Single Blog Title

This is a single blog caption

Tahsis Edilen Arsa Payının Düzeltilmesi İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar ve Başvuru Sonuçları Nelerdir ?

Kat Mülkiyetine tabi yapıdaki, bağımsız bölümüne tahsis edilen arsa payının düzeltilmesinin mümkün olup olmadığı, eğer mümkünse bu düzeltmenin nasıl gerçekleriliceği, incelenmesi gerekir.

İlgili Hukuk Kurallarının Tespiti :

Kat Mülkiyeti Kanunu m.3/2 fıkrasında düzenlenmiştir; Kat mülkiyetine tabi bağımsız bölümlere, ana yapının üzerinde bulunduğu arazide, bağımsız bölümün değeri oranında arsa payı tahsis edilir. Bağımsız bölümün değeri ile bu bölüme tahsis edilen arsa payının değeri arasında oransızlık varsa veya böyle bir arsa payı tahsis edilmiş değilse ilgili bölüm maliki, arsa payının düzeltilmesine yönelik dava açabilir. Nitekim Kat Mülkiyeti Kanunu m.3/2 hükmüne göre , ”Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan ana gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.”    Uygulamada bu davalar, arsa payının düzeltilmesi davası olarak adlandırılır.

Bağımsız bölüme tahsis edilen arsa payı oranı, çoğu kez, pratik bir öneme sahip değildir. Ancak ana yapının yönetimine, giderlere katılma borcuna ve ortak yerlerine kullanılmasına ilişkin uyuşmazlıklar ile özellikle 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülen uygulamalar karşısında , arsa payının düzeltilmesini isteyen davacı , bu davayı diğer bütün kat maliklerine karşı açar. Bağımsız bölüme tahsis edilen arsa payının belirlenmesinde bu bölümlerin cinsi, bulunduğu kat, alanı, ısınma sistemi, aydınlanması, mimari kullanımı ve konumu, cephesi ve manzarası gibi hususlar dikkate alınır. Mülkiyet hakkına dayanan bu dava, hak düşürücü süreye ve zamanaşımına bağlı olmaksızın kat mülkiyetine tabi yapı bu niteliği taşıdığı sürece her zaman açılabilir ve kat maliklerin tamamına karşı arsa payının düzeltimesi davası açabilir. Görevli mahkeme, sulh hukuk mahkemesi; yetkili mahkeme, taşınmasın bulunduğu yer mahkemesidir.

İlgili Yargıtay Kararları :

Karar Metni

(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi “İçtihat Metni”MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi 2020/1260 E. , 2020/1487 K.

Taraflar arasındaki arsa paylarının düzeltilmesi davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairenin 19/11/2019 gün ve 2019/3412 E- 2019/6740 K. sayılı kararıyla temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü

K A R A R

Davacı vekili, müvekkilinin 12/216 arsa paylı 13 nolu bağımsız bölümü 1995 yılında satın almak suretiyle maliki olduğu … apartmanında kat irtifakının tesis edildiği tarihte müvekkilinin arsa payı oranının, kullanım alanı, mevkii, manzara, teras, balkon sayısı ve büyüklükleri, bina içindeki konumu ve bulunduğu kat gibi pek çok objektif kritere göre aynı bina içinde yer alan diğer bazı dairelere oranla daha fazla olmasına rağmen tapuda daha az gösterildiğini, bu nedenle tüm objektif kriterler dikkate alınarak müvekkilinin bağımsız bölümünün arsa payının yükseltilmek suretiyle düzeltilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile “… ili, … ilçesi, … mah, 589 ada, 99 parsel” sayılı taşınmazda arsa paylarının iptali ile arsa paylarının belirlenen oranlarda düzeltilmesine karar verilmiştir.

Hükmün bir kısım davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 14/11/2017 gün ve 2017/858 E. – 2017/9430 K. sayılı ilamı ile, “Dava konusu uyuşmazlık arsa payının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Kat Mülkiyeti Kanununun 3. maddesine göre, bağımsız bölümlere özgülenmiş arsa paylarının, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin kurulduğu tarihteki değerleri ile oranlı olup olmadığının açıkça saptanması gerekir. Bu inceleme yapılırken bağımsız bölümlerden her birine özgülenen arsa payının o bölümlerin değerinde sonradan oluşan çoğalma veya azalmanın dikkate alınmaması, her bir bağımsız bölümün değerlerinin ve dolayısıyla özgülenmesi gereken arsa paylarının belirlenmesinde bağımsız bölümlerin nev’i, konumu (cephesi, katı v.s) ile büyüklüklerinin gözönünde tutulması, buna göre dava konusu edilen bağımsız bölümlerin tapuda yazılı arsa payları ile saptanan arsa payları arasında bir oransızlık bulunması halinde davanın kabulü gerekir. Dosya kapsamından; 14.11.1963 olan kat irtifakına geçiş tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı gibi, kat irtifakının kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa paylarına karşı bir itiraz da ileri sürülmemiştir. Açıklanan nedenlerle arsa payı düzeltimi davasının reddi yerine kabulü doğru görülmemiştir” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekilinin, kararın düzeltilmesi isteminin ise reddine karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 19/11/2019 gün ve2019/3412 E.- 2019/6740 K. sayılı kararı ile, “Mahkeme kararı, davacı vekiline 15.04.2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup, temyiz harcı 29.04.2019 tarihinde yatırılmış ve temyiz dilekçesi verilmiştir. Bu durumda HUMK’nın 437. maddesinde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. – 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin reddine” karar verilmiş, davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; ilk derece mahkemesince kısa ve gerekçeli kararda kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olarak belirtildiği, davacı vekilinin belirtilen bu süreye göre kanun yoluna başvuru dilekçesini sunduğu anlaşılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. 3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür. Anayasanın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin (ç) bendi uyarınca da hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Kanun koyucu, Devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır.

Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini, yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan) kararı).

Somut olayda; ilk derece mahkemesince kısa ve gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davacı vekiline 15.04.2019 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekili ise 29.04.2019 tarihinde, kısa ve gerekçeli kararda bildirilen 2 haftalık süre içinde karara karşı temyiz harcını yatırmış ve temyiz yoluna başvurmuştur. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak davacı vekilinin kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ile temyiz dilekçesinin süresinde olduğuna karar verilerek davacının temyiz sebeplerinin incelenmesinde: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre; dava arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istemine ilişkin olup, 14.11.1963 olan kat irtifakına geçiş tarihinde bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı gibi, kat irtifakının kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa paylarına karşı bir itiraz da ileri sürülmediği, sonradan ortaya çıkan gelişme ve değişmelerin ise değrlendirmeye alınamayacağı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ile Dairemizin 19/11/2019 gün ve 2019/3412 E.- 2019/6740 K. sayılı kararıyla temyiz isteminin süreden reddine ilişkin kararın KALDIRILMASINA, yapılan temyiz incelemesinde usul ve kanuna uygun … Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18/12/2018 tarih ve 2018/605 E-2018/987 K. sayılı kararının ONANMASINA 02/06/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Sulh hukuk mahkemesi kararları 8 gün içinde temyiz edilebilmesine rağmen yerel mahkemece kısa kararda temyiz süresinin “iki hafta” olarak belirtilmiş olması nedeniyle davalının kararın tebliğinden 13 gün sonra verdiği temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceğinin yürürlükteki mevzuat hükümleri ve hukuki istikrar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır. Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla, kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı vardır. Şu halde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir. Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Cevap süresi, temyiz süresi gibi. Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMKm.94/2, HUMK m.163).

Yukarıda da belirtildiği üzere hakim tarafından da sürenin belirlenebildiği durumlar var olmakla birlikte kanunda belirlenen süreler üzerinde Hakimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Eş söyleyişle kanunun öngördüğü bir süre hakim tarafından uzatılıp kısaltılamaz. Temyize ilişkin süreler de yasa tarafından düzenlenen kesin sürelerdir ve resen gözetilmesi gerekir.

6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin (1). fıkra hükmü; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindedir. 1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesini yeniden düzenleyen 5236 sayılı Kanunun 16. md. öncesindeki hali “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir. Tüm bu nedenlerle Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakim kanundaki süreleri arttıramaz veya eksiltemez. Halen yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gün olduğu halde hüküm sonucunda mahkeme hakimince hatalı şekilde kararın 2 hafta içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi hükmü temyiz eden tarafa herhangi bir hak sağlamayacağından sayınçoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay Kararı – 20. HD., E. 2017/2569 K. 2017/6174 T. 4.7.2017

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

DAVACILAR : … ve Ark,

DAVALILAR : … ve Ark.-…-… ve Ark.

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda kurulan 15/07/2015 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar … ve arkadaşları vekili Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 04/07/2017 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacılar … ve arkadaşları vekili Av. … ile davalılar … ve arkadaşları vekili Av. … ve davalı … geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleriyle davalıların … ilçesi, … mah. 105 pafta, 397 ada 65 parsel ile tapuda kayıtlı olan arsa üzerinde yapılı binada kat maliki olduğu, bağımsız bölümlerin arsa paylarının oluşturulmasında bağımsız bölümlere değerleri ile orantılı bir tahsis yapılmadığı, ileri ki safhalarda sorunlar doğuracağı ihtimali ile arsa paylarının düzeltilmesinin zorunluluğu ile karşılaşabileceği bu nedenle taşınmaz üzerindeki bağımsız bölümlerin mevcut arsa paylarının değerleri ile mütenasip ve adaletli bir düzenlemenin yapılması istenilmiş, mahkemece; …,…, …, … (yeni malik …), … adına açılan davanın yönetim planı imzalandığından reddine, davacılar vekilinin diğer davacılardan …, …, …, …, … ve … mirasçıları …, … …, … yönünden 23.09.2014 tarihli son bilirkişi raporu doğurultusunda kabulü ile; … ili, … ilçesi, … mah’de kain 105 pafta, 397 ada, 65 parsel sayılı taşınmazın arsa paylarının düzeltilmesine karar verilmiş, hüküm bir kısım davacılar vekili Av. …, bir kısım davalılar vekili Av. …, davalı … vekili Av. … tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, bağımsız bölümlere özgülenen arsa paylarının yeniden düzenlenmesi istemine ilişkindir.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 3. maddesinde; kat mülkiyeti veya kat irtifakının, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme halinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değeri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibinin arsa payının düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği hükme bağlanmıştır. Arsa payı düzenlemesinin yeniden yapılabilmesinin ilk şartı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değerleriyle oransız olarak belirlenmiş olmasıdır. Bu

hususa dayalı istemlerde mahkeme tüm kanıtları değerlendirerek bağımsız bölümün değeri ile bölüme özgülenen arsa payını karşılaştırıp denklik sağlamaya çalışmalıdır. Söz konusu işlem yapılırken de, bağımsız bölümlerin cinsi, bulunduğu kat, alanı, ısınma sistemi, aydınlanması, mimari kullanımı ve konumu, cephesi ve manzarası gibi hususlar değerlendirme için esas alınır; değerlendirmeye esas alınacak tarihten sonraki imar durumu ile cins ve manzara değişiklikleri, bakım ve onarım çalışmaları sebebiyle meydana gelen değer artış ve eksilmeleri dikkate alınmaz.

Somut olayda dava konusu taşınmazda 08.10.1974 olan kat irtifakına geçiş tarihinde; bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı ve kat irtifakının kurulduğu tarihteki değerlerinin yukarıda açıklanan unsurları ve bu belirlemeye göre tapu sicilinde kayıtlı arsa paylarında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğu bilirkişi kurulunca açıkca saptanmadığı gibi, kat irtifakının kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa paylarına herhangi bir itiraz ileri sürülmemiştir. Açıklanan sebeplerle arsa payının düzeltilmesi davasının reddi yerine, herhangi bir değerlendirme ve gerekçe içermeyen soyut ve genel ifadeli bilirkişi raporu esas alınarak kabulü doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile davalılar … ve arkadaşları vekili ile … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Yargıtaydaki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.’ne göre 1480 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalılar … ve arkadaşlarına verilmesine, temyiz harcının istek halinde iadesine 04/07/2017 günü oy birliği ile karar verildi.

Leave a Reply

Call Now Button