Single Blog Title

This is a single blog caption

Rezerv Yapı Alanı Kararına Karşı Hukuki Yollar

Rezerv yapı alanı kararına karşı hangi hukuki yollar kullanılabilir? 6306 sayılı Kanun kapsamında iptal davası, yürütmenin durdurulması, dava süresi, imar planı itirazı, parselasyon, tahliye-yıkım ve mülkiyet hakkı yönünden kapsamlı rehber.


Rezerv Yapı Alanı Kararı Nedir?

Rezerv yapı alanı kararı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülecek kentsel dönüşüm uygulamalarında kullanılmak üzere belirli bir alanın “rezerv yapı alanı” olarak tespit edilmesidir. Bu karar; taşınmazların imar durumunu, mülkiyet hakkını, planlama sürecini, hak sahipliği ilişkilerini, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı projelerini, parselasyon işlemlerini ve ileride yapılabilecek tahliye-yıkım süreçlerini doğrudan etkileyebilen önemli bir idari işlemdir.

6306 sayılı Kanun’da yapılan 7471 sayılı Kanun değişikliğiyle rezerv yapı alanı tanımındaki “yeni yerleşim alanı olarak” ibaresi çıkarılmıştır. Bu değişiklikten sonra rezerv yapı alanı, bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda kullanılmak üzere TOKİ’nin veya idarenin talebine bağlı olarak ya da resen Bakanlıkça belirlenen alanları ifade eder hale gelmiştir. Danıştay 6. Dairesinin 2024 tarihli bir kararında da bu değişikliğe dikkat çekilmiş ve yeni düzenlemeyle rezerv yapı alanı kavramının önceki metne göre daha geniş yorumlanabilecek hale geldiği belirtilmiştir.

Rezerv yapı alanı kararının önemi şuradan kaynaklanır: Bir taşınmazın rezerv yapı alanı içinde kalması, taşınmazın tapusunun kendiliğinden idareye geçmesi anlamına gelmez; ancak bu karar, taşınmazın 6306 sayılı Kanun kapsamındaki uygulamalara konu edilebilmesinin zeminini oluşturur. Bu nedenle kararın hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, süresinde ve doğru hukuki yolla dava edilmesi gerekir.

Rezerv Yapı Alanı Kararının Hukuki Niteliği

Rezerv yapı alanı belirleme işlemi, idare tarafından tek taraflı tesis edilen ve ilgililerin hukuki durumunu etkileyen bir idari işlemdir. Bu nedenle şartları oluştuğunda iptal davasına konu edilebilir. Kararın hukuka uygunluğu; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden incelenir.

Uygulama Yönetmeliği’ne göre rezerv yapı alanı; alanın büyüklüğünü içeren koordinatlı hâlihazır harita, uydu görüntüsü veya ortofoto haritası, alandaki kamu taşınmazlarının listesi, yeni yerleşim alanı olarak kullanılacak alanlarda gözlemsel verilere dayalı gerekçe raporu ve Başkanlıkça istenebilecek diğer bilgi-belgeleri içeren dosyaya dayanılarak, Kentsel Dönüşüm Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlıkça belirlenir. TOKİ, idare, gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişileri de belirli şartlarla rezerv yapı alanı belirlenmesi talebinde bulunabilir.

Özel mülkiyetteki taşınmazların rezerv yapı alanı olarak belirlenmesinde ayrıca önemli bir şart vardır. Yönetmelik ve 6306 sayılı Kanun kapsamında, Bakanlığın bağlı/ilgili/ilişkili kurumları ve iştirakleri hariç olmak üzere gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazların rezerv yapı alanı olarak belirlenebilmesi için, yapılaşmaya esas arsa metrekaresinin yüzde otuzunun mülkiyetinin Başkanlığa devrine muvafakat edilmesi veya aynı miktarın değerinin dönüşüm projeleri özel hesabına gelir kaydedilmek üzere Başkanlığa verilmesi gerekir.

Bu şart, özellikle özel kişi veya şirket başvurularıyla rezerv yapı alanı ilan edilen taşınmazlarda dikkatle incelenmelidir. Çünkü yüzde otuzluk devir veya bedel şartının nasıl uygulandığı, muvafakatin gerçekten geçerli olup olmadığı, maliklerin iradesinin bulunup bulunmadığı ve işlemin kamu yararına dayanıp dayanmadığı dava bakımından önemli başlıklardır.

Rezerv Yapı Alanı Kararına Karşı Hangi Hukuki Yollar Vardır?

Rezerv yapı alanı kararına karşı başvurulabilecek hukuki yollar birkaç başlık altında toplanabilir. Bunlar; idari başvuru ve bilgi-belge talebi, iptal davası, yürütmenin durdurulması talebi, rezerv yapı alanı kararına bağlı imar planı ve parselasyon işlemlerine karşı dava, tahliye-yıkım veya hak sahipliği işlemlerine karşı dava ve şartları varsa tam yargı davasıdır.

Bu hukuki yollar birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Çoğu dosyada rezerv yapı alanı kararı, sonrasında yapılan imar planı değişikliği, parselasyon işlemi, arsa payı satışı, tahliye-yıkım işlemi veya hak sahipliği kararı ile birlikte değerlendirilmelidir. Malik yalnızca rezerv yapı alanı kararına odaklanır ve sonrasında askıya çıkarılan imar planını kaçırırsa, önemli bir hak kaybı yaşayabilir. Aynı şekilde yalnızca imar planına dava açıp rezerv yapı alanı kararının süresini kaçırmak da stratejik eksiklik yaratabilir.

Bu nedenle ilk yapılması gereken işlem, taşınmazın hangi karar veya işlemle rezerv yapı alanı içine alındığını, karar tarihini, tebliğ veya ilan tarihini, kararın ekindeki kroki/koordinatları, kararın dayanak dosyasını ve sonrasında tesis edilen uygulama işlemlerini tespit etmektir.

İdareden Bilgi ve Belge Talep Edilmesi

Rezerv yapı alanı kararına karşı dava açmadan önce idareden işlem dosyasının istenmesi önemlidir. Malik veya vekili, ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden, Kentsel Dönüşüm Başkanlığından veya işlemi tesis eden idareden kararın dayanaklarını talep edebilir.

Bu kapsamda şu belgeler istenmelidir: rezerv yapı alanı belirleme kararı, karar eki koordinatlı harita, hâlihazır harita, uydu görüntüsü veya ortofoto, kamu taşınmazları listesi, gerekçe raporu, Başkanlık teklifi, Bakanlık onayı, varsa TOKİ veya belediye talep yazısı, özel kişi başvurusu varsa başvuru dosyası, yüzde otuz devir veya bedel şartına ilişkin belgeler, imar planı çalışmaları, kentsel tasarım projesi, parselasyon taslakları, hak sahipliği belgeleri ve taşınmazın alanda kalıp kalmadığını gösteren teknik pafta.

Bilgi ve belge talebi dava açma süresini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle, dava süresi işlemeye başlamışsa yalnızca belge beklemek riskli olabilir. Süre yönünden tereddüt varsa, dava açma süresi kaçırılmadan iptal davası açılmalı; eksik belgeler mahkemeden ara karar ile getirtilmelidir.

Rezerv Yapı Alanı Kararına Karşı İptal Davası

Rezerv yapı alanı kararına karşı temel hukuki yol iptal davasıdır. İptal davasında amaç, kararın hukuka aykırılığının tespit edilerek ortadan kaldırılmasıdır. Bu davada mahkeme, idarenin yerine geçerek yeni bir planlama kararı vermez; yalnızca idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını denetler.

Dava dilekçesinde öncelikle dava konusu işlem açıkça gösterilmelidir. Kararın tarihi, sayısı, hangi idare tarafından tesis edildiği, hangi taşınmazları kapsadığı, davacının taşınmazının karar sınırı içinde kalıp kalmadığı ve kararın ne zaman öğrenildiği belirtilmelidir. Tapu kaydı, kroki, koordinat değerlendirmesi ve varsa plan paftası dilekçeye eklenmelidir.

Dava sebebi olarak şu hukuka aykırılıklar ileri sürülebilir: kararın yeterli gerekçeye dayanmaması, işlem dosyasındaki belgelerin eksik olması, rezerv yapı alanı belirleme amacının 6306 sayılı Kanun’un amacıyla bağdaşmaması, kamu yararı bulunmaması, mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale edilmesi, alan sınırının keyfi belirlenmesi, özel mülkiyetteki taşınmazlarda yüzde otuz şartının hukuka uygun işletilmemesi, planlama ilkelerine aykırı sonuç doğması, maliklerin hak sahipliği durumunun belirsiz bırakılması ve işlemin gelir/hasılat amacıyla kamu yararı dengesini bozacak şekilde kullanılması.

Dava Süresi Nasıl Belirlenir?

6306 sayılı Kanun kapsamındaki idari işlemlere karşı dava süresi genel olarak 30 gündür. Kanun, bu Kanun uyarınca tesis edilen idari işlemlere karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idari yargıda dava açılabileceğini düzenler. Rezerv yapı alanı kararının Bakanlık işlemi niteliğinde olması sebebiyle, dava süresinin hangi tarihten başlayacağı somut olayda kararın ilgililere nasıl bildirildiğine, ilan edilip edilmediğine ve malikin işlemi ne zaman bütün unsurlarıyla öğrendiğine göre değerlendirilmelidir.

Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. İYUK m. 20/A, 6306 sayılı Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararlarını ivedi yargılama usulüne tabi tutar ve bu usulde dava açma süresinin 30 gün olduğunu, İYUK m. 11 başvurusunun uygulanmayacağını, yürütmenin durdurulması kararlarına itiraz edilemeyeceğini ve temyiz süresinin 15 gün olduğunu düzenler.

Ancak rezerv yapı alanı kararı uygulamada çoğunlukla Bakanlık/Kentsel Dönüşüm Başkanlığı süreciyle belirlenen bir işlem olduğundan, her rezerv yapı alanı kararı otomatik olarak İYUK m. 20/A kapsamında ivedi yargılama usulüne tabidir denilemez. Eğer dava konusu işlem Cumhurbaşkanı kararı niteliğinde değilse, yargılama usulü ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle dava açmadan önce işlemin tam hukuki niteliği belirlenmelidir.

Pratikte en güvenli yaklaşım şudur: Rezerv yapı alanı kararının tebliğ, ilan veya öğrenme tarihinden itibaren 30 günlük süre geçirilmeden dava açılmalıdır. Süre tereddütlü ise, beklemek yerine ihtirazi ve kapsamlı bir iptal davası açılması hak kaybını önler.

Yürütmenin Durdurulması Talebi

Rezerv yapı alanı kararına karşı açılan davada yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Çünkü karar uygulanmaya başlarsa, imar planı değişikliği, parselasyon, tahliye-yıkım, arsa payı satışı, hak sahipliği belirleme veya inşaat ruhsatı gibi işlemler hızla ilerleyebilir. Dava sonunda iptal kararı alınsa bile, uygulama fiilen ilerlemişse eski hale dönmek güçleşebilir.

Yürütmenin durdurulması için iki şart aranır: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Rezerv yapı alanı kararında telafisi güç zarar; taşınmazın imar rejiminin değişmesi, maliklerin mülkiyet hakkının belirsizleşmesi, arsa payı satış riski, tahliye-yıkım tehdidi, hak sahipliği kaybı, inşaat sürecinin geri dönülmez hale gelmesi ve taşınmaz değerinin etkilenmesi şeklinde somutlaştırılabilir.

Dilekçede yürütmenin durdurulması talebi ayrı ve güçlü bir başlık altında hazırlanmalıdır. Sadece “telafisi güç zarar doğacaktır” demek yeterli değildir. Taşınmazın karar sınırları içinde kaldığı, kararın dayanak raporunun eksik olduğu, malik açısından hangi işlemlerin başlayacağı ve karar uygulanırsa hangi zararın doğacağı belgelerle açıklanmalıdır.

İptal Sebepleri: Kamu Yararı ve Amaç Unsuru

Rezerv yapı alanı kararında en önemli denetim başlıklarından biri kamu yararıdır. 6306 sayılı Kanun’un amacı, afet riski altındaki alanlar ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlarda sağlıklı ve güvenli yaşam çevreleri oluşturulmasıdır. Dolayısıyla rezerv yapı alanı kararı bu amaca hizmet etmelidir. Karar yalnızca ekonomik değer yaratmak, belirli bir yatırım projesine avantaj sağlamak veya özel mülkiyeti baskılamak için kullanılıyorsa maksat unsuru yönünden hukuka aykırılık gündeme gelir.

Uygulama Yönetmeliği’nde rezerv yapı alanlarında riskli alanlar ile riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve işyerleri, gelir ve hasılat getirecek uygulamalar, sosyal-teknik altyapı ve çevre düzenlemeleri yapılabileceği düzenlenmiştir. Bu hüküm, gelir getirici uygulamaların mümkün olduğunu gösterir; ancak bu imkan, kamu yararı ve dönüşüm amacıyla bağlantılı olmalıdır.

Dava dilekçesinde şu sorular sorulmalıdır: Bu alan neden rezerv yapı alanı ilan edilmiştir? Hangi riskli alan veya riskli yapı uygulamasıyla bağlantılıdır? Hak sahipleri kimlerdir? Mevcut maliklerin konumu nedir? Karar yalnızca proje geliştirme ve değer artırma amacı mı taşımaktadır? Rezerv yapı alanı ilanı olmadan da uygulanabilecek bir imar projesi için 6306 sayılı Kanun aracı mı kullanılmaktadır?

Bu soruların cevabı, işlemin maksat ve sebep unsuru yönünden hukuka uygunluğunu belirleyebilir.

İptal Sebepleri: Mülkiyet Hakkına Ölçüsüz Müdahale

Rezerv yapı alanı kararı, tapuyu doğrudan ortadan kaldırmasa da mülkiyet hakkını güçlü biçimde etkileyebilir. Malik, taşınmazı üzerinde eskisi gibi tasarruf edemeyebilir; imar planı değişebilir; parselasyon uygulanabilir; taşınmaz proje alanına dahil edilebilir; ileride arsa payı satışı, kamulaştırma, trampa veya tahliye-yıkım işlemleri gündeme gelebilir.

Bu nedenle iptal davasında mülkiyet hakkına müdahalenin ölçülü olmadığı ileri sürülebilir. İdare, kamu yararı amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edebilir; ancak bu müdahale kanuna dayanmalı, meşru amaç taşımalı, elverişli, gerekli ve orantılı olmalıdır. Maliklerin tamamen belirsiz bırakıldığı, hak sahipliği modelinin açıklanmadığı, taşınmaz değerinin korunmadığı ve dönüşüm amacının somutlaştırılmadığı işlemlerde ölçülülük ilkesi tartışılabilir.

Danıştay’ın rezerv yapı alanı kararlarına ilişkin değerlendirmelerinde de 7471 sayılı Kanun sonrası tanımın genişlediği, buna rağmen işlemin 6306 sayılı Kanun’un amacıyla bağlantılı değerlendirilmesi gerektiği ve mülkiyet hakkı bakımından kanunilik ölçütünün önem taşıdığı vurgulanmaktadır.

İptal Sebepleri: Dosya ve Gerekçe Eksikliği

Rezerv yapı alanı kararı, usulüne uygun hazırlanmış bir teknik-idari dosyaya dayanmalıdır. Yönetmelik; koordinatlı hâlihazır harita, uydu görüntüsü veya ortofoto haritası, kamu taşınmazları listesi, gerekli hallerde gerekçe raporu ve Başkanlıkça istenecek diğer bilgi-belgeleri aramaktadır.

Eğer dosyada bu belgeler yoksa, alan sınırları belirsizse, taşınmazın karar kapsamında kalıp kalmadığı anlaşılamıyorsa, gerekçe raporu somut değilse veya kamu yararı açıklanmamışsa, işlem şekil ve sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olabilir.

Dava dilekçesinde idareden işlem dosyasının tamamının getirtilmesi talep edilmelidir. Mahkemeden özellikle şu belgelerin istenmesi istenebilir: Başkanlık teklif yazısı, Bakanlık onayı, koordinatlı harita, gerekçe raporu, kamu taşınmazları listesi, alan sınır analizleri, imar-planlama çalışmaları, özel başvuru varsa malik muvafakat belgeleri ve yüzde otuz şartına ilişkin kayıtlar.

Rezerv Yapı Alanı Kararına Bağlı İmar Planlarına Karşı Hukuki Yol

Rezerv yapı alanı kararı tek başına çoğu zaman sürecin başlangıcıdır. Asıl büyük sonuçlar, bu karar sonrasında yapılan imar planı değişikliği ile ortaya çıkar. Alanın fonksiyonu, emsal değeri, kat yüksekliği, sosyal donatı alanları, yol-terk düzeni, parselasyon ve bağımsız bölüm üretimi imar planıyla belirlenir.

Bu nedenle rezerv yapı alanı kararı dava edilmiş olsa bile, sonrasında askıya çıkarılan imar planı ayrıca takip edilmelidir. Plan askı süresi kaçırılmamalıdır. Plan; kamu yararı, şehircilik ilkeleri, planlama esasları, sosyal-teknik altyapı dengesi, ulaşım sistemi, emsal artışı, mülkiyet hakkı ve üst ölçek planlara uygunluk yönünden incelenmelidir.

Rezerv yapı alanı kararının iptali istenmiş olsa bile, imar planı dava edilmezse plan kesinleşebilir. Tersine, rezerv yapı alanı kararı süresinde dava edilmemiş olsa bile, bu alanda yapılan imar planı hukuka aykırıysa planın iptali için dava açılabilir. Ancak dava konusu işlemler ve süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Parselasyon, Tevhit, İfraz ve Arsa Payı Satışı İşlemlerine Karşı Yollar

Rezerv yapı alanlarında imar planından sonra parselasyon, tevhit, ifraz, terk, ihdas, tapuya tescil, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı gibi işlemler gündeme gelebilir. Bu işlemler maliklerin taşınmaz üzerindeki paylarını, değerini ve proje sonundaki haklarını doğrudan etkiler.

6306 sayılı Kanun uygulamasında bazı kararlar hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile alınabilir. Karara katılmayan maliklere karar ve anlaşma şartlarını içeren teklifin bildirilmesi, belirli süre verilmesi ve kabul edilmemesi halinde arsa payı satış sürecinin gündeme gelmesi mümkündür. Bu süreçte usulsüz bildirim, yanlış çoğunluk hesabı, düşük rayiç değer veya hatalı açık artırma işlemi varsa ayrıca dava ve itiraz yolları kullanılmalıdır.

Burada temel strateji şudur: Rezerv yapı alanı kararı, imar planı, parselasyon, arsa payı satış kararı, rayiç değer tespiti ve tapu tescili birbirinden ayrı işlemler olabilir. Her işlem için ayrı süre ve ayrı dava konusu değerlendirmesi yapılmalıdır.

Tahliye ve Yıkım İşlemlerine Karşı Hukuki Yol

Rezerv yapı alanı içinde tahliye veya yıkım işlemi uygulanacaksa, bu işlemlere karşı da ayrıca hukuki yol gündeme gelebilir. Ancak rezerv yapı alanı ilanı tek başına her taşınmazın derhal yıkılacağı anlamına gelmez. Tahliye-yıkım işleminin dayanağı incelenmelidir: İşlem riskli yapı tespitine mi dayanıyor? Riskli alan uygulamasına mı dayanıyor? Rezerv yapı alanı içindeki proje kararına mı dayanıyor? İmar mevzuatına aykırılık nedeniyle mi tesis edilmiş?

Tahliye-yıkım işlemlerinde süreler çok kısa olabilir. Bu nedenle tebligat, e-Devlet bildirimi, muhtarlık ilanı, askı tutanağı ve fiili öğrenme tarihleri dikkatle incelenmelidir. İşlem hukuka aykırıysa iptal davası ve yürütmenin durdurulması talebi birlikte hazırlanmalıdır.

Tahliye-yıkım işlemine karşı açılacak davada; işlemin dayanağının belirsiz olması, maliklere usulüne uygun bildirim yapılmaması, riskli yapı tespitinin kesinleşmemiş olması, rezerv yapı alanı kararının uygulama için yeterli dayanak oluşturmaması, hak sahipliği ve kira yardımı süreçlerinin işletilmemesi gibi iddialar ileri sürülebilir.

Tam Yargı Davası ve Tazminat Talepleri

Rezerv yapı alanı kararı veya buna bağlı uygulamalar nedeniyle malik fiilen zarara uğramışsa, şartları oluştuğunda tam yargı davası gündeme gelebilir. Tam yargı davası, idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini için açılır.

Tazminat talepleri; taşınmaz değer kaybı, kullanım kaybı, kira geliri kaybı, işyeri faaliyetinin durması, tahliye masrafları, taşınma giderleri, hukuka aykırı yıkım nedeniyle doğan zararlar veya projeden kaynaklanan ekonomik kayıplar şeklinde olabilir. Ancak her zarar kalemi belgeyle ispatlanmalıdır.

Tam yargı davası açılmadan önce iptal davası sonucu, idari başvuru zorunluluğu, süreler ve zararın kesinleşip kesinleşmediği ayrı değerlendirilmelidir. Her rezerv yapı alanı kararında doğrudan tazminat davası açmak doğru olmayabilir. Çoğu durumda önce iptal davası ve yürütmenin durdurulması daha önceliklidir.

Anayasa Mahkemesi ve Bireysel Başvuru

İdari yargı yolları tüketildikten sonra, rezerv yapı alanı kararı veya buna bağlı işlemler nedeniyle mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı veya etkili başvuru hakkının ihlal edildiği düşünülüyorsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.

Ancak bireysel başvuru, idari davanın alternatifi değildir. Önce olağan kanun yolları tüketilmelidir. Ayrıca bireysel başvuruda yalnızca “karar hukuka aykırıdır” demek yeterli değildir; temel hak ihlalinin nasıl gerçekleştiği somutlaştırılmalıdır.

Rezerv yapı alanı uygulamalarında mülkiyet hakkı ihlali iddiası özellikle şu hallerde gündeme gelebilir: belirsiz ve ölçüsüz müdahale, taşınmaz değerinin korunmaması, maliklere etkili itiraz imkânı verilmemesi, hak sahipliği sürecinin şeffaf olmaması, tahliye-yıkımın hukuka aykırı yürütülmesi veya yargısal denetimin etkisiz kalması.

Dava Açmadan Önce Hazırlanması Gereken Belgeler

Rezerv yapı alanı kararına karşı dava açmadan önce güçlü bir dosya hazırlanmalıdır. Şu belgeler özellikle önemlidir:

Güncel tapu kaydı, takyidat belgesi, taşınmazın ada-parsel bilgisi, karar eki kroki ve koordinat listesi, taşınmazın alan içinde kaldığını gösteren teknik pafta, rezerv yapı alanı kararı, Bakanlık veya Başkanlık yazıları, başvuru dosyası, gerekçe raporu, imar planı ve plan notları, parselasyon belgeleri, maliklere yapılan tebligatlar, e-Devlet bildirimleri, muhtarlık ilanları, fotoğraflar, özel teknik rapor, değerleme raporu, kira/işyeri belgeleri ve varsa hak sahipliği belgeleri.

Dava teknik bir dava olduğundan, mümkünse şehir plancısı, harita mühendisi, inşaat mühendisi veya gayrimenkul değerleme uzmanından ön rapor alınması faydalıdır. Bu rapor, alan sınırının neden hatalı olduğunu, kararın planlama ilkelerine neden aykırı olduğunu veya taşınmaz değerine nasıl müdahale edildiğini somutlaştırabilir.

Rezerv Yapı Alanı Kararına Karşı Dava Dilekçesinde Kullanılabilecek Başlıklar

Dava dilekçesi şu başlıklarla kurulabilir:

Dava Konusu İşlemin Açıkça Belirtilmesi
Rezerv yapı alanı kararının tarihi, sayısı, kapsamı ve taşınmazla bağlantısı gösterilmelidir.

Davacının Menfaat ve Dava Ehliyeti
Davacının malik, paydaş, sınırlı ayni hak sahibi, kiracı veya işyeri sahibi olduğu belgelenmelidir.

Dava Süresinin Korunduğu
Tebliğ, ilan veya öğrenme tarihi açıklanmalı ve davanın süresinde olduğu belirtilmelidir.

İşlemin Sebep Unsuru Yönünden Hukuka Aykırılığı
Kararın yeterli teknik ve idari gerekçeye dayanmadığı açıklanmalıdır.

Kamu Yararı ve Maksat Unsuru Yönünden Hukuka Aykırılık
Kararın 6306 sayılı Kanun’un amacıyla bağdaşmadığı veya özel menfaat ağırlıklı olduğu ileri sürülebilir.

Mülkiyet Hakkına Ölçüsüz Müdahale
Malikin taşınmaz üzerindeki haklarının belirsiz ve ağır şekilde etkilendiği açıklanmalıdır.

Usul ve Dosya Eksiklikleri
Koordinatlı harita, gerekçe raporu, kamu taşınmazları listesi veya yüzde otuz şartına ilişkin eksiklikler vurgulanmalıdır.

Yürütmenin Durdurulması Talebi
İşlemin uygulanması halinde telafisi güç zarar doğacağı somut şekilde açıklanmalıdır.

Sonuç

Rezerv yapı alanı kararına karşı hukuki yollar, kentsel dönüşüm hukukunun en önemli ve en teknik alanlarından biridir. Rezerv yapı alanı kararı, taşınmazın tapusunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz; ancak imar planı değişikliği, parselasyon, tahliye-yıkım, arsa payı satışı, hak sahipliği ve proje uygulaması gibi birçok işlemin dayanağı haline gelebilir. Bu nedenle maliklerin kararı basit bir idari duyuru olarak görmemesi gerekir.

Rezerv yapı alanı kararına karşı temel hukuki yol iptal davasıdır. Dava süresi bakımından 6306 sayılı Kanun kapsamındaki 30 günlük süre dikkate alınmalı; işlemin tebliğ, ilan veya öğrenme tarihi dikkatle belirlenmelidir. Eğer dava konusu işlem 6306 sayılı Kanun uyarınca alınan bir Cumhurbaşkanı kararı niteliğindeyse İYUK m. 20/A kapsamındaki ivedi yargılama usulü ayrıca gündeme gelir; ancak Bakanlıkça belirlenen rezerv yapı alanı işlemlerinde yargılama usulü somut işlem niteliğine göre değerlendirilmelidir.

Başarılı bir dava için yalnızca “taşınmazım rezerv yapı alanında kaldı” demek yeterli değildir. Kararın kamu yararına dayanmadığı, gerekçesiz olduğu, işlem dosyasının eksik olduğu, mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale edildiği, alan sınırının keyfi belirlendiği, yüzde otuz şartının hukuka uygun işletilmediği veya 6306 sayılı Kanun’un amacı dışında kullanıldığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Ayrıca rezerv yapı alanı kararından sonra yapılan imar planı, parselasyon, tahliye-yıkım, arsa payı satışı ve hak sahipliği işlemleri ayrı ayrı takip edilmelidir. Her işlem kendi dava süresine ve kendi hukuki niteliğine sahiptir. Bu nedenle maliklerin süreci başından itibaren teknik ve hukuki destekle izlemesi, belgeleri toplaması, süreleri kaçırmaması ve gerekiyorsa yürütmenin durdurulması talepli iptal davası açması hak kaybını önlemek bakımından büyük önem taşır.

Leave a Reply

Call Now Button