitlerdeki hatalar değil, bilirkişinin mahkemenin yerine geçerek yaptığı hukuki değerlendirmeler de açıkça gösterilebilir.

Hâkim ve Savcıya Bilirkişi Nedeniyle Disiplin Cezası Hakkında Sık Sorulan Sorular

Hukuki konuda bilirkişiye başvurmanın cezası nedir?

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu m.63 kapsamında bu fiil uyarma cezasını gerektiren disiplin davranışları arasına alınmıştır. Uyarma, görevde daha dikkatli olunması gerektiğinin yazıyla bildirilmesidir.

Her bilirkişi görevlendirmesi disiplin cezası mı?

Hayır. Çözümü uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması hukuken mümkündür ve çoğu zaman zorunludur. Yasaklanan, hâkim veya savcının kendi mesleki hukuk bilgisiyle çözmesi gereken hukuki konuyu bilirkişiye bırakmasıdır.

Hâkim sözleşmenin geçerli olup olmadığını bilirkişiye sorabilir mi?

Sözleşmenin hukuki geçerliliği esas itibarıyla mahkemenin yapacağı hukuki değerlendirmedir. Bilirkişi ancak sözleşmeyle bağlantılı teknik veya özel bilgi gerektiren olguları inceleyebilir.

Bilirkişi zamanaşımı hesabı yapabilir mi?

Salt hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağı, sürenin hangi hukuki nedene dayandığı ve zamanaşımı itirazının hukuki sonucu mahkemenin görevidir. Karmaşık matematiksel tarih veya miktar hesaplamaları teknik destek konusu olabilir; ancak hukuki zamanaşımı değerlendirmesi bilirkişiye devredilemez.

Hesap bilirkişisi yasaklandı mı?

Hayır. Teknik ve karmaşık hesaplamalarda bilirkişiden yararlanılabilir. Ancak hangi alacağın hukuken doğduğu ve hangi kuralların uygulanacağına mahkeme karar vermelidir.

Bilirkişi hukuki yorum yapabilir mi?

Bilirkişilik Kanunu ve HMK, bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunmasını yasaklamaktadır.

Savcı da bu disiplin hükmüne tabi mi?

Evet. Düzenleme 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na eklenmiştir. Cumhuriyet savcısı soruşturma sırasında teknik bilirkişi incelemesi yaptırabilir; ancak suçun hukuki nitelendirilmesi gibi kendi mesleki bilgisiyle çözmesi gereken konuları bilirkişiye devredemez.

Aynı davranış tekrar edilirse ne olur?

2802 sayılı Kanun m.70’teki genel tekerrür hükümleri şartları oluştuğunda bir derece ağır disiplin cezası uygulanmasını öngörmektedir. TBMM Komisyon görüşmelerinde de yeni bilirkişi fiili bakımından bu sistemin geçerli olacağı açıklanmıştır.

Düzenleme ne zaman yürürlüğe girdi?

31 Temmuz 2026 tarihinde.

Sonuç: Bilirkişi Hâkimin Yerine Hukuki Karar Veremeyecek

  1. Yargı Paketi’nin bilirkişilik alanındaki en dikkat çekici değişikliklerinden biri, uzun süredir usul hukukunda mevcut bulunan “hukuki mesele bilirkişiye bırakılamaz” ilkesini hâkim ve savcıların disiplin sorumluluğuyla ilişkilendirmesidir.

7589 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu m.63’e eklenen yeni bent uyarınca:

“Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak” uyarma cezasını gerektiren disiplin fiilleri arasındadır.

Bu düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yeni sistemin amacı bilirkişilik kurumunu ortadan kaldırmak değildir.

Bilirkişi yine;

tıp,

mühendislik,

muhasebe,

bilişim,

genetik,

belge inceleme,

inşaat,

trafik tekniği

ve benzeri özel veya teknik uzmanlık gerektiren alanlarda yargıya bilimsel destek sağlayacaktır.

Ancak bilirkişi artık daha da açık biçimde “hukukçu hâkim yerine karar veren kişi” olarak kullanılamaz.

Hangi kanunun uygulanacağına hâkim karar verir.

Sözleşmenin hukuki yorumunu hâkim yapar.

Zamanaşımını hâkim değerlendirir.

Delilin hukuka uygunluğuna mahkeme karar verir.

Fiilin hangi suç tipini oluşturduğunu savcılık ve mahkeme hukuken değerlendirir.

Bir tarafın hukuken borçlu veya sorumlu olup olmadığına bilirkişi değil, mahkeme karar verir.

Bilirkişi ise bu hukuki kararın verilmesi için gerekli özel veya teknik olguları ortaya koyar.

Bilirkişilik Kanunu, HMK ve CMK zaten uzun süredir bu görev ayrımını kabul etmektedir. 12. Yargı Paketi ile değişen nokta, hâkim veya savcının bu sınırı açık biçimde aşarak hukuki meseleyi bilirkişiye devretmesinin artık mesleki disiplin bakımından da sonuç doğurabilecek olmasıdır.

Yeni düzenleme uygulamada özellikle bilirkişi görevlendirme kararlarının daha dikkatli hazırlanmasına yol açabilecek niteliktedir.

Artık bilirkişiye yalnızca:

“Dosya incelenerek rapor düzenlensin.”

şeklinde geniş ve sınırları belirsiz görev verilmesi yerine, hangi teknik konunun incelenmesi gerektiğinin açıkça gösterilmesi daha büyük önem taşımaktadır.

Mahkemenin hukuki değerlendirmeyi kendisi yapması; bilirkişiden ise yalnız gerçekten özel veya teknik bilgi gerektiren konularda destek alması gerekir.

Aynı yaklaşım avukatların bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarında da önem kazanacaktır. Bir bilirkişi raporu;

sözleşmenin hukuki yorumunu yapmışsa,

zamanaşımı konusunda nihai karar vermişse,

davacının haklı olduğuna hükmetmişse,

davalının hukuken sorumlu olduğuna karar vermişse

veya mahkemenin hangi hükmü kurması gerektiğini belirtmişse,

raporun teknik sınırı aştığı yönünde itiraz gündeme gelebilir.

Çünkü hâkim, bilirkişi görüşüyle bağlı değildir ve bilirkişinin hukuki değerlendirmesini kendi hükmünün yerine koyamaz. HMK m.282 de hâkimin bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceğini açıkça düzenlemektedir.

Sonuç olarak 12. Yargı Paketi sonrasında bilirkişilik bakımından temel ayrım şu şekilde özetlenebilir:

Teknik soru bilirkişiye, hukuki karar hâkime aittir.

Bu sınırın korunması, hem bilirkişilik kurumunun doğru kullanılmasının hem de yargısal karar verme yetkisinin hâkim ve savcıda kalmasının temel şartıdır. 31 Temmuz 2026 itibarıyla bu ilkenin ihlali artık yalnız usul hukuku bakımından değil, şartları gerçekleştiğinde hâkim ve savcının disiplin hukuku bakımından da sonuç doğurabilecek bir mesele hâline gelmiştir.

Leave a Reply

Call Now Button