Birden Fazla Kişinin Bulunduğu Ortamda Ele Geçirilen Uyuşturucunun Cezai Sorumluluğu ve Başkasına Ait Evde Bulunan Uyuşturucudan Kim Sorumlu Olur?
Birden Fazla Kişinin Bulunduğu Ortamda Ele Geçirilen Uyuşturucunun Cezai Sorumluluğu ve Başkasına Ait Evde Bulunan Uyuşturucudan Kim Sorumlu Olur?
Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarında uygulamada en fazla tartışma yaratan konulardan biri, uyuşturucu maddenin doğrudan bir kişinin üzerinde değil; ev, araç, iş yeri, otel odası veya birden fazla kişinin bulunduğu başka bir ortamda ele geçirilmesidir. Özellikle polis tarafından bir eve yapılan aramada uyuşturucu madde bulunması hâlinde, evde bulunan herkesin uyuşturucudan sorumlu olup olmayacağı; uyuşturucunun ev sahibine mi, kiracıya mı, misafire mi ait olduğunun nasıl belirleneceği ve başkasına ait bir evde bulunan kişinin cezalandırılıp cezalandırılamayacağı önemli hukuki sorunlar ortaya çıkarmaktadır.
Türk ceza hukukunda bir uyuşturucu maddenin belirli bir mekânda bulunmuş olması, o sırada orada bulunan herkesin otomatik olarak suçlu kabul edilmesine imkân vermez. Ceza sorumluluğu şahsidir. Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde açıkça, “Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” ilkesi benimsenmiştir. Aynı ilke Anayasa’nın 38. maddesinde de güvence altına alınmaktadır.
Dolayısıyla uyuşturucunun bulunduğu evde, araçta veya odada bulunmak başka; uyuşturucuyu bilerek satın almak, kabul etmek, bulundurmak, üzerinde fiilî hâkimiyet kurmak, satmak veya başkasına vermek başka bir hukuki meseledir.
1. Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu Nedir?
Uyuşturucu maddeler bakımından öncelikle Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesi ile 191. maddesi arasındaki ayrımın yapılması gerekir.
TCK m.191 kapsamında kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişinin fiili suç olarak düzenlenmiştir. Güncel düzenlemeye göre bunun yaptırımı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Bununla birlikte soruşturma aşamasında Kanun’da özel bir sistem benimsenmiş; kural olarak beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve şüpheli hakkında en az bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin hükümler öngörülmüştür.
Uyuşturucunun kullanım dışında bir amaçla bulundurulması ise çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
TCK m.188/3 uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ülke içinde satan, satışa arz eden, başkasına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir.
Bu nedenle uyuşturucunun kime ait olduğu kadar, hangi amaçla bulundurulduğu da davanın sonucunu doğrudan etkileyen temel meselelerden biridir.
Birden Fazla Kişinin Bulunduğu Ortamda Ele Geçirilen Uyuşturucunun Cezai Sorumluluğu
Bir evde beş kişinin bulunduğu sırada sehpanın üzerinde uyuşturucu bulunması, araçta dört kişinin bulunduğu sırada koltuğun altından uyuşturucu çıkması veya bir otel odasında iki kişinin bulunduğu sırada çantada uyuşturucu ele geçirilmesi gibi olaylarda ilk soru şudur:
Uyuşturucudan kim sorumludur?
Bu soruya yalnızca uyuşturucunun bulunduğu yere bakılarak cevap verilemez.
2. Aynı Ortamda Bulunmak Tek Başına Suç İçin Yeterli Değildir
Ceza hukukunun temel prensibi gereğince kişinin suçla bağlantısının bireysel olarak ortaya konulması gerekir.
Örneğin bir arkadaşının evine misafir olarak gelen kişinin, ev sahibinin yatak odasındaki dolabında bulunan uyuşturucu maddeden haberi olduğuna ilişkin hiçbir delil yoksa, sadece arama sırasında evde bulunduğu gerekçesiyle bu kişinin uyuşturucu bulundurma veya ticareti suçundan mahkûm edilmesi mümkün olmamalıdır.
Aynı şekilde bir araçtaki dört kişiden birinin montunun cebinde uyuşturucu bulunması, diğer üç kişinin de uyuşturucudan haberdar olduğunu ve uyuşturucu üzerinde hâkimiyet kurduğunu kendiliğinden göstermez.
Yargıtay uygulamasında da kişinin başkasının ikametinde ele geçirilen uyuşturucuyla bağlantısının somut delillerle ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir.
Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesinin bir kararında, kendisinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilmeyen sanığın, diğer sanığın ikametinde ele geçirilen uyuşturucuyla ilişkisi bulunduğuna veya diğer kişinin suçuna iştirak ettiğine ilişkin soyut beyan dışında kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması karşısında mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı bulunmuştur.
Başka bir Yargıtay kararında ise uyuşturucu bulunan evde kalmadığı anlaşılan sanığın, evde ele geçirilen maddelerle ilgisi bulunduğuna dair yeterli ve kesin delil olmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararının isabetli olduğu kabul edilmiştir.
Dolayısıyla;
“Evde uyuşturucu bulundu, sen de evdeydin, o hâlde uyuşturucudan sorumlusun” şeklinde bir cezai sorumluluk sistemi Türk hukukunda bulunmamaktadır.
3. Uyuşturucu Üzerinde Fiilî Hâkimiyet Bulunmalıdır
Uyuşturucu madde bulundurma suçları bakımından en önemli kavramlardan biri “fiilî hâkimiyet”tir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, uyuşturucu madde bulundurmayı, kişinin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi üzerinde tasarrufta bulunabilecek şekilde fiilî egemenliği altında tutması olarak değerlendirmektedir. Kullanmak için bulundurma açısından da maddenin failin fiilî veya hukuki hâkimiyet alanında bulunması önemlidir.
Bu nedenle uyuşturucunun kişinin elinde veya cebinde bulunması şart değildir.
Örneğin uyuşturucu;
kişinin kendisine ait kilitli çekmecede,
yalnızca kendisinin kullandığı odada,
kendisine ait çantada,
kendi aracının özel bir bölümünde,
kendisinin sakladığını kabul ettiği bir yerde
bulunabilir.
Bu durumlarda diğer delillerle birlikte kişinin uyuşturucu üzerinde fiilî hâkimiyet kurduğu sonucuna ulaşılması daha mümkün hâle gelir.
Ancak uyuşturucu herkesin kullanabildiği salonda, mutfakta, aracın ortak bölümünde veya çok sayıda kişinin erişebildiği başka bir yerde bulunmuşsa aidiyet meselesinin daha ayrıntılı araştırılması gerekir.
4. Savcılık ve Mahkeme Hangi Delillere Bakar?
Birden fazla kişinin bulunduğu yerde uyuşturucu ele geçirilmesi hâlinde dosyanın yalnızca arama tutanağı üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesine göre yüklenen suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispatlanabilir ve mahkeme kararını duruşmada tartışılan deliller üzerinden oluşturur.
Bu kapsamda özellikle şu hususlar önem taşır:
Uyuşturucunun tam olarak nerede bulunduğu,
bulunduğu alanın kimin kullanımında olduğu,
uyuşturucunun kime ait çanta, mont, valiz veya eşya içerisinden çıktığı,
arama sırasında kişilerin nerede bulunduğu,
evde kimlerin sürekli olarak yaşadığı,
şüphelinin evde sürekli mi kaldığı yoksa yalnızca misafir mi olduğu,
uyuşturucu üzerinde parmak izi veya DNA izi bulunup bulunmadığı,
telefon incelemelerinde uyuşturucu temini veya satışına ilişkin konuşmalar olup olmadığı,
HTS kayıtları,
banka ve para transferleri,
fiziki takip tutanakları,
alıcı veya kullanıcı beyanları,
hassas terazi, kilitli poşet, ambalaj malzemesi gibi başka unsurların bulunup bulunmadığı,
şüphelinin uyuşturucuyu saklamaya, atmaya veya yok etmeye yönelik davranışının bulunup bulunmadığı,
şüphelilerin birbirleriyle ilişkileri
gibi çok sayıda olgu birlikte değerlendirilebilir.
Tek bir belirti çoğu zaman yeterli değildir. Mahkûmiyet için delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.
5. Uyuşturucunun Ortak Kullanım Alanında Bulunması
Uyuşturucunun salon, mutfak veya ortak banyo gibi herkesin ulaşabileceği bir yerde bulunması hâlinde uyuşturucunun otomatik olarak evdeki bütün kişilere ait olduğu kabul edilemez.
Örneğin üç arkadaşın aynı evde yaşadığı düşünelim.
Arama sırasında salon masasının çekmecesinde uyuşturucu bulunmuştur.
Bu durumda yalnızca evde yaşamak kişilerin üçünün de uyuşturucudan sorumlu tutulması için yeterli değildir.
Uyuşturucuyu kimin aldığı, kimin sakladığı, diğer kişilerin bundan haberdar olup olmadığı ve madde üzerinde ortak tasarruf yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Buna karşılık üç kişinin birlikte uyuşturucu temin ettiğine ilişkin mesaj kayıtları, paranın birlikte toplandığını gösteren deliller, uyuşturucuyu birlikte sakladıklarına ilişkin görüntüler veya diğer somut deliller bulunuyorsa değerlendirme değişebilir.
6. Bir Kişinin “Uyuşturucu Benim” Demesi Diğerlerini Otomatik Olarak Kurtarır mı?
Uygulamada arama sırasında kişilerden birinin;
“Madde benim, diğerlerinin ilgisi yok.”
şeklinde beyanda bulunması sık karşılaşılan bir durumdur.
Böyle bir beyan önemli bir delildir ancak her durumda diğer kişilerin soruşturma dışında bırakılması sonucunu doğurmaz.
Savcılık ve mahkeme bu ikrarın dosyadaki diğer delillerle uyumlu olup olmadığını araştırır.
Örneğin uyuşturucuyu sahiplenen kişinin hiçbir şekilde kullanmadığı, buna karşılık diğer şüphelinin telefonunda uyuşturucu satışına ilişkin çok sayıda konuşma bulunduğu tespit edilmişse yalnızca sahiplenme beyanına dayanılması beklenemez.
Bunun tersine, uyuşturucuyu sahiplenen kişinin çantasında bulunan maddeyle diğer kişiler arasında hiçbir bağlantı tespit edilememişse diğer kişilerin cezalandırılması mümkün değildir.
Yargıtay’ın başkasına ait evde bulunan uyuşturucuyu kendisine ait olduğunu söyleyerek sahiplenen kişinin bu ikrarını cezai sorumluluk bakımından değerlendirdiği kararları da bulunmaktadır.
7. Birlikte Uyuşturucu Kullanmak ile Uyuşturucu Ticareti Arasındaki Ayrım
Birden fazla kişinin aynı yerde uyuşturucu kullanması her durumda TCK m.188 kapsamında uyuşturucu ticareti yapıldığı anlamına gelmez.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin bir kararında, sanığın kastının kullanmak amacıyla bulundurduğu uyuşturucu maddeyi olay yerindeki diğer kişilerle birlikte kullanmak olduğu olayda, uyuşturucu kullanılmasını kolaylaştırma suçundan mahkûmiyet hukuka aykırı bulunmuştur.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.
TCK m.188/3 kapsamında uyuşturucuyu “başkasına vermek” de bağımsız seçimlik hareketlerden biridir. Bu nedenle bir kişinin uyuşturucuyu başka bir kişiye bedelsiz olarak devretmesi bazı olaylarda ticaret suçunu gündeme getirebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da “başkasına verme” fiilini uyuşturucunun satış niteliğinde olmaksızın ve bedel alınmadan başka kişiye devredilmesi olarak tanımlamaktadır.
Dolayısıyla arkadaş ortamında uyuşturucu bulunması hâlinde olayın;
birlikte kullanım,
birlikte satın alma,
uyuşturucuyu başkasına verme,
satış veya tedarik
niteliğinde olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
Birden Fazla Kişi Uyuşturucu Ticaretini Birlikte Yaparsa Ne Olur?
Uyuşturucunun bulunduğu yerde üç veya daha fazla kişinin bulunması ile uyuşturucu ticareti suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi aynı şey değildir.
TCK m.188/5 uyarınca uyuşturucu ticareti suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılmaktadır. Suçun, suç işlemek amacıyla oluşturulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi hâlinde ise ceza bir kat artırılmaktadır.
Ancak aynı evde üç kişinin bulunması bu artırımın uygulanması için yeterli değildir.
Üç kişinin de uyuşturucu ticareti fiilinin gerçekleştirilmesine ortak iradeyle katılması ve fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurması gerekir.
TCK m.37 anlamında müşterek faillik bakımından yalnızca failin olay yerinde bulunması değil, suçun gerçekleştirilmesine fonksiyonel katkı sağlaması önem taşımaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da uyuşturucu ticareti suçunda kişinin maddeyi kabul etmesi veya bulundurmasının yanında satış sırasında diğer sanıkla birlikte hareket etmesini, suçun icrasına etkin ve fonksiyonel katkıda bulunmasını ve suç konusu eylem üzerinde ortak hâkimiyet kurulmasını müşterek faillik bakımından değerlendirmiştir.
Bu nedenle üç arkadaşın aynı evde bulunması başka; üç kişinin birlikte uyuşturucu temin etmesi, paketlemesi, müşterilerle iletişim kurması ve satış faaliyetini yürütmesi tamamen başka bir hukuki durumdur.
Başkasına Ait Evde Bulunan Uyuşturucudan Kim Sorumlu Olur?
Uyuşturucu suçlarında sıkça karşılaşılan ikinci önemli senaryo, uyuşturucunun şüphelinin kendi evi yerine başka bir kişiye ait evde ele geçirilmesidir.
Burada temel kural şudur:
Uyuşturucunun bulunduğu taşınmazın kime ait olduğu tek başına cezai sorumluluğu belirlemez.
Bir ev tapuda A kişisine ait olabilir fakat uyuşturucu B kişisinin olabilir.
Aynı şekilde ev B tarafından kiralanmış olabilir ancak uyuşturucu eve misafir olarak gelen C tarafından getirilmiş olabilir.
Ceza hukukunda taşınmazın mülkiyeti ile uyuşturucunun aidiyeti birbirinden farklı meselelerdir.
8. Ev Sahibi Evdeki Her Uyuşturucudan Sorumlu mudur?
Hayır.
Uyuşturucunun ev sahibinin evinde ele geçirilmiş olması güçlü bir değerlendirme unsuru olmakla birlikte tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemelidir.
Örneğin eve gelen bir misafirin kendi montunun cebinde uyuşturucu bulunması durumunda, ev sahibinin sırf konutun sahibi olması nedeniyle uyuşturucudan sorumlu tutulması ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.
Ancak uyuşturucu ev sahibinin yatak odasındaki kişisel dolabında, kendisine ait kasada veya sürekli olarak kullandığı bir çekmecede bulunursa farklı bir değerlendirme yapılabilir.
Yargıtay uygulamasında uyuşturucunun hangi alan içinde bulunduğu ve o alan üzerindeki hâkimiyet önemli bir kriterdir.
9. Misafirin Evde Bulunan Uyuşturucudan Sorumluluğu
Bir kişinin yalnızca misafir olarak bulunduğu evde uyuşturucu ele geçirilmesi hâlinde, misafirin uyuşturucuyla bağlantısının ayrıca ortaya konulması gerekir.
Örneğin Ali, arkadaşı Mehmet’in evine akşam yemeğine gitmiştir.
Polis eve arama yapmak üzere gelir ve Mehmet’in yatak odasındaki dolabın arkasında uyuşturucu bulur.
Ali’nin uyuşturucudan haberdar olduğuna ilişkin telefon kaydı, parmak izi, tanık anlatımı, ikrar veya başka herhangi bir delil bulunmamaktadır.
Bu durumda Ali’nin yalnızca evde bulunmasına dayanılarak uyuşturucudan cezalandırılması mümkün değildir.
Yargıtay’ın çeşitli kararlarında da diğer sanığın ikametinde ele geçirilen uyuşturucuyla bağlantısı somut olarak ortaya konulamayan kişiler hakkında mahkûmiyet yerine beraat gerektiği kabul edilmiştir.
10. Evde Birden Fazla Kiracının Bulunması
Öğrenci evleri, işçi evleri veya birkaç arkadaşın birlikte kiraladığı konutlarda uyuşturucu suçlarına ilişkin aidiyet tartışmaları daha karmaşık hâle gelmektedir.
Örneğin dört kişinin birlikte kiraladığı bir evde uyuşturucunun bir kişinin özel odasındaki valizinden bulunması hâlinde diğer kiracıların uyuşturucuyla bağlantısı ayrıca araştırılmalıdır.
Uyuşturucunun salon gibi ortak alanda bulunması durumunda ise soruşturmanın daha kapsamlı yapılması gerekir.
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin bir kararında, uyuşturucu bulunan evde birden fazla kişinin kiracı olarak kaldığının ileri sürülmesi üzerine diğer kişiler hakkındaki soruşturmanın akıbetinin araştırılması ve tüm deliller toplandıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği belirtilmiş; eksik araştırma ile mahkûmiyet kurulması bozma nedeni yapılmıştır.
Bu karar, konutun birden fazla kişi tarafından kullanıldığı uyuşturucu dosyalarında aidiyet araştırmasının önemini göstermektedir.
11. Uyuşturucu Bir Kişinin Özel Odasında Bulunursa
Uyuşturucunun kişinin özel kullanım alanında bulunması önemli bir delildir.
Örneğin dört kişinin kaldığı bir öğrenci evinde uyuşturucunun yalnızca A’nın kullandığı odadaki kilitli çekmecede bulunması hâlinde A açısından güçlü bir aidiyet bağlantısı söz konusu olabilir.
Bununla birlikte yine de;
çekmecenin kim tarafından kullanıldığı,
anahtarın kimde olduğu,
başka kişilerin buraya erişiminin olup olmadığı,
uyuşturucu üzerinde kriminal inceleme yapılıp yapılmadığı
gibi meselelerin araştırılması gerekir.
Ceza yargılamasında hiçbir karine tek başına mutlak değildir.
Uyuşturucunun Kime Ait Olduğu Nasıl İspatlanır?
Uyuşturucu madde fiziki bir eşya olmakla birlikte ceza hukukunda “kime ait olduğu” yalnızca medeni hukuk anlamındaki mülkiyet üzerinden değerlendirilmez.
Esas mesele uyuşturucuyu kimin bildiği, kabul ettiği ve üzerinde tasarruf imkânına sahip olduğudur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bulundurmayı, uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerinde tasarruf olanağı bulunacak biçimde fiilî egemenlik kurulması üzerinden açıklamaktadır.
Bu sebeple uyuşturucu başka bir kişiye ait olsa bile, onu bilerek saklayan kişi de hukuken “bulunduran” kişi konumuna gelebilir.
Örneğin bir arkadaşının;
“Bu paketi iki gün senin evinde sakla.”
demesi üzerine içinde uyuşturucu olduğunu bilen kişinin paketi kendi evinde saklaması durumunda, uyuşturucunun parasını ödememiş veya sahibi olmamış olması tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Çünkü TCK m.188 bakımından “bulundurma” ve “depolama” da seçimlik hareketler arasındadır.
Uyuşturucu Miktarı Kime Ait Olduğunu Belirler mi?
Miktar tek başına aidiyet sorununu çözmez.
Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nda;
“Şu gramın altı kullanıcılıktır, şu gramın üstü ticarettir.”
şeklinde bütün uyuşturucu türleri bakımından uygulanabilecek genel bir gram sınırı bulunmamaktadır.
Uyuşturucunun kullanım amacıyla mı yoksa ticaret amacıyla mı bulundurulduğunun tespitinde Yargıtay çeşitli kriterler kullanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında özellikle;
failin uyuşturucuyu satmak veya başkasına devretmek için davranışta bulunup bulunmadığı,
uyuşturucunun saklandığı yer,
uyuşturucunun çok sayıda küçük paket hâlinde hazırlanıp hazırlanmadığı,
paketlerin benzer miktarlarda olup olmadığı,
hassas terazi veya ambalaj malzemesi bulunması,
uyuşturucunun türü ve miktarı
gibi kriterler dikkate alınmaktadır.
Bu nedenle bir evde fazla miktarda uyuşturucu bulunması önemli olmakla birlikte evde bulunan herkesin ticaret suçundan mahkûm edilmesi sonucunu doğurmaz.
Öncelikle uyuşturucunun her bir sanıkla bağlantısı, ardından bulundurma amacı ayrı ayrı belirlenmelidir.
Parmak İzi ve DNA Bulunmaması Beraat İçin Yeterli midir?
Uyuşturucu paketinde kişinin parmak izi veya DNA’sının bulunmaması tek başına uyuşturucuyla hiçbir bağlantısı olmadığı anlamına gelmez.
Aynı şekilde parmak izi bulunması da her durumda uyuşturucu ticareti yaptığını kesin olarak ortaya koymaz.
Parmak izi, DNA, HTS, telefon mesajları, tanık anlatımları, kamera görüntüleri, fiziki takip kayıtları ve arama tutanakları birlikte değerlendirilmelidir.
Ceza yargılamasında mahkeme bütün delilleri bir bütün olarak değerlendirmek zorundadır.
Bir Başkasının Beyanı ile Uyuşturucu Suçundan Ceza Verilebilir mi?
Uyuşturucu soruşturmalarında sıklıkla bir şüphelinin diğerini suçladığı görülmektedir.
Örneğin uyuşturucu kendisinde bulunan kişi;
“Bu uyuşturucuyu Ahmet verdi.”
diyebilir.
Böyle bir beyan elbette delil niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak özellikle şüphelinin kendi sorumluluğunu azaltma ihtimali bulunduğu durumlarda beyanın başka delillerle desteklenmesi önemlidir.
Yargıtay’ın kendisinde uyuşturucu bulunmayan sanık hakkında yalnızca diğer sanığın soyut beyanına dayanılarak mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı bulduğu kararları bulunmaktadır.
Ceza mahkûmiyetinin varsayıma değil, kuşkuyu aşan delillere dayanması gerekir.
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Uyuşturucu Davalarında Nasıl Uygulanır?
Uyuşturucu maddenin kime ait olduğunun belirlenemediği dosyalarda en önemli ceza hukuku ilkelerinden biri “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir.
Anayasa’nın 38. maddesine göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz.
Örneğin iki kişinin ortak kullandığı evin salonunda uyuşturucu bulunmuş, iki kişi de uyuşturucunun kendisine ait olmadığını söylemiş ve uyuşturucuyu kişilerden biriyle ilişkilendiren hiçbir ek delil bulunamamışsa, yalnızca ihtimale dayanılarak mahkûmiyet kurulamaz.
Yargıtay kararlarında da mahkûmiyet için “kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil” aranması gerektiği sıklıkla vurgulanmaktadır.
Bu ilkenin doğal sonucu şudur:
Uyuşturucunun sanığa ait olması mümkün olabilir düşüncesi mahkûmiyet için yeterli değildir. Uyuşturucuyla sanık arasındaki hukuki ve fiilî bağın ispatlanması gerekir.
Sonuç: Evde veya Ortak Ortamda Uyuşturucu Bulunması Hâlinde Kim Ceza Alır?
Birden fazla kişinin bulunduğu ev, araç, otel odası veya başka bir ortamda uyuşturucu madde ele geçirilmesi hâlinde herkesin otomatik olarak cezalandırılması mümkün değildir.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince her bir kişinin fiili ayrı ayrı belirlenmelidir.
Uyuşturucunun bulunduğu yerin kime ait olduğu önemli bir delil olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir. Ev sahibi evinde bulunan her uyuşturucudan otomatik olarak sorumlu olmadığı gibi, başkasına ait evde bulunan kişi de sırf ev kendisine ait olmadığı için sorumluluktan kurtulmaz.
Belirleyici olan;
kişinin uyuşturucunun varlığından haberdar olup olmadığı,
uyuşturucu üzerinde fiilî veya hukuki hâkimiyetinin bulunup bulunmadığı,
uyuşturucuyu satın alıp almadığı,
kabul edip etmediği,
saklayıp saklamadığı,
satış veya başkasına verme eylemine katılıp katılmadığı,
diğer kişilerle ortak hareket edip etmediği
ve bütün bunların hukuka uygun şekilde elde edilmiş somut delillerle ispatlanıp ispatlanamadığıdır.
Bu nedenle uyuşturucunun bir evde ele geçirilmesi hâlinde yalnızca “ev kimin?”, “arama sırasında kim içerideydi?” veya “maddeye en yakın kim oturuyordu?” soruları üzerinden cezai sorumluluk kurulması doğru değildir.
Özellikle birden fazla kişinin bulunduğu dosyalarda uyuşturucunun ele geçirildiği yer, kişilerin yaşam ve kullanım alanları, telefon kayıtları, kriminal incelemeler, tanık ve diğer şüpheli anlatımları, fiziki takip tutanakları, uyuşturucunun paketlenme biçimi ve diğer maddi deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Türk ceza hukukunda esas olan mekânsal yakınlık değil, uyuşturucu üzerindeki bilinçli hâkimiyet ve kişinin suç teşkil eden fiille somut bağlantısıdır.
Bir kişinin uyuşturucunun bulunduğu evde veya araçta bulunması soruşturma yapılmasına sebep olabilir; ancak mahkûmiyet için bundan çok daha fazlası gerekir. Özellikle uyuşturucu başka bir kişiye ait alanda ele geçirilmiş ve sanığın uyuşturucuyla bağlantısını gösteren kesin ve inandırıcı başka delil bulunamamışsa, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkeleri gereğince beraat değerlendirmesi gündeme gelecektir.