Şirket Feshi ve Tasfiye Davalarında Ticaret Mahkemesinin Rolü
Şirket Feshi ve Tasfiye Davalarında Ticaret Mahkemesinin Rolü
Anonim ve limited şirketlerde fesih sebepleri, haklı sebeple fesih, organ eksikliği ve tasfiye sürecinde ticaret mahkemesinin yetkileri. Tasfiye memuru, ek tasfiye, pratik delil önerileri.
Şirketler, ekonomik hayatın “süreklilik” üzerine kurulu aktörleridir. Bu yüzden hukuk düzeni şirketin sona ermesini (fesih/sona erme) istisnaî ve kontrollü bir yol olarak kurgular; özellikle ortaklar arasındaki çatışmanın şirketi kilitlediği durumlarda, mahkeme müdahalesi ile hem ticari güvenliği hem de ortakların menfaat dengesini korumayı amaçlar. Tam da bu noktada Asliye Ticaret Mahkemesi, şirketin “sonlandırılması” gibi ağır sonuçlar doğuran bir talepte, yalnızca karar veren değil; çoğu zaman uygun çözümü inşa eden, tasfiyeyi işletecek kişileri belirleyen ve tasfiye içi uyuşmazlıkları hızla çözen bir “denge mercii” rolünü üstlenir.
1) Kavramlar: Sona Erme – Fesih – Tasfiye Aynı Şey Değil
Şirketin “bitmesi” tek hamlede gerçekleşmez. Sona erme/fesih bir “sebep/karar”dır; tasfiye ise sona ermenin doğal sonucu olarak, şirket malvarlığının paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalan bakiyenin hak sahiplerine dağıtılması sürecidir.
Anonim şirkette sona erme sebepleri kanunda sayılmıştır (süre bitimi, işletme konusunun gerçekleşmesi/imkânsızlaşması, genel kurul kararı, iflas vb.). Sona eren şirket, kural olarak tasfiye hâline girer ve tasfiye bitene kadar tüzel kişiliğini “tasfiye hâlinde” ibaresiyle sürdürür; organların yetkisi tasfiye amacıyla sınırlanır.
Bu ayrım uygulamada kritik sonuçlar doğurur:
-
“Şirket feshedildi” demek, her şey bitti demek değildir; tasfiye devam ederken şirket hâlen taraf olabilir, dava açabilir/açılabilir.
-
Tasfiye aşamasında çoğu işlem tasfiye memurları tarafından yürütülür; organların rolü daralır.
2) Görevli ve Yetkili Mahkeme: Neden Ticaret Mahkemesi?
a) Görev (Asliye Ticaret)
Şirketin feshi, sona ermesi ve tasfiyeye ilişkin çekişmeler, niteliği gereği ticari yargı alanına girer. Türk Ticaret Kanunu’nun ticaret mahkemelerinin görev alanını düzenleyen yaklaşımı, ticari uyuşmazlıklarda uzmanlaşmayı hedefler.
b) Yetki (Merkez / Şube / Kesin yetki ihtimali)
Genel yetki kuralı, davalının (gerçek veya tüzel kişi) yerleşim yeri mahkemesidir. Şirket-ortaklık ilişkisi kaynaklı davalarda ise, HMK m.14/2 uyarınca tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili kabul edilir (ortaklık/üyelik ilişkisiyle sınırlı kalmak kaydıyla).
Ayrıca, şube işlemlerinden doğan davalarda şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkili olabilir.
Özel olarak anonim şirketlerde organ eksikliği ve haklı sebeple fesih; limited şirkette organ eksikliği ve haklı sebeple fesih bakımından kanun, davanın şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılacağını açıkça vurgular.
3) Fesih Davalarının Başlıca Türleri ve Mahkemenin Rolü
3.1. Organ Eksikliği / Genel Kurul Toplanamaması: Mahkeme “Onarıcı” Önce, “Feshedici” Sonra
Anonim şirkette uzun süredir kanunen gerekli organlardan birinin bulunmaması veya genel kurulun toplanamaması hâlinde; pay sahipleri, alacaklılar veya ilgili idarenin istemi üzerine ticaret mahkemesi yönetimi de dinleyerek durumu kanuna uygun hâle getirmek için süre verir; düzelmezse feshe karar verir.
Limited şirkette de benzer mekanizma vardır: organ yokluğu/kurulun toplanamaması halinde mahkeme süre tanır; düzelmezse fesih kararı verir.
Bu düzenlemenin mantığı nettir: fesih son çaredir. Mahkeme, şirketi doğrudan “kapatma” refleksiyle değil, önce şirketin çalışır hâle getirilmesini sağlayacak şekilde hareket eder.
Üstelik dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemiyle gerekli önlemleri alabilir. Uygulamada bu “önlemler” çoğu dosyada, şirketin yönetim kilidini açmaya ve malvarlığını korumaya yönelir: genel kurulun sağlıklı toplanabilmesi için tedbirler, şirket hesap ve kayıtlarının korunması, yönetim boşluğunu giderecek geçici düzenlemeler vb.
3.2. Haklı Sebeple Fesih: Mahkeme Sadece “Fesih” Değil, “Çözüm” Üretir
a) Anonim şirket (TTK m.531)
Haklı sebepler varsa; sermayenin en az onda birini (halka açıkta yirmide birini) temsil eden pay sahipleri, şirket merkezindeki asliye ticaret mahkemesinden fesih isteyebilir. Mahkeme, fesih yerine davacıların paylarının gerçek değerinin ödenerek çıkarılmasına veya duruma uygun başka bir çözüme de hükmedebilir.
Bu hüküm, ticaret mahkemesini “fesih ver/ret ver” ikileminden çıkarır. Mahkeme; somut olayın ağırlığına göre, şirketin devamını sağlayacak alternatif çözümleri de hükme bağlayabilir.
b) Limited şirket (TTK m.636/3)
Limited şirkette haklı sebeple fesih talebi bakımından daha geniş bir hak tanınır: her ortak mahkemeden fesih isteyebilir. Mahkeme yine fesih yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesi ve şirketten çıkarılması veya uygun başka bir çözüm seçebilir.
c) “Haklı sebep” uygulamada nasıl değerlendirilir?
Kanun “haklı sebep” örneklerini tek tek saymaz; değerlendirme yargı içtihadı ve somut olayın özellikleriyle şekillenir. Uygulamada mahkemenin odaklandığı çekirdek soru şudur:
“Ortaklık ilişkisinin, dürüstlük kuralı çerçevesinde artık sürdürülmesi beklenebilir mi?”
Pratikte haklı sebep tartışması çoğunlukla şu olgular etrafında döner:
-
Yönetimde kilitlenme : kararlar alınamıyor, şirket fiilen çalışamaz hâle geliyorsa.
-
Çoğunluk baskısı / azınlığın sistematik dışlanması: bilgi alma, genel kurul çağrısı, kâr payı, yönetime katılım gibi hakların fiilen kullanılamaz hâle gelmesi.
-
Şirket amacından sapma / kaynakların kötüye kullanımı: şirket varlığının “başka amaçlarla” sürüklenmesi, ortak menfaatinin zedelenmesi.
-
Güven ilişkisinin çökmesi: özellikle limited şirketlerde “kişisel unsur” daha belirgin olduğundan, güven kırılması daha etkili tartışılır.
Yargıtay uygulamasında da fesih talebinin “son çare” olduğu, mahkemenin ölçülülük çerçevesinde fesih yerine alternatif çözümlere yönelebileceği yaklaşımı sıkça vurgulanır; somut olayda ortaklar arasında fiilî uzlaşma/işbirliği görüntüsü varsa fesih talebinin reddedilebildiği örnekler mevcuttur.
4) Fesih Kararı Verildikten Sonra: Ticaret Mahkemesinin Tasfiyeyi Başlatan Rolü
Fesih kararı “tasfiye düğmesini” çalıştırır. Bu aşamada ticaret mahkemesinin rolü, yalnızca hüküm kurmakla bitmez; tasfiyenin işleyebilmesi için kritik aktörleri belirleyebilir ve tasfiye içi uyuşmazlıklara hızlı müdahale eder.
4.1. Tasfiye Memuru Atanması: Mahkeme Doğrudan Atayabilir
Anonim şirkette esas sözleşme veya genel kurul ayrıca tasfiye memuru atamamışsa tasfiyeyi kural olarak yönetim kurulu yürütür; ancak fesih mahkeme kararıyla gerçekleşmişse tasfiye memuru mahkemece atanır.
Bu, uygulamada çok belirleyici bir yetkidir: Zira fesih davası çoğu zaman şirket içi güvenin bittiği, tarafların birbirini yönetimde istemediği bir zeminde açılır. Mahkemenin atadığı tasfiye memuru, tasfiyeyi “taraflar üstü” bir disiplinle yürütme imkânı sağlar.
4.2. Tasfiyenin Omurgası: Envanter, Bilanço, Alacaklıların Çağrılması
Tasfiye memurları göreve başlar başlamaz şirketin malvarlığı durumunu ortaya koyan envanter ve bilançoyu düzenler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurulabilir.
Alacaklıların çağrılması ise tasfiyenin güvenlik supabıdır: bilinen alacaklılara taahhütlü mektup, diğerlerine ilan yoluyla çağrı yapılır; çağrıların Ticaret Sicili Gazetesi’nde ve şirketin internet sitesinde birer hafta arayla üç kez yapılması esası benimsenmiştir.
Burada mahkemenin rolü doğrudan “ilanı yapmak” değil; tasfiye sürecinin kanuna uygun yürüyüp yürütülmediği ve uyuşmazlık çıkarsa hızlı çözüm üretmektir.
4.3. Tasfiye Payının Dağıtımı ve Mahkemenin “Erken Dağıtım” İzni
Tasfiyede borçlar ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlık, kural olarak pay sahipleri arasında dağıtılır.
Kanun, alacaklılara üçüncü çağrıdan itibaren üç ay geçmeden kalan varlığın dağıtılamayacağını söyler; ancak hal ve duruma göre alacaklılar için tehlike yoksa mahkeme üç ay geçmeden dağıtıma izin verebilir.
Bu, ticaret mahkemesinin tasfiye aşamasındaki “ekonomik denge” rolünü açıkça gösteren bir örnektir.
5) Tasfiye İçinde Uyuşmazlık Çıkarsa: Ticaret Mahkemesi Hızlandırılmış Çözüm Mercii
Tasfiye süreci, doğası gereği çok sayıda karar ve işlem içerir; pay sahipleri ile tasfiye memurları arasında çatışma doğması sık görülür. Kanun bu uyuşmazlıkların çözümünü basit yargılama usulüne bağlamış ve mahkemenin gerekli görürse tarafları dinleyerek 30 gün içinde karar vermesini öngörmüştür.
Bu düzenleme, tasfiyenin sürüncemede kalmasının önüne geçmeyi hedefler: Tasfiye gecikirse şirket malvarlığı eriyebilir, alacaklılar zarar görebilir, pay sahipleri hak kaybına uğrayabilir.
6) Ek Tasfiye: Tasfiye Kapandı Sandığınız Yerde Mahkeme Süreci Yeniden Açabilir
Uygulamada sık rastlanan bir senaryo: Şirket sicilden silinir; fakat sonradan “unutulmuş” bir malvarlığı, devam eden bir dava alacağı, ortaya çıkan bir borç veya tamamlanması gereken bir işlem belirir. Kanun bu hâle ek tasfiye kurumu ile çözüm üretir.
Tasfiye kapandıktan sonra ek tasfiye işlemlerinin zorunlu olduğu anlaşılırsa; son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar şirket merkezindeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin yeniden tescilini isteyebilir. Mahkeme istemi yerinde görürse yeniden tescile karar verir ve işlemler tamamlanıncaya kadar tasfiye memuru atayarak tescil ve ilan ettirir.
Bu, ticaret mahkemesinin “tasfiye sonrası” dönemde dahi şirket hayatına sınırlı ve amaç odaklı biçimde müdahil olabildiğini gösterir.
7) Uygulamada Dava Stratejisi: Mahkemeyi İkna Eden Dosya Nasıl Kurulur?
Fesih ve tasfiye davaları, iddia düzeyinde değil ispat düzeyinde kazanılır. Özellikle haklı sebeple fesihte, mahkeme çoğunlukla “şirketin devamı mümkün mü, fesih gerçekten kaçınılmaz mı?” sorusuna cevap arar.
Bu nedenle dosyada güçlü duran delil seti genellikle şunlardan oluşur:
-
Ticaret sicili kayıtları (merkez, temsil, organlar, tesciller)
-
Genel kurul çağrı süreçleri (çağrı yapıldı mı, engellendi mi, toplantı yapılamadı mı?)
-
Defter ve finansal dokümanlar (pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, bilanço/gelir tabloları)
-
İhtarnameler ve yazışmalar (bilgi verme taleplerinin reddi, şirket varlığının korunması uyarıları)
-
Bilirkişi incelemesi ihtiyacı (özellikle “gerçek değer” tespiti, malvarlığı değerlemesi)
Mahkemenin alternatif çözüm üretme yetkisi (pay bedelinin gerçek değerden ödenmesi, çıkarma vb.) doğrudan değer tespiti ihtiyacını gündeme getirir; dolayısıyla uzman bilirkişi raporu çoğu dosyada belirleyicidir.
8) Sık Sorulan Sorular
1) Haklı sebeple fesihte mahkeme mutlaka şirketi fesheder mi?
Hayır. Mahkeme fesih yerine payların gerçek değeri ödenerek davacının çıkarılması veya duruma uygun başka bir çözüme hükmedebilir.
2) Limited şirkette azınlık oranı şart mı?
Hayır. Limited şirkette haklı sebeple fesih talebi her ortağa tanınmıştır.
3) Tasfiye memuru kim olur?
Esas sözleşme/genel kurul atamadıysa kural olarak yönetim (anonimde yönetim kurulu) tasfiye yapar; fakat fesih mahkeme kararıyla olduysa tasfiye memurunu mahkeme atar.
4) Tasfiye sırasında pay sahipleri ile tasfiye memuru anlaşamazsa ne olur?
Uyuşmazlıklar basit yargılama usulüne tabidir; mahkeme gerekli görürse tarafları dinleyerek 30 gün içinde karar verir.
5) Tasfiye kapandıktan sonra yeni bir malvarlığı çıkarsa ne yapılır?
Ek tasfiye yoluna gidilir; mahkeme yeniden tescile ve tasfiye memuru atanmasına karar verebilir.
Ticaret Mahkemesi “Kapatma” Makamı Değil, “Denge ve Çözüm” Makamıdır
Şirket feshi ve tasfiye davaları, bir şirketin ekonomik hayatının sona erdirilmesi gibi ağır sonuçlar doğurduğu için, hukuk sistemi bu alanı ticaret mahkemesinin uzmanlığına bırakır. Mahkeme;
-
organ eksikliği gibi krizlerde şirketi kanuna uygun hâle getirmeye çalışır,
-
haklı sebeple fesihte “fesih mi, alternatif çözüm mü?” dengesini kurar,
-
fesih kararı sonrası tasfiyeyi işletecek kişileri belirler, tasfiye içi uyuşmazlıkları hızla çözer ve gerektiğinde ek tasfiye ile şirketi sınırlı biçimde yeniden hukuk sahnesine çıkarır.