Sınır Tanımayan Borç, Sınırları Olan Yargılama: Yabancı Borçluya Karşı Türkiye’de Dava Açılması
Sınır Tanımayan Borç, Sınırları Olan Yargılama: Yabancı Borçluya Karşı Türkiye’de Dava Açılması
Yabancı Borçlu Türkiye’de Dava Edilebilir mi?
Borçlunun yabancı ülke vatandaşı olması, yurt dışında ikamet etmesi veya yabancı bir şirket niteliği taşıması, Türkiye’de kendisine karşı dava açılmasına tek başına engel değildir. Ancak yabancı borçluya karşı Türkiye’de dava açılabilmesi için Türk mahkemelerinin uyuşmazlık bakımından milletlerarası yetkili olması gerekir.
Yabancı borçluya karşı açılacak davalarda yalnızca alacağın varlığı değil;
- Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi,
- Görevli ve yer yönünden yetkili mahkeme,
- Sözleşmedeki yetki veya tahkim şartı,
- Uyuşmazlığa uygulanacak ülke hukuku,
- Yurt dışı tebligatın yapılabileceği doğru adres,
- Borçlunun Türkiye’de veya başka ülkelerde bulunan malvarlığı,
- Alacağın zamanaşımı durumu
birlikte değerlendirilmelidir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukuku, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini ve yabancı kararların tanınması ile tenfizini düzenlemektedir. Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler ise öncelikli olarak uygulanır.
İlk Kontrol: Borçlunun Kimliği Gerçekten Doğru mu?
Yabancı borçluya karşı dava açılmadan önce borçlunun hukuki kimliği kesin olarak belirlenmelidir. Özellikle yabancı şirketlere karşı açılan davalarda ticari isim ile şirketin resmî sicil unvanı birbirinden farklı olabilir.
Dava açılmadan önce şu bilgiler temin edilmelidir:
- Gerçek kişinin tam adı ve soyadı,
- Vatandaşlığı ve mümkünse pasaport bilgileri,
- Yurt dışındaki açık tebligat adresi,
- Yabancı şirketin tam ticaret unvanı,
- Şirket sicil numarası,
- Kuruluş ülkesi ve şirket merkezi,
- Şirketin faal, tasfiyede veya terkin edilmiş olup olmadığı,
- Şirketi temsile yetkili kişiler,
- Borcun şirket borcu mu, ortak veya yönetici borcu mu olduğu.
Yanlış şirket unvanıyla dava açılması, tebligatın sonuçsuz kalmasına veya husumetin yanlış kişiye yöneltilmesine neden olabilir. Bir şirketler topluluğu içinde, sözleşmeyi imzalayan şirket yerine ana şirketin veya markanın dava edilmesi de tek başına yeterli değildir.
Yabancı tüzel kişinin hak ve fiil ehliyeti, kural olarak statüsündeki idare merkezi hukukuna göre belirlenir. Bu nedenle şirketin hukuken var olup olmadığı, temsil şekli ve imza yetkisi bakımından kuruluş ülkesinin şirketler hukuku incelenmelidir.
Her Yabancı Borçlu Türkiye’de Dava Edilemez: Milletlerarası Yetki Nasıl Belirlenir?
MÖHUK’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, Türk hukukundaki yer itibarıyla yetki kuralları belirler. Başka bir ifadeyle önce Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve uyuşmazlığın türüne ilişkin özel kanunlardaki yetki kuralları incelenir.
Yabancı borçlunun Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması, Türk mahkemelerinin hiçbir şekilde yetkili olmadığı anlamına gelmez.
Borçlunun Türkiye’de mutad meskeni varsa
HMK’nın 9. maddesine göre Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişi hakkında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir.
Malvarlığı haklarına ilişkin davanın konusu olan malvarlığı unsuru Türkiye’de bulunuyorsa, dava bu malvarlığı unsurunun bulunduğu yerde de açılabilir. Ancak yabancı borçlunun Türkiye’de herhangi bir malının bulunması, her uyuşmazlıkta kendiliğinden Türk mahkemelerine yetki vermeyebilir. Kanundaki bağlantının dava konusu malvarlığı unsuru üzerinden kurulması gerekir.
Borç Türkiye’de ifa edilecekse
Sözleşmeden doğan davalar, HMK’nın 10. maddesi gereğince sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.
Örneğin yabancı alıcının satış bedelini Türkiye’deki satıcının İstanbul’daki banka hesabına ödemesi kararlaştırılmışsa veya hizmet Türkiye’de ifa edilmişse, sözleşmenin ifa yeri üzerinden Türk mahkemelerinin yetkisi gündeme gelebilir. Bununla birlikte ifa yerinin sözleşme hükümleri ve borca uygulanacak maddi hukuk çerçevesinde somut olarak belirlenmesi gerekir.
Haksız fiil Türkiye ile bağlantılıysa
Haksız fiilden kaynaklanan davalarda;
- Haksız fiilin işlendiği yer,
- Zararın meydana geldiği yer,
- Zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer,
- Zarar görenin yerleşim yeri
mahkemeleri yetkili olabilir.
Dolayısıyla yabancı kişinin internet üzerinden gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemin zararı Türkiye’de doğmuşsa veya zarar gören Türkiye’de yerleşikse, Türk mahkemelerinin yetkisi ayrıca değerlendirilebilir.
Yabancı şirketin Türkiye’de şubesi varsa
Uyuşmazlık yabancı şirketin Türkiye’deki şubesinin işlemlerinden doğmuşsa, şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkili olabilir. Ancak yalnızca şirketin Türkiye’de şubesinin bulunması yeterli değildir; dava ile şube faaliyeti arasında bağlantı bulunmalıdır.
Tüketici, işçi ve sigortalıyı koruyan özel yetki kuralları
MÖHUK’un 44, 45 ve 46. maddelerinde iş, tüketici ve sigorta uyuşmazlıkları bakımından zayıf tarafı koruyan özel milletlerarası yetki kuralları bulunmaktadır. Bu mahkemelerin yetkisi, tarafların önceden yaptığı anlaşmayla zayıf taraf aleyhine ortadan kaldırılamaz.
Sözleşmede Yabancı Mahkeme Şartı Varsa Türkiye’de Dava Açılabilir mi?
Taraflar, yabancılık unsuru taşıyan bir borç ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların belirli bir yabancı devlet mahkemesinde görülmesini kararlaştırmış olabilir.
MÖHUK’un 47. maddesine göre yer itibarıyla yetkinin münhasır yetkiye dayanmadığı hâllerde, tarafların uyuşmazlığın yabancı devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşması mümkündür. Anlaşmanın yazılı delille ispatlanması gerekir.
Geçerli bir yabancı mahkeme yetki şartı varsa Türk mahkemesinde açılan davada davalı süresinde yetki itirazında bulunabilir. Türk mahkemesi ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemesinde süresinde yetki itirazında bulunulmaması gibi hâllerde davayı görmeye devam edebilir.
Sözleşmede yalnızca “İngiliz hukuku uygulanacaktır” yazması, tek başına İngiliz mahkemelerinin yetkili olduğu anlamına gelmez. Hukuk seçimi ile mahkeme seçimi birbirinden farklıdır.
Tahkim Şartı Varsa Devlet Mahkemesinde Dava Açmak Risklidir
Sözleşmede uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözüleceği kararlaştırılmışsa, yabancı borçluya karşı doğrudan Türk mahkemesinde alacak davası açılması doğru yol olmayabilir.
Geçerli bir tahkim sözleşmesi;
- Kurumsal tahkimi,
- Ad hoc tahkimi,
- Türkiye’de tahkimi,
- Yabancı ülkede tahkimi
öngörebilir.
Davalının tahkim itirazında bulunması hâlinde mahkeme, tahkim sözleşmesinin geçerliliğini ve uyuşmazlığın bu şartın kapsamında olup olmadığını inceler. Milletlerarası Tahkim Kanunu yabancılık unsuru taşıyan tahkim ilişkilerinin usulünü düzenlemektedir.
Bu nedenle dava açılmadan önce sözleşmedeki “dispute resolution”, “jurisdiction”, “arbitration” veya “governing law” başlıklı hükümler ayrı ayrı incelenmelidir.
Davanın Türkiye’de Açılması Türk Hukukunun Uygulanacağı Anlamına Gelmez
Türk mahkemesinin milletlerarası yetkili olması ile uyuşmazlığın esasına Türk hukukunun uygulanması aynı mesele değildir.
Türk mahkemesi yargılama usulünde Türk usul hukukunu uygular. Ancak sözleşmenin geçerliliği, tarafların borçları, ifa, temerrüt, faiz, zamanaşımı ve sorumluluk gibi maddi hukuk meselelerine yabancı ülke hukuku uygulanabilir.
Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde öncelikle tarafların hukuk seçimi dikkate alınır. Hukuk seçimi yoksa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk belirlenir. Haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, iş, tüketici ve sigorta ilişkileri için MÖHUK’ta ayrı kanunlar ihtilafı kuralları bulunmaktadır.
Türk hâkimi uygulanacak yabancı hukukun içeriğini re’sen araştırır ve taraflardan bu konuda yardım isteyebilir. Yabancı hukuk bütün araştırmalara rağmen belirlenemezse Türk hukuku uygulanır.
Uygulanacak hukuk seçilirken özellikle şu konular değerlendirilmelidir:
- Alacağın doğup doğmadığı,
- Borcun muacceliyet tarihi,
- Temerrüt şartları,
- İhtar zorunluluğu,
- Faiz oranı ve faiz başlangıcı,
- Sorumluluğun sınırlandırılması,
- Cezai şart,
- Zamanaşımı süresi,
- Zamanaşımının kesilme ve durma sebepleri.
Alacağın Türk hukukuna göre zamanaşımına uğramamış olması yeterli olmayabilir. Uyuşmazlığa yabancı hukuk uygulanıyorsa zamanaşımı da kural olarak o hukuka göre değerlendirilir.
Hangi Mahkemede Dava Açılmalıdır?
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkili olduğunun belirlenmesinden sonra görevli mahkeme tespit edilir.
Asliye ticaret mahkemesi
Uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse veya Türk Ticaret Kanunu’nda mutlak ticari dava olarak düzenlenmişse asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir.
Yabancı şirketin taraf olması, uyuşmazlığı tek başına ticari dava hâline getirmez. İşlemin niteliği ve tarafların ticari sıfatı incelenmelidir.
Asliye hukuk mahkemesi
Uyuşmazlık ticari, tüketici, iş veya başka bir özel mahkemenin görevine girmiyorsa malvarlığı davalarında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. HMK, malvarlığı haklarına ilişkin davalarda aksine özel düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesini görevli kabul etmektedir.
Tüketici mahkemesi
Yabancı satıcı veya hizmet sağlayıcı ile Türkiye’deki tüketici arasındaki uyuşmazlık, tüketici işlemi niteliğindeyse tüketici mahkemesi görevli olabilir.
İş mahkemesi
Yabancı işverene karşı ücret, kıdem, ihbar, fazla çalışma veya diğer işçilik alacaklarının talep edildiği uyuşmazlıklarda iş mahkemesinin görev ve özel yetki kuralları uygulanır.
Dava Şartı Arabuluculuk Yabancı Borçluda da Uygulanır mı?
Uyuşmazlığın yabancı taraf içermesi, Türk hukukundaki dava şartı arabuluculuk hükümlerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Ticari davalarda konusu bir miktar para olan;
- Alacak,
- Tazminat,
- İtirazın iptali,
- Menfi tespit,
- İstirdat
talepleri bakımından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekebilir.
Yabancı borçlunun arabuluculuk görüşmesine katılmaması süreci engellemez. Usulüne uygun davet sonrasında anlaşamama tutanağı düzenlenerek dava açılabilir. Dava şartı arabuluculuğa başvurulmadan açılan dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir. Ticari para uyuşmazlıklarına ilişkin dava şartı arabuluculuk TTK’nın 5/A maddesinde düzenlenmektedir.
Dava Dilekçesinde Hangi Bilgiler Bulunmalıdır?
Yabancı borçluya karşı açılacak dava dilekçesinde genel HMK şartlarının yanında milletlerarası unsurlar açıkça açıklanmalıdır.
Dilekçede özellikle;
- Davalının yabancı gerçek veya tüzel kişi olduğu,
- Açık ve tam yurt dışı adresi,
- Şirket sicil numarası ve kuruluş ülkesi,
- Türk mahkemesinin neden milletlerarası yetkili olduğu,
- Görevli ve yetkili mahkemenin dayanağı,
- Taraflar arasındaki yetki veya tahkim şartı,
- Uygulanması gerektiği düşünülen hukuk,
- Borcun doğumu ve muacceliyet tarihi,
- Talep edilen ana para, faiz ve para birimi,
- Borçlunun Türkiye’deki malvarlığı,
- İhtiyati haciz veya tedbir talebi
somut biçimde gösterilmelidir.
Yabancı şirketin unvanı, adresi ve sicil numarası dava dilekçesine şirket sicil belgesindeki şekliyle yazılmalıdır.
Yabancı Belgeler Türk Mahkemesine Nasıl Sunulur?
Yabancı borçluya karşı açılan davada şu belgeler kullanılabilir:
- Sözleşmeler,
- Sipariş formları,
- Faturalar,
- Gümrük beyannameleri,
- Taşıma ve teslim belgeleri,
- Banka ve SWIFT kayıtları,
- E-posta ve mesajlaşmalar,
- Borç ikrarları,
- Şirket sicil kayıtları,
- Yabancı noter belgeleri,
- Yabancı makam kararları,
- Muhasebe kayıtları.
Yabancı dildeki belgelerin Türkçe tercümeleri sunulmalıdır. Resmî yabancı belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için belgenin düzenlendiği ülkeye ve ilgili sözleşmelere göre apostil veya konsolosluk tasdiki gerekebilir.
Her yabancı belgenin apostilli olması gerektiği şeklinde genel bir kural yoktur. Özel yazılı belgeler ile yabancı kamu makamlarınca düzenlenen resmî belgeler birbirinden ayrılmalıdır.
Tarafların dayandıkları vakıaları somutlaştırmaları ve her delilin hangi vakıayı ispat ettiğini göstermeleri gerekir. İspat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça iddia ettiği vakıadan lehine sonuç çıkaran tarafa aittir.
Davanın En Hassas Aşaması: Yabancı Borçluya Tebligat
Yabancı borçluya karşı dava açılmasındaki en kritik aşamalardan biri dava dilekçesinin ve duruşma gününün usulüne uygun şekilde yurt dışında tebliğ edilmesidir.
Usulsüz tebligat;
- Davalının savunma hakkını ihlal edebilir,
- Verilen kararın kaldırılmasına yol açabilir,
- Yargılamanın yenilenmesi tartışması doğurabilir,
- Türk kararının yabancı ülkede tanınmasını veya tenfizini engelleyebilir.
Yabancı ülkede bulunan yabancı kişiye tebligat
Tebligat yapılacak ülke bakımından şu kaynaklar sırasıyla incelenmelidir:
- Türkiye ile ilgili ülke arasındaki ikili adli yardımlaşma sözleşmesi,
- 1965 tarihli Lahey Tebligat Sözleşmesi,
- 1954 tarihli Lahey Hukuk Usulü Sözleşmesi,
- Tebligat Kanunu ve uluslararası karşılıklılık esasları.
1965 tarihli Lahey Tebligat Sözleşmesi, hukuk ve ticaret davalarına ilişkin adli ve gayriadli belgelerin yabancı ülkede muhataba ulaştırılmasını kolaylaştıran merkezî makam sistemini düzenlemektedir.
Adalet Bakanlığı, yurt dışı tebligatlarda kullanılacak formları, merkezî makamları, kabul edilen dilleri ve ülke bazında uygulanacak özel kuralları yayımlamaktadır. Tebligat evrakının tercüme dili, nüsha sayısı, ödeme şekli ve gönderim makamı ülkeye göre değişebilir.
Yurt dışında bulunan Türk vatandaşına tebligat
Borçlu yabancı ülkede yaşayan bir Türk vatandaşıysa Tebligat Kanunu’nun 25/a maddesindeki dış temsilcilik aracılığıyla tebligat usulü gündeme gelebilir. Bu usul, yabancı ülke vatandaşına yapılan tebligattan farklıdır.
Tebligat adresi kesin olmalıdır
1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi sistemi, muhatabın adresi bilinmiyorsa doğrudan adres araştırma mekanizması olarak kullanılamaz. Bu nedenle yabancı kişinin veya şirketin güncel adresi dava öncesinde araştırılmalıdır.
Şirketlere yapılacak tebligatta;
- Şirket sicil adresi,
- Kayıtlı merkez,
- Yetkili temsilci adresi,
- Tebligatı kabul eden kayıtlı acente
ilgili ülke hukukuna göre araştırılmalıdır.
2026 yılı tebligat masrafları
2026 yılında Bakanlık veya dış temsilcilik aracılığıyla gönderilen her yurt dışı tebligat veya istinabe talebi için KKTC bakımından 400 TL, diğer ülkeler bakımından 700 TL posta gideri öngörülmüştür. Yabancı makamların talep ettiği ek tebligat ücretleri ülkeye göre ayrıca ödenir. Örneğin ABD, Belçika, Fransa, Kanada ve çeşitli diğer ülkeler için farklı ödeme yöntemleri ve tutarlar uygulanmaktadır.
Yabancı Borçlu Cevap Vermezse Dava Otomatik Kazanılır mı?
Yabancı borçlunun usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermemesi, davacının davayı otomatik olarak kazanacağı anlamına gelmez.
HMK’nın 128. maddesine göre süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, davacının ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu nedenle davacı alacağını yine delilleriyle ispatlamak zorundadır.
Yabancı borçlu duruşmalara katılmazsa usulüne uygun davet edilmiş olması şartıyla yargılama yokluğunda sürdürülebilir. Ancak mahkeme yalnızca davalının gelmemesine dayanarak davayı kabul edemez; alacağın varlığını, muacceliyetini ve miktarını incelemelidir.
Yurt Dışındaki Deliller Nasıl Toplanır?
Sözleşmenin aslı, banka kaydı, şirket defteri, tanık veya başka bir delil yabancı ülkede bulunabilir. Türk mahkemesi bu delillerin elde edilmesi için uluslararası istinabe yoluna başvurabilir.
İstinabe kapsamında;
- Tanık dinlenmesi,
- Şirket veya banka kayıtlarının istenmesi,
- Belge temini,
- Bilirkişi incelemesi,
- Keşif,
- Adres ve sicil araştırması
talep edilebilir.
İşlemler; ikili sözleşmeler, 1970 tarihli Lahey Delil Sözleşmesi, 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi veya karşılıklılık ilkesi kapsamında yürütülür. Talep edilen yabancı makam, işlemi kural olarak kendi ülkesinin usul hukukuna göre yerine getirir.
Yabancı ülkeden delil toplanması zaman alabileceğinden dava dilekçesinde hangi delilin hangi ülkeden ve hangi makamdan isteneceği açıkça gösterilmelidir.
Yabancı Borçlunun Türkiye’deki Mallarına İhtiyati Haciz Konulabilir mi?
Yabancı borçlunun Türkiye’de banka hesabı, taşınmazı, aracı, şirket payı veya üçüncü kişilerden alacağı bulunuyorsa dava öncesinde veya dava sırasında ihtiyati haciz talep edilebilir.
İİK’nın 257. maddesine göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para alacakları için ihtiyati haciz kararı verilebilir. Vadesi gelmemiş alacaklarda ise kanunda gösterilen özel şartların gerçekleşmesi gerekir.
Alacaklı ihtiyati haciz talebinde;
- Alacağın varlığını,
- Alacağın muaccel olduğunu,
- Alacağın rehinle temin edilmediğini,
- Borçluya ait Türkiye’de malvarlığı bulunduğunu,
- Yaklaşık ispat koşulunu
ortaya koymalıdır.
Borçlunun yabancı olması tek başına ihtiyati haciz sebebi değildir. Ancak borçlunun Türkiye’deki mallarını devretmesi, hesaplarını boşaltması veya tahsilatı imkânsızlaştırmaya çalışması somut delillerle gösterilebiliyorsa bu durum koruma talebini güçlendirebilir.
Mahkeme, ihtiyati haciz nedeniyle borçlunun uğrayabileceği zararları karşılamak üzere alacaklıdan teminat göstermesini isteyebilir.
Yabancı Borçluya Karşı İlamsız İcra Takibi Yapılabilir mi?
Yabancı borçlunun Türkiye’de bilinen adresi veya malvarlığı bulunması hâlinde para alacağı için ilamsız icra takibi de değerlendirilebilir. Ancak yabancı borçluya ödeme emrinin yurt dışında tebliği gerekir.
Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde takip durur. Alacaklı;
- İtirazın iptali davası,
- Belgenin niteliğine göre itirazın kaldırılması,
- Doğrudan alacak davası
yoluna başvurabilir.
Sözleşmede geçerli tahkim veya yabancı mahkeme şartı bulunması, ilamsız icra takibine yapılacak itiraz sonrasındaki yargılama bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.
Yabancı borçluya karşı doğrudan ilamsız takip başlatmak, her dosyada dava açmaktan daha hızlı değildir. Tebligat süresi, itiraz ihtimali ve elinizdeki belgenin niteliği birlikte değerlendirilmelidir.
Davacı Yabancıysa Teminat Göstermek Zorunda mı?
Borçlunun yabancı olması nedeniyle davacıdan teminat istenmez. Teminat meselesi, davayı açan veya icra takibi yapan tarafın yabancı olması hâlinde gündeme gelir.
MÖHUK’un 48. maddesine göre Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibi yapan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın muhtemel zararlarını karşılamak üzere teminat göstermek zorunda olabilir.
Türkiye ile davacının vatandaşı olduğu veya şirketin kurulduğu ülke arasında karşılıklılık bulunması hâlinde mahkeme teminat muafiyeti uygulayabilir.
Yabancı Devlet veya Kamu Kurumu Borçluysa
Davalının yabancı bir devlet, bakanlık, belediye, kamu kurumu veya devlet şirketi olması hâlinde yargı bağışıklığı ayrıca incelenmelidir.
MÖHUK’un 49. maddesine göre yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz. Ancak yargılama bağışıklığı ile cebrî icra bağışıklığı aynı değildir.
Yabancı devletin diplomatik temsilcilik binaları, diplomatik hesapları veya egemenlik faaliyetine tahsis edilmiş malları üzerine haciz uygulanması mümkün olmayabilir. Bu nedenle yabancı devlet veya kamu kuruluşuna karşı dava açılmadan önce sözleşmenin ticari nitelikte olup olmadığı ve tahsil edilebilecek ticari malvarlığı bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Türkiye’de Alınan Karar Nasıl İcra Edilir?
Yabancı borçluya karşı Türk mahkemesinde alınan para alacağı kararı, borçlunun Türkiye’de bulunan malvarlığına karşı ilamlı icra yoluyla uygulanabilir.
Bu kapsamda;
- Banka hesaplarına,
- Taşınmazlara,
- Araçlara,
- Şirket paylarına,
- Üçüncü kişilerdeki alacaklara,
- Kira ve ticari gelirlere
haciz uygulanabilir.
Türk mahkemesi kararının yabancı borçlunun yurt dışındaki malvarlığına karşı uygulanması gerekiyorsa kararın malın bulunduğu ülkede tanınması veya tenfiz edilmesi gerekir. Türk mahkemesi kararının yabancı ülkede kendiliğinden cebrî icra gücü bulunmaz. Tenfiz şartları, Türkiye ile ilgili ülke arasındaki sözleşmeler ve o ülkenin iç hukukuna göre belirlenir.
Bu nedenle dava açılmadan önce yalnızca “Türkiye’de davayı kazanabilir miyiz?” sorusu değil, “kararı hangi ülkede ve hangi malvarlığı üzerinde icra edeceğiz?” sorusu da cevaplandırılmalıdır.
Adım Adım İzlenecek Uygulama Planı
Yabancı borçluya karşı dava açılmasında uygulanabilecek yol şu şekildedir:
- Borçlunun gerçek kimliği ve güncel adresi tespit edilmelidir.
- Yabancı şirket borçluysa şirket sicil kaydı, faaliyet durumu ve temsilcileri belirlenmelidir.
- Borcun dayanağı olan sözleşme, fatura, teslim belgesi ve banka kayıtları toplanmalıdır.
- Sözleşmedeki uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme ve tahkim hükümleri incelenmelidir.
- Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin hangi bağlantıya dayandığı belirlenmelidir.
- Görevli ve yer yönünden yetkili Türk mahkemesi tespit edilmelidir.
- Alacağın esasına uygulanacak hukuk ve zamanaşımı süresi belirlenmelidir.
- Uyuşmazlık dava şartı arabuluculuğa tabi ise arabuluculuk başvurusu yapılmalıdır.
- Yabancı belgelerin Türkçe tercümeleri, gerektiğinde apostil veya tasdik işlemleri tamamlanmalıdır.
- Yabancı borçlunun yurt dışındaki tebligat adresi ülke sicillerinden doğrulanmalıdır.
- İlgili ülkeye uygulanacak tebligat sözleşmesi, form, tercüme dili ve masraf belirlenmelidir.
- Borçlunun Türkiye’deki malvarlığı araştırılmalıdır.
- Tahsilat tehlikesi varsa dava öncesinde veya dava ile birlikte ihtiyati haciz talep edilmelidir.
- Yurt dışındaki deliller için istinabe talepleri somut ve ayrıntılı hazırlanmalıdır.
- Karar alındıktan sonra Türkiye’de ilamlı icra takibi başlatılmalıdır.
- Malvarlığı yabancı ülkedeyse Türk kararının ilgili ülkede tanınması veya tenfizi sağlanmalıdır.
Sonuç: Yabancı Borçluya Dava Açmak Değil, Kararı Tahsil Edebilmek Önemlidir
Yabancı borçluya karşı Türkiye’de dava açılması mümkündür; ancak yabancı kişinin borçlu olması tek başına Türk mahkemelerinin yetkili olmasını sağlamaz. Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, HMK’daki yer itibarıyla yetki kuralları ve MÖHUK’taki özel düzenlemeler üzerinden kurulmalıdır.
Sözleşmenin ifa yerinin Türkiye’de bulunması, zararın Türkiye’de meydana gelmesi, yabancı şirketin Türkiye şubesinin işleminden doğan uyuşmazlık veya kanundaki diğer özel yetki bağlantıları Türk mahkemelerinin yetkisini sağlayabilir. Buna karşılık geçerli bir yabancı mahkeme veya tahkim şartı, Türkiye’de açılacak davanın usulden sonuçlanmasına yol açabilir.
Sürecin en hassas bölümü, yabancı borçluya usulüne uygun yurt dışı tebligat yapılmasıdır. Tebligatın ülke bazındaki sözleşmelere, tercüme şartlarına ve merkezî makam usulüne uygun gerçekleştirilmemesi, alınacak kararın geçerliliğini ve yabancı ülkede icrasını tehlikeye düşürebilir.
Başarılı bir sınır ötesi dava stratejisi; yetki, uygulanacak hukuk, tebligat ve deliller kadar borçlunun malvarlığını da dikkate almalıdır. Türkiye’de veya yurt dışında haczedilebilir malvarlığı tespit edilmeden yalnızca dava açılması, hukuken başarılı fakat ekonomik olarak sonuçsuz bir karar ortaya çıkarabilir.