Single Blog Title

This is a single blog caption

Yayın Haklarının Kolektif Satışı

1. Giriş

Spor yayın haklarının toplu (kolektif) satışı, hem ekonomik hem de hukuki açıdan rekabet hukukunun sınırlarını en çok zorlayan konulardan biridir. Kulüplerin tek tek değil de birlikte hareket ederek yayın haklarını satması, gelir paylaşımını kolaylaştırmakta; ancak bu yöntem aynı zamanda 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında “kartel” veya “ortak teşebbüs” niteliğinde bir rekabet kısıtlamasına da yol açabilmektedir.
Bu nedenle, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) nezdinde yürütülen yayın ihalesi süreçleri hem Rekabet Kurumu’nun hem de Avrupa Komisyonu’nun dikkatle izlediği uygulamalardır.

Bu makalede, yayın haklarının kolektif satışı uygulaması, 4054 sayılı Kanun’un 4, 5 ve 6. maddeleri çerçevesinde analiz edilmekte; piyasa tanımı, rekabetin kısıtlanması ve muafiyet koşulları değerlendirilmektedir.


2. Yayın Hakkının Hukuki Niteliği

Spor karşılaşmalarının yayın hakkı, Türk hukukunda mülkiyet hakkı veya fikri mülkiyet hakkı değil, “malvarlığı değeri olan bir hak” olarak kabul edilmektedir. 5894 sayılı TFF Kanunu uyarınca yayın hakları, TFF’nin denetimi altında, lig organizasyonuna katılan kulüplerin rızasıyla oluşturulan bir ortak havuz sistemine devredilmektedir.

Dolayısıyla kulüplerin tek tek mülkiyet hakkına sahip olduğu yayın hakları, toplu bir pazarlama organizasyonuna dönüştürülmektedir. Bu noktada ortaya çıkan temel hukuki sorun şudur: Kulüplerin birlikte hareketi rekabeti ortadan kaldırmakta mıdır?


3. Rekabet Hukuku Çerçevesinde Değerlendirme

3.1. 4054 Sayılı Kanun’un 4. Maddesi (Rekabeti Kısıtlama Yasağı)

4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi, “bir anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararı yoluyla rekabetin engellenmesini, kısıtlanmasını veya bozulmasını” yasaklar. Kulüplerin yayın haklarını birlikte satması, tipik bir “teşebbüs birliği kararı” niteliğindedir.

Nitekim Rekabet Kurulu’nun 05.06.2008 tarihli, 08-32/421-147 sayılı kararı ile TFF tarafından düzenlenen yayın hakları ihalesi, rekabetin kısıtlanması riskine rağmen belirli koşullar altında muafiyet kapsamına alınmıştır. Kurul, kolektif satışın gelir istikrarı ve lig dengesini koruma gibi faydalarını dikkate almıştır.

3.2. 4054 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi (Muafiyet Şartları)

Kolektif satışların yasaklanmaması için, Kanun’un 5. maddesindeki dört muafiyet koşulunun birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Malların veya hizmetlerin üretim ya da dağıtımında ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,

  2. Bu gelişmeden tüketicilerin yarar sağlaması,

  3. İlgili teşebbüslerin, rekabeti gereksiz şekilde kısıtlamaması,

  4. İlgili pazarda rekabetin önemli bir kısmının ortadan kalkmaması.

Bu dört şart ışığında, TFF’nin uyguladığı havuz sistemi, gelirlerin kulüpler arasında dengeli dağılmasını sağladığı ölçüde ekonomik etkinlik yaratmakta ve tüketiciye (taraftara) daha kaliteli yayın hizmeti sunmaktadır. Ancak ihale koşullarının tek alıcı lehine düzenlenmesi durumunda bu dengenin bozulması mümkündür.


4. Piyasa Tanımı: Yayın Haklarının İlgili Pazarı

Rekabet hukuku analizinin temel adımı piyasa tanımıdır. Rekabet Kurulu kararlarına göre (örneğin 2011/63-155 K.), spor yayın haklarının değerlendirilmesinde genellikle iki temel pazar dikkate alınır:

  • Ürün Pazarı: Canlı spor karşılaşmalarının yayın hakkı (özellikle futbol ligleri).

  • Coğrafi Pazar: Türkiye Cumhuriyeti sınırları.

Yayın hakkı pazarında, hem platformlar (örneğin beIN Media, Saran Group) hem de yayıncı kuruluşlar rekabet eder. Ancak TFF’nin kolektif satış uygulaması, tüm kulüplerin haklarını tek elden pazarlayarak rekabetin yatay düzeyde ortadan kalkmasına yol açmaktadır.

Bu durumda “rekabetin ortadan kalkması” ile “rekabetin düzenlenmesi” arasındaki sınırın belirlenmesi gerekir.


5. AB Hukuku Perspektifi: UEFA ve Premier League Kararları

Avrupa Komisyonu, yayın haklarının kolektif satışını ilk kez UEFA Champions League (2003) ve Premier League (2006) kararlarında değerlendirmiştir.
Her iki kararda da toplu satışın kural olarak rekabeti kısıtladığı, ancak belirli koşullarla muafiyet verilebileceği belirtilmiştir. Bu koşullar şunlardır:

  • İhalelerin şeffaf, ayrımcı olmayan bir şekilde düzenlenmesi,

  • Yayın haklarının parçalar hâlinde (package system) satılması,

  • Tek bir yayıncının tüm hakları almaması (pazarın bölünmesi),

  • Yayın süresinin ve münhasırlığın makul süreyle sınırlanması.

Rekabet Kurulu da Türk futbolundaki uygulamalarda bu kriterleri örnek alınacak standartlar olarak kabul etmektedir.


6. Türkiye Uygulaması: TFF Yayın İhalesi Kararları

TFF, Süper Lig yayın haklarını her dönem (örneğin 2016–2022 ve 2022–2029) belirli sürelerle ihale etmektedir.
Rekabet Kurulu, bu ihaleleri ex ante kontrol ile denetlemekte ve genellikle şu risk alanlarını vurgulamaktadır:

  1. Tek Alıcı Riski: Bir yayıncının tüm hakları tek elde toplaması, hâkim durumun kötüye kullanılmasına yol açabilir.

  2. Münhasırlık Süresi: 5 yılı aşan anlaşmalar rekabeti dondurur.

  3. Şeffaflık ve Erişim: Alternatif yayıncıların (OTT, dijital platformlar) ihaleye katılımı engellenmemelidir.

  4. Gelir Dağılımı: Küçük kulüplerin pazarlık gücü azalırsa, lig kalitesi düşer.

Kurul, 2022 yılı kararında (Karar No: 22-10/124-47) TFF’nin ihale sürecini şeffaflık yönünden uygun bulmuş, ancak “paketlerin çeşitlendirilmesi” tavsiyesinde bulunmuştur.


7. Kolektif Satışın Fayda ve Risk Dengesi

Faydalar:

  • Gelir Dengelemesi: Büyük ve küçük kulüpler arasındaki ekonomik uçurum azalır.

  • Lig Kalitesi: Rekabet dengesi artar, sportif rekabet teşvik edilir.

  • Tüketici Yararı: Tek noktadan erişim, fiyat istikrarı sağlar.

Riskler:

  • Kartel Etkisi: Kulüplerin tek bir fiyat belirlemesi, rekabeti ortadan kaldırır.

  • Yenilik Engeli: Alternatif dijital platformların pazara girişi engellenebilir.

  • Aşırı Münhasırlık: Yayıncının pazar gücü artar, fiyatlar tüketici aleyhine yükselir.

Rekabet hukuku bu nedenle “denge”yi arar: Kolektif satış kabul edilebilir, ancak pazar gücü yaratmamalıdır.


8. CAS (Court of Arbitration for Sport) Perspektifi

CAS içtihatlarında doğrudan rekabet hukuku analizi yapılmaz; ancak adil rekabet ilkesine aykırılıklar (örneğin eşit olmayan gelir dağıtımı) sporun özüne zarar verdiğinde iptal gerekçesi olabilir.

CAS 2008/A/1453 (FC Sion v. UEFA) kararında, UEFA’nın kısıtlayıcı lisans uygulamalarının “orantılılık ilkesine” tabi olduğunu belirtmiştir.
Dolayısıyla CAS, kolektif satışın disiplin veya lisans boyutunda adaletsizlik yaratıp yaratmadığını denetlemektedir.


9. Sonuç ve Değerlendirme

Yayın haklarının kolektif satışı, Türk spor ekonomisinin sürdürülebilirliği için önemli bir araçtır. Ancak bu uygulama, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında rekabeti kısıtlayıcı bir teşebbüs birliği kararı niteliği taşıyabilir.
Bu nedenle Rekabet Kurumu’nun gözetimi altında, muafiyet rejimi çerçevesinde yürütülmesi gerekir.

TFF’nin uyguladığı havuz sistemi, ekonomik denge ve lig kalitesi açısından fayda sağlamakta; ancak münhasırlık, ihale şeffaflığı ve pazar erişimi konularında sürekli güncellenmesi gereken bir yapıdadır.

Gelecekte dijital platformların (OTT, streaming) artışıyla birlikte, yayın haklarının dinamik, çoklu erişimli ve rekabeti teşvik eden modellerle pazarlanması, Türk futbolunun hukuki ve ekonomik sürdürülebilirliği açısından kaçınılmaz hale gelecektir.

Leave a Reply

Call Now Button