UYUŞTURUCU MADDE SUÇLARINDA HUKUKA AYKIRI ARAMA VE DELİL YASAKLARI
UYUŞTURUCU MADDE SUÇLARINDA HUKUKA AYKIRI ARAMA VE DELİL YASAKLARI
Giriş
Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarına ilişkin ceza soruşturmalarının en önemli özelliklerinden biri, mahkûmiyet kararlarının çoğu zaman arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddeye dayanmasıdır. Özellikle uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu madde kullanmak için bulundurma, uyuşturucu madde nakletme veya depolama suçlarında; şüphelinin üzerinde, aracında, konutunda, işyerinde, çantasında veya diğer eşyalarında yapılan aramalar soruşturmanın seyrini doğrudan belirleyebilmektedir.
Ancak uyuşturucu maddenin fiilen ele geçirilmiş olması, tek başına bu maddenin ceza yargılamasında hukuka uygun bir delil olduğu anlamına gelmez. Delilin ne olduğundan önce, nasıl elde edildiğinin incelenmesi gerekir. Çünkü Türk ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğe ulaşılması amacı sınırsız değildir. Devlet, suç işlendiğini düşündüğü kişiye karşı dahi Anayasa ve kanunların öngördüğü usullere uymak zorundadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında kanuna aykırı biçimde elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. CMK m.217/2 de yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanabileceğini belirtmektedir. CMK m.206/2-a hukuka aykırı elde edilen delilin reddedilmesini, CMK m.230 ise hukuka aykırı delillerin mahkeme kararında açıkça gösterilmesini öngörmektedir. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanılması ayrıca CMK m.289/1-i kapsamında hukuka kesin aykırılık hâllerinden biridir.
Bu nedenle uyuşturucu suçlarında savunma yapılırken yalnızca ele geçirilen maddenin miktarı, niteliği veya ticaret amacıyla bulundurulup bulundurulmadığı değil; arama işleminin başından sonuna kadar hukuka uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği de denetlenmelidir.
1. Uyuşturucu Suçlarında Arama Neden Bu Kadar Önemlidir?
Uyuşturucu suçlarının önemli bir bölümünde suçun maddi konusu doğrudan uyuşturucu veya uyarıcı maddedir. Bu nedenle uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi, soruşturmanın en güçlü maddi delillerinden birini oluşturur.
Örneğin kolluk tarafından bir araç durdurulduktan sonra bagajdan uyuşturucu madde çıkarılması, bir konutta yapılan aramada uyuşturucu madde ve hassas terazi bulunması veya kişinin çantasından paketlenmiş uyuşturucu maddelerin ele geçirilmesi hâlinde savcılık bu bulguları TCK m.188 veya şartlarına göre TCK m.191 kapsamında değerlendirebilir.
Ancak arama işlemi hukuka aykırıysa mesele değişir.
Uyuşturucu madde gerçekten sanığa ait olsa bile, Anayasa ve CMK’nın öngördüğü arama usulüne aykırı olarak elde edilmişse hükme esas alınması mümkün olmayabilir.
Burada ceza muhakemesinin temel prensibi ortaya çıkmaktadır:
Maddi gerçeğe her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kurallarına uygun yöntemlerle ulaşılmalıdır.
Bu ilke özellikle ağır ceza yaptırımları öngörülen uyuşturucu madde ticareti suçlarında büyük önem taşımaktadır.
2. Adli Arama Nedir?
Adli arama, işlenmiş veya işlenmekte olan bir suçun delillerine ulaşmak ya da şüpheli veya sanığı yakalamak amacıyla gerçekleştirilen koruma tedbiridir.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 5. maddesinde de adli arama; suç şüphesi altında bulunan kişinin yakalanması veya suçun iz, eser, emare ve delillerinin elde edilmesi amacıyla kişinin konutunda, işyerinde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında veya aracında yapılan araştırma işlemi olarak tanımlanmaktadır.
CMK m.116 uyarınca şüphelinin veya sanığın üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabilmesi için kişinin yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği konusunda makul şüphe bulunması gerekir.
Dolayısıyla kolluğun herhangi bir kişiyi soyut veya keyfî değerlendirmelerle araması mümkün değildir.
Uyuşturucu dosyalarında;
- kişinin uyuşturucu kullanan kişilerin yoğun bulunduğu bir bölgede olması,
- kolluğu görünce yönünü değiştirmesi,
- yalnızca tedirgin görünmesi,
- geçmişte uyuşturucu suçundan kaydının bulunması
gibi olgular her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Bunların varlığı otomatik olarak sınırsız bir arama yetkisi yaratmaz.
Aramayı haklı kılacak şüphenin somut olayın özelliklerinden çıkarılabilir ve denetlenebilir nitelikte olması gerekir.
3. Arama Kararı veya Yazılı Arama Emri Bulunmalıdır
Uyuşturucu soruşturmalarında en sık karşılaşılan hukuka aykırılık nedenlerinden biri, gerekli adli arama kararı veya yazılı arama emri alınmadan arama yapılmasıdır.
CMK m.119 uyarınca kural olarak arama hâkim kararıyla yapılır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı; savcıya ulaşılamayan ve kanunun izin verdiği durumlarda ise kolluk amiri yazılı emir verebilir.
Bununla birlikte konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar bakımından kolluk amirinin yazılı emri yeterli değildir. Bu alanlarda hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri gerekir.
Arama kararında veya emrinde ayrıca;
aramanın nedeni olan fiilin, aranacak kişinin veya yerin, adres ya da eşyanın ve kararın geçerli olduğu sürenin açık biçimde belirtilmesi gerekmektedir.
Örneğin kolluğun uyuşturucu satıldığı yönündeki ihbar üzerine bir eve gitmesi, tek başına konuta girerek arama yapma yetkisi vermez. Gerekli koşullar varsa savcılıkla irtibat kurularak adli arama prosedürünün işletilmesi gerekir.
4. “Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl” Sınırsız Bir Yetki Değildir
Uygulamada en fazla tartışılan kavramlardan biri gecikmesinde sakınca bulunan hâl kavramıdır.
Uyuşturucu maddenin kolaylıkla saklanabilmesi, taşınabilmesi veya yok edilebilmesi nedeniyle uygulamada zaman zaman her uyuşturucu soruşturmasının kendiliğinden gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl oluşturduğu düşünülmektedir.
Bu yaklaşım hukuken doğru değildir.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâlin somut olayda gerçekten mevcut olması gerekir. Başka bir anlatımla, hâkimden karar alınmasının beklenmesi hâlinde delilin ortadan kaldırılması, şüphelinin kaçması veya soruşturmanın amacının ciddi biçimde tehlikeye girmesi yönünde somut bir risk bulunmalıdır.
Aksi hâlde istisnai nitelikteki yetki, genel bir arama yetkisine dönüşür.
Özellikle olay öncesinde uzun süredir teknik veya fiziki takip yapılıyorsa, şüphelinin adresi ve kimliği önceden biliniyorsa ve kolluğun arama yapılacağı yere ilişkin hazırlık yapmak için yeterli zamanı bulunuyorsa “gecikmesinde sakınca” gerekçesi daha sıkı incelenmelidir.
5. Önleme Araması ile Adli Arama Birbirine Karıştırılmamalıdır
Uyuşturucu dosyalarının en önemli tartışmalarından biri önleme araması ile adli arama arasındaki sınırdır.
PVSK m.9 kapsamında önleme araması, henüz belirli bir suçun delillerini toplamak için değil, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. Önleme araması sulh ceza hâkiminin kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise kanunda belirtilen şartlarla mülkî amirin yazılı emriyle yapılabilir. Kararda aramanın sebebi, kapsamı, yapılacağı yer ve zamanın gösterilmesi gerekir.
Adli aramanın amacı ise artık somutlaşmış bir suç şüphesine ilişkin delillere ulaşmaktır.
Bu ayrım uyuşturucu soruşturmalarında son derece önemlidir.
Örneğin kolluk, “X kişinin üzerinde uyuşturucu bulunduğu ve uyuşturucu sattığı” yönünde somut bir ihbar aldıktan sonra kişiyi takip etmeye başlamışsa artık faaliyet belirli bir suçun delillerini elde etmeye yönelmiş olabilir.
Bu aşamadan sonra genel nitelikteki bir önleme araması kararına dayanılarak adli delil araştırılması hukuki tartışma doğurabilir.
Önleme araması, adli arama için gereken şartların dolanılmasının aracı hâline getirilemez.
6. Durdurma Yetkisi Arama Yetkisi Anlamına Gelmez
Uyuşturucu soruşturmalarında bir başka önemli sorun kolluğun durdurma yetkisiyle arama yetkisinin birbirine karıştırılmasıdır.
PVSK m.4/A belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kolluğa kişileri ve araçları durdurma ve kimlik sorma yetkisi vermektedir. Bu yetkinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve somut durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebep bulunmalıdır.
Ancak kişinin durdurulabilmesi, çantasının, cebinin, kapalı paketlerinin veya aracının bütün bölmelerinin kendiliğinden aranabileceği anlamına gelmez.
Durdurma sırasında güvenlik amacıyla yapılabilecek dıştan kontrol ile ceza muhakemesi anlamındaki delil araması birbirinden ayrılmalıdır.
Bu husus uyuşturucu dosyalarında özellikle çanta ve poşet aramalarında önemlidir.
Kolluk, güvenlik kontrolü adı altında kapalı bir çantanın içini açarak uyuşturucu arıyorsa yapılan işlemin artık basit bir yoklama veya güvenlik kontrolü değil, şartlarına göre adli ya da önleme araması niteliğinde olup olmadığı incelenmelidir.
Yüksek yargı kararlarında da kişinin poşetinin açılarak içerisinde uyuşturucu aranmasının her durumda PVSK m.4/A kapsamında basit bir kontrol olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aramaya olanak veren adli arama kararı, yazılı emir veya olay yeri ve zamanını kapsayan geçerli bir önleme araması kararının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
7. Suçüstü Hâli Arama Kurallarını Tamamen Ortadan Kaldırmaz
Uyuşturucu soruşturmalarında kolluk tutanaklarında sıklıkla “şahsın durumundan şüphelenilmesi”, “şahsın kaçmaya başlaması”, “elindeki maddeyi yere atması” veya “uyuşturucu olduğu değerlendirilen paketin görülmesi” şeklinde ifadelerle karşılaşılmaktadır.
Burada suçüstü hâlinin gerçekten oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır.
Örneğin kişinin kolluğu görünce cebindeki şeffaf poşeti yere atması ve poşette görünür biçimde uyuşturucu bulunması ile kolluğun herhangi bir uyuşturucu görmeden kişiyi durdurup kapalı çantasını açması aynı hukuki durumda değildir.
Birinci durumda uyuşturucu maddenin açıkta görülmesi ve suçüstü şartlarının oluşması mümkünken, ikinci durumda arama tedbirinin kanuni dayanağı ayrıca sorgulanmalıdır.
Dolayısıyla “suçüstü” kavramının arama kararına ilişkin kuralları etkisiz hâle getiren genel bir istisna olarak kullanılması mümkün değildir.
8. Konutta Arama ve Arama Tanıkları
Konut dokunulmazlığı Anayasa tarafından ayrıca korunan temel haklardan biridir. Bu nedenle konutta yapılacak aramalar bakımından daha sıkı usul güvenceleri bulunmaktadır.
CMK m.119/4’e göre Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılacaksa o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması gerekir.
Uyuşturucu dosyalarında bu kural son derece önemlidir.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararında konutta gerçekleştirilen arama ve bu arama sonucunda elde edilen deliller ayrıntılı biçimde incelenmiş; hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen aramanın sonucunda elde edilen delillerin mahkûmiyetin belirleyici dayanağı olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
AYM kararında aktarılan Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 12.06.2023 tarihli E.2021/3448, K.2023/5427 sayılı kararında da Cumhuriyet savcısı bulunmaksızın yapılan konut aramasında iki arama tanığının hazır bulundurulmaması nedeniyle ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Üstelik sanıkların uyuşturucunun kendilerine ait olduğunu kabul etmelerinin dahi aramadaki hukuka aykırılığı ortadan kaldırmadığı değerlendirilmiştir.
Bu yaklaşım savunma bakımından son derece önemlidir.
Sanığın uyuşturucunun kendisine ait olduğunu kabul etmesi, hukuka aykırı aramayı geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez.
9. Gece Vakti Konutta Arama
CMK m.118’e göre kural olarak konutta, işyerinde ve diğer kapalı yerlerde gece vakti arama yapılamaz.
Ancak suçüstü, gecikmesinde sakınca bulunan hâl veya kanunda belirtilen bazı yakalama durumlarında bu yasağın istisnaları bulunmaktadır.
Uyuşturucu soruşturmalarında gece yapılan konut aramalarında bu nedenle yalnızca arama kararının bulunup bulunmadığı değil, gece aramasına izin veren istisnai şartların gerçekleşip gerçekleşmediği de incelenmelidir.
10. İç Beden Araması ve Uyuşturucu Maddenin Vücutta Saklanması
Uyuşturucu maddelerin ağız, mide, anüs veya genital bölgede saklanması özellikle uyuşturucu ithali ve nakli soruşturmalarında karşılaşılan bir durumdur.
Ancak bu durumda kolluğun olağan üst araması yetkisi ile iç beden muayenesi birbirinden ayrılmalıdır.
CMK m.75 uyarınca iç beden muayenesi hâkim veya mahkeme kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla yapılabilir. Savcının kararı yirmi dört saat içinde hâkim veya mahkeme onayına sunulmalıdır.
Ayrıca iç beden muayenesi ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu tarafından gerçekleştirilebilir. Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayene de iç beden muayenesi kapsamındadır.
Anayasa Mahkemesinin B.P.O. kararında kolluk görevlisinin başvurucunun mahrem bölgesinde gerçekleştirdiği müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı değerlendirilmiş ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Mahkeme, yoğun uyuşturucu şüphesi bulunmasının dahi kolluğa CMK m.75’teki güvenceleri aşma yetkisi vermediğini vurgulamıştır.
Bu nedenle kişinin bedeninde uyuşturucu bulunduğundan şüpheleniliyorsa kolluğun doğrudan iç beden muayenesine girişmesi yerine kanunda öngörülen prosedür uygulanmalıdır.
11. Hukuka Aykırı Aramada Ele Geçirilen Uyuşturucu Hükme Esas Alınabilir mi?
Temel kural açıktır:
Hukuka aykırı şekilde elde edilen delil hükme esas alınamaz.
Anayasa m.38/6, CMK m.206 ve CMK m.217 birlikte değerlendirildiğinde, ceza muhakemesinde hukuka aykırı delilin dışlanması anayasal ve kanuni bir zorunluluktur.
Örneğin hukuka aykırı konut aramasında;
- uyuşturucu madde,
- hassas terazi,
- uyuşturucu paketleme malzemeleri,
- uyuşturucu satışından elde edildiği ileri sürülen para
ele geçirilmişse öncelikle bunların hükümde kullanılıp kullanılamayacağı tartışılmalıdır.
Uyuşturucu madde suçun maddi konusu olsa dahi delilin hukuka aykırı elde edilmiş olması göz ardı edilemez.
13. Her Arama Usulsüzlüğü Otomatik Olarak Beraat Sonucu Doğurur mu?
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır.
Hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı tartışmasız olmakla birlikte, bu durum her dosyada otomatik olarak beraat sonucu doğurmayabilir.
Hukuka aykırı delil dosyadan çıkarıldıktan sonra geriye kalan hukuka uygun deliller değerlendirilmelidir.
Örneğin hukuka aykırı aramayla 20 gram uyuşturucu bulunmuş ancak sanığın başka bir yerde hukuka uygun şekilde ele geçirilen çok daha yüksek miktardaki uyuşturucuyla bağlantısı, kamera kayıtları, iletişim içerikleri, tanık anlatımları veya başka bağımsız delillerle ispatlanmışsa mahkûmiyet diğer delillere dayanabilir.
Nitekim AYM’nin B.P.O. kararında iç beden aramasıyla elde edilen uyuşturucunun bir kısmının hukuka aykırı olduğu kabul edilmesine rağmen dosyada hukuka uygun biçimde elde edilmiş başka ve daha fazla miktarda uyuşturucu bulunması nedeniyle hukuka aykırı delilin tek veya belirleyici olmadığı değerlendirilmiş ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Burada iki farklı hukuki değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır:
Birincisi, delilin iç hukuk bakımından kullanılıp kullanılamayacağıdır.
İkincisi ise Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru bakımından hukuka aykırı delilin kullanılmasının yargılamanın bütününü hakkaniyetsiz hâle getirip getirmediğidir.
Dolayısıyla AYM’nin bazı dosyalarda adil yargılanma hakkı yönünden ihlal bulmaması, hukuka aykırı delilin ceza mahkemeleri tarafından serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmez.
14. Hukuka Aykırı Delilden Hareketle Elde Edilen Diğer Deliller
Uyuşturucu soruşturmalarında önemli bir başka sorun, ilk hukuka aykırı delilin devamında yeni deliller elde edilmesidir.
Örneğin hukuka aykırı yapılan üst aramasında bir ev anahtarı bulunmuş, bu anahtardan hareketle konut tespit edilmiş ve daha sonra konutta uyuşturucu ele geçirilmiş olabilir.
Bu durumda yalnızca ilk delilin değil, hukuka aykırı işlemin devamında elde edilen diğer delillerin durumunun da tartışılması gerekir.
Doktrinde bu sorun genellikle “zehirli ağacın meyvesi” teorisi kapsamında ele alınmaktadır.
Türk hukukunda Anglo-Amerikan hukukundaki model birebir kanunlaştırılmış değildir. Bununla birlikte sonraki delilin tamamen hukuka aykırı ilk işlem sayesinde elde edilip edilmediği, bağımsız ve hukuka uygun bir kaynağının bulunup bulunmadığı ve hukuka aykırılıkla sonraki delil arasındaki nedensellik bağı somut olay bakımından değerlendirilmelidir.
Savunma açısından yalnızca uyuşturucunun bulunduğu son aramaya değil, delile ulaşılmasını sağlayan bütün işlem zincirine bakılması bu nedenle önemlidir.
15. Arama Tutanakları Ayrıntılı İncelenmelidir
Uyuşturucu suçlarına ilişkin dosyalarda savunmanın en önemli belgelerinden biri arama ve elkoyma tutanağıdır.
Tutanak değerlendirilirken özellikle;
arama kararının tarih ve saati ile aramanın gerçekleştirilme zamanı, kararın geçerlilik süresi, aramanın kapsadığı adres veya araç, aramaya katılan görevliler, Cumhuriyet savcısının hazır olup olmadığı, konut aramasında arama tanıklarının bulunup bulunmadığı, uyuşturucunun tam olarak nerede ve nasıl bulunduğu, maddenin açıkta mı yoksa kapalı bir bölmenin içinde mi olduğu, muhafaza ve teslim zincirinin nasıl yürütüldüğü ve arama kararının şüpheliye gösterilip gösterilmediği gibi hususlar incelenmelidir.
Kolluk tutanağında “şüpheli hareketler”, “durumundan şüphelenilmesi”, “genel güvenlik kontrolü” veya “şahsın rızasıyla” gibi soyut ifadeler bulunması hâlinde bu ifadelerin somut olayla desteklenip desteklenmediği araştırılmalıdır.
16. “Rıza Gösterdi” Savunması Arama Kararının Yerini Her Zaman Tutmaz
Uygulamada kolluk tutanaklarında zaman zaman kişinin “kendi rızasıyla çantasını açtığı” veya “arama yapılmasına muvafakat ettiği” belirtilmektedir.
Ancak temel haklara müdahale oluşturan bir aramanın kanuni şartları mevcut değilse kolluğun yalnızca “rıza” açıklamasına dayanarak kanuni arama prosedürünü etkisiz hâle getirip getiremeyeceği ciddi biçimde incelenmelidir.
Özellikle birden fazla silahlı kolluk görevlisinin bulunduğu, kişinin fiilen hareket özgürlüğünün kısıtlandığı veya kendisine aramayı reddedebileceği bildirilmediği durumlarda açıklanan iradenin gerçek anlamda özgür olup olmadığı tartışmalıdır.
Bu nedenle uyuşturucu dosyalarında “rızaen teslim” veya “rızaen arama” ifadeleri tek başına yeterli kabul edilmemeli; olayın fiilî koşulları araştırılmalıdır.
17. Hukuka Aykırı Arama İtirazı Ne Zaman İleri Sürülmelidir?
Hukuka aykırı delil itirazının soruşturmanın mümkün olan en erken aşamasından itibaren ileri sürülmesi önemlidir.
Müdafi tarafından;
arama kararının ve dayanak talep yazısının dosyaya getirtilmesi, önleme araması kararı varsa yer, tarih ve kapsamının incelenmesi, arama ve elkoyma tutanaklarının değerlendirilmesi, varsa kamera görüntülerinin celbi, aramaya katılan kolluk görevlilerinin dinlenmesi, konut aramasında hazır bulunduğu belirtilen arama tanıklarının tespit edilmesi ve gerektiğinde dinlenmesi talep edilebilir.
Kovuşturma aşamasında ise CMK m.206/2-a ve m.217/2 kapsamında hukuka aykırı delilin reddedilmesi ve hükme esas alınmaması istenebilir.
Mahkeme hukuka aykırı delile dayanarak mahkûmiyet kararı vermişse bu durum istinaf ve koşulları varsa temyiz kanun yolunda açıkça ileri sürülmelidir. CMK m.289/1-i hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını doğrudan hukuka kesin aykırılık hâli olarak düzenlemektedir.
18. Uyuşturucu Dosyalarında Savunmanın Temel Soruları
Bir uyuşturucu dosyasında hukuka aykırı arama yönünden sağlıklı değerlendirme yapılabilmesi için şu soruların cevaplandırılması gerekir:
Aramaya neden başlandı?
Somut bir ihbar mı vardır, fiziki takip mi yapılmıştır, yoksa kolluk yalnızca kişinin davranışlarından mı şüphelenmiştir?
Arama başladığı anda suç şüphesi oluşmuş muydu?
Eğer belirli bir suç şüphesi oluşmuşsa önleme kolluğu faaliyeti adli kolluk faaliyetine dönüşmüş olabilir.
Arama kararı var mıydı?
Varsa hangi makam tarafından, hangi tarih ve saat için, hangi kişi, adres, araç veya eşya bakımından verilmiştir?
Gecikmesinde sakınca bulunan hâl gerçekten var mıydı?
Bu konuda tutanaklarda somut açıklama bulunmakta mıdır?
Uyuşturucu nerede bulundu?
Açıkta mıydı, kişinin cebinde mi, kapalı çantasında mı, araç içerisindeki kapalı bölmede mi, konutta mı?
Konut aramasında Cumhuriyet savcısı hazır mıydı?
Hazır değilse iki arama tanığı bulunmuş mudur?
Arama gece mi yapıldı?
Gece aramasının kanuni istisnaları oluşmuş mudur?
İç beden muayenesi yapıldı mı?
Yapıldıysa CMK m.75 şartları yerine getirilmiş midir?
Hukuka aykırı delil çıkarıldığında başka yeterli delil kalıyor mu?
Uyuşturucu maddenin kendisi dışında sanığın suçu işlediğini gösteren bağımsız ve hukuka uygun başka deliller mevcut mudur?
Bu soruların cevapları bir uyuşturucu dosyasının sonucunu tamamen değiştirebilir.
Sonuç
Uyuşturucu madde suçlarında hukuka aykırı arama ve delil yasakları, ceza yargılamasının en kritik savunma alanlarından biridir.
Bir kişinin üzerinde, aracında veya konutunda uyuşturucu madde ele geçirilmiş olması, tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez. Öncelikle uyuşturucu maddenin Anayasa’ya, Ceza Muhakemesi Kanunu’na ve arama hükümlerine uygun biçimde elde edilip edilmediği belirlenmelidir.
Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2’nin temel yaklaşımı açıktır: Ceza yargılamasında suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir.
Bu nedenle özellikle uyuşturucu madde ticareti suçlarında;
arama kararının bulunup bulunmadığı, kararın kapsamı, makul şüphe şartı, gecikmesinde sakınca bulunan hâlin varlığı, önleme ve adli arama ayrımı, kolluğun durdurma yetkisinin sınırları, konut aramasındaki tanık şartı, gece araması, iç beden muayenesi ve hukuka aykırı delilin hükme etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin Orhan Kılıç ile Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararları da göstermektedir ki, konutta yapılan hukuka aykırı bir aramada ele geçirilen uyuşturucu madde ve diğer maddi bulguların mahkûmiyetin esaslı veya belirleyici delilleri olması durumunda sorun yalnızca basit bir usul eksikliği değildir; adil yargılanma hakkını doğrudan etkileyen anayasal bir mesele söz konusudur.
Öte yandan hukuka aykırı delilin dışlanması her olayda kendiliğinden beraat sonucunu doğurmaz. Yapılması gereken, hukuka aykırı delili değerlendirme dışı bıraktıktan sonra dosyada sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş başka delillerin bulunup bulunmadığını incelemektir.
Sonuç olarak uyuşturucu suçlarında savunma yalnızca “uyuşturucu kime aitti, miktarı neydi, ticaret amacı var mıydı?” soruları etrafında yürütülmemelidir.
Bunlardan önce sorulması gereken soru şudur:
“Bu uyuşturucu madde hukuken geçerli bir delil olarak kabul edilebilecek şekilde mi ele geçirildi?”
Bu sorunun cevabı, bazı dosyalarda uyuşturucu madde ticareti suçundan uzun süreli hapis cezası ile beraat arasındaki temel farkı oluşturabilmektedir.