Single Blog Title

This is a single blog caption

KAÇAKÇILIK SUÇLARINDA KAST UNSURUNUN YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

1.GİRİŞ

Kaçakçılık suçları, devletin gümrük işlemleri üzerindeki denetim yetkisini, kamu gelirlerini, ekonomik düzeni ve yasal ticaret sistemini korumayı amaçlayan suç tipleri arasında yer almaktadır. Türkiye’de kaçakçılık oluşturan fiiller ve bu fiillere uygulanacak yaptırımlar esas olarak 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanun’da eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulması, sahte belge kullanılarak gümrük vergilerinin ödenmemesi, kaçak eşyanın ticari amaçla satın alınması veya satışa sunulması gibi farklı fiillere yer verilmiştir.

Kaçakçılık suçlarının oluşabilmesi için kanuni tanımda yer alan maddi unsurların gerçekleşmesi tek başına yeterli değildir. Failin fiili belirli bir irade ve bilinçle gerçekleştirmiş olması da gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesine göre kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kaçakçılık suçları bakımından da kural olarak failin eşyanın kaçak niteliğini, gümrük işlemlerine aykırı hareket edildiğini veya kanunda belirtilen diğer unsurları bilerek hareket etmesi aranır.

Kast, kişinin iç dünyasına ilişkin bir unsur olduğundan çoğu zaman doğrudan bir delille ortaya konulamaz. Bu nedenle failin kaçakçılık kastıyla hareket edip etmediği; eşyanın miktarı ve niteliği, taşınma ve saklanma biçimi, gizleme yöntemleri, fatura veya gümrük belgesinin bulunup bulunmadığı, eşyanın temin edildiği yer, satışa hazır şekilde paketlenmesi, failin savunmaları ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.

Bununla birlikte bir kişinin kaçak eşyayı yalnızca taşıması, yanında bulundurması veya kaçak eşyanın bulunduğu araçta yer alması, tek başına kaçakçılık kastının kesin olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince failin eşyanın kaçak olduğunu bildiği ve suç oluşturan fiile bilerek katıldığı somut delillerle ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde yalnızca varsayıma veya objektif sorumluluk anlayışına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması mümkün değildir.

5607 sayılı Kanun’da düzenlenen suçların manevi unsurları her suç tipi bakımından aynı değildir. Bazı fiillerin oluşması için genel kast yeterli olurken kaçak eşyanın satın alınması, satışa sunulması, satılması veya taşınması gibi bazı suç tiplerinde eşyanın kaçak olduğunun bilinmesinin yanında ticari amaçla hareket edilmesi de gerekebilir. Bu nedenle kast incelemesi yapılırken öncelikle isnat edilen suçun kanuni unsurları belirlenmeli, daha sonra failin bu unsurların her biri bakımından bilgi ve irade sahibi olup olmadığı araştırılmalıdır.

Yargıtay kararlarında kastın değerlendirilmesi, özellikle kaçak eşyanın başkasına ait olduğu, sanığın yalnızca taşıyıcı veya çalışan sıfatıyla hareket ettiği, eşyanın kişisel kullanım amacıyla bulundurulduğunun ileri sürüldüğü ya da eşyanın kaçak niteliğinin bilinmediğinin savunulduğu dosyalarda önem kazanmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda eşyanın miktarı, ticari mahiyeti, sanığın mesleği, taraflar arasındaki ilişki, taşıma karşılığında menfaat elde edilip edilmediği ve savunmanın hayatın olağan akışına uygunluğu birlikte incelenmektedir.

Kast unsurunun hatalı değerlendirilmesi, suçun maddi unsurları gerçekleşmiş olsa bile kusur ilkesiyle bağdaşmayan mahkûmiyet kararlarına neden olabilir. Buna karşılık failin olayın özellikleri hakkındaki bilgi ve iradesinin göz ardı edilmesi de kaçakçılıkla mücadelenin etkinliğini zayıflatabilir. Bu nedenle maddi gerçeğe ulaşılırken hem kamu düzeninin korunması hem de şüpheden sanık yararlanır ilkesinin gözetilmesi gerekir.

Bu çalışmada kaçakçılık suçlarında kast kavramı ve kapsamı açıklanacak; genel kast ile özel kast ayrımı, kaçak eşyanın niteliğinin bilinmesi, ticari amaç unsuru ve kastın ispatında kullanılabilecek deliller incelenecektir. Ayrıca Yargıtay kararlarında benimsenen değerlendirme ölçütleri ele alınarak hangi durumlarda kaçakçılık kastının kabul edildiği ve hangi durumlarda kastın ispatlanamadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiği değerlendirilecektir.

2.KAÇAKÇILIK SUÇU KAVRAMI

2.1.KAÇAKÇILIK SUÇUNUN TANIMI

Kaçakçılık suçu, eşyanın ülkeye giriş veya ülkeden çıkışında uygulanması gereken gümrük işlemlerinin, yasakların ve mali yükümlülüklerin hukuka aykırı yollarla etkisiz bırakılması suretiyle işlenen fiillerin genel adıdır. Bu suçlarla devletin gümrük denetimi, kamu gelirleri, ekonomik düzen ve yasal ticaret sistemi korunmaktadır.

Türk hukukunda kaçakçılık fiilleri esas olarak 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Kanun’un 3. maddesinde tek bir kaçakçılık suçu yerine, farklı hareketlerden oluşan birden fazla suç tipi bulunmaktadır. Eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulması, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergilerinin ödenmemesi, transit rejimine tabi eşyanın gümrük bölgesinde bırakılması ve ithali veya ihracı yasak eşyanın ülkeye sokulması ya da ülkeden çıkarılması bu fiiller arasında yer almaktadır.

Kaçakçılık suçu yalnızca eşyanın sınırdan geçirilmesiyle sınırlı değildir. Kaçakçılık fiiline doğrudan katılmayan bir kişinin, eşyanın kaçak niteliğini bilerek ve kanunda aranan hâllerde ticari amaçla satın alması, satışa sunması, satması, taşıması veya saklaması da cezai sorumluluk doğurabilir. Bu nedenle kaçakçılık suçu, ithalat ve ihracat aşamasındaki fiillerin yanında kaçak eşyanın iç piyasadaki dolaşımını sağlayan hareketleri de kapsamaktadır.

Kaçakçılık suçlarının maddi konusu genellikle gümrük işlemlerine, vergiye, izne, sınırlamaya veya ithalat ve ihracat yasağına tabi olan eşyadır. Bununla birlikte suçun oluşma şartları, eşyanın türüne ve gerçekleştirilen fiile göre değişmektedir. Akaryakıt, tütün mamulleri, alkol ve ithali yasak eşya gibi bazı ürünler bakımından Kanun’da ayrıca özel hükümler bulunmaktadır.

Kaçakçılık suçları kural olarak kasten işlenebilir. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla failin yalnızca kaçak eşya ile bağlantısının bulunması yeterli değildir; isnat edilen suç tipinin maddi unsurlarını bildiğinin ve fiili gerçekleştirmeyi istediğinin ortaya konulması gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri, özel ceza kanunlarında düzenlenen suçlar hakkında da uygulanmaktadır.

Özellikle 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinde yer alan bazı suç tiplerinde, eşyanın kaçak olduğunun bilinmesi açıkça aranmaktadır. Kanunda ayrıca “ticari amaç” unsuruna yer verilen fiiller bakımından, failin kişisel kullanım dışında ticari bir hedefle hareket ettiğinin de ispatlanması gerekir. Bu nedenle eşyanın miktarı, niteliği, saklanma ve taşınma biçimi, satışa hazır olup olmadığı, belge durumu ve sanığın davranışları birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak kaçakçılık suçu, gümrük denetimini ve yasal ticaret düzenini ihlal eden farklı fiilleri kapsayan genel bir kavramdır. Ceza sorumluluğunun belirlenebilmesi için somut olayda 5607 sayılı Kanun’un hangi fıkrasının uygulandığı, suçun maddi unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve failin gerekli kastla hareket edip etmediği ayrı ayrı incelenmelidir.

2.2. 5607 SAYILI KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU’NUN AMACI

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun amacı, Kanun’un 1. maddesinde; kaçakçılık fiilleri ve bunlara uygulanacak yaptırımlar ile kaçakçılığı önleme, izleme ve araştırmaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi şeklinde açıklanmıştır. Böylece Kanun, yalnızca kaçakçılık oluşturan fiilleri cezalandırmayı değil, bu fiillerin önlenmesini ve etkin şekilde soruşturulmasını da amaçlayan kapsamlı bir mücadele sistemi öngörmektedir.

Kanun’un koruduğu hukuki değerlerin başında devletin gümrük işlemleri üzerindeki denetim yetkisi, gümrük vergilerinden kaynaklanan kamu gelirleri ve yasal dış ticaret düzeni gelmektedir. Kaçak eşyanın ticari dolaşıma sokulmasının önlenmesiyle haksız rekabetin engellenmesi ve kayıtlı ekonomik düzenin korunması da Kanun’un temel işlevleri arasındadır.

5607 sayılı Kanun’da tek bir kaçakçılık suçu yerine, eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulması, sahte belge kullanılması, kaçak eşyanın ticari amaçla satın alınması, taşınması veya saklanması gibi farklı suç tipleri düzenlenmiştir. Bu yapı, kaçakçılığın yalnızca sınırdan eşya geçirme fiiliyle sınırlı olmadığını; kaçak eşyanın ülke içindeki ticari dolaşımının da önlenmek istendiğini göstermektedir.

Bununla birlikte kaçakçılıkla etkin mücadele amacı, ceza sorumluluğunun temel ilkelerinin göz ardı edilmesine imkân vermez. Suçta ve cezada kanunilik, kusur sorumluluğu, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkeleri kaçakçılık suçları bakımından da geçerlidir. Bu nedenle kişinin kaçak eşya ile herhangi bir bağlantısının bulunması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir.

Özellikle kast unsurunun değerlendirilmesinde Kanun’un mücadele amacı genişletici yoruma gerekçe yapılamaz. Sanığın eşyanın kaçak niteliğini bildiği, suç oluşturan hareketi isteyerek gerçekleştirdiği ve kanuni tanımda aranıyorsa ticari amaçla hareket ettiği her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak 5607 sayılı Kanun; kaçakçılık fiillerini ve yaptırımlarını belirlemek, kaçakçılığı önlemek, izlemek ve araştırmak suretiyle gümrük denetimini ve yasal ticaret düzenini korumayı amaçlamaktadır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi sırasında ceza hukukunun temel güvencelerine bağlı kalınması ve her sanık yönünden maddi ve manevi unsurların ayrı ayrı ispatlanması zorunludur.

2.3. KAÇAKÇILIK SUÇLARININ TÜRLERİ

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde tek bir kaçakçılık suçu değil, farklı hareket ve eşya türlerine göre düzenlenmiş çok sayıda suç tipi bulunmaktadır. Bu suçlar genel olarak gümrük işlemlerinin ihlal edilmesi, kaçak eşyanın ticari dolaşıma sokulması, ithali veya ihracı yasak eşyaya ilişkin fiiller, akaryakıt kaçakçılığı ile tütün ve alkollü ürünlere ilişkin kaçakçılık fiilleri şeklinde sınıflandırılabilir.

2.3.1. Eşyanın Gümrük İşlemlerine Tabi Tutulmadan Ülkeye Sokulması

Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında, eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulması suç olarak düzenlenmiştir. Eşyanın gümrük kapıları dışındaki bir yerden ülkeye sokulması ise cezanın artırılmasını gerektiren bir hâl olarak kabul edilmiştir.

2.3.2. Aldatıcı İşlem ve Davranışlarla Gümrük Vergilerinin Ödenmemesi

İkinci fıkraya göre eşyanın aldatıcı işlem ve davranışlarla, gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeden ülkeye sokulması suçtur. Bu suçta gümrük idaresini yanıltmaya yönelik davranışların bulunması ve bu yolla vergilerin eksik veya hiç ödenmemesi gerekir.

2.3.3. Transit Rejimine Aykırılık

Üçüncü fıkrada, transit rejimi kapsamında taşınan ve serbest dolaşımda bulunmayan eşyanın rejim hükümlerine aykırı olarak Türkiye gümrük bölgesinde bırakılması düzenlenmiştir. Transit edilmesi gereken eşyanın hukuka aykırı biçimde iç piyasaya bırakılması bu suçun konusunu oluşturur.

2.3.4. Geçici İthalat ve Dâhilde İşleme Rejiminin Kötüye Kullanılması

Dördüncü fıkrada, belirli bir amaçla kullanılmak veya işlenmek üzere geçici ithalat ya da dâhilde işleme rejimi kapsamında ülkeye getirilen eşyanın hileyle yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi suç olarak kabul edilmiştir.

2.3.5. Kaçak Eşyanın Ticari Amaçla Satın Alınması, Satılması, Taşınması veya Saklanması

Beşinci fıkraya göre ilk dört fıkradaki fiillere iştirak etmeyen bir kişinin, bu suçların konusunu oluşturan eşyayı kaçak niteliğini bilerek ve ticari amaçla satın alması, satışa sunması, satması, taşıması veya saklaması da bağımsız bir kaçakçılık suçudur.

Bu suç bakımından eşyanın kaçak olduğunun bilinmesi ve ticari amaçla hareket edilmesi açıkça aranmaktadır. Bu nedenle yalnızca kaçak eşyanın yanında bulunmak veya eşyayı taşımak mahkûmiyet için yeterli değildir; sanığın eşyanın niteliğini bildiği ve ticari amaç taşıdığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.

2.3.6. Gümrük Vergilerinden Muaf Eşyanın Amacı Dışında Kullanılması

Altıncı fıkrada, özel kanunlar gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen muaf biçimde ithal edilen eşyanın ithal amacı dışında kullanılması, satılması veya devredilmesi suç olarak düzenlenmiştir.

Ayrıca eşyanın bu özelliğini bilerek satın alan veya kabul eden kişi de cezalandırılmaktadır. Örneğin belirli bir kişi, kurum veya faaliyet için vergi muafiyetiyle ithal edilen eşyanın amacı dışında ticari dolaşıma sokulması bu kapsamda değerlendirilebilir.

2.3.7. İthali Yasak Eşya Kaçakçılığı

Yedinci fıkraya göre ithali kanun gereği yasak olan eşyanın ülkeye sokulması suçtur. İthali yasak eşyanın bu niteliğini bilerek satın alınması, satışa sunulması, satılması, taşınması veya saklanması da aynı kapsamda cezalandırılmaktadır.

Ancak fiilin başka bir kanunda daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturması hâlinde daha ağır cezayı öngören hüküm uygulanır.

2.3.8. İhracı Yasak Eşyanın Ülkeden Çıkarılması

Sekizinci fıkrada, ihracı kanun gereği yasak olan eşyanın ülkeden çıkarılması suç olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm de fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması şartıyla uygulanmaktadır.

2.3.9. Hayalî İhracat ve İhracata İlişkin Yanıltıcı Beyanlar

Dokuzuncu fıkrada, teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösterilmesi suç sayılmıştır. Gerçekleştirilen ihracata konu malın cinsinin, miktarının, özelliklerinin veya fiyatının gerçeğe aykırı şekilde gösterilmesi de bu kapsamdadır.

Beyanname ve eklerindeki bilgiler ile gerçekte ihraç edilen eşya arasında yüzde onu aşmayan fark bulunması hâlinde ise ceza hükmü yerine Gümrük Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır.

2.3.10. Akaryakıt, Tütün ve Alkollü Ürün Kaçakçılığı

Onuncu fıkra bağımsız bir suç tipi değil, suç konusu eşyanın akaryakıt, tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol veya alkollü içki olması durumunda uygulanacak cezayı artıran özel bir hükümdür. Bu eşyalara ilişkin kaçakçılık suçlarında ceza artırılmakta ve belirli bir alt sınır öngörülmektedir.

2.3.11. Ulusal Marker İçermeyen Akaryakıta İlişkin Suçlar

On birinci fıkrada, ulusal marker uygulamasına tabi olduğu hâlde hiç marker içermeyen veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında marker içeren akaryakıtın;

  • Ticari amaçla üretilmesi, bulundurulması veya nakledilmesi,
  • Satışa sunulması veya satılması,
  • Bu özelliği bilinerek ve ticari amaçla satın alınması

suç olarak düzenlenmiştir.

2.3.12. Petrol Ürünlerinden İzinsiz Akaryakıt Üretilmesi

On ikinci fıkraya göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan izin alınmaksızın solvent, madeni yağ, baz yağ, asfalt ve benzeri petrol ürünlerinden akaryakıt üretilmesi veya bu ürünlerin doğrudan akaryakıt yerine ikmal edilmesi suçtur.

Bu ürünlerin satışa sunulması, satılması, bulundurulması ve niteliği bilinerek ticari amaçla satın alınması, taşınması veya saklanması da aynı fıkra kapsamında değerlendirilir.

2.3.13. Boru Hattı, Depo veya Kuyulardan Hukuka Aykırı Ürün Alınması

On üçüncü fıkrada, petrol ve doğal gaz gibi hidrokarbon ürünlerini taşıyan boru hatlarından, depolardan veya kuyulardan kanuna aykırı şekilde alınan ürünlerin satışa sunulması, satılması, bulundurulması, taşınması veya saklanması suç olarak düzenlenmiştir. Satın alma, taşıma ve saklama hareketleri bakımından ürünün niteliğinin bilinmesi ve ticari amaç aranır.

2.3.14. Kaçak Akaryakıt Üretimine Elverişli Düzenek Bulundurulması

On dördüncü fıkraya göre kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da piyasa faaliyetine konu etmeye elverişli olacak şekilde, lisansa esas belgelerde belirtilen şartlara aykırı sabit veya seyyar tank, düzenek ya da ekipman bulundurulması suçtur.

2.3.15. Ulusal Marker Kaçakçılığı

On beşinci fıkrada ulusal markerin yetkisiz olarak üretilmesi, satışa sunulması, satılması, yetkisiz kişilerden satın alınması veya kabul edilmesi suç sayılmıştır. Ulusal marker olduğu bilinerek nakledilmesi veya bulundurulması da cezalandırılmaktadır.

Ulusal markerin kimyasal özelliklerini tam olarak taşımamakla birlikte onun yerine kullanılmak amacıyla üretilen kimyasal maddeler de bu hüküm kapsamındadır.

2.3.16. Sahte Bandrol, Etiket ve Benzeri İşaretlerin Üretilmesi

On altıncı fıkrada tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, etil alkol, metanol ve alkollü içki ambalajlarında kullanılan bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretlerin taklitlerinin üretilmesi ya da ülkeye sokulması suç olarak düzenlenmiştir.

Bu sahte işaretleri bilerek bulunduran, taşıyan, satan veya kullanan kişiler de cezalandırılır.

2.3.17. Gerçek Bandrollerin Amacı Dışında Kullanılması

On yedinci fıkrada hukuka uygun biçimde temin edilen bandrol ve benzeri işaretlerin belirlenen ürünlerde kullanılmaksızın başkalarına verilmesi veya dağıtılması suç sayılmıştır.

Bu işaretlerin sahte belgeyle temin edilmesi, taklit veya tahrif edilmesi, üründen çıkarılarak başka üründe kullanılması ya da herhangi bir biçimde amacı dışında kullanılması da aynı kapsamda değerlendirilir.

2.3.18. Bandrolsüz veya Sahte Bandrollü Ürünlere İlişkin Suçlar

On sekizinci fıkrada ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ya da sahte veya yanıltıcı işaret taşıyan tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin;

  • Ticari amaçla üretilmesi, bulundurulması veya taşınması,
  • Satışa sunulması veya satılması,
  • Bu özelliği bilinerek ve ticari amaçla satın alınması

suç olarak düzenlenmiştir.

Kanun’un 19. fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

2.3.19. Doldurulmuş Makaron ve Yaprak Sigara Kâğıdı Ticareti

Yirminci fıkraya göre makaron veya yaprak sigara kâğıdının içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün ya da başka bir madde doldurulmuş şekilde ticari amaçla satılması, satışa sunulması, bulundurulması veya taşınması suçtur.

2.3.20. Yetkisiz Tütün Ticareti

Yirmi birinci fıkrada, Tarım ve Orman Bakanlığından gerekli yetki belgesi alınmadan veya yapılması gereken bildirim yerine getirilmeden tütün ticareti yapılması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir.

Ortak Hükümler

Kanun’un 3. maddesinin 22. ve 23. fıkraları bağımsız suç tipi düzenlememektedir. Yirmi ikinci fıkraya göre maddede tanımlanan fiiller teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılır.

Yirmi üçüncü fıkrada ise suç konusu eşyanın değeri esas alınmıştır. Eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde ceza artırılır; değerinin hafif veya pek hafif olması hâlinde ise cezada indirim yapılır.

Genel Değerlendirme

5607 sayılı Kanun’un 3. maddesi, klasik gümrük kaçakçılığının yanı sıra kaçak eşyanın ülke içindeki ticari dolaşımını, akaryakıt piyasasındaki hukuka aykırı faaliyetleri ve tütün ile alkollü ürünlere ilişkin bandrol ihlallerini de suç olarak düzenlemektedir.

Her bir suç tipinin maddi ve manevi unsurları farklıdır. Bazı suçlarda genel kast yeterliyken bazı fiiller bakımından eşyanın kaçak niteliğinin bilinmesi ve ticari amaçla hareket edilmesi açıkça aranmaktadır. Bu nedenle ceza sorumluluğu belirlenirken sanığın kaçak eşya ile bağlantısının bulunması yeterli görülmemeli; isnat edilen fıkradaki bilgi, irade ve ticari amaç unsurları somut delillerle ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.

3.KAST KAVRAMI

3.1.KAST NEDİR?

Kast, failin suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesine göre suçların kural olarak oluşması kastın varlığına bağlıdır. Dolayısıyla bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca suçun maddi hareketini gerçekleştirmesi yeterli olmayıp bu hareketi bilinçli ve iradi biçimde yapması gerekir.

Kastın bilme ve isteme olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bilme unsuru, failin gerçekleştirdiği fiili, suçun konusunu ve suç tanımında yer alan diğer maddi özellikleri bilmesini ifade eder. İsteme unsuru ise failin bildiği bu unsurları gerçekleştirmeye yönelik iradesini gösterir.

Örneğin kaçakçılık suçunda failin yalnızca eşyayı taşıması veya bulundurması, kastın varlığını tek başına göstermeyebilir. Failin eşyanın kaçak olduğunu bilmesi ve isnat edilen taşıma, saklama, satın alma veya satış fiilini isteyerek gerçekleştirmesi gerekir. İlgili suç tipinde ticari amaç aranıyorsa failin kişisel kullanım amacı dışında ticari bir hedefle hareket ettiğinin de ortaya konulması zorunludur.

Kast, doğrudan kast ve olası kast olmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan kastta fail, suçun kanuni unsurlarını bilir ve bunların gerçekleşmesini ister. Olası kastta ise fail, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemeye devam eder. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında olası kast bu şekilde düzenlenmiştir.

Kast, kişinin iç dünyasına ilişkin olduğundan çoğu zaman doğrudan delille ispatlanamaz. Bu nedenle olayın meydana geliş şekli, failin davranışları, eşyanın miktarı ve niteliği, saklanma veya taşınma biçimi, kullanılan yöntemler, taraflar arasındaki ilişki ve failin savunmaları birlikte değerlendirilir.

Kaçakçılık suçlarında kastın belirlenmesi bakımından özellikle eşyanın gizlenmesi, alışılmış piyasa değerinin çok altında satın alınması, fatura veya taşıma belgesinin bulunmaması, eşyanın ticari miktarda olması ve sanığın çelişkili savunmaları önem taşıyabilir. Bununla birlikte bu hususlar tek başına ve otomatik olarak kastın bulunduğunu göstermez. Mahkûmiyet için sanığın suçun bütün unsurlarını bildiği ve fiili isteyerek gerçekleştirdiği, her türlü makul şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak kast, ceza sorumluluğunun temel manevi unsurudur. Kaçakçılık suçunda failin kaçak eşya ile bağlantısının bulunması yeterli olmayıp eşyanın hukuka aykırı niteliğini bildiği ve suç oluşturan fiili bilinçli olarak gerçekleştirdiği somut delillerle ispatlanmalıdır.

3.2.DOĞRUDAN KAST VE OLASI KAST

Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. Kast; failin suçun maddi unsurlarına ilişkin bilgi ve iradesinin derecesine göre doğrudan kast ve olası kast şeklinde ikiye ayrılmaktadır.

3.2.1. Doğrudan Kast

Doğrudan kast, failin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini bilmesi ve bu sonucu istemesidir. Fail, gerçekleştirdiği hareketin niteliğinin, suçun konusunun ve fiilin doğuracağı sonucun farkındadır. Buna rağmen fiili bilinçli ve iradi şekilde gerçekleştirir.

Doğrudan kastın varlığı için failin suçun hukuki adını veya uygulanacak kanun maddesini bilmesi gerekmez. Önemli olan, suçun maddi unsurlarını oluşturan olayları bilmesidir. Örneğin failin taşıdığı eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulduğunu bilerek bu eşyayı ticari amaçla taşıması hâlinde doğrudan kasttan söz edilebilir.

Kaçakçılık suçlarında doğrudan kastın kabul edilebilmesi için failin;

  • Eşyanın kaçak niteliğini bilmesi,
  • İsnat edilen taşıma, saklama, satın alma veya satış hareketini istemesi,
  • İlgili suç tipinde aranıyorsa ticari amaçla hareket etmesi

gerekir.

Failin eşyanın kaçak olduğunu açıkça bildiği hâlde ekonomik menfaat karşılığında taşımayı kabul etmesi, eşyayı gizli bölmede saklaması veya belge bulunmadığını bilerek satışa sunması doğrudan kasta işaret edebilir. Ancak bu hususlar somut olayın bütün koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

3.2.2. Olası Kast

Olası kast, failin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemeye devam etmesidir. Fail sonucu doğrudan istememekte, ancak sonucun meydana gelme ihtimalini kabullenerek hareket etmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasına göre kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Olası kastla işlenen suçlarda ceza, doğrudan kasta göre indirilerek belirlenir.

Örneğin bir kişi, kendisine yüksek ücret karşılığında taşıması için verilen kolilerin kaçak eşya içerebileceğini ciddi biçimde öngörmesine rağmen içeriği araştırmadan taşımayı kabul etmişse olası kast tartışması gündeme gelebilir. Bununla birlikte failin yalnızca şüphelenmiş olması veya daha dikkatli davranması gerektiği düşüncesi, olası kastın kabulü için yeterli değildir. Failin suç unsurunun gerçekleşme ihtimalini gerçekten öngörmesi ve bu ihtimali kabullenmesi gerekir.

3.2.3. Doğrudan Kast ile Olası Kast Arasındaki Fark

Doğrudan kast ile olası kast arasındaki temel fark, failin suçun unsurlarının gerçekleşmesine yönelik iradesidir. Doğrudan kastta fail sonucu bilir ve ister. Olası kastta ise sonucun meydana gelebileceğini öngörür ve bu ihtimali kabullenerek hareketine devam eder.

Doğrudan kastta failin düşüncesi, “Bu sonucu gerçekleştireceğim.” şeklindedir. Olası kastta ise fail, “Bu sonuç meydana gelebilir; buna rağmen hareketimi sürdürüyorum.” anlayışıyla davranır.

Her iki durumda da fail suçun gerçekleşmesi ihtimalinin farkındadır. Ancak doğrudan kastta sonuç amaçlanmış veya kesin olarak göze alınmışken olası kastta ihtimal düzeyinde öngörülüp kabullenilmiştir.

3.2.4. Olası Kast ile Bilinçli Taksir Arasındaki Fark

Olası kast, özellikle bilinçli taksirden ayrılmalıdır. Her iki durumda da fail sonucun meydana gelebileceğini öngörmektedir. Ancak olası kastta fail sonucu kabullenirken bilinçli taksirde sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir.

Olası kastta fail, sonucu önlemek için gerçek bir çaba göstermeden hareketini sürdürür. Bilinçli taksirde ise fail, kişisel yeteneğine, deneyimine veya koşullara güvenerek sonucun meydana gelmeyeceğini düşünür.

Kaçakçılık suçları kural olarak kasten işlenebildiğinden yalnızca failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının belirlenmesi mahkûmiyet için yeterli değildir. “Eşyanın kaçak olduğunu bilmesi gerekirdi.” biçimindeki değerlendirme, kastın ispatı yerine kusursuz veya objektif sorumluluk yaratacak şekilde kullanılamaz.

3.2.5. Kaçakçılık Suçları Bakımından Değerlendirme

5607 sayılı Kanun’da düzenlenen bazı suç tiplerinde eşyanın belirli niteliğinin bilinmesi ve ticari amaçla hareket edilmesi açıkça aranmaktadır. Bu suçlar bakımından failin eşyanın kaçak olduğunu gerçekten bildiği somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Eşyanın kaçak niteliğinin yalnızca tahmin edilebilir olması, failin deneyimi nedeniyle şüphelenmesi gerektiğinin düşünülmesi veya gerekli araştırmayı yapmamış olması her durumda kastın bulunduğunu göstermez. Özellikle kanuni düzenlemede “bilerek” ifadesine yer verilmişse yalnızca “bilmesi gerekirdi” şeklindeki varsayımsal değerlendirmeyle mahkûmiyet kurulamaz.

Kastın belirlenmesinde eşyanın miktarı ve niteliği, saklanma biçimi, fatura ve taşıma belgelerinin bulunup bulunmadığı, failin mesleği, elde ettiği menfaat, taraflar arasındaki ilişki, savunmaların tutarlılığı ve olayın gerçekleşme şekli birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bu olguların hiçbiri tek başına kastın kesin kanıtı olarak kabul edilmemelidir.

Sonuç olarak doğrudan kastta fail suçun unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirirken olası kastta bu unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek hareket etmektedir. Kaçakçılık suçlarında hangi kast türünün bulunduğu, soyut varsayımlarla değil, failin bilgi ve iradesini ortaya koyan kesin, somut ve birbirini tamamlayan delillerle belirlenmelidir.

4.KAÇAKÇILIK SUÇLARINDA KAST UNSURUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

4.1.KAÇAKÇILIK SUÇUNUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde tek bir kaçakçılık suçu değil, farklı hareketlere ve eşya türlerine göre düzenlenmiş birden fazla suç tipi bulunmaktadır. Bu nedenle kaçakçılık suçunun maddi ve manevi unsurları değerlendirilirken sanığa isnat edilen fiilin hangi fıkra kapsamında kaldığı öncelikle belirlenmelidir. Her suç tipi bakımından hareket, suçun konusu, failde aranan bilgi düzeyi ve ticari amaç unsuru farklılık gösterebilir.

4.1.1.Kaçakçılık Suçunun Maddi Unsurları

4.1.1.1. Fail

Kaçakçılık suçlarının büyük bölümü, kanunda özel bir sıfat aranmaksızın herkes tarafından işlenebilir. Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye sokan, kaçak eşyayı ticari amaçla taşıyan, saklayan veya satan kişi suçun faili olabilir.

Bununla birlikte her sanığın eylemi ve suça katkısı ayrı ayrı belirlenmelidir. Kaçak eşyanın bulunduğu araçta yolcu olarak bulunmak, işyerinde çalışan olmak veya eşyanın sahibiyle yakın ilişki içinde olmak tek başına faillik için yeterli değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince kişinin suç oluşturan fiile bilerek ve isteyerek katıldığının somut delillerle ortaya konulması gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.

4.1.1.2. Suçun Konusu

Kaçakçılık suçunun maddi konusu, 5607 sayılı Kanun’un ilgili fıkrasında belirtilen eşyadır. Bu eşya;

  • Gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulan eşya,
  • Gümrük vergileri ödenmeden ithal edilen eşya,
  • Transit rejimine tabi eşya,
  • İthali veya ihracı yasak eşya,
  • Kaçak akaryakıt,
  • Bandrolsüz veya sahte bandrollü tütün ve alkollü ürünler,
  • Ulusal marker içermeyen akaryakıt,
  • Yetkisiz şekilde üretilen veya kullanılan bandrol ve benzeri işaretler

olabilir.

Eşyanın kaçak niteliği, yalnızca kolluk görevlilerinin değerlendirmesiyle değil; gümrük kayıtları, ithalat belgeleri, bandrol ve marker incelemeleri, ekspertiz raporları ve ilgili kamu kurumlarından alınan bilgilerle belirlenmelidir.

4.1.1.3.Fiil

Kaçakçılık suçunun hareket unsuru, isnat edilen suç tipine göre değişmektedir. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinde başlıca şu hareketler suç olarak düzenlenmiştir:

  • Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye sokmak,
  • Aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergilerinin ödenmemesini sağlamak,
  • Transit eşyanın Türkiye gümrük bölgesinde bırakılmasını sağlamak,
  • Geçici ithalat veya dâhilde işleme rejimindeki eşyayı hileyle yurt dışına çıkarılmış gibi göstermek,
  • Kaçak eşyayı satın almak, satışa sunmak, satmak, taşımak veya saklamak,
  • İthali ya da ihracı yasak eşyayı ülkeye sokmak veya ülkeden çıkarmak,
  • Kaçak akaryakıtı üretmek, bulundurmak, taşımak ya da satmak,
  • Sahte bandrol üretmek, kullanmak, bulundurmak veya nakletmek.

Bu hareketler seçimlik hareketli suçlar şeklinde düzenlenebilmektedir. Örneğin kaçak eşyanın ticari amaçla satın alınması, satışa sunulması, satılması, taşınması veya saklanması aynı fıkrada alternatif hareketler olarak sayılmıştır. Failin bunlardan birini gerçekleştirmesi suçun hareket unsurunun oluşması için yeterlidir. Aynı eşya üzerinde birden fazla seçimlik hareketin gerçekleştirilmesi kural olarak tek suç oluşturur; ancak farklı zamanlarda ve farklı suç işleme kararlarıyla gerçekleştirilen fiiller ayrıca değerlendirilir.

4.1.1.4.Ticari Amaç Unsuru

5607 sayılı Kanun’un bazı fıkralarında ticari amaç açıkça suçun maddi veya manevi yapısına dâhil edilmiştir. Özellikle kaçak eşyanın satın alınması, taşınması, saklanması veya bulundurulması şeklindeki bazı fiillerin cezalandırılabilmesi için failin ticari amaçla hareket etmesi gerekir.

Ticari amaç değerlendirilirken;

  • Eşyanın miktarı,
  • Çeşitliliği ve ekonomik değeri,
  • Paketlenme biçimi,
  • Satışa hazır olup olmadığı,
  • Failin mesleği ve ticari faaliyeti,
  • Aynı türden önceki işlemleri,
  • Satış veya müşteri bağlantıları,
  • Eşyanın kişisel kullanım sınırlarını aşıp aşmadığı

birlikte incelenmelidir.

Eşyanın miktarının fazla olması ticari amaca işaret edebilirse de tek başına kesin kanıt sayılmamalıdır. Mahkeme, kişisel kullanım savunmasını eşyanın niteliği ve olayın bütün koşullarıyla birlikte değerlendirmelidir.

4.1.1.5.Netice ve Suçun Tamamlanması

Kaçakçılık suçlarının önemli bir kısmı hareketin gerçekleştirilmesiyle tamamlanan suçlardır. Örneğin eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulmasıyla suç tamamlanır. Kaçak eşyanın ticari amaçla taşınması veya saklanması suçlarında ayrıca ekonomik zarar doğması ya da eşyanın satılmış olması aranmaz.

Bununla birlikte aldatıcı işlem ve davranışlarla eşyanın gümrük vergileri ödenmeden ülkeye sokulması gibi suçlarda hareket ile gümrük vergilerinin ödenmemesi arasında bağlantı bulunmalıdır.

5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 22. fıkrasında, maddede tanımlanan kaçakçılık fiillerinin teşebbüs aşamasında kalması hâlinde dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı kabul edilmiştir. Bu düzenleme, Türk Ceza Kanunu’nun teşebbüs hükümlerinden ayrılan özel bir hükümdür.

4.1.1.6. Hukuka Aykırılık

Suçun oluşabilmesi için gerçekleştirilen fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Kanundan kaynaklanan bir yetkinin kullanılması, hukuka uygun bir ithalat veya ihracat işlemi ya da yetkili makamın izni kapsamında gerçekleştirilen faaliyet kaçakçılık suçunu oluşturmaz.

Ancak failin eşyanın ithaline izin verildiğini zannetmesi veya belgelerin geçerli olduğuna inanması hâlinde mesele yalnızca hukuka aykırılık kapsamında değil, kast ve hata hükümleri bakımından da değerlendirilmelidir.

4.1.2. Kaçakçılık Suçunun Manevi Unsurları

4.1.2.1. Kast

Kaçakçılık suçları kural olarak kasten işlenebilir. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesine göre kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Taksirli kaçakçılık fiilleri ayrıca suç olarak düzenlenmediğinden failin yalnızca dikkatsiz veya özensiz davranması mahkûmiyet için yeterli değildir.

Failin;

  • Eşyanın varlığını ve niteliğini,
  • Gerçekleştirdiği taşıma, saklama veya satış hareketini,
  • Suç tipinde aranıyorsa eşyanın kaçak özelliğini,
  • Gümrük işlemlerinin yerine getirilmediğini,
  • İthalat veya ihracat yasağını,
  • Kanuni tanımda aranıyorsa ticari amacı

bilmesi gerekir.

Failin kanunun numarasını veya fiilin hukuki olarak “kaçakçılık” sayıldığını bilmesi şart değildir. Ancak suçun maddi unsurlarını oluşturan olgular hakkında bilgi sahibi olması zorunludur.

4.1.2.2. Eşyanın Kaçak Olduğunu Bilme

Kanun’un bazı fıkralarında “bu özelliğini bilerek” ifadesine açıkça yer verilmiştir. Örneğin 3. maddenin beşinci fıkrasında, kaçak eşyanın bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alınması, satışa sunulması, satılması, taşınması veya saklanması cezalandırılmaktadır. Bu suç bakımından eşyanın kaçak olduğunun bilinmesi temel unsurdur.

Bu nedenle “sanığın bilmesi gerekirdi” veya “dikkatli davransaydı kaçak olduğunu anlayabilirdi” şeklindeki değerlendirmeler tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Böyle bir yaklaşım kast sorumluluğunun yerine taksir veya objektif sorumluluk uygulanması sonucunu doğurur.

Eşyanın kaçak olduğuna ilişkin bilginin varlığı;

  • Faturasız ve belgesiz şekilde teslim alınması,
  • Olağan piyasa değerinin çok altında satın alınması,
  • Gizli bölmelerde taşınması,
  • Kolluk denetiminden kaçırılmaya çalışılması,
  • Failin eşyanın kaynağına ilişkin çelişkili açıklamaları,
  • Eşyanın gizlice teslim edilmesi,
  • Taşıma karşılığında olağan dışı yüksek ücret alınması

gibi olgulardan çıkarılabilir. Ancak bu belirtilerin olayın tamamıyla birlikte değerlendirilmesi ve bilgi unsurunu her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyması gerekir.

4.1.2.3. Genel Kast ve Özel Kast

5607 sayılı Kanun’daki bütün suçlarda aynı kast türü aranmamaktadır. Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye sokma gibi suçlarda kural olarak genel kast yeterlidir. Failin hareketi ve ilgili maddi unsurları bilerek istemesi suçun oluşmasını sağlayabilir.

Buna karşılık bazı suçlarda özel amaç aranmıştır. İhracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösterme suçunda failin teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanma amacıyla hareket etmesi gerekir. Kaçak eşyanın satın alınması, taşınması veya saklanmasına ilişkin bazı suç tiplerinde ise ticari amaç açıkça aranmıştır. Bu amaç ispatlanmadıkça yalnızca eşyanın bulundurulması nedeniyle mahkûmiyet kurulamaz.

4.1.2.4. Doğrudan Kast ve Olası Kast

Doğrudan kastta fail, eşyanın kaçak olduğunu bilmekte ve suç oluşturan hareketi isteyerek gerçekleştirmektedir. Kaçak olduğunu bildiği eşyayı ücret karşılığında gizli bölmede taşıyan kişinin eylemi buna örnek gösterilebilir.

Olası kastta ise fail, suçun unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bu ihtimali kabullenerek hareketine devam eder. Ancak kanuni tanımda eşyanın belirli niteliğinin “bilinmesi” açıkça aranıyorsa olası kastın yeterli olup olmadığı suç tipinin lafzı ve amacı doğrultusunda dikkatle değerlendirilmelidir. Sadece şüphelenme veya araştırma yükümlülüğüne aykırılık, eşyanın kaçak niteliğinin bilindiğini göstermeyebilir.

4.1.2.5. Hata

Türk Ceza Kanunu’nun hata hükümleri uyarınca suçun maddi unsurlarından birini bilmeyen kişi kasten hareket etmiş sayılmaz. Failin taşıdığı eşyanın yasal yollarla ithal edildiğine, belgelerin geçerli olduğuna veya eşyanın kaçak olmadığına ilişkin kaçınılmaz bir hataya düşmesi hâlinde kast ortadan kalkabilir.

Ancak hata savunmasının kabul edilebilmesi için soyut bir iddia yeterli değildir. Failin eşyanın temin şekli, teslim koşulları, belgeler ve olayın olağan akışı karşısında gerçekten böyle bir yanılgıya düşüp düşmediği araştırılmalıdır.

Genel Değerlendirme

Kaçakçılık suçlarında yalnızca eşyanın ele geçirilmesi veya sanığın eşya ile fiziksel bağlantısının bulunması mahkûmiyet için yeterli değildir. Öncelikle isnat edilen fıkranın maddi unsurları belirlenmeli; daha sonra sanığın bu unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirip gerçekleştirmediği araştırılmalıdır.

Özellikle eşyanın kaçak niteliğinin bilinmesi ve ticari amaç unsurları, varsayımlara değil somut delillere dayanmalıdır. Sanığın savunması, eşyanın miktarı, taşınma ve saklanma biçimi, belge durumu, elde edilen menfaat ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kastın veya özel amacın her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanamaması hâlinde “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince beraat kararı verilmelidir.

5.YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA KAST UNSURUNUN İNCELENMESİ

Kaçakçılık suçlarında kast, failin suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesini ifade eder. Ancak kast kişinin iç dünyasına ilişkin olduğundan çoğu zaman doğrudan delille ispatlanamaz. Yargıtay, kastın varlığını olayın gerçekleşme biçimi, eşyanın niteliği ve miktarı, taşınma veya saklanma yöntemi, failin konumu, elde ettiği menfaat, belge durumu ve savunmalarının tutarlılığı gibi dış dünyaya yansıyan olgulardan hareketle belirlemektedir.

Bununla birlikte kaçak eşyanın ele geçirilmiş olması veya sanığın eşya ile fiziksel bağlantısının bulunması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Sanığın eşyanın kaçak niteliğini bildiği ve suç oluşturan hareketi bilinçli olarak gerçekleştirdiği, her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.

5.1. Eşyanın Kaçak Niteliğinin Bilinmesi

5607 sayılı Kanun’un bazı suç tiplerinde eşyanın kaçak özelliğinin bilinmesi açıkça aranmaktadır. Bu durumda failin yalnızca eşyayı taşıması, saklaması veya bulundurması yeterli değildir. Failin eşyanın hukuka aykırı yollarla ülkeye sokulduğundan veya kanunda belirtilen diğer kaçaklık özelliklerinden haberdar olması gerekir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22 Şubat 2018 tarihli, 2015/4701 E. ve 2018/1894 K. sayılı kararında, nakliye işi yapan sanığın aracına yüklenen toz şekeri sevk irsaliyesine dayanarak taşıdığı ve bu belgeyi kontrol sırasında görevlilere ibraz ettiği tespit edilmiştir. Daire, sanığın eşyanın kaçak olduğunu bildiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Bu karar, taşıyıcının eşyanın kaçak niteliğini bildiğinin ayrıca ispatlanması gerektiğini göstermektedir.

Dolayısıyla eşyanın sonradan kaçak olduğunun anlaşılması, taşıyıcının otomatik olarak cezalandırılmasını gerektirmez. Failin belgeye güvenip güvenemeyeceği, taşımanın olağan bir ticari işlem görünümünde olup olmadığı ve eşyanın kaynağı hakkında bilgi sahibi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

5.2. Failin Görevi veya Eşyaya Yakınlığı Tek Başına Yeterli Değildir

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12 Ekim 2021 tarihli, 2019/128 E. ve 2021/464 K. sayılı kararında, bir yolcu otobüsünün bagajında sahibi belirlenemeyen valiz içerisinde 113 karton kaçak sigara ele geçirilmiştir. Sanık, otobüste muavin olarak çalışmakta olup valizin bir yolcu tarafından teslim edildiğini, bagaj fişinin arama sırasında düşmüş olabileceğini savunmuştur. Tutanak tanığının da bagaj fişlerinin taşıma sırasında kopabileceğini belirtmesi üzerine Ceza Genel Kurulu, sanığın yalnızca otobüste muavin olarak çalışmasının mahkûmiyet için yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Kararda, sanığın kaçak sigaraların sahibi olduğuna veya eşyanın kaçak niteliğini bilerek taşıdığına ilişkin kesin ve inandırıcı başka bir delil bulunmadığı belirtilmiş ve beraat hükmü onanmıştır. Böylece Yargıtay, mesleki gözetim yükümlülüğüne aykırılık ile kaçakçılık kastının birbirinden ayrılması gerektiğini kabul etmiştir.

Bu yaklaşım uyarınca kişinin aracın sürücüsü, muavini, çalışanı veya işyeri sorumlusu olması, tek başına kastın varlığını göstermez. Sanığın eşyanın varlığından ve kaçak özelliğinden haberdar olduğu somut delillerle belirlenmelidir.

5.3. Ticari Amaç Özel Olarak İspatlanmalıdır

5607 sayılı Kanun’un bazı fıkralarında genel kastın yanında ticari amaç da aranmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ticari amacı genel olarak kazanç elde etme amacı şeklinde değerlendirmektedir. Ancak ticari amaç yalnızca eşyanın daha sonra satılmasıyla sınırlı değildir. Eşyanın bir ticari faaliyet kapsamında maliyet unsuru olarak kullanılması veya borç ilişkisinde değerlendirilmesi de ticari amaç kapsamında kabul edilebilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24 Haziran 2021 tarihli, 2019/4 E. ve 2021/310 K. sayılı kararında, sanığın aracında 39 litre alkollü içki, sekiz karton sigara ve 2,5 kilogram çay ele geçirilmiştir. Sanık, ürünleri oğlunun düğününde misafirlere ikram etmek amacıyla getirdiğini savunmuş ve düğün davetiyesi ile kolluk tutanağını dosyaya sunmuştur. Ceza Genel Kurulu, savunmayı destekleyen belgeler karşısında ürünlerin ticari amaçla bulundurulduğunun kesin olarak ispatlanamadığına karar vermiştir.

Kararda failin ticari amaçla hareket edip etmediğinin;

  • Ekonomik ve sosyal durumu,
  • Eşyanın cinsi ve miktarı,
  • Eşyanın kullanım yeri ve zamanı,
  • Eşyanın değeri,
  • Bulundurma ve ele geçirilme biçimi,
  • Sanığın savunmasını destekleyen deliller

birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bu karar doğrultusunda eşyanın kişisel kullanım amacıyla bulundurulduğuna ilişkin savunma soyut biçimde reddedilemez. Savunma, olayın tarihi, eşyanın kullanım niteliği ve dosyaya sunulan belgelerle birlikte değerlendirilmelidir.

5.4. Eşyanın Miktarı ve Niteliği Kastın Belirlenmesinde Önemlidir

Yargıtay uygulamasında eşyanın miktarı, ticari amacın belirlenmesinde önemli bir emare olarak kabul edilmektedir. Ancak miktar değerlendirmesi, eşyanın türünden ve kullanım özelliklerinden bağımsız olarak yapılmamalıdır.

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2016/86 E. ve 2018/3819 K. sayılı kararında, sanıkta ele geçirilen 300 paket kaçak ve bandrolsüz sigaranın miktar ve mahiyet itibarıyla kişisel kullanım sınırını aştığı kabul edilmiştir. Daire, ticari kast bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararını bozmuştur.

Benzer şekilde Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19 Şubat 2019 tarihli, 2018/3278 E. ve 2019/10719 K. sayılı kararında, 25 karton kaçak sigaranın ticari miktar ve mahiyette olduğu belirtilmiş ve sanığın ticari kastının bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararı hukuka aykırı bulunmuştur.

Bununla birlikte belirli bir miktarın her olay bakımından otomatik biçimde ticari amaç oluşturduğu söylenemez. Eşyanın kullanım süresi, failin kişisel veya ailevi ihtiyacı, ürünün bozulabilirliği, paketlenme biçimi ve satışa yönelik başka delillerin bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir.

5.5. Kişisel Kullanım Savunmasının Değerlendirilmesi

Kişisel kullanım savunmasının kabul edilip edilmemesinde yalnızca eşyanın sayısal miktarı değil, eşyanın niteliği ve kullanım amacı da önemlidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28 Haziran 2022 tarihli, 2020/298 E. ve 2022/493 K. sayılı kararında, sanığın aracında yaklaşık 113,64 metrekare fayans ele geçirilmiştir. Sanık, ev yaptırdığını ve fayansları yapımda kullanmak amacıyla aldığını savunmuştur. Ceza Genel Kurulu, eşyanın niteliği ile savunmanın içeriğini birlikte değerlendirerek suçun unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşmış ve mahkûmiyet kararını bozmuştur.

Bu karar, eşyanın yüksek miktarda olmasının her zaman ticari amaç anlamına gelmeyeceğini göstermektedir. Özellikle yapı malzemesi, ev eşyası veya belirli bir kişisel ihtiyaç için toplu olarak alınabilecek ürünler bakımından somut kullanım amacı araştırılmalıdır.

5.6. Gizleme ve Olağan Dışı Taşıma Yöntemleri

Eşyanın aracın gizli bölmesine, yatağın altına, yakıt deposuna veya özel olarak hazırlanmış düzeneklere yerleştirilmesi, failin eşyanın varlığını ve hukuka aykırı niteliğini bildiğine işaret edebilir. Benzer şekilde kolluk kontrolünden kaçma, eşyanın sahibini gizleme, sahte belge kullanma veya olağan dışı yüksek taşıma ücreti alma da kastın belirlenmesinde dikkate alınabilir.

Ancak gizleme olgusu bulunsa dahi mahkeme, bu olgunun sanığın bilgi ve iradesiyle bağlantısını gerekçeli olarak açıklamalıdır. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2014/5578 E. ve 2015/12791 K. sayılı kararında, araç içerisinde pet şişelere gizlenmiş 45 litre kaçak akaryakıtla ilgili olarak sanığın kişisel kullanım savunması karşısında ticari kasta hangi gerekçeyle ulaşıldığının tartışılmaması bozma nedeni sayılmıştır.

Bu nedenle eşyanın gizlenmiş olması güçlü bir belirti sayılabilirse de gerekçesiz biçimde ticari amaç sonucuna ulaşılması yeterli değildir.

5.7. Savunmaların Tutarlılığı ve Hayatın Olağan Akışı

Yargıtay, sanığın savunmasının soruşturma ve kovuşturma boyunca değişip değişmediğini, başka deliller tarafından doğrulanıp doğrulanmadığını ve hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını incelemektedir.

Sanığın eşyanın kime ait olduğunu açıklayamaması, teslim eden kişi hakkında çelişkili bilgiler vermesi, taşıma ücretini gizlemesi veya fatura ve sevk belgeleri konusunda birbirini tutmayan savunmalar yapması kastın varlığı yönünde değerlendirilebilir. Buna karşılık istikrarlı savunmanın tanık, belge, kamera kaydı veya olayın diğer şartları tarafından desteklenmesi hâlinde bu savunmanın aksinin somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Ceza Genel Kurulunun otobüs muavinine ilişkin kararında savunmanın bir tutanak tanığı tarafından kısmen doğrulanması, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde etkili olmuştur. Düğün için getirildiği savunulan ürünlere ilişkin kararda ise düğün davetiyesi ve kolluk belgesi, kişisel kullanım savunmasını destekleyen unsurlar olarak kabul edilmiştir.

5.8. “Bilmesi Gerekirdi” Değil, “Bildiği” İspatlanmalıdır

Kaçakçılık suçları kural olarak taksirle işlenebilen suçlar değildir. Bu nedenle sanığın daha dikkatli davranması gerektiği, eşyanın kaynağını araştırmadığı veya kaçak olabileceğinden şüphelenmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmeler tek başına mahkûmiyet için yeterli olmaz.

Özellikle kanun metninde “bu özelliğini bilerek” ifadesinin kullanıldığı suç tiplerinde gerçek bilgi unsurunun ispatlanması gerekir. “Bilmesi gerekirdi” şeklindeki bir gerekçe, kast sorumluluğunu taksir veya objektif sorumluluğa dönüştürebilir.

Failin mesleği, tecrübesi ve taşıma koşulları bilgi unsurunun belirlenmesinde yardımcı olabilir. Ancak sanığın şoför, nakliyeci veya ticaretle uğraşan kişi olması, kaçakçılık kastının doğrudan kanıtı değildir.

5.9. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Yargıtay kararlarında kaçakçılık kastının ispatı bakımından en fazla vurgulanan ilkelerden biri “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Ceza Genel Kuruluna göre mahkûmiyet, yüksek bir ihtimale veya varsayıma değil, her türlü şüpheden uzak kesinliğe dayanmalıdır. Olayın gerçekleşme şekli veya sanığın kastı konusunda giderilemeyen şüpheler sanık aleyhine yorumlanamaz.

Bu kapsamda;

  • Kaçak eşyanın kime ait olduğunun tespit edilememesi,
  • Sanığın eşyanın varlığını bilip bilmediğinin belirsiz kalması,
  • Kişisel kullanım savunmasının aksinin kanıtlanamaması,
  • Ticari amaç yönünden yalnızca eşya miktarına dayanılması,
  • Failin suçla bağlantısını gösteren iletişim, menfaat veya teslim delilinin bulunmaması

hâllerinde beraat kararı verilmesi gerekebilir.

Genel Değerlendirme

Yargıtay’ın kaçakçılık suçlarında kastın belirlenmesine ilişkin yaklaşımı, her somut olayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesine dayanmaktadır. Kastın varlığı bakımından eşyanın miktarı, değeri ve saklanma biçimi önemli olmakla birlikte bunların hiçbiri tek başına mutlak delil niteliğinde değildir.

Mahkemenin öncelikle sanığa isnat edilen suç tipinde hangi bilgi ve amaç unsurlarının arandığını belirlemesi gerekir. Daha sonra sanığın eşyanın kaçak niteliğini bilip bilmediği, fiili isteyerek gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve kanunda aranıyorsa ticari amaçla hareket edip etmediği ayrı ayrı incelenmelidir.

Yargıtay kararlarından çıkan temel sonuç; failin eşya ile fiziksel bağlantısı, mesleği veya dikkatsiz davranışı üzerinden varsayımsal kast oluşturulamayacağıdır. Mahkûmiyet için sanığın suçun maddi unsurlarını bildiğini ve fiili gerçekleştirmeyi istediğini gösteren somut, hukuka uygun, kesin ve birbirini tamamlayan deliller bulunmalıdır. Bu şartlar gerçekleşmediğinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi uygulanarak beraat kararı verilmelidir.

6.UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Kaçakçılık suçlarında kastın belirlenmesi, uygulamada en fazla tartışmaya neden olan konulardan biridir. Failin iç dünyasına ilişkin olan kast, doğrudan gözlemlenebilen bir olgu değildir. Bu nedenle mahkemeler, failin bilgi ve iradesini olayın dış dünyaya yansıyan özelliklerinden hareketle belirlemektedir. Ancak bu değerlendirme sırasında kaçak eşyanın ele geçirilmesi, eşyanın miktarı veya sanığın eşya üzerindeki fiilî hâkimiyeti kimi zaman kastın varlığı için yeterli kabul edilmekte; suçun manevi unsurunun ayrı ve ayrıntılı biçimde incelenmesi ihmal edilebilmektedir.

6.1. Uygulanacak Suç Tipinin Doğru Belirlenememesi

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde tek bir kaçakçılık suçu değil, farklı hareketlere ve eşya türlerine göre düzenlenmiş çok sayıda suç tipi bulunmaktadır. Bu suçların maddi ve manevi unsurları birbirinden farklıdır.

Örneğin Kanun’un 3. maddesinin beşinci fıkrasında, ilk dört fıkradaki fiillere iştirak etmeyen kişinin kaçak eşyayı kaçaklık özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alması, satışa sunması, satması, taşıması veya saklaması cezalandırılmaktadır. Buna karşılık eşyanın doğrudan gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulmasına ilişkin suçta farklı unsurlar aranmaktadır.

Uygulamada, sanığın eyleminin hangi fıkra kapsamında bulunduğu açıkça belirlenmeden genel ifadelerle mahkûmiyet hükmü kurulabilmektedir. Oysa failin kaçakçılık fiiline başlangıçtan itibaren katılması ile sonradan kaçak eşyayı ticari amaçla taşıması veya saklaması aynı hukuki nitelikte değildir. Suç tipinin yanlış belirlenmesi, kast bakımından hangi olguların ispatlanması gerektiğinin de hatalı değerlendirilmesine yol açmaktadır.

6.2. Maddi Unsurdan Hareketle Kastın Varsayılması

Kaçak eşyanın sanığın aracında, işyerinde veya yanında ele geçirilmesi, suçun maddi yönü bakımından önemli bir delil olabilir. Ancak eşya ile fiziksel bağlantının bulunması, sanığın eşyanın kaçak niteliğini bildiğini kendiliğinden göstermez.

Özellikle sürücü, muavin, nakliyeci, depo çalışanı ve işyeri personeli hakkında yalnızca görevleri veya eşyanın bulunduğu yer üzerindeki sorumlulukları nedeniyle mahkûmiyet kararı verilmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmayabilir. Sanığın eşyanın varlığından haberdar olup olmadığı, eşyanın içeriğini görüp görmediği, taşıma işlemini hangi şartlarda kabul ettiği ve suçtan ekonomik menfaat elde edip etmediği ayrıca araştırılmalıdır.

Bir kişinin mesleki denetim yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemiş olması ile eşyanın kaçak olduğunu bilerek hareket etmesi aynı değildir. Dikkatsizlik veya gerekli kontrolün yapılmaması, taksir düzeyinde değerlendirilebilecek bir davranış olabilir. Kaçakçılık suçlarının kural olarak taksirle işlenememesi nedeniyle bu durum tek başına mahkûmiyet için yeterli sayılamaz.

6.3. “Biliyordu” ile “Bilmesi Gerekirdi” Ayrımının Gözetilmemesi

Uygulamada karşılaşılan temel sorunlardan biri, failin eşyanın kaçak olduğunu bildiğinin ispatlanması yerine “bilmesi gerektiği” düşüncesinden hareket edilmesidir.

Eşyanın faturasız olması, düşük bedelle satın alınması, gece saatlerinde taşınması veya kaynağının tam olarak açıklanamaması bilgi unsuruna işaret edebilir. Ancak bu olguların her biri, somut olayın bütün koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Failin eşyanın kaçak niteliğini gerçekten bildiğini göstermeyen yalnızca soyut şüpheler, kastın ispatı için yeterli değildir.

Özellikle kanun metninde “bu özelliğini bilerek” ifadesinin kullanıldığı suç tiplerinde, mahkemenin sanığın gerçek bilgi sahibi olduğuna ilişkin gerekçesini ortaya koyması gerekir. “Sanığın tecrübesi gereği bilmesi gerektiği”, “eşyanın kaçak olabileceğini araştırmadığı” veya “hayatın olağan akışına göre durumdan haberdar olması gerektiği” şeklindeki değerlendirmeler, tek başına doğrudan kastın varlığını göstermez. Aksi yaklaşım, kusura dayalı ceza sorumluluğunun yerine objektif sorumluluk doğurabilir.

6.4. Ticari Amaç Kavramının Belirsiz Uygulanması

5607 sayılı Kanun’un bazı suç tiplerinde ticari amaç, suçun oluşması için açıkça aranmaktadır. Bununla birlikte Kanun’da ticari amacın tanımı yapılmadığından uygulamada önemli yorum farklılıkları ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ticari amacı maddi veya ekonomik menfaat elde etme amacıyla ilişkilendirmekte; bunun her olayın kendi şartlarına göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Suç tipinde ticari amaç aranıyorsa, bu amacın yalnızca eşyanın varlığı veya miktarı üzerinden varsayılması yeterli değildir.

Eşyanın ileride satılmak üzere bulundurulması ticari amaca işaret edebilir. Ancak eşyanın kişisel veya ailevi ihtiyaç için temin edilmesi, belirli bir etkinlikte kullanılacak olması ya da ticari olmayan başka bir nedenle bulundurulması durumunda suçun özel amaç unsuru oluşmayabilir.

Bu nedenle ticari amaç değerlendirilirken eşyanın cinsi, miktarı, ekonomik değeri, paketlenme biçimi, satışa hazır olup olmadığı, sanığın mesleği, sosyal ve ekonomik durumu, müşteri bağlantıları ve satışa ilişkin diğer deliller birlikte incelenmelidir.

6.5. Eşya Miktarının Tek Başına Belirleyici Kabul Edilmesi

Kaçak eşyanın miktarı, ticari amacın belirlenmesinde önemli bir emaredir. Bununla birlikte miktar, tek başına ve her eşya bakımından aynı şekilde uygulanabilecek kesin bir ölçüt değildir.

Belirli sayıda sigara, alkollü içki, elektronik ürün veya yapı malzemesi, kullanım özellikleri nedeniyle farklı değerlendirmelere tabi olabilir. Bir ürün bakımından kişisel kullanım sınırını aşan miktar, başka bir ürün bakımından olağan kişisel veya ailevi ihtiyaç kapsamında kalabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ticari amaç değerlendirmesine ilişkin kararlarında da eşyanın miktarının yanı sıra failin ekonomik ve sosyal durumu, eşyanın kullanım yeri ve zamanı, bulundurulma şekli ve savunmayı destekleyen diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Uygulamada standart ve öngörülebilir kişisel kullanım ölçütlerinin bulunmaması, benzer miktarlardaki eşya hakkında farklı kararlar verilmesine neden olabilmektedir. Bu durum hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik bakımından sorun yaratmaktadır.

6.6. Kişisel Kullanım Savunmasının Yeterince Araştırılmaması

Sanıkların en sık ileri sürdüğü savunmalardan biri, ele geçirilen eşyanın kişisel veya ailevi kullanım için temin edildiğidir. Bu savunmanın soyut biçimde ileri sürülmesi tek başına beraat için yeterli değildir. Ancak mahkemenin de savunmayı yalnızca eşyanın miktarına dayanarak reddetmemesi gerekir.

Sanığın savunmasını doğrulayabilecek düğün davetiyesi, inşaat ruhsatı, seyahat bilgileri, aile nüfusu, kullanım alışkanlıkları, alışveriş belgeleri, tanık anlatımları ve ekonomik durumu araştırılmalıdır. Savunmayı doğrulayan veya çürüten deliller toplanmadan ticari amaç bulunduğu sonucuna ulaşılması eksik inceleme oluşturabilir.

Ceza muhakemesinde sanığın suçsuzluğunu ispatlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kişisel kullanım savunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu düşünülse bile bu savunmanın aksinin iddia makamı tarafından somut delillerle ortaya konulması gerekir.

6.7. Birden Fazla Sanığın Bulunduğu Dosyalarda Bireyselleştirme Yapılmaması

Kaçakçılık suçları çoğu zaman birden fazla kişinin bulunduğu araç, işyeri, depo veya konutta ele geçirilen eşyalar üzerinden soruşturulmaktadır. Bu dosyalarda bütün sanıkların aynı gerekçeyle sorumlu tutulması önemli bir uygulama sorunudur.

Her sanık bakımından;

  • Eşyayla kurduğu fiilî bağlantı,
  • Eşyanın varlığından haberdar olup olmadığı,
  • Kaçaklık niteliğini bilip bilmediği,
  • Suçun icrasına ne şekilde katkı sağladığı,
  • Ekonomik menfaat elde edip etmediği,
  • Diğer sanıklarla arasındaki ilişki

ayrı ayrı belirlenmelidir.

Aynı araçta yolculuk yapmak, aynı işyerinde çalışmak veya eşya sahibinin yakını olmak, suç ortaklığını kendiliğinden göstermez. Mahkûmiyet gerekçesinin her sanık bakımından kişiselleştirilmemesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ihlaline neden olabilir.

6.8. Teknik ve İdari İncelemelerin Yetersizliği

Eşyanın kaçak niteliğinin belirlenmesi çoğu zaman teknik rapor, gümrük araştırması, bandrol incelemesi, ulusal marker analizi veya bilirkişi değerlendirmesi gerektirmektedir. Bu incelemeler yapılmadan yalnızca kolluk görevlilerinin gözlemlerine dayanılarak eşyanın kaçak olduğu sonucuna ulaşılması isabetli değildir.

Eşyanın ülkeye yasal yollarla girip girmediği, gümrük vergilerinin ödenip ödenmediği, bandrolün gerçek olup olmadığı, ürünün içeriği ve piyasa değeri ilgili kurumlardan sorulmalıdır. Raporların yalnızca eşyanın kaçak niteliğini değil, sanığın savunmalarının doğruluğunu değerlendirmeye yarayacak bilgileri de içermesi gerekir.

Belirli eşya türlerinde imha işleminden önce tahlil, inceleme veya keşif yapılmasına yetecek miktarda numune alınması öngörülmektedir. Numunenin yetersiz alınması, muhafaza koşullarının belirsiz olması veya eşyanın ayrıntılı şekilde görüntülenmeden imha edilmesi, sanığın sonradan karşı inceleme yaptırma imkânını sınırlandırabilir.

6.9. İletişim ve Dijital Delillerin Bağlamından Koparılması

Telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar, konum kayıtları ve dijital ödeme hareketleri kaçakçılık kastının ispatında önemli olabilir. Ancak bu delillerin doğrudan suçla bağlantısı kurulmadan yorumlanması sakıncalıdır.

Sanığın başka bir kişiyle görüşmüş olması, suç mahallinde baz sinyali vermesi veya para transferi yapması tek başına kaçakçılık kastını kanıtlamaz. Görüşmenin içeriği, para transferinin nedeni, taraflar arasındaki ticari veya kişisel ilişki ve kayıtların suç tarihindeki olayla bağlantısı araştırılmalıdır.

Şifreli veya üstü kapalı ifadeler içerdiği ileri sürülen yazışmaların anlamı da varsayımla belirlenmemeli; yazışmanın bütünü ve tarafların önceki ilişkileri değerlendirilmelidir.

6.10. Savunmadaki Çelişkilerin Tek Başına Mahkûmiyet Nedeni Yapılması

Sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki ifadeleri arasında farklılık bulunması, savunmanın güvenilirliği bakımından dikkate alınabilir. Ancak savunmadaki çelişki, iddia makamının suçun bütün unsurlarını ispatlama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Sanığın susması, bazı sorulara cevap vermemesi veya eşyanın sahibini açıklayamaması tek başına suçluluğun delili sayılamaz. Çelişkili savunmalar, diğer maddi delillerle desteklendiği ölçüde kastın belirlenmesinde kullanılabilir. Yalnızca savunmanın inandırıcı bulunmaması, mahkûmiyet için gerekli pozitif ispatın yerini tutmaz.

6.11. Gerekçeli Kararlarda Kastın Ayrıntılı Tartışılmaması

Mahkemelerin bazı kararlarında eşyanın miktarı, yakalanma yeri ve sanığın savunmasına yer verildikten sonra doğrudan “sanığın ticari kastla hareket ettiği anlaşılmıştır” sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak hangi delilin bilgi unsurunu, hangi delilin isteme veya ticari amaç unsurunu gösterdiği ayrı ayrı açıklanmalıdır.

Gerekçeli karar hakkı, tarafların ileri sürdüğü esaslı iddia ve itirazların mahkeme tarafından karşılanmasını gerektirir. Özellikle suçun manevi unsuruna ilişkin kişisel kullanım, eşyanın başkasına ait olduğu, taşıma içeriğinin bilinmediği veya belgelerin geçerli sanıldığı yönündeki savunmaların neden kabul edilmediği somut gerekçelerle açıklanmalıdır.

Soyut ve kalıp ifadelerle kurulan mahkûmiyet kararları, kanun yolu denetimini de güçleştirmektedir. Üst mahkemenin kast değerlendirmesinin hangi delillere dayandığını anlayabilmesi için maddi olgular ile ulaşılan hukuki sonuç arasında açık bir bağlantı kurulmalıdır.

6.12. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesinin Etkili Uygulanmaması

Kaçakçılık dosyalarında eşyanın kime ait olduğu, sanığın eşyanın varlığını bilip bilmediği veya ticari amaç taşıyıp taşımadığı konusunda giderilemeyen şüpheler bulunabilir. Bu şüphelerin sanık aleyhine yorumlanması ceza muhakemesinin temel ilkelerine aykırıdır.

Mahkûmiyet hükmü, sanığın suçu işlemiş olmasının mümkün veya kuvvetle muhtemel görülmesine değil, suçun her türlü makul şüpheden uzak şekilde ispatlanmasına dayanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile gerekçeli karar zorunluluğunun ceza yargılamasının temel güvenceleri arasında bulunduğu belirtilmektedir.

Eşyanın kaçak olduğunun kesinleşmesi ile sanığın kaçakçılık kastının ispatlanması birbirinden farklı konulardır. Birinci husus ortaya konulmuş olsa bile sanığın eşyanın niteliğini bildiği ve kanunda aranan amaçla hareket ettiği kanıtlanamamışsa beraat kararı verilmelidir.

Genel Değerlendirme

Kaçakçılık suçlarında uygulamada karşılaşılan temel sorun, maddi unsur ile manevi unsur arasındaki ayrımın yeterince gözetilmemesidir. Kaçak eşyanın bulunması, sanığın eşya üzerinde fiilî hâkimiyet kurması veya eşyanın belirli bir miktarın üzerinde olması, kastın varlığını tek başına kanıtlamaz.

Sağlıklı bir kast değerlendirmesi için önce uygulanacak suç tipi belirlenmeli; ardından sanığın eşyanın kaçak niteliğini bilip bilmediği, suç oluşturan hareketi isteyerek gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve suç tipinde aranıyorsa ticari amaç taşıyıp taşımadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.

Yargılama makamlarının varsayımlardan değil somut ve hukuka uygun delillerden hareket etmesi; sanığın görevi, mesleği veya eşyanın bulunduğu yer nedeniyle otomatik sorumluluk kurmaması gerekir. Giderilemeyen şüphelerin sanık lehine değerlendirilmesi ve mahkûmiyet kararında kastın hangi delillerle ispatlandığının açıkça gösterilmesi, kusur sorumluluğu ve adil yargılanma hakkının zorunlu sonucudur.

7.ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Kaçakçılık suçlarında kast unsurunun belirlenmesine ilişkin uygulama sorunlarının giderilebilmesi için mevzuat, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu denetimi aşamalarında daha sistemli ölçütlerin benimsenmesi gerekmektedir. Kaçakçılıkla etkin mücadele edilmesi önemli olmakla birlikte bu amaç, ceza sorumluluğunun kusura dayanması, şahsiliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkelerinin göz ardı edilmesini haklı göstermez. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesini gerektirdiğinden, yalnızca kaçak eşyanın ele geçirilmesine dayanılarak mahkûmiyet kurulması mümkün olmamalıdır.

7.1. Her Suç Tipinin Manevi Unsuru Açıkça Belirlenmelidir

5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinde birbirinden farklı maddi ve manevi unsurlara sahip çok sayıda suç tipi bulunmaktadır. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma makamları öncelikle sanığın eyleminin hangi fıkra kapsamında kaldığını açıkça belirlemelidir.

Eşyayı doğrudan gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye sokan kişi ile kaçakçılık fiiline iştirak etmeyip daha sonra kaçak eşyayı taşıyan, saklayan veya satın alan kişinin hukuki durumu aynı değildir. İkinci durumda eşyanın kaçak niteliğinin bilinmesi ve ilgili fıkrada aranıyorsa ticari amaçla hareket edilmesi ayrıca ispatlanmalıdır.

İddianamelerde ve gerekçeli kararlarda yalnızca “kaçakçılık suçunu işlediği” şeklindeki genel ifadelerle yetinilmemeli; uygulanması istenen fıkra, bu fıkrada aranan bilgi ve amaç unsurları ile sanığın bu unsurları gerçekleştirdiğini gösteren deliller ayrı ayrı açıklanmalıdır.

7.2. Kast ile Taksir Arasındaki Ayrım Korunmalıdır

Uygulamada “sanığın eşyanın kaçak olduğunu bilmesi gerektiği” veya “gerekli araştırmayı yapmadığı” gerekçeleriyle kastın varlığının kabul edildiği görülmektedir. Ancak bir kişinin daha dikkatli davranması hâlinde eşyanın kaçak olduğunu öğrenebilecek olması, eşyanın kaçak niteliğini gerçekten bildiğini göstermez.

Kaçakçılık suçları bakımından taksirli sorumluluk ayrıca düzenlenmediği sürece ihmal, özensizlik veya kontrol yükümlülüğüne aykırılık tek başına mahkûmiyet nedeni yapılmamalıdır. Özellikle taşıyıcı, şoför, muavin, depo çalışanı ve işyeri personeli bakımından mesleki dikkat yükümlülüğüne aykırılık ile kaçakçılık kastı birbirinden kesin biçimde ayrılmalıdır.

Mahkemeler, “bilmesi gerekirdi” sonucundan değil, “bildiği sabittir” sonucuna ulaştıran delillerden hareket etmelidir. Aksi yaklaşım, kusura dayalı ceza sorumluluğunun yerine objektif sorumluluk kurulması sonucunu doğurabilir.

7.3. “Bilerek” İfadesi ile Olası Kast Arasındaki İlişki Açıklığa Kavuşturulmalıdır

5607 sayılı Kanun’un bazı hükümlerinde eşyanın belirli özelliğinin “bilinmesi” açıkça aranmaktadır. Bu suç tiplerinde olası kastın yeterli olup olmadığı konusunda uygulamada farklı değerlendirmeler ortaya çıkabilmektedir.

Failin eşyanın kaçak olabileceğinden yalnızca şüphelenmesi ile bu ihtimali ciddi biçimde öngörüp kabullenmesi aynı değildir. Bu nedenle olası kastın uygulanacağı durumların, doğrudan bilgiyi arayan suç tipleri bakımından öğretide ve yargı kararlarında daha açık ölçütlere bağlanması gerekir.

Kanun koyucu, suç tiplerinin lafzında doğrudan bilgi aranıp aranmadığını veya olası kastın yeterli kabul edilip edilmeyeceğini daha belirgin biçimde düzenleyebilir. Böyle bir açıklık, benzer olaylarda farklı kararlar verilmesini önleyerek hukuki güvenliği artıracaktır.

7.4. Ticari Amaç İçin Ortak Değerlendirme Ölçütleri Oluşturulmalıdır

5607 sayılı Kanun’da bazı fiillerin suç oluşturabilmesi için ticari amaçla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak ticari amacın kanunda ayrıntılı biçimde tanımlanmaması, uygulamada yalnızca eşyanın miktarına dayanan farklı kararların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Ticari amacın belirlenmesinde kullanılacak ortak ölçütler yargısal içtihatlarla veya uygulama rehberleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu kapsamda;

  • Eşyanın miktarı, türü ve ekonomik değeri,
  • Ürünün kişisel kullanım süresi ve özellikleri,
  • Paketlenme ve satışa hazırlanma biçimi,
  • Sanığın mesleği ve ekonomik durumu,
  • Satış ilanı, müşteri görüşmesi veya sipariş kaydı bulunup bulunmadığı,
  • Para transferleri ve ticari iletişim kayıtları,
  • Sanığın daha önce benzer işlemler gerçekleştirip gerçekleştirmediği,
  • Kişisel kullanım savunmasını doğrulayan belgeler

birlikte değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte her ürün için değişmez ve kesin miktar sınırları belirlenmesi de isabetli olmayabilir. Sigara, alkollü içki, elektronik eşya, yapı malzemesi ve akaryakıtın kişisel kullanım özellikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle miktar önemli bir emare olarak kullanılmalı; ancak tek başına ticari amaç karinesine dönüştürülmemelidir.

7.5. Kişisel Kullanım Savunmaları Etkin Biçimde Araştırılmalıdır

Sanığın ele geçirilen eşyanın kişisel veya ailevi kullanım için temin edildiğini ileri sürmesi hâlinde bu savunma soyut ifadelerle reddedilmemelidir. Mahkeme, savunmayı doğrulayabilecek veya çürütebilecek delilleri kendiliğinden araştırmalıdır.

Örneğin eşyanın düğün, inşaat, seyahat, hediye veya aile ihtiyacı için alındığı ileri sürülüyorsa düğün davetiyesi, ruhsat, seyahat kaydı, tanık anlatımı, aile nüfusu, kullanım alanı ve ekonomik durum gibi hususlar incelenmelidir.

Sanığın kişisel kullanım amacını kesin biçimde ispatlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. İddia makamı, ticari amaç unsurunu her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koymalıdır. Kişisel kullanım ihtimalinin somut olayın koşulları karşısında giderilememesi hâlinde bu şüphe sanık lehine değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesi de ceza yargılamasında suçun sabit kabul edilebilmesi için şüphelerin giderilmesini ve sanığın delillerini etkili biçimde sunabilmesini adil yargılanmanın temel güvenceleri arasında değerlendirmektedir.

7.6. Her Sanık Bakımından Bireyselleştirilmiş İnceleme Yapılmalıdır

Birden fazla kişinin bulunduğu araç, depo, işyeri veya konutta kaçak eşya ele geçirilmesi hâlinde tüm sanıklar aynı gerekçeyle sorumlu tutulmamalıdır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince her kişinin bilgi, irade ve suçun icrasına katkısı ayrı ayrı belirlenmelidir.

Her sanık yönünden;

  • Eşyanın varlığını bilip bilmediği,
  • Kaçaklık niteliğinden haberdar olup olmadığı,
  • Eşya üzerinde fiilî hâkimiyet kurup kurmadığı,
  • Taşıma veya saklama işlemine ne şekilde katıldığı,
  • Ekonomik menfaat elde edip etmediği,
  • Diğer sanıklarla suç bağlantısı bulunup bulunmadığı

araştırılmalıdır.

Sanığın araçta yolcu olması, işyerinde çalışması, eşya sahibinin akrabası olması veya kaçak eşyanın bulunduğu alanın ortak kullanılması tek başına suç ortaklığını göstermez. İştirak iradesi ve ortak suç işleme kararı somut delillerle ortaya konulmalıdır.

7.7. Soruşturma Aşamasında Standart Delil Toplama Sistemi Kurulmalıdır

Kaçakçılık kastının doğru değerlendirilebilmesi, olayın ilk anından itibaren eksiksiz delil toplanmasına bağlıdır. Kolluk tutanaklarının yalnızca eşyanın miktarını ve ele geçirildiği yeri göstermesi yeterli değildir.

Tutanaklarda;

  • Eşyanın tam olarak nerede bulunduğu,
  • Açıkta mı yoksa gizlenmiş şekilde mi taşındığı,
  • Gizleme düzeneğini kimin hazırladığı,
  • Araç veya alan üzerinde kimin hâkimiyetinin bulunduğu,
  • Sanığın arama öncesindeki ve sırasındaki davranışları,
  • Fatura, sevk irsaliyesi veya taşıma belgesinin bulunup bulunmadığı,
  • Eşyanın kime ait olduğuna ilişkin ilk beyanlar,
  • Eşyaya erişimi bulunan diğer kişiler

ayrıntılı olarak gösterilmelidir.

Eşyanın bulunduğu yer fotoğraf ve video ile kayıt altına alınmalı; sonradan hazırlanmış olabilecek genel tutanaklarla yetinilmemelidir. Böylece gizleme yöntemi ve sanığın eşya üzerindeki hâkimiyeti konusunda daha güvenilir bir değerlendirme yapılabilir.

7.8. Teknik İnceleme ve Bilirkişilik Standartları Geliştirilmelidir

Kaçakçılık suçunun konusu olan eşyanın hukuki ve teknik niteliği çoğu zaman uzmanlık gerektirmektedir. Bandrolün sahte olup olmadığı, akaryakıttaki ulusal marker seviyesi, eşyanın ithalat rejimi, gümrük vergisi ve piyasa değeri uzman kuruluşlar tarafından belirlenmelidir.

Bilirkişi raporları yalnızca “eşya kaçaktır” şeklinde sonuç içermemeli; bu sonuca hangi teknik yöntemle ulaşıldığını açıklamalıdır. Numune alma, muhafaza, analiz ve raporlama süreçleri denetlenebilir olmalıdır.

Eşyanın imha edilmesi gereken durumlarda sanığın karşı inceleme yaptırma hakkını kullanabileceği yeterli numune saklanmalı; eşyanın tamamı ayrıntılı biçimde görüntülenmeli ve muhafaza zinciri kayıt altına alınmalıdır. Teknik delillerin eksik veya denetlenemez olması, hem suçun maddi konusunun hem de sanığın savunmasının değerlendirilmesini güçleştirmektedir.

7.9. Dijital Deliller Bütünlük İçinde Değerlendirilmelidir

Telefon görüşmeleri, mesajlar, banka hareketleri, konum verileri ve kamera kayıtları kaçakçılık kastının belirlenmesinde önemli olabilir. Ancak bu deliller bağlamlarından koparılarak yorumlanmamalıdır.

Bir sanığın diğer şüpheliyle görüşmesi, suç mahallinde baz sinyali vermesi veya para transferinde bulunması tek başına kaçakçılık kastını kanıtlamaz. Görüşmenin içeriği, para transferinin açıklaması, taraflar arasındaki önceki ilişki ve delilin suç tarihindeki olayla bağlantısı araştırılmalıdır.

Dijital delillerin elde edilmesi sırasında hukuka uygunluk, veri bütünlüğü ve inceleme zinciri korunmalıdır. Yalnızca kolluk tarafından seçilen mesaj parçalarına değil, konuşmanın bütünü ile sanık lehine olabilecek verilere de dosyada yer verilmelidir.

7.10. Gerekçeli Kararlarda Kastın Unsurları Ayrı Ayrı Tartışılmalıdır

Ceza Muhakemesi Kanunu, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkûmiyet kararında hangi delilin kabul edildiği, savunmaların neden reddedildiği ve suçun unsurlarının hangi olgularla sabit görüldüğü açıklanmalıdır.

Kaçakçılık dosyalarında “eşyanın miktarı dikkate alınarak ticari kastın bulunduğu anlaşılmıştır” gibi kalıp ifadelerden kaçınılmalıdır. Mahkeme;

  • Sanığın eşyanın varlığını bildiğini,
  • Kaçaklık özelliğinden haberdar olduğunu,
  • İsnat edilen hareketi isteyerek gerçekleştirdiğini,
  • Ticari amaçla hareket ettiğini

gösteren delilleri ayrı ayrı belirtmelidir.

Sanığın taşıma içeriğini bilmediği, eşyayı kişisel kullanım için aldığı veya geçerli belgelere güvendiği yönündeki esaslı savunmaları karşılanmadan mahkûmiyet kurulması, gerekçeli karar hakkını ve kanun yolu denetimini zayıflatır.

7.11. Yargıtay İçtihatlarında Birlik ve Erişilebilirlik Artırılmalıdır

Benzer miktar ve nitelikteki kaçak eşyalara ilişkin farklı sonuçlara ulaşılması, hukuki öngörülebilirliği azaltmaktadır. Yargıtay’ın kast, kişisel kullanım ve ticari amaç konularındaki temel ölçütleri daha açık ve istikrarlı biçimde ortaya koyması gerekir.

Kaçakçılık suçlarında temyiz incelemesinin ilgili ceza dairesinde uzmanlaşmış biçimde yürütülmesi içtihat birliğinin sağlanması açısından önemlidir. Yargıtay’ın güncel iş bölümü kararında 5607 sayılı Kanun’dan kaynaklanan işlerin ilgili ceza dairesinin görev alanında bulunduğu görülmektedir.

Kast değerlendirmesine ilişkin emsal kararlar, kişisel kullanım, taşıyıcının sorumluluğu, gizleme yöntemi ve ticari miktar gibi konu başlıklarına göre sınıflandırılarak erişime açılmalıdır. Böylece ilk derece ve istinaf mahkemeleri benzer olaylarda daha tutarlı değerlendirmeler yapabilir.

7.12. Uygulayıcılara Yönelik Uzmanlık Eğitimi Verilmelidir

Kaçakçılık suçları gümrük, vergi, ticaret, ceza ve teknik ürün mevzuatını birlikte ilgilendirmektedir. Hâkim, Cumhuriyet savcısı, kolluk görevlisi ve bilirkişilere yönelik düzenli uzmanlık eğitimleri verilmelidir.

Bu eğitimlerde özellikle;

  • Genel kast ile özel kast ayrımı,
  • Olası kast ve bilinçli taksir farkı,
  • Ticari amaç ölçütleri,
  • Taşıyıcıların ve çalışanların sorumluluğu,
  • Dijital delillerin değerlendirilmesi,
  • Teknik ürün incelemeleri,
  • Şüpheden sanık yararlanır ilkesi

üzerinde durulmalıdır.

Uzmanlaşma, kaçakçılıkla mücadeleyi zayıflatmayacak; aksine gerçek faillerin doğru delillerle tespit edilmesini sağlayarak soruşturma ve kovuşturmaların etkinliğini artıracaktır.

Genel Değerlendirme

Kaçakçılık suçlarında kast unsuruna ilişkin sorunların çözümü, ceza miktarlarının artırılmasından çok suçun maddi ve manevi unsurlarının doğru belirlenmesine bağlıdır. Etkin mücadele amacıyla kastın varsayımlara dayalı biçimde kabul edilmesi, masum kişilerin cezalandırılması riskini doğurduğu gibi gerçek suç organizasyonlarının ve faillerin yeterince araştırılmamasına da neden olabilir.

Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından hükmün kurulmasına kadar sanığın eşyanın kaçak niteliğini bildiğini ve suç oluşturan fiili isteyerek gerçekleştirdiğini ortaya koyan deliller toplanmalıdır. Ticari amaç yalnızca eşya miktarıyla değil, bütün olay koşullarıyla değerlendirilmelidir. Mahkeme kararlarında her sanığın eylemi bireyselleştirilmeli ve kastın hangi somut delillerle sabit olduğu açıkça gösterilmelidir.

Sonuç olarak kaçakçılıkla etkin mücadele ile sanık haklarının korunması birbirine zıt amaçlar değildir. Kusur ilkesine, ceza sorumluluğunun şahsiliğine, gerekçeli karar zorunluluğuna ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine bağlı bir uygulama, hem adil yargılanma hakkını koruyacak hem de kaçakçılık suçlarıyla daha etkili ve güvenilir biçimde mücadele edilmesini sağlayacaktır.

8.SONUÇ

Kaçakçılık suçları, devletin gümrük denetimini, kamu gelirlerini ve yasal ticaret düzenini korumayı amaçlayan önemli suç tipleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte kaçakçılıkla etkin mücadele edilmesi, ceza hukukunun temel ilkelerinden vazgeçilmesini haklı göstermez. Bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca kaçak eşyanın ele geçirilmesi veya sanığın eşya ile fiziksel bağlantısının bulunması yeterli değildir. Suçun maddi unsurlarının yanında manevi unsurun, özellikle kastın da her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanması gerekir.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesinde farklı hareketlere ve eşya türlerine göre çok sayıda suç tipi düzenlenmiştir. Bu nedenle kast incelemesi yapılmadan önce sanığın eyleminin hangi fıkra kapsamında kaldığı doğru biçimde belirlenmelidir. Eşyayı doğrudan gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye sokan kişi ile kaçakçılık fiiline iştirak etmeksizin sonradan kaçak eşyayı taşıyan, saklayan veya satın alan kişinin manevi unsuru aynı ölçütlerle değerlendirilemez.

Kaçakçılık suçları kural olarak kasten işlenebilen suçlardır. Failin eşyanın varlığını, niteliğini ve suç oluşturan hareketi bilmesi; bu hareketi isteyerek gerçekleştirmesi gerekir. Kanuni düzenlemede eşyanın kaçaklık özelliğinin bilinmesi ve ticari amaçla hareket edilmesi açıkça aranıyorsa, bu unsurların ayrıca ispatlanması zorunludur. Failin eşyanın kaçak olduğunu “bilmesi gerektiği” yönündeki değerlendirme, gerçekten bildiğinin ispatı yerine geçmez.

Yargıtay kararlarında kastın belirlenmesi bakımından eşyanın miktarı ve niteliği, saklanma veya taşınma biçimi, fatura ve sevk belgelerinin bulunup bulunmadığı, sanığın mesleği, elde ettiği ekonomik menfaat, savunmalarının tutarlılığı ve olayın gerçekleşme şekli birlikte değerlendirilmektedir. Ancak bu olguların hiçbiri tek başına mutlak delil niteliğinde değildir.

Özellikle sürücü, muavin, nakliyeci, depo çalışanı ve işyeri personeli bakımından kişinin görevi veya eşyanın bulunduğu alan üzerindeki sorumluluğu, kaçakçılık kastının otomatik kanıtı olarak kabul edilmemelidir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince her sanığın eşyanın varlığını ve kaçak niteliğini bilip bilmediği, suça hangi şekilde katıldığı ve herhangi bir menfaat elde edip etmediği ayrı ayrı belirlenmelidir.

Ticari amaç unsurunun değerlendirilmesinde de yalnızca eşyanın miktarına dayanılması yeterli değildir. Eşyanın türü, kullanım özellikleri, ekonomik değeri, paketlenme biçimi, satışa hazır olup olmadığı, failin sosyal ve ekonomik durumu ve kişisel kullanım savunmasını destekleyen belgeler birlikte incelenmelidir. Yargıtay uygulaması, yüksek miktardaki eşyanın her durumda ticari amaç anlamına gelmeyeceğini; somut kullanım amacı ve olayın özelliklerinin araştırılması gerektiğini göstermektedir.

Sanığın kişisel kullanım, taşıdığı eşyanın içeriğini bilmeme veya geçerli belgelere güvenme yönündeki savunmaları soyut ifadelerle reddedilmemelidir. Bu savunmaları doğrulayabilecek veya çürütebilecek bütün deliller toplanmalı; savunmanın neden kabul edilmediği gerekçeli kararda açıkça gösterilmelidir. Savunmanın inandırıcı bulunmaması, iddia makamının suçun unsurlarını ispatlama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Kaçakçılık suçlarında uygulamada karşılaşılan en önemli sorun, maddi unsurdan hareketle kastın varsayılmasıdır. Oysa eşyanın kaçak olduğunun belirlenmesi ile sanığın bu özelliği bildiğinin ispatlanması farklı konulardır. Kaçak eşya sanığın aracında veya işyerinde ele geçirilmiş olsa dahi sanığın eşyanın kaçak niteliğinden haberdar olduğuna ilişkin somut delil bulunmuyorsa mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

Bu nedenle soruşturma aşamasından itibaren eşyanın bulunduğu yer, gizlenme biçimi, taşıma belgeleri, sanığın ilk beyanları, diğer kişilerle iletişimi ve mali hareketleri ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır. Teknik incelemeler, gümrük kayıtları ve bilirkişi raporları eksiksiz toplanmalı; dijital deliller bağlamından koparılmadan değerlendirilmelidir.

Mahkeme kararlarında kastın bilgi ve isteme unsurları ayrı ayrı tartışılmalıdır. “Eşyanın miktarı ve mahiyeti dikkate alınarak ticari kastın bulunduğu anlaşılmıştır” şeklindeki kalıp ifadeler yeterli değildir. Hangi delilin sanığın eşyanın kaçak olduğunu bildiğini, hangi delilin suç oluşturan hareketi isteyerek gerçekleştirdiğini ve hangi delilin ticari amacı gösterdiği açıkça ortaya konulmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay kararlarından çıkan temel ilke, kaçakçılık kastının varsayımlara, mesleki sıfata veya yalnızca eşyanın miktarına dayanılarak kabul edilemeyeceğidir. Mahkûmiyet, sanığın suçun bütün unsurlarını bildiğini ve isteyerek gerçekleştirdiğini gösteren hukuka uygun, kesin ve birbirini tamamlayan delillere dayanmalıdır.

Kast veya ticari amaç konusunda giderilemeyen şüphenin bulunması hâlinde “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulanmalıdır. Kusura dayalı ceza sorumluluğu, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve masumiyet karinesi, kaçakçılık suçları bakımından da eksiksiz şekilde korunmalıdır.

Kaçakçılıkla etkin mücadele ile sanık haklarının korunması birbirine zıt değildir. Suçun maddi ve manevi unsurlarının titizlikle araştırıldığı, her sanığın eyleminin bireyselleştirildiği ve kararların somut delillerle gerekçelendirildiği bir uygulama, hem adil yargılanma hakkını güvence altına alacak hem de gerçek faillerin daha doğru biçimde tespit edilmesini sağlayacaktır.

Leave a Reply

Call Now Button