EŞİM BENİ ALDATTI BENDE İSPAT EDEBİLMEK İÇİN GİZLİCE SES KAYDI ALDIM; BU DELİLLERİ KULLANABİLİR MİYİM?
EŞİM BENİ ALDATTI BENDE İSPAT EDEBİLMEK İÇİN GİZLİCE SES KAYDI ALDIM; BU DELİLLERİ KULLANABİLİR MİYİM?
Giriş
Eşinin kendisini aldattığını öğrenen veya aldattığından şüphelenen kişinin, bu durumu boşanma davasında ispatlayabilmek amacıyla eşinin konuşmalarını gizlice kaydetmesi uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
Özellikle akıllı telefonların ses ve görüntü kaydetme imkânlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, aldatılan eşin diğer eşin itirafını gizlice kaydetmesi, müşterek konuta ya da araca kayıt cihazı yerleştirmesi veya özel dedektif aracılığıyla eşini takip ettirmesi gibi yöntemlere başvurulduğu görülmektedir.
Ancak eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmış olması, onun özel hayatına veya haberleşmesine yönelik her türlü müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Gizli ses veya görüntü kaydının boşanma davasında kullanılıp kullanılamayacağı; kaydın nerede, nasıl, hangi amaçla, ne kadar süreyle ve hangi koşullar altında elde edildiğine göre belirlenir.
Bu nedenle “Eşimi aldatırken yakaladım, dolayısıyla yaptığım her kayıt hukuka uygundur.” şeklinde genel bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Zina Nedeniyle Boşanmanın Hukuki Dayanağı
Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden birinin zina etmesi hâlinde diğer eş boşanma davası açabilir. Davanın, zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde açılması gerekir. Affeden eşin zina nedeniyle dava açma hakkı bulunmamaktadır.
Buradaki beş yıllık süre, aldatmanın öğrenildiği tarihten değil, zina fiilinin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemektedir. Devam eden bir ilişki içerisinde birden fazla zina fiili bulunması hâlinde ise her yeni fiil bakımından hak düşürücü süre ayrıca değerlendirilir.
Bununla birlikte, günlük dilde “aldatma” olarak nitelendirilen her davranışın hukuken zina sayılmayacağı unutulmamalıdır. Zina, eşlerden birinin evlilik devam ederken üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki kurmasını ifade eder. Zinanın ispatlanamadığı durumlarda dahi samimi yazışmalar, duygusal yakınlık, başka biriyle aynı konutta veya otelde kalma gibi davranışlar, somut olayın özelliklerine göre güven sarsıcı davranış veya sadakat yükümlülüğüne aykırılık kapsamında Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine dayalı boşanma davasında değerlendirilebilir.
Nitekim güncel bir Yargıtay kararında, ortak konuta yerleştirilen gizli kamera kayıtları hukuka aykırı sayılmış ve zina davasında hükme esas alınmamış; buna karşılık hukuka uygun diğer iletişim delilleri güven sarsıcı davranış kapsamında değerlendirilmiştir.
Hukuka Aykırı Delillerin Boşanma Davasındaki Durumu
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesi uyarınca hukuka aykırı şekilde elde edilmiş deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Bu düzenleme, aile mahkemelerinde görülen boşanma davaları bakımından da geçerlidir.
Dolayısıyla bir ses veya görüntü kaydının içinde aldatmayı açıkça ortaya koyan ifadelerin bulunması, tek başına o kaydın mahkemede kullanılabileceği anlamına gelmez. Öncelikle delilin elde edilme yönteminin hukuka uygun olup olmadığı incelenir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli, 2013/4-1183 Esas ve 2014/960 Karar sayılı kararında da usulsüz şekilde elde edilen delil ile usulsüz şekilde yaratılan delil arasında ayrım yapılmıştır. Buna göre, somut olayın özelliğine göre usulsüz elde edilen bir delilin değerlendirilmesi tartışılabilirse de önceden kurgulanarak ve karşı taraf yönlendirilerek yaratılan bir delilin hükme esas alınması mümkün değildir.
Buradaki “delil yaratma” kavramı; kişinin normal şekilde gerçekleşen bir olayı kaydetmesinden farklı olarak, kayıt yapmak amacıyla özel bir görüşme ayarlaması, karşı tarafa yönlendirici sorular sorması, onu tahrik etmesi veya belirli sözleri söylemeye sevk etmesi anlamına gelmektedir.
Gizli Ses Kaydının Hukuka Uygun Kabul Edilebileceği İstisnai Durumlar
Yargıtay ceza dairelerinin yerleşik yaklaşımında gizli ses veya görüntü kaydı kural olarak hukuka aykırı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, bazı istisnai durumlarda kişinin kendisine yönelik ani ve devam etmekte olan bir saldırıyı veya bir daha elde edilmesi mümkün olmayan bir delili kayıt altına almasının hukuka uygun kabul edilebildiği görülmektedir.
Bu istisnanın uygulanabilmesi için genel olarak şu koşulların birlikte bulunması aranır:
Kayıt yapan kişinin, kaydedilen konuşmanın veya olayın doğrudan tarafı olması gerekir. Kişinin kendisinin taraf olmadığı, eşi ile üçüncü kişi arasında gerçekleşen özel konuşmaları gizlice dinlemesi veya kaydetmesi çok daha ağır bir hukuka aykırılık meydana getirir.
Olayın ani veya tesadüfi şekilde gelişmesi gerekir. Önceden hazırlık yapılarak, özel bir görüşme ayarlanarak veya karşı taraf yönlendirilerek kayıt alınması, mevcut delilin korunması değil, delil yaratılması olarak değerlendirilir.
Kişinin aynı delili başka şekilde elde etme imkânının bulunmaması gerekir. Başka delillerle ispatlanabilecek bir olay bakımından özel hayata ağır müdahale oluşturan kayıt yöntemlerine başvurulması ölçüsüz kabul edilebilir.
Kayıt, kaybolma ihtimali bulunan bir delilin muhafaza edilmesi ve yalnızca yetkili makamlara sunulması amacıyla yapılmalıdır. Kaydın aile bireylerine, arkadaşlara, işyerine, basına veya sosyal medyaya gönderilmesi ayrıca cezai sorumluluk doğurabilir.
Son olarak, kaydın sürekli ve sistematik bir gözetim faaliyetine dönüşmemesi gerekir. Bir defaya mahsus ve ani gelişen olay sırasında alınan kayıt ile günlerce veya haftalarca devam eden gizli izleme faaliyeti aynı şekilde değerlendirilemez.
Eşin Hakaret İçeren Sözlerinin Gizlice Kaydedilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 16.05.2017 tarihli, 2015/16839 Esas ve 2017/3990 Karar sayılı kararında; eşinin kendisine sürekli hakaret ettiğini ileri süren kişinin, henüz boşanma davası açılmadan ve taraflar birlikte yaşamaya devam ederken eşinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen sözlerini gizlice kaydetmesi değerlendirilmiştir.
Yargıtay, kayıtların üçüncü kişilerle paylaşılmaması, başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir haksız saldırı altında elde edilmesi ve yalnızca aile içi geçimsizliğin kaynağını ispatlamak amacıyla boşanma dosyasına sunulması nedeniyle kayıt yapan kişinin hukuka aykırılık bilinciyle hareket ettiğinin kabul edilemeyeceğine karar vermiştir.
Bu karar, devam etmekte olan hakaret veya tehdit niteliğindeki sözlerin, olayın doğal akışı içinde ve bir defaya mahsus olarak kayıt altına alınması bakımından önemlidir.
Ancak aynı yaklaşımın bütün aldatma kayıtlarına otomatik olarak uygulanması mümkün değildir. Zira hakaret veya tehdit, kayıt yapan kişiye yönelmiş ve o anda gerçekleşmekte olan doğrudan bir haksız saldırıdır. Eşin başka bir kişiyle yaptığı özel konuşmaların uzaktan veya gizli bir cihazla kaydedilmesi ise farklı bir hukuki değerlendirmeye tabidir.
Planlı ve Yönlendirilmiş Ses Kaydı Delil Olamaz
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12.01.2015 tarihli, 2014/11623 Esas ve 2015/20 Karar sayılı kararına konu olayda sanık, boşanma davasında tanıklık yapan bacanağının gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu ispatlamak amacıyla telefon görüşmesi yapmış; görüşme sırasında karşı tarafa özel ve yönlendirici sorular sorarak cevapları gizlice kaydetmiştir.
Yargıtay, kaydın ani gelişen bir olay sırasında mevcut delili korumak amacıyla değil, önceden hazırlıklı ve planlı biçimde savcılık şikâyetine ve boşanma davasına delil oluşturmak amacıyla elde edildiğini kabul etmiştir. Bu nedenle kayıt hukuka uygun sayılmamış ve haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.12.2020 tarihli, 2018/39 Esas ve 2020/485 Karar sayılı kararında da benzer bir ölçüt benimsenmiştir. Önceki gün gerçekleşen hakareti ispatlamak isteyen kişinin, ertesi gün özel olarak buluşma ayarlaması, konuşmayı yönlendirmesi ve karşı tarafı aynı sözleri söylemeye sevk ederek gizlice kayıt alması hukuka aykırı bulunmuştur.
Dolayısıyla eşinin aldatmayı itiraf etmesini sağlamak amacıyla önceden kayıt cihazını açan, görüşmeyi özellikle bu amaçla ayarlayan ve “Beni onunla aldattın değil mi?”, “Onunla hangi otelde kaldın?” gibi yönlendirici sorularla eşinden ikrar almaya çalışan kişinin elde ettiği kayıt, delil yaratma olarak değerlendirilebilir.
Müşterek Konuta, Araca veya Yatak Odasına Kayıt Cihazı Yerleştirilmesi
Eşlerin birlikte yaşaması, taraflardan birinin diğerini sürekli olarak ses veya görüntü kaydıyla takip etme hakkı bulunduğu anlamına gelmez. Evlilik birliği içerisinde de her eşin korunması gereken kişisel ve özel bir alanı vardır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.05.2013 tarihli, 2012/24025 Esas ve 2013/13424 Karar sayılı kararında; eşinin kendisini aldattığını düşünen kişinin, üçüncü kişiye ait bir konutun anahtarlarını gizlice temin ederek eve girmesi ve yatak odasına mikrofon ile kamera yerleştirmesi özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel kararlarında ortak konuta diğer eşten habersiz kamera ve ses kayıt sistemi yerleştirilerek elde edilen kayıtların hukuka aykırı delil olduğu ve boşanma davasında hükme esas alınamayacağı belirtilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin;
- 27.06.2024 tarihli, 2023/7996 Esas ve 2024/5004 Karar,
- 25.09.2024 tarihli, 2023/7928 Esas ve 2024/6359 Karar,
- 10.06.2024 tarihli, 2023/8252 Esas ve 2024/4452 Karar
sayılı kararlarında ortak konuta gizli kamera veya ses kayıt tertibatı kurulmasıyla elde edilen kayıtların hukuka aykırı olduğu kabul edilmiştir.
Bu güncel kararlar karşısında, eski tarihli bazı kararlarda müşterek konut içerisinde alınan kayıtların daha esnek değerlendirilmiş olması, ortak konuta gizli kamera veya ses cihazı yerleştirmenin bugün için hukuka uygun olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin güncel yaklaşımı bu konuda daha katıdır.
Aynı şekilde, ortak kullanılan araca ses kayıt cihazı yerleştirilmesi de ciddi hukuki risk taşımaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10.10.2018 tarihli, 2017/12189 Esas ve 2018/9465 Karar sayılı kararında, eşinin sadakatinden şüphelenen kişinin ortak kullanılan araca ses kayıt cihazı yerleştirerek eşinin başka bir erkekle konuşmalarını kaydetmesi bakımından, kayıtların üçüncü kişilerle paylaşılmaması ve boşanma davasında kullanılmak istenmesi nedeniyle sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediği kabul edilmiştir.
Ancak bir eylemin ceza hukuku bakımından suçun manevi unsurlarını oluşturmadığı gerekçesiyle beraatle sonuçlanması, elde edilen kaydın aile mahkemesinde mutlaka hukuka uygun delil sayılacağı anlamına gelmez. Ceza mahkemesi failin cezalandırılıp cezalandırılamayacağını; aile mahkemesi ise delilin HMK’nın 189/2. maddesi uyarınca hükme esas alınıp alınamayacağını değerlendirir. Güncel Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararları, gizli cihaz yerleştirilerek elde edilen kayıtların boşanma davasındaki delil değeri konusunda katı bir yaklaşım göstermektedir.
Özel Dedektif Aracılığıyla Elde Edilen Kayıtlar
Eşinin kendisini aldattığını düşünen kişinin özel dedektif veya takip hizmeti veren kişiler aracılığıyla eşini sistematik şekilde izletmesi de hukuka uygun değildir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli, 2015/16560 Esas ve 2017/4579 Karar sayılı kararına konu olayda kişi, eşinin kendisini aldattığını ispatlamak amacıyla özel dedektiflik hizmeti veren bir kişiyle anlaşmıştır. Özel dedektif, takip edilen kişinin başka bir kadınla kamuya açık bir kafede oturduğu sırada fotoğrafını çekmiştir.
Yargıtay, olayın gerçekleşme şekli ve sistematik takip faaliyeti dikkate alındığında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluştuğunu kabul etmiştir.
Kamuya açık bir yerde bulunmak, kişinin her türlü sistematik takip ve kayıt faaliyetine rıza gösterdiği anlamına gelmez. Özellikle bir kişinin günlük yaşamının sürekli olarak izlenmesi, hareketlerinin kayda alınması ve bu kayıtların dosyalanması, tek bir kamusal olayın tesadüfen görüntülenmesinden farklıdır.
Bu nedenle eşin özel dedektif tarafından takip ettirilmesi, konumunun izlenmesi, fotoğraf ve videolarının sistematik biçimde çekilmesi hem delilin hukuka aykırı sayılmasına hem de ilgililerin cezai ve hukuki sorumluluğuna yol açabilir.
Kayıtların Üçüncü Kişilerle Paylaşılması
Bir kaydın yalnızca savcılığa veya mahkemeye sunulması ile arkadaşlara, aile bireylerine, iş arkadaşlarına ya da sosyal medyaya gönderilmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 08.09.2014 tarihli, 2014/2511 Esas ve 2014/17251 Karar sayılı kararında, eşinin konuşmalarını boşanma davasında kullanmak amacıyla kaydeden kişinin hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediği değerlendirilmiş; ancak kayıtları müşterek arkadaşlarına dinletmesi özel hayatın gizliliğinin ifşası kapsamında kabul edilmiştir.
Bu nedenle kayıtların yalnızca dava dosyasına sunulması dahi delilin hukuka uygun olduğunu garanti etmemekle birlikte, kayıtların mahkeme dışındaki kişilerle paylaşılması ilave ve daha ağır bir hukuki risk doğurur.
Aldatmanın İtiraf Edildiği Ses Kaydı Tek Başına Yeterli midir?
Bir ses kaydında eşin aldatmayı açıkça kabul etmesi, kaydın hukuka uygun elde edilmiş olması hâlinde önemli bir delil olabilir. Ancak boşanma davalarında tarafların ikrarı hâkimi mutlak olarak bağlamaz.
Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesine göre hâkim, boşanma davasının dayandığı vakıaların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz ve tarafların bu konudaki ikrarlarıyla bağlı değildir.
Dolayısıyla eşin ses kaydında “Seni aldattım.” şeklinde bir ifade kullanması, tek başına her durumda zina nedeniyle boşanma kararı verilmesini sağlamaz. Hâkim; konuşmanın bütünü, ifadenin hangi koşullarda söylendiği, kızgınlık veya yönlendirme bulunup bulunmadığı, kaydın gerçekliği ve başka delillerle desteklenip desteklenmediği üzerinde durur.
Ses kaydının mümkün olduğunca mesajlar, fotoğraflar, tanık anlatımları, otel veya seyahat kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve hukuka uygun diğer delillerle desteklenmesi gerekir.
Ayrıca kayıt üzerinde kesme, birleştirme veya montaj yapıldığı iddia edilirse bilirkişi incelemesi yapılabilir. Bu nedenle kaydın orijinal hâlinin, kayıt yapılan cihazın ve dosyaya ilişkin teknik bilgilerin korunması önemlidir.
Somut Olaylar Bakımından Genel Değerlendirme
Eşler arasında doğal şekilde başlayan bir tartışma sırasında eşin beklenmedik biçimde aldatmayı itiraf etmesi ve diğer eşin o anda, bir daha elde edilmesi mümkün olmayan bu beyanı tek seferlik olarak kaydetmesi hâlinde, kaydın hukuka uygun kabul edilmesi gerektiği savunulabilir.
Ancak bu ihtimalde dahi kesin bir delil kabulü garantisi bulunmamaktadır. Aile mahkemesi kaydın alınış biçimini, müdahalenin ölçülülüğünü, kaydın başka türlü elde edilip edilemeyeceğini ve özel hayatın gizliliğine yapılan müdahalenin ağırlığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirecektir.
Buna karşılık;
- Eşi arayarak önceden hazırlanan sorularla itiraf almaya çalışmak,
- Tartışmayı özellikle başlatmak veya karşı tarafı tahrik etmek,
- Müşterek konuta, yatak odasına ya da araca gizli kayıt cihazı yerleştirmek,
- Eşin telefonuna casus yazılım yüklemek,
- Telefon şifresini kırarak özel yazışmalara erişmek,
- Eş ile üçüncü kişi arasındaki özel konuşmaları gizlice dinlemek,
- Günlerce veya haftalarca sistematik takip yapmak,
- Özel dedektif tutmak,
- Elde edilen kayıtları aile üyeleriyle, arkadaşlarla veya sosyal medyada paylaşmak
hukuka aykırı delil ve cezai sorumluluk riski meydana getirir.
Sonuç
Eşinin kendisini aldattığını öğrenen kişinin eşinin sesini gizlice kaydetmesi, her durumda hukuka uygun veya her durumda hukuka aykırı kabul edilemez. Değerlendirme, kaydın elde edildiği somut koşullara göre yapılır.
Ani gelişen bir olay sırasında, kayıt yapan kişinin doğrudan taraf olduğu, başka türlü ispatlanması mümkün olmayan ve kaybolma ihtimali bulunan bir delilin bir defaya mahsus kaydedilmesi; kaydın yalnızca yetkili makamlara sunulması ve üçüncü kişilerle paylaşılmaması şartıyla hukuka uygun kabul edilebilir.
Buna karşılık önceden planlanan, karşı tarafın yönlendirildiği, kayıt cihazı veya gizli kamera yerleştirildiği, sistematik takip yapıldığı ya da özel dedektif kullanıldığı durumlarda elde edilen kayıtların hukuka aykırı kabul edilme ihtimali son derece yüksektir.
Özellikle Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli güncel kararları, ortak konuta gizli kamera veya ses sistemi yerleştirilerek elde edilen delillerin boşanma davasında kullanılamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak aldatılan eşin ispat hakkı bulunmakla birlikte bu hak sınırsız değildir. Sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmiş olması, diğer eşin özel hayatına yönelik her türlü müdahaleyi meşru hâle getirmez. Delil toplama sürecinde hukuka aykırı yöntemlere başvurulması, haklı olan eşin elde ettiği delilin değerlendirme dışı bırakılmasına ve ayrıca cezai veya hukuki sorumlulukla karşılaşmasına neden olabilir.