Bağışlama Sözleşmesi Nedir? Bağış Geri Alınabilir mi, Hangi Şartlarda Geçerlidir?
Bağışlama Sözleşmesi Nedir? Bağış Geri Alınabilir mi, Hangi Şartlarda Geçerlidir?
Bir anne veya babanın çocuğuna evini devretmesi, bir kişinin sevdiği bir yakınına arsa bağışlaması ya da herhangi bir karşılık beklemeden para veya değerli bir mal vermesi günlük hayatta sıkça karşılaşılan durumlardır. Hukuken bu tür işlemler bağışlama sözleşmesi kapsamında değerlendirilir.
Ancak birçok kişi, “Bağış yaptıktan sonra vazgeçebilir miyim?”, “Bağışladığım evi geri alabilir miyim?” veya “Bağış için yazılı sözleşme şart mı?” gibi soruların cevabını merak eder.
Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen bağışlama sözleşmesi, belirli şartlar altında kurulabilen ve bazı durumlarda geri alınabilen özel bir sözleşme türüdür.
Bağışlama Sözleşmesi Nedir?
Bağışlama sözleşmesi; bir kişinin malvarlığından başka bir kişiye karşılıksız olarak kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Bu sözleşmenin en önemli özelliği, bağışlanan kişinin herhangi bir bedel ödememesidir. Başka bir ifadeyle bağışlayan, malını veya hakkını tamamen karşılıksız olarak devretmeyi kabul eder.
Bağışlama konusu;
- Ev,
- Arsa,
- Araç,
- Para,
- Ziynet eşyası,
- Taşınır veya taşınmaz başka malvarlığı değerleri
olabilir.
Her Karşılıksız Kazandırma Bağış Sayılır mı?
Hayır.
Kanuna göre bazı işlemler bağışlama olarak kabul edilmez.
Örneğin;
- Henüz kazanılmamış bir haktan vazgeçilmesi,
- Bir mirasın reddedilmesi,
- Ahlaki bir görevin yerine getirilmesi,
bağışlama sözleşmesi kapsamında değerlendirilmez.
Dolayısıyla her karşılıksız işlem otomatik olarak bağış niteliği taşımaz.
Kimler Bağış Yapabilir?
Kural olarak fiil ehliyetine sahip kişiler bağışlama yapabilir.
Ancak bağış yapma hakkı mutlak değildir. Özellikle eşler arasındaki mal rejimi ve miras hukukundan kaynaklanan sınırlamalar bazı durumlarda önem kazanabilir.
Ayrıca kanun, bağış yapıldıktan sonra bağışlayanın savurganlığı nedeniyle kısıtlanmasına karar verilmesi gibi istisnai hâllerde, belirli şartlar altında bağışın mahkeme kararıyla iptal edilebilmesine de imkân tanımaktadır.
Bağışı Herkes Kabul Edebilir mi?
Ayırt etme gücüne sahip olan ancak tam fiil ehliyetine sahip olmayan kişiler de bağışı kabul edebilir.
Bununla birlikte, yasal temsilcinin bağışı kabul etmeyi yasaklaması veya bağışlanan malın geri verilmesini istemesi hâlinde bağışın hukuki durumu değişebilir.
Bu nedenle özellikle küçükler ve kısıtlılar adına yapılan bağış işlemlerinde yasal temsilcilerin rolü önem taşır.
Bağışlama Sözleşmesi Nasıl Kurulur?
Bağışlama sözleşmesinin kurulma şekli, bağışın konusuna göre değişebilir.
Bağışlama Sözü Vermek
Bir kişiye ileride bağış yapılacağının taahhüt edilmesi, kural olarak yazılı şekilde yapılmalıdır.
Eğer bağış konusu bir taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki ayni hak ise, resmî şekil şartına uyulması gerekir. Bu nedenle taşınmaz bağışlarında yalnızca sözlü anlaşma yapılması yeterli değildir.
Elden Bağışlama
Bazı durumlarda bağış, malın doğrudan teslim edilmesiyle gerçekleşebilir.
Örneğin;
- Para verilmesi,
- Saat hediye edilmesi,
- Telefon teslim edilmesi,
elden bağışlamaya örnek gösterilebilir.
Bu tür bağışlarda malın fiilen teslim edilmesi önem taşır.
Şartlı ve Yüklemeli Bağış Yapılabilir mi?
Evet.
Kanun, bağışın belirli şartlara veya yükümlülüklere bağlanmasına da izin vermektedir.
Örneğin bir kişi, bir taşınmazı bağışlarken bağışlananın belirli bir kişiye bakmasını, eğitim masraflarını karşılamasını veya kamu yararına bir yükümlülüğü yerine getirmesini şart koşabilir.
Bağışlanan kişi bu yükümlülüğü haklı bir neden olmadan yerine getirmezse, bunun hukuki sonuçları doğabilir.
Bağışlanan Mal Tekrar Bağışlayana Dönebilir mi?
Kanun, belirli şartlar altında bunun da mümkün olabileceğini düzenlemiştir.
Örneğin bağışlayan, bağışlanan kişinin kendisinden önce ölmesi hâlinde bağış konusu malın tekrar kendisine dönmesini şart olarak kararlaştırabilir.
Taşınmaz bağışlarında bu şartın tapu siciline şerh verilmesi de mümkündür.
Bağış Teklifi Geri Alınabilir mi?
Henüz bağışlanan kişi teklifi kabul etmemişse, bağışlayan kural olarak bağış önerisini geri alabilir.
Bu nedenle sadece “Sana bu evi bağışlayacağım.” şeklindeki açıklama, her durumda bağışın kesin olarak tamamlandığı anlamına gelmez.
Bağışlayan Her Zarardan Sorumlu mudur?
Hayır.
Kanun, bağışlayanın sorumluluğunu sınırlı tutmuştur.
Bağışlayan, kural olarak ancak ağır kusuruyla sebep olduğu zararlar nedeniyle sorumlu olabilir.
Bunun yanında, bağışlanan mal hakkında ayrıca garanti verilmişse bu garanti kapsamında da sorumluluk doğabilir.
Bağış Geri Alınabilir mi?
En çok merak edilen konulardan biri budur.
Her bağış geri alınamaz. Ancak kanunda sayılan bazı özel durumlarda bağışlayan, yaptığı bağışı geri isteme hakkına sahip olabilir.
Bunlardan bazıları şunlardır:
- Bağışlanan kişinin bağışlayana veya yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi,
- Kanundan doğan aile yükümlülüklerine ciddi şekilde aykırı davranılması,
- Yüklemeli bağışta kararlaştırılan yükümlülüklerin haklı neden olmadan yerine getirilmemesi.
Bu durumlarda bağışlayan, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde bağışın geri verilmesini talep edebilir.
Bağışlama Sözü Her Zaman Yerine Getirilmek Zorunda mıdır?
Hayır.
Bazı durumlarda bağışlayan, verdiği sözü geri alabilir veya ifadan kaçınabilir.
Örneğin;
- Mali durumunun sonradan ciddi şekilde kötüleşmesi,
- Yeni aile yükümlülüklerinin doğması,
- Kanunda belirtilen geri alma sebeplerinin gerçekleşmesi,
gibi hâllerde bağışlama sözünün yerine getirilmemesi gündeme gelebilir.
Her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir.
Bağışı Geri Alma Süresi Ne Kadardır?
Kanun, bağışlayanın geri alma hakkını süresiz bırakmamıştır.
Geri alma sebebinin öğrenilmesinden itibaren belirli süre içinde bu hakkın kullanılması gerekir. Ayrıca bazı durumlarda bağışlayanın ölümü hâlinde mirasçıları da kanunda öngörülen şartlar dâhilinde bu hakkı kullanabilir.
Sürenin geçirilmesi, hak kaybına yol açabileceğinden somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme yapılması önemlidir.
Sonuç
Bağışlama sözleşmesi, bir malın veya hakkın karşılıksız olarak başka bir kişiye devredilmesini sağlayan önemli bir hukuki işlemdir. Ancak bağış yapıldıktan sonra artık hiçbir şekilde geri dönüş olmayacağı düşüncesi doğru değildir. Kanun, belirli ve istisnai durumlarda bağışın geri alınmasına veya bağışlama sözünün yerine getirilmemesine imkân tanımaktadır.
Özellikle ev, arsa veya yüksek değerli malvarlığı unsurlarının bağışlanması söz konusu olduğunda, işlemin usulüne uygun şekilde yapılması, gerekli şekil şartlarına uyulması ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçebilmek için hukuki destek alınması önem taşır.
Bağışlama Sözleşmesi İle İlgili Yargıtay Kararları :
1. Hukuk Dairesi 2025/1643 E. , 2026/1531 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/34 E., 2024/290 K.
Dava, sözleşmenin geçersizliğine ve gabin hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 11.10.2011 tarihli düzenleme şeklinde bağış vaadi sözleşmesi ile dava konusu 11 34… parsel sayılı taşınmaz ile dava dışı 4 parsel sayılı taşınmazdaki 16 numaralı bağımsız bölümü davalı Cemiyete bağışlamayı vaat ettiğini ve aynı tarihli vekaletname ile yetkili kıldığı cemiyet çalışanı tarafından dava konusu taşınmazın 11.11.2011 tarihinde bağış yoluyla davalı cemiyete temlik edildiğini, kendisine yer tahsisi ve bakım hizmeti verilmesi karşılığında bağışlama vaadinde bulunduğunu, ne var ki bağış vaadi sözleşmesinin şeklen geçersiz olduğunu, anılan işlemleri yaşlılığın etkisi ve yalnız kalma korkusu ile bir anlık bunalım sırasında yaptığını, davalı cemiyetin sunduğu hizmetlere ihtiyacı olmadığı gibi davalının yer tahsisi ve hizmetinden faydalanmadığını ileri sürerek dava konusu 11 34… parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, yapılan devir işlemlerinin usulüne uygun ve geçerli olduğunu, yükümlülüklerin yerine getirildiğini, davacı tarafa tam teşekküllü bir rezidans tahsis edildiğini, davacının kendi isteği ile tahsis edilen daireye taşınmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 31.03.2016 tarihli ve 2012/360 Esas, 2016/190 Karar sayılı kararıyla; Mahkemece, bağışlama işleminde şekil yönünden herhangi bir geçersizliğin bulunmadığı, davalının yükümlülüklerini yerine getirdiği ve bağışlamadan rücu koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 29.09.2020 tarihli ve 2017/2638 Esas, 2020/4570 Karar sayılı kararıyla; iddianın ileri sürülüş biçimi, dava dilekçesinin içeriği ve özellikle ön inceleme duruşmasındaki davacı vekilinin beyanlarından; davacının davasını sözleşmenin şeklen geçersizliği ve gabin nedenlerine hasrettiği, Mahkemece sözleşmenin şeklen geçersizliği iddiası üzerinde durulduğu ancak gabin iddiası üzerinde durulmadan sonuca gidildiği, davacının gabin iddiası üzerinde durulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Mahkeme kararı bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; bağışlama işleminde şekil olarak herhangi bir geçersizlik bulunmadığı, davalının yükümlülüğünü yerine getirip davacıya daire tahsisi yaptığı, bağışlamanın geri alınması koşullarının oluşmadığı, sözleşmenin şeklen geçerli olduğu, davalının 18.10.2022 tarihli cevabı ile 2011-2017 yıllarında bir üye için harcanan yıllık giderlerin belirtildiği, davacının bağışlama sözleşmesi ile iki taşınmazını davalıya bağışladığı, taşınmazların birinin dava konusu taşınmaz, diğerinin ise İstanbul Anadolu 8. Asliye Mahkemesinin 2022/397 Esas sayılı davasına konu olduğu, İstanbul Anadolu 8. Asliye Mahkemesinin 2022/397 Esas sayılı davasına konu olan taşınmazın davalı adına tapu kaydının iptaline karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2023/398 Esas, 2024/4710 Karar, 10.09.2024 tarih sayılı ilamı ile onandığı, bağışlama sözleşmesindeki iki taşınmazın değeri ve davalının bir üyesi için yaptığı yıllık gider dikkate alındığında edimler arasında aşırı bir oransızlık olduğu, davacının yaşı da dikkate alındığında sözleşmede davalı lehine aşırı yararlanma olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
– K A R A R –
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden usul ve kanuna ve bozma kararının gereklerine uygun olan kararın ONANMASINA, Davalı harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Gebze 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.03.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi 2025/5622 E. , 2026/2789 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1234 E., 2025/1307 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/830 E., 2024/134 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı …’e vesayeten … vekili; kısıtlı …’ün 2013 yılından bu yana demans hastası olduğunu, … Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan, 27.06.2019 tarihli ve 1097 sayılı Sağlık Kurulu raporu doğrultusunda Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.07.2019 tarihli ve 2019/911 E., 2019/915 K. sayılı kararı ile hastalığı sebebiyle kısıtlanmasına karar verildiğini, …’in bu aşamada vesayeti altındaki babasının mal varlığında ciddi anlamda azalmalar olduğunu belirlediğini, kısıtlı …’ün banka hesabını kullanan kişi/kişiler tarafından 12.02.2018 tarihinde … Hesabından …’ına 100.000,00 TL’nin bağış adıyla gönderildiğini, kısıtlının söz konusu bağışın yapıldığı dönemde fiil ehliyeti bulunmadığı gibi bağış yapma iradesinin de bulunmadığını ileri sürerek; 100.000,00 TL bağışın, bağış tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı dernekten tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında davacının vefat etmesi üzerine mirasçıları davaya devam etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili; yapılan bağışın usulüne uygun ve bağışçının kendi hür iradesiyle yapmış olduğu bir işlem olduğunu, davacının sunmuş olduğu belgelerin 2019 tarihli olup bağışlama ile arasında bir yıldan fazla bir zaman bulunduğunu, bağış yaptığı dönemde kısıtlının akli melekelerinin olmadığına dair herhangi bir delil ve belge bulunmadığını, yapılan bağış usulüne uygun olup herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafça davacının yaptığı bağışlamanın koşulları ve şekli konusunda yazılı belge ibraz edilmediği, sadece bir hesaba para yatırılmasının bağış sözleşmesinin geçerli olarak kurulması için yeterli olmayacağı gibi davacı kısıtlı …’ün işlemin yapıldığı 12.02.2018 tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, kısıtlının davaya konu işlemin yapıldığı tarihte Demans denilen bunama hastalığının bulunduğunun Adli Tıp Kurumu raporu ile de sabit olduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile 100.000,00 TL tutarlı bağışlama işleminin iptaline, 100.000,00 TL’nin 12.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı olan mirasçılara miras payları oranında ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; her hukuki işlemde olduğu üzere, bağış işleminde de öncelikle bağışlayanın bağış iradesini ortaya koyarken fiil ehliyetini haiz olması gerekeceği, fiil ehliyetinin olmaması halinde bağışı düzenleyen yasa maddelerinin somut olaya uygulanamayacağı, dolayısı ile hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarının dinlenemeyeceği, husumetin doğru şekilde davalıya yöneltilmiş olduğu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; husumetin müvekkilin derneğin genel başkanlığına yöneltilmesi gerektiğini, davacı yanın bağışlamanın iptali için bir davası olmadığı gibi müvekkili dernekten de bir talepte bulunmadığını, hak düşürücü süre ile zamanaşımı itirazları olduğunu, bağışlama tarihinde kısıtlı …’ün yaptığı işlemlerin hukuki mahiyetini kavrayabildiğini, kişinin arzusuna engel olmaya çalışır şekilde açılan işbu davanın kabulünün hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olan bağışlama işlemine konu paranın tahsili istemine ilişkindir.
Bağışlama sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, 286. maddede bağışlayan yönünden bağışlama ehliyetine özel olarak işaret edilmiş, fiil ehliyetine sahip olan herkesin, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabileceği belirtilmiştir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Adli Tıp Kurumundan alınan raporda, işlem tarihi itibariyle davacının fiil ehliyetine sahip olmadığının belirlenmiş olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin temyiz itirazının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.