Çocuk Teslimi ve Kişisel İlişki Kararlarının İcrasında Yeni Sistem
Aile hukukunda en hassas alanlardan biri, çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair mahkeme kararlarının nasıl yerine getirileceği meselesidir. Uzun yıllar boyunca bu kararların uygulanması, klasik icra hukuku mantığı içinde, icra müdürlükleri eliyle yürütüldü. Ancak bu model, çocuğun üstün yararı bakımından ciddi eleştirilere konu oldu. Özellikle kapıya gidilmesi, kolluk görünürlüğü, masraf yükü, taraflar arasındaki gerilimin icra sürecine taşınması ve çocuğun psikolojik olarak örselenmesi, eski sistemin en çok eleştirilen yönleriydi. 7343 sayılı Kanun ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen hükümler ve bu çerçevede çıkarılan yönetmeliklerle, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararlarının yerine getirilmesinde tamamen yeni bir modele geçildi; bu model 8 Mayıs 2023 itibarıyla tüm ülkede uygulamaya konuldu.
Yeni sistemin temel yaklaşımı, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulması işlemlerini “cebri icra faaliyeti” görünümünden çıkarıp, çocuk odaklı, uzman destekli ve kamusal sosyal hizmet mantığına yakın bir zemine taşımaktır. Bu nedenle artık süreç, klasik anlamda icra dairesinde harç ve masraf yatırılarak yürütülen bir takip olmaktan büyük ölçüde uzaklaşmış; onun yerine Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri merkezli, çocuk görüşme merkezlerinde gerçekleştirilen ve çocuğun üstün yararını esas alan özel bir uygulama geliştirilmiştir. Adalet Bakanlığı kaynaklarında da yeni uygulamanın, çocuğun üstün yararı gözetilerek, çocuk dostu görüşme merkezlerinde ve uzmanlar vasıtasıyla yürütüldüğü açıkça belirtilmektedir.
Bu yazıda, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararlarının icrasında yeni sistemin hukuki dayanağını, görevli ve yetkili birimi, başvuru usulünü, teslim emri mekanizmasını, uzman katılımını, şikâyet ve disiplin hapsi rejimini, giderlerin nasıl karşılandığını ve uygulamada en çok karşılaşılan sorunları ayrıntılı biçimde ele alacağız.
1. Eski sistem neden eleştiriliyordu?
Eski modelde çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararları, büyük ölçüde İcra ve İflas Kanunu sistematiği içinde yerine getiriliyordu. Bu yapı, teknik anlamda “kararın icrası” bakımından işlevsel görünse de çocuk psikolojisi ve aile uyuşmazlıklarının doğası bakımından yeterli değildi. Çünkü teslim işlemi çoğu zaman bir alacak takibi mantığıyla yürütülüyor, taraflar masraf yapmak zorunda kalıyor, süreç yüksek gerilimli bir icra çatışmasına dönüşebiliyordu. Adalet Bakanlığı’nın yeni sisteme ilişkin açıklamalarında da, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulmasının icra müdürlüklerinin görevi olmaktan çıkarılmasının ve bu işlemlerin harç alınmaksızın uzmanlar aracılığıyla gerçekleştirilmesinin Yargı Reformu hedefleri arasında yer aldığı ifade edilmektedir.
Bu eleştirilerin merkezinde yalnız usul ekonomisi değil, doğrudan çocuğun korunması vardır. Çocuk teslimi veya görüşme gününün, kapıda bekleyen görevliler, taraflar arasındaki tartışma ve zorlayıcı bir icra atmosferi içinde gerçekleşmesi; mahkeme kararının uygulanmasından çok, çocuğun taraflar arasındaki çatışmanın nesnesine dönüşmesine yol açabiliyordu. Yeni sistemin doğrudan çıkış noktası da tam olarak budur: çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulması, salt “hükmün cebren infazı” değil; çocuğun duygusal, sosyal ve psikolojik güvenliğini gözeten özel bir süreç olarak ele alınmalıdır. 5395 sayılı Kanun’un amacı da çocukların haklarının ve esenliğinin güvence altına alınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
2. Yeni sistemin yasal dayanağı nedir?
Yeni sistemin ana hukuki dayanağı, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na 7343 sayılı Kanun ile eklenen 41/A ve devamı maddelerdir. Bu düzenlemeler, çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam ve tedbir kararlarının artık özel bir usulle yerine getirileceğini ortaya koymuştur. Kanun metninde görevli ve yetkili birim, başvuru usulü, teslim mekânları, şikâyet yolu, yaptırım rejimi ve giderlerin karşılanması ayrı ayrı düzenlenmiştir. Ayrıca 4 Ağustos 2022 tarihli ve 31913 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlam ve Tedbir Kararlarının Yerine Getirilmesine Dair Yönetmelik” uygulamanın ikincil mevzuat temelini oluşturmuştur.
Kanunun sistematiğine göre 41/A görevli ve yetkili birimi, 41/B çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesini, 41/C çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesini, 41/D teslim mekânlarını, 41/E şikâyet usulünü, 41/F ise bu sürece muhalefet edilmesi hâlinde uygulanacak disiplin hapsini düzenlemektedir. 41/H maddesi ise işlemlerin harçtan istisna olduğunu ve avukatlık ücreti hariç tüm masrafların Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağını hükme bağlamaktadır.
3. Yeni sistemde görevli ve yetkili birim hangisidir?
Yeni modelin en önemli değişikliği, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulması işlemlerinin artık klasik icra daireleri eliyle değil, Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri eliyle yürütülmesidir. Müdürlük bulunmayan yerlerde ise Adalet Bakanlığınca belirlenen hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğü bu görevi yerine getirir. Uygulama rehberlerinde de açıkça belirtildiği üzere, yeni sistemde işlemler müdürlükler tarafından ve uzman katılımıyla yürütülmektedir.
Yetki bakımından temel ölçüt, çocuğun yerleşim yeridir. Nitekim uygulama kılavuzunda, ilam ve tedbir kararlarını yerine getirme sürecinde müdürlüklerin yetkisinin çocuğun yerleşim yerine göre belirlendiği ifade edilmektedir. Bu ayrım uygulamada çok önemlidir; çünkü tarafların yerleşim yeri ile çocuğun yerleşim yeri her zaman aynı olmayabilir. Dolayısıyla başvurunun nereye yapılacağı belirlenirken hak sahibinin değil, esasen çocuğun yerleşim yeri dikkate alınmalıdır.
4. Hangi kararlar bu sisteme tabidir?
Yeni sistem, aile mahkemeleri tarafından verilen çocuk teslimine veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam ve tedbir kararlarını kapsar. Burada yalnız kesinleşmiş nihai hükümler değil, tedbir niteliğindeki kararlar da kapsam içindedir. Kanun metninde hem “ilam” hem de “tedbir kararı” ibaresine açıkça yer verilmesi, geçici hukuki koruma niteliğindeki kararların da bu rejimde yerine getirileceğini göstermektedir.
Bu kapsamda velayet düzenlemesi sonucunda çocuğun belirli kişiye teslimine ilişkin kararlar, iştirak veya velayet sahibinden bağımsız olarak diğer ebeveyn lehine kurulan kişisel ilişki gün ve saatlerini gösteren kararlar ve bu konularda aile mahkemesince verilmiş geçici tedbirler yeni sisteme tabidir. Rehber ve uygulama kılavuzlarında da hak sahibi ile yükümlü kavramları bu çerçevede tanımlanmıştır: çocuk tesliminde hak sahibi, velayet kendisine verilen kişi; kişisel ilişkide ise velayeti altında bulunmayan veya çocuğun kendisine bırakılmadığı kişi olarak açıklanmaktadır.
5. Başvuru nasıl yapılır?
Kanuna göre çocuk teslimine veya kişisel ilişki kurulmasına dair ilam ya da tedbir kararı, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde hak sahibi müdürlüğe başvurabilir. Bu ifade önemlidir; sistemin ilk basamağı doğrudan zor kullanımı değil, kararın önce gönüllü biçimde yerine getirilmesinin esas alınmasıdır. Çocuk teslimi bakımından 41/B, kişisel ilişki bakımından 41/C maddeleri aynı mantığı benimsemektedir.
Başvuru üzerine müdürlük, yükümlü ile irtibata geçer ve çocuğun belirlenen çocuk görüşme merkezine getirilmesini ister. Uygulama kılavuzunda, kişisel ilişki kurulmasında da çocuk tesliminde olduğu gibi yükümlü ile temas kurulduğu ve çocuğun görüşme merkezine getirilmesinin talep edildiği açıkça anlatılmaktadır. Yükümlü çocuğu getirirse, müdürlük çocuğu hak sahibine teslim eder ya da kişisel ilişki sürecini kararın kapsamına uygun şekilde başlatır. Sürecin ilk aşamasının iletişim ve rızai yerine getirme esasına dayanması, yeni sistemin “zorlayıcı infaz” değil “çocuk odaklı uygulama” mantığını göstermektedir.
6. Teslim işlemi nerede yapılır?
Yeni sistemin en görünür farklarından biri, işlemlerin artık ebeveynlerin kapısında veya klasik icra ortamında değil, teslim mekânlarında gerçekleştirilmesidir. 5395 sayılı Kanun’un 41/D maddesine göre çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam ve tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin işlemler, müdürlükçe belirlenen teslim mekânlarında yapılır. Aynı maddede, valilikler ve belediyeler tarafından elverişli teslim mekânlarının belirlenmesi veya oluşturulması, ayrıca araç ve sürücü tahsisi öngörülmektedir.
Adalet Bakanlığı açıklamalarında bu mekânlar, çocuk dostu şekilde tasarlanan çocuk görüşme merkezleri olarak tanıtılmıştır. Yeni uygulamanın ana felsefesi, teslim veya görüşmenin aile içi çatışma sahnesi hâline gelmesini önlemek; çocuğu nötr, güvenli ve pedagojik olarak uygun bir ortamda buluşturmaktır. Bakanlık kaynaklarında teslim işlemlerinin ebeveynlerin kapısında değil, çocuk görüşme merkezlerinde gerçekleştirileceği ve her durumda çocuğun üstün yararının esas alınacağı açıkça vurgulanmaktadır.
7. Uzmanların rolü neden bu kadar önemlidir?
Yeni sistemin belki de en kritik unsuru, süreçte psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci, rehber öğretmen gibi uzmanların görev almasıdır. Resmî kaynaklarda, ilam ve tedbir kararlarının yerine getirilmesinin müdürlük tarafından görevlendirilen uzmanlar eliyle; uzman bulunmayan yerlerde ise öğretmen marifetiyle yürütüleceği belirtilmektedir. Bu da teslim ve görüşmenin yalnız idarî bir organizasyon değil, aynı zamanda çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözeten profesyonel bir süreç olduğunu gösterir.
Uzmanların süreçteki işlevi yalnız çocuğu teslim etmekten ibaret değildir. Taraflarla iletişim kurulması, çocuğun kaygısının azaltılması, ortamın gerilimsiz tutulması, görüşmenin çocuğun eğitim ve günlük yaşam düzenini zedelemeyecek biçimde planlanması ve gerektiğinde çocuğun duygusal durumunun değerlendirilmesi de bu çerçevede önem taşır. Adalet Bakanlığı’nın tanıtım ve rehber metinlerinde de çocukla ve taraflarla öncelikle iletişim kurulacağı, çocukların beklentileri ile eğitim-öğretim hayatlarının gözetileceği belirtilmektedir.
8. Teslim emri nedir ve ne işe yarar?
Kanun, yeni sistemde de kararın gereklerine uyulmasını güvence altına almak için teslim emri mekanizmasını korumuştur. Yükümlü, çocuk teslimine veya kişisel ilişki kurulmasına dair kararın yerine getirilmesi sürecinde kendisine yöneltilen emre aykırı hareket ederse yahut emrin gereğinin yerine getirilmesini engellerse, disiplin hapsi yaptırımı gündeme gelebilir. 41/F maddesi bu hususu açık biçimde düzenlemektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yeni sistemin “zor kullanmayı merkezden kaldırıp yaptırımı tamamen yok etmediği”dir. Yani süreç çocuk dostu ve iletişim odaklıdır; fakat mahkeme kararının sürekli biçimde sabote edilmesi de yaptırımsız bırakılmamıştır. Bu denge önemlidir. Bir yanda çocuğun örselenmemesi amaçlanmakta, diğer yanda ebeveynlerden birinin mahkeme kararını fiilen işlevsiz kılması engellenmektedir. Uygulama kılavuzunda da teslim emrine aykırılık ve emrin yerine getirilmesinin engellenmesi hâllerinde disiplin hapsi öngörüldüğü ayrıntılı şekilde belirtilmiştir.
9. Disiplin hapsi hangi hâllerde uygulanır?
5395 sayılı Kanun’un 41/F maddesine göre üç temel yaptırım durumu vardır. İlk olarak, çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı davrananlar ya da emrin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılabilir. İkinci olarak, çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair kararların yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı davrananlar veya bunu engelleyenler hakkında üç günden on güne kadar disiplin hapsi uygulanabilir. Üçüncü olarak, kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, karar süresinin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, yine üç aya kadar disiplin hapsi söz konusu olabilir.
Bu düzenleme son derece önemlidir; çünkü sistem sadece çocuğu teslim etmeyen yükümlüyü değil, görüşme sonunda çocuğu iade etmeyen hak sahibini de yaptırım altına almaktadır. Böylece kişisel ilişki hakkı, taraflardan biri için sınırsız bir fiilî üstünlük aracına dönüşmemektedir. Aksi yorum, kişisel ilişkiyi çocuğu geri vermeme riskinin doğduğu bir fiilî alan hâline getirirdi. Kanun koyucu bunu önlemiştir.
10. Şikâyet ve itiraz yolu nasıl işler?
Müdürlükçe yapılan işlem ve verilen kararlara karşı, öğrenme veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesine şikâyet başvurusu yapılabilir. Bu düzenleme 41/E maddesinde yer almaktadır. Dolayısıyla müdürlük işlemleri tamamen yargısal denetim dışında değildir; aile mahkemesi sürecin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğini denetler.
Uygulama kılavuzunda bu denetimin iki farklı görünümü olduğu anlatılmaktadır. Birinci durumda, müdürlüğün işlem ve kararlarına karşı yapılan şikâyet söz konusudur; aile mahkemesi bu durumda işlemlerin yerine getirilmesini durdurabilir ve dosya üzerinden veya gerekirse ilgilileri dinleyerek ivedilikle karar verebilir. İkinci durumda ise teslim emrine aykırılık ya da kararı engelleme nedeniyle disiplin hapsi talebine konu olan şikâyet vardır; burada daha farklı bir usul işletilir, şikâyet olunana duruşma günü bildirilir, savunması alınır ve deliller değerlendirilerek karar verilir.
11. Giderler ve harçlar bakımından yeni sistem ne getirdi?
Yeni sistemin en somut yeniliklerinden biri de maliyet yükünün kaldırılmasıdır. 41/H maddesine göre çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin işlemler, Harçlar Kanunu ve diğer kanunlar uyarınca alınması gereken tüm harçlardan istisnadır. Ayrıca avukatlık ücreti hariç olmak üzere bu iş ve işlemlerin yürütülmesi için yapılacak bütün masraflar Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.
Bu değişiklik, eski sistemde çok tartışılan “çocuğuyla görüşmek isteyen ebeveynin sürekli masraf yapması” sorununu önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır. Adalet Bakanlığı açıklamalarında da anne ve babaların artık bu işlemler için herhangi bir ücret ödemeyeceği, tüm masrafların Bakanlıkça karşılanacağı açıkça ifade edilmektedir. Uygulamada bu yönüyle sistem, çocuğun teslimi ve görüşme hakkını ekonomik güce bağlı olmaktan uzaklaştıran daha erişilebilir bir modele dönüşmüştür.
12. Yeni sistem ile velayet değişikliği arasında bağlantı var mı?
Evet. 7343 sayılı Kanun yalnız teslim ve kişisel ilişki sürecini değiştirmekle kalmamış, Türk Medeni Kanunu’nun 324. maddesine eklenen yeni hükümle, velayet kendisine bırakılan ana veya babanın kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebilmesine de kapı aralamıştır. Uygulama kılavuzunda bu husus açıkça belirtilmektedir.
Bu düzenleme, yeni sistemin sadece usulî bir mekanizma olmadığını; aynı zamanda kişisel ilişki kararlarını sistematik biçimde ihlal eden velayet sahibine karşı maddi hukuk alanında da daha ciddi sonuçlar öngördüğünü göstermektedir. Elbette velayetin değiştirilmesi otomatik bir sonuç değildir; her somut olayda çocuğun üstün yararı esas alınır. Ancak kişisel ilişki kararlarının sürekli sabote edilmesi artık yalnız bir icra problemi olarak değil, çocuğun ebeveyniyle ilişki kurma hakkını ihlal eden ve velayet değerlendirmesini de etkileyebilen bir durum olarak görülmektedir.
13. 6284 sayılı Kanun kararları ile kişisel ilişki kararları çatışırsa ne olur?
Uygulamada önemli sorunlardan biri, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş koruyucu veya önleyici tedbir kararları ile mevcut kişisel ilişki kararlarının kesişmesidir. Uygulama kılavuzunda bu konunun sıkça gündeme geldiği ve gizlilik kararı bulunmadığı, çocuk yönünden kişisel ilişkinin kaldırılmadığı veya sınırlandırılmadığı durumlarda, mevcut kişisel ilişki kararının yerine getirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Başka bir deyişle 6284 kapsamındaki her tedbir kararı, kendiliğinden kişisel ilişki kararını ortadan kaldırmaz.
Ancak bu alan çok hassastır. Çünkü bazı durumlarda şiddet riski, uzaklaştırma, iletişim yasağı veya gizlilik kararı, teslim ve kişisel ilişki usulünü doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle somut olayda 6284 kararı ile aile mahkemesinin kişisel ilişki hükmü birlikte değerlendirilmelidir. Otomatik kabuller yerine, kararın kapsamı ve çocuk bakımından doğurduğu sonuçlar dikkatle yorumlanmalıdır. Uygulama pratiğinde en sağlıklı yol, müdürlük ve aile mahkemesi nezdinde çelişkinin açık biçimde ortaya konulması ve gerekiyorsa kişisel ilişkinin sınırlandırılması veya yeniden düzenlenmesi için ayrıca talepte bulunulmasıdır. Bu çıkarım, kılavuzda yer alan açıklamaların sistematik yorumundan doğmaktadır.
14. Yeni sistemin pratik avantajları nelerdir?
Yeni sistemin ilk büyük avantajı, çocuğu doğrudan icra çatışmasının dışına çekmesidir. Teslimin çocuk görüşme merkezlerinde yapılması, uzmanların sürece dâhil olması ve rızai yerine getirmeye öncelik verilmesi, çocuğun örselenmesini azaltma amacına hizmet eder. Adalet Bakanlığı açıklamalarında da yeni modelin çocuk dostu ve uzman destekli olduğunun altı çizilmektedir.
İkinci avantaj, ekonomik erişilebilirliktir. Harç ve masraf yükünün Bakanlık bütçesine alınması, özellikle çocuğuyla kişisel ilişki kurmak için tekrar tekrar işlem yapmak zorunda kalan ebeveyn açısından büyük kolaylık sağlamaktadır. Üçüncü avantaj ise denetim ve yaptırımın daha hedefli hâle gelmesidir. Sistem bir yandan zorlayıcı icra görüntüsünü azaltmakta, öte yandan kararı sabote eden davranışları disiplin hapsi ve hatta bazı hâllerde velayetin değiştirilmesi ihtimaliyle karşı karşıya bırakmaktadır.
15. Uygulamada hâlâ dikkat edilmesi gereken noktalar
Yeni sistem, önemli bir reform olmakla birlikte her sorunu kendiliğinden çözmemektedir. Öncelikle, müdürlüğe başvuruda dayanak ilam veya tedbir kararının açık, uygulanabilir ve tereddütsüz olması gerekir. Karardaki gün, saat, teslim koşulları ve kişisel ilişkinin kapsamı belirsizse uygulamada sorun çıkabilir. Ayrıca çocuğun okul düzeni, sağlık durumu, özel ihtiyaçları ve taraflar arasındaki yüksek çatışma seviyesi de pratik sorunlar yaratabilir. Sistem uzman destekli olsa da, mahkeme kararının açık olmaması hâlinde müdürlüğün uygulama alanı daralır. Bu değerlendirme, kanun ve rehberlerin yapısından çıkan hukuki bir sonuçtur.
Bir diğer önemli nokta, yeni sistemin “tamamen yaptırımsız” sanılmasıdır. Oysa yukarıda açıklandığı gibi teslim emrine aykırılık, emrin yerine getirilmesini engelleme ve kişisel ilişki sonunda çocuğu iade etmeme hâllerinde disiplin hapsi uygulanabilmektedir. Dolayısıyla tarafların, sistemi yalnızca uzlaşmacı bir sosyal hizmet faaliyeti olarak değil, aynı zamanda mahkeme kararının ciddi biçimde korunmasını hedefleyen özel bir infaz rejimi olarak görmeleri gerekir.
Sonuç
Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kararlarının uygulanmasında getirilen yeni sistem, Türk aile hukuku ve icra pratiği bakımından köklü bir paradigma değişikliğini ifade etmektedir. Artık mesele, yalnız “kararın nasıl cebren yerine getirileceği” değil; kararın çocuğun üstün yararı, çocuk dostu ortam, uzman desteği, masraf yükünün kaldırılması ve ebeveyn çatışmasının yumuşatılması ilkeleri içinde nasıl uygulanacağıdır. 7343 sayılı Kanun ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na eklenen maddeler ve buna bağlı yönetmelik, bu yeni anlayışı kurumsallaştırmıştır.
Bugün gelinen noktada çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararları, klasik icra dairesi pratiğinden büyük ölçüde ayrılmış; Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri ile çocuk görüşme merkezleri odaklı, uzmanların aktif rol aldığı özel bir uygulama alanına dönüşmüştür. Bununla birlikte sistem, mahkeme kararına direnilmesini yaptırımsız da bırakmamıştır. Teslim emrine aykırılık hâlinde disiplin hapsi, kişisel ilişki düzenlemesinin sistematik ihlali hâlinde ise velayet değerlendirmesine kadar uzanabilen sonuçlar söz konusudur. Bu nedenle yeni sistem, hem çocuk lehine daha insani hem de kararın bağlayıcılığı bakımından daha dengeli bir yapı ortaya koymaktadır.
Hukuk uygulayıcıları bakımından en önemli sonuç ise şudur: Çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararları artık sıradan bir icra dosyası mantığıyla ele alınamaz. Başvuru mercii, yetki ölçütü, teslim mekânı, uzman katılımı, şikâyet usulü ve yaptırım rejimi ayrı bir uzmanlık alanı hâline gelmiştir. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıklarda yalnız hükmün varlığına değil, hükmün yeni sistem içindeki uygulama biçimine de hâkim olmak gerekir.