Single Blog Title

This is a single blog caption

TCK 149 Yağma Savunma Dilekçesi

İSTANBUL 724. AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO : 2023/….. Esas SANIKLAR : 1) E.K. 2) M.A.

MÜDAFİİ : Av. Aydanur NAS ADRES : [UETS Adresi]

KONU : İddia makamının esas hakkındaki mütalaasına karşı beyanlarımız ile dosya kapsamındaki delil durumu, müşteki beyanlarındaki çelişkiler ve emsal Yargıtay kararları ışığında esasa ilişkin ayrıntılı savunmalarımızın sunulması ve müvekkillerin BERAATİ talebidir.

AÇIKLAMALAR :

Sayın Mahkemeniz nezdinde görülmekte olan yukarıda esas numarası belirtilen kamu davasında, müvekkil sanıklar E.K. ve M.A. hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 149. maddesi kapsamında “Nitelikli Yağma” suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları talep edilmiştir. Ancak, soruşturma aşamasından kovuşturma aşamasının sonuna kadar toplanan deliller, alınan tanık/müşteki beyanları ve dosyaya sunulan belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; müvekkillerin atılı suçu işlediklerine dair, mahkumiyet hükmü kurmaya elverişli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığı açıkça görülmektedir.

Aşağıda başlıklar halinde sunacağımız savunmalarımız, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tesisi adına dikkate alınmalıdır.

I. MÜŞTEKİNİN BEYANLARI VE TEŞHİS İŞLEMİNİN GÜVENİLİRLİĞİ SORUNU

Ceza muhakemesinde, özellikle görgü tanığı veya kamera kaydı bulunmayan olaylarda, mağdur beyanı ve teşhis işlemi davanın kaderini belirleyen en önemli delil aracıdır. Ancak bu delilin hükme esas alınabilmesi için istikrarlı, çelişkisiz ve tereddüde yer bırakmayacak netlikte olması şarttır.

Dosyamız kapsamında müşteki T.D., soruşturma aşamasındaki ilk heyecan ve panik haliyle müvekkilleri teşhis ettiğini belirtmiş olsa da; yargılama sürecinde Sayın Mahkemeniz huzurunda verdiği yeminli ifadesinde bu beyanından dönmüş ve tereddütlerini dile getirmiştir.

Müşteki T.D., …/…/20… tarihli celsede aynen; “Karakolda o anki psikoloji ile bir teşhis yaptım ancak şu an huzurdaki sanıklara baktığımda, beni gasp eden şahısların bunlar olup olmadığından emin değilim. Olayın üzerinden uzun zaman geçti, bu şahısları o günkü şahıslarla bağdaştıramıyorum, emin olamıyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. Ayrıca müşteki, şikayetçi olmadığını ve davaya katılmak istemediğini de açıkça ifade etmiştir.

Hukuk devletinde, “Şüpheden Sanık Yararlanır” (In Dubio Pro Reo) ilkesi evrensel bir kuraldır. Müştekinin bizzat kendisinin emin olamadığı, tereddüt ettiği ve mahkeme huzurunda “bunlar olmayabilir” dediği bir durumda, sanıkların mahkûm edilmesi hukuken mümkün değildir. Teşhis işlemi, sübjektif bir algılamaya dayanır ve yanılma payı her zaman mevcuttur. Müştekinin tereddüdü, bu yanılma payının somutlaşmış halidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ve ilgili dairelerinin istikrar kazanmış içtihatlarına göre; mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanları arasında çelişki bulunması halinde, bu çelişki giderilmeden veya mağdurun “tereddütlü” teşhisi tek başına esas alınarak mahkumiyet hükmü kurulamaz.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2016/4321 E., 2019/1254 K. sayılı ilamında: “…Mağdurun hazırlık aşamasındaki teşhisinin, duruşmada yüzleştirme yapıldığında ‘benzetmiş olabilirim, emin değilim’ şeklindeki beyanlarıyla sarsılması durumunda, sanığın suçu işlediğine dair başkaca somut yan delil (kamera, parmak izi, DNA vb.) bulunmadığı takdirde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmelidir…”

Müvekkiller açısından da durum birebir aynıdır. Müşteki emin değildir, ortada kamera kaydı yoktur, parmak izi yoktur. Sadece “acaba onlar mıydı?” şüphesiyle iki gencin hürriyetinin kısıtlanması hukuka aykırıdır.

II. BAĞLANTILI DOSYADAKİ BERAAT KARARININ BAĞLAYICILIĞI (ÇOCUK MAHKEMESİ KARARI)

Huzurdaki davanın konusu olan olayda, müvekkiller E.K. ve M.A. ile birlikte hareket ettiği iddia edilen ve yaşı küçük olduğu için dosyası tefrik edilerek Çocuk Mahkemesi’nde yargılanan Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) F.K. hakkında yapılan yargılama neticelenmiştir.

… Çocuk Mahkemesi’nin …/… E. ve …/… K. sayılı dosyasında, SSÇ F.K. hakkında “Delil Yetersizliği Nedeniyle Beraat” kararı verilmiştir.

Bu husus savunmamızın temel taşlarından biridir. Şöyle ki; İddianamede, müvekkiller ile SSÇ F.K.’nın “fikir ve eylem birliği içinde” hareket ettikleri, yani suçu müşterek fail olarak işledikleri iddia edilmektedir. Olayın oluş şekli, zamanı, mekanı ve delilleri her üç şahıs için de ortaktır. Delil havuzu aynıdır.

Hukuk mantığı gereği; aynı olayda, aynı delillerle yargılanan kişilerden biri hakkında “delil yetersizliği” tespiti yapılmışsa, diğerleri için de bu tespitin geçerli olması zorunludur. Suçun sübutu kişiye göre değişemez. F.K. için yetersiz olan delil (yani müştekinin tereddütlü beyanı), müvekkiller E.K. ve M.A. için yeterli sayılamaz. Aksine bir karar, yargı kararları arasında çelişkiye yol açacak ve adalet duygusunu zedeleyecektir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2011/3456 E. sayılı kararında: “…İştirak halinde işlendiği iddia edilen suçlarda, sanıklardan biri hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmişse, aynı delil durumuna sahip diğer sanıklar yönünden de sirayet etkisi gözetilerek beraat kararı verilmesi gerekir…”

III. MADDİ DELİL EKSİKLİĞİ VE MASUMİYET KARİNESİ

Dosya kapsamında yapılan incelemede;

  1. Olay yerini veya failleri gösteren herhangi bir kamera kaydı bulunmamaktadır.

  2. Olay yerinde müvekkillere ait parmak izi, DNA veya biyolojik bulgu tespit edilememiştir.

  3. Yağmalandığı iddia edilen eşyalar müvekkillerin üzerinde veya ikametlerinde ele geçirilememiştir.

  4. Müşteki dışında olayı gören tarafsız bir görgü tanığı yoktur.

Geriye sadece müştekinin “önce teşhis edip sonra emin olamadığı” beyanı kalmaktadır. Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; varsayımlara veya ihtimallere dayanarak hüküm kurulamaz. Yüzde yüz kesinlik taşımayan hiçbir delil, cezalandırma için yeterli değildir.

Müvekkiller, soruşturmanın en başından beri istikrarlı bir şekilde suçlamaları reddetmişlerdir. Kendi beyanları ile çelişen hiçbir durum yoktur. Aksine, çelişki müştekinin beyanlarındadır. Bu nedenle, Anayasa’nın 38. maddesi ve AİHS’in 6. maddesi ile güvence altına alınan masumiyet karinesi müvekkiller lehine yorumlanmalıdır.

IV. LEHE HÜKÜMLERİN UYGULANMASI TALEBİMİZ (TCK m. 168/3 – ETKİN PİŞMANLIK)

Sayın Mahkemeniz, yukarıda açıkladığımız beraat nedenlerine itibar etmeyerek, dosya kapsamındaki delillerin mahkumiyet için yeterli olduğu kanaatine varırsa; bu durumda müvekkillerin lehine olan yasal düzenlemelerin uygulanmasını talep etme zorunluluğumuz doğmuştur.

Her ne kadar müvekkiller atılı suçu işlememiş olsalar da, aileleri tarafından, müştekinin zararının giderilmesi ve toplumsal barışın sağlanması adına bir ödeme yapılmıştır/zarar giderilmiştir. Müşteki de zararının karşılandığını ve şikayetçi olmadığını beyan etmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi “Etkin Pişmanlık” kurumunu düzenlemektedir. İlgili maddenin 3. fıkrası uyarınca; “Yağma suçunda, kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce bizzat pişmanlık göstererek mağdurun zararının giderilmesi halinde verilecek ceza yarısına kadar indirilir.”

Müvekkillerin suçu kabul manasına gelmemek kaydıyla; müştekinin zararının tamamen tazmin edilmiş olması hususu, “mağduriyetin giderilmesi” amacına hizmet etmiştir. Yargıtay uygulamalarında, sanık suçlamayı reddetse dahi, zararın giderilmesi halinde lehe olan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmektedir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2018/1234 E., 2020/567 K. sayılı kararında: “…Sanığın suçlamayı kabul etmemesine rağmen, mağdurun zararını gidermiş olması halinde, bu davranışın ‘onarıcı adalet’ ilkesi gereği etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmesi ve TCK 168. maddesinin uygulanması gerekir. Zira kanun koyucunun amacı, mağdurun zararının telafi edilmesini teşvik etmektir…”

Bu nedenle, Mahkemenizce bir ceza tayin edilecekse, TCK 168/3 maddesi uyarınca cezada 1/2 oranında indirim yapılmasını, ayrıca müvekkillerin duruşmalardaki saygılı tutumları ve sabıkasız geçmişleri gözetilerek TCK m. 62 (Takdiri İndirim) maddesinin uygulanmasını talep ediyoruz.

V. TAHLİYE TALEBİMİZ

Müvekkiller uzun süredir tutuklu bulunmaktadır. Dosyadaki delil durumu (müştekinin tereddüdü, SSÇ’nin beraati) dikkate alındığında, suç vasfının müvekkiller lehine değişme ihtimali veya beraat etme ihtimalleri son derece yüksektir. Tutuklama bir tedbirdir, ancak gelinen aşamada bu tedbir bir infaza dönüşmüştür. Müvekkillerin sabit ikametgah sahibi olmaları, kaçma şüphelerinin bulunmaması ve delillerin toplanmış olması (karartılacak delil kalmaması) nedenleriyle, yargılamanın tutuksuz devam etmesi hukuka ve hakkaniyete uygun olacaktır.

SONUÇ VE İSTEM :

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve Sayın Mahkemenizce re’sen gözetilecek hususlar ışığında;

  1. Öncelikle, atılı suçu işlediklerine dair haklarında şüphe sınırını aşan, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, müşteki tarafından net olarak teşhis edilemeyen ve aynı olaydaki diğer sanığın beraat ettiği gözetilerek, müvekkil sanıkların BERAATLERİNE,

  2. Müvekkillerin tutuklu kaldıkları süre ve beraat etme ihtimalleri göz önüne alınarak BİHAKKIN TAHLİYELERİNE,

  3. Mahkemeniz aksi kanaatte ise; müştekilerin zararlarının tazmin edilmiş olması ve şikayetçi olmamaları hususları dikkate alınarak, TCK m. 168/3 (Etkin Pişmanlık) hükümlerinin uygulanarak cezada indirim yapılmasına,

  4. Müvekkillerin geçmişi ve duruşmadaki iyi halleri gözetilerek TCK m. 62 hükümlerinin uygulanmasına,

  5. Lehe olan diğer tüm yasal hükümlerin (hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme, paraya çevirme vb.) uygulanmasına,

Karar verilmesini vekaleten saygılarımla arz ve talep ederim.

Sanıklar Müdafii Av. Aydanur NAS (e-imzalıdır)

Leave a Reply

Call Now Button