Türkiye’de Faili Meçhul Cinayetler ve Hukuki Boyutu: Zamanaşımı, Cezasızlık ve AİHM Kararları
Türkiye’nin modern hukuk tarihindeki en sancılı başlıklarından biri olan faili meçhul cinayetler, sadece birer asayiş vakası değil, aynı zamanda hukuk devletinin niteliğini belirleyen birer turnusol kağıdı niteliğindedir. Bir suçun işlenmiş olması ancak failin ya da faillerin kimliğinin tespit edilememesi durumu olarak tanımlanan faili meçhul olgusu, adaletin tecelli etmediği her geçen gün toplumsal hafızada daha derin yaralar açmaktadır. Bu makalede, Türkiye’de faili meçhul dosyaların neden çözülemediğini, bu süreçteki en büyük engeller olan zamanaşımı ve cezasızlık kavramlarını ve AİHM kararları ışığında devletin sorumluluklarını detaylandıracağız.
1. Hukuki Boyutu ve Sistemsel Engeller
Faili meçhul dosyaların hukuki boyutu, suçun işlendiği andan itibaren başlayan soruşturma aşamasındaki eksikliklerle şekillenmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) uyarınca, bir suç haberini alan Cumhuriyet Savcısı’nın maddi gerçeği araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak Türkiye’de pek çok faili meçhul dosyada, delillerin toplanması aşamasında yaşanan ihmaller, olay yeri incelemesinin yetersizliği ve tanık koruma mekanizmalarının işletilememesi, dosyaların “daimi arama” kararıyla tozlu raflara kalkmasına neden olmaktadır.
Bu dosyaların hukuki boyutu incelendiğinde, soruşturmaların genellikle “rutin” birer yazışmadan ibaret kaldığı görülür. Oysa faili meçhul bir cinayet söz konusu olduğunda, devletin pozitif yükümlülüğü gereği “etkin bir soruşturma” yürütmesi şarttır. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde, hukuki süreç bir adalet arayışından ziyade bir bürokratik prosedüre dönüşmektedir.
2. Zamanaşımı: Adaletin Önündeki Yasal Bariyer
Faili meçhul dosyaların önündeki en somut engel kuşkusuz zamanaşımı kurumudur. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 66 uyarınca, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda dahi dava zamanaşımı süresi 30 yıldır. Bu süre dolduğunda, fail her kim olursa olsun yargılanamaz hale gelmektedir.
-
Zamanaşımı ve İnsanlığa Karşı Suçlar: Hukukçuların en büyük tartışma konusu, bazı faili meçhul cinayetlerin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. TCK Madde 77 kapsamında bu suçlarda zamanaşımı işlemez. Ancak Türk yargı pratiğinde, 1990’lı yıllarda işlenen sistematik faili meçhul cinayetlerin dahi “adi suç” statüsünde görülmesi, dosyaların birer birer zamanaşımı nedeniyle kapanmasına yol açmaktadır.
-
Adaletin Süreyle Sınanması: Bir cinayetin failinin devlet mekanizmaları tarafından bulunamaması, kurban yakınları için zaten bir mağduriyetken, üzerine bir de zamanaşımı nedeniyle dosyanın kapatılması, “ikincil mağduriyet” yaratmaktadır.
3. Cezasızlık Kültürü ve Toplumsal Etkileri
Cezasızlık (impunity), bir suçun failinin yargı önüne çıkarılamaması veya hak ettiği cezayı almaması durumudur. Türkiye’de faili meçhul dosyaların birçoğunda cezasızlık bir istisna değil, adeta bir kural haline gelmiştir. Bu durumun temelinde yatan en büyük neden, şüphelilerin kamu görevlisi olduğu durumlarda soruşturma izni alma zorunluluğu ve yargıdaki dirençtir.
Cezasızlık kültürü, toplumda adalete olan güveni sarsarken, yeni suçların işlenmesi için de uygun bir zemin hazırlar. Eğer bir fail, işlediği suçun yanına kâr kalacağını ve dosyanın bir şekilde faili meçhul bırakılacağını bilirse, hukukun caydırıcılığı ortadan kalkar. Bu nedenle, faili meçhul cinayetlerle mücadele etmek, aslında doğrudan cezasızlık kültürüyle mücadele etmek demektir.
4. AİHM Kararları ve Türkiye’nin Sorumluluğu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye ile ilgili verdiği onlarca kararda (örneğin Aksoy v. Türkiye, Tanış ve Diğerleri v. Türkiye), devletin yaşam hakkını koruma ve ihlalleri soruşturma konusundaki başarısızlığını tescil etmiştir. AİHM kararları, Türkiye’nin faili meçhul dosyalar konusunda şu hataları yaptığını vurgulamaktadır:
-
Soruşturmaların Bağımsız Olmaması: Soruşturmayı yürüten birimlerin, şüpheli odaklarla ilişkili olması.
-
Delillerin Korunmaması: Olay yerindeki balistik ve biyolojik bulguların bilinçli veya ihmali şekilde yok edilmesi.
-
Makul Süre İhlali: Davaların onlarca yıl sürdürülerek sürüncemede bırakılması ve sonuçta zamanaşımı ile neticelenmesi.
AİHM kararları doğrultusunda Türkiye, sadece tazminat ödemekle yükümlü değildir; aynı zamanda bu faili meçhul dosyaları yeniden açmak ve failleri bağımsız bir yargı önünde hesap vermeye zorlamak zorundadır.
Sonuç: Faili Meçhulden Faili Maluma
Türkiye’de faili meçhul cinayetler meselesi, sadece geçmişe dair bir hesaplaşma değil, gelecekteki demokratik hukuk düzeninin inşası için de hayati önemdedir. Zamanaşımı sürelerinin insan hakları ihlallerini kapsayacak şekilde esnetilmesi, cezasızlık zırhının delinmesi ve AİHM kararları ışığında etkin bir denetim mekanizmasının kurulması şarttır. Adalet, dosyalar tozlu raflarda unutulduğunda değil, her bir faili meçhul vaka “faili malum” hale getirildiğinde gerçekten yerini bulacaktır. Esasen hukuk devletinin gereği de bunu sağlamaktır.