Single Blog Title

This is a single blog caption

Navlun Sözleşmesi TTK m.1138

Deniz Hukukunda Navlun Sözleşmesi

Tanım, Hukuki Niteliği ve Yargıtay Uygulaması

I. Giriş

Deniz ticareti, küresel ticaret hacminin çok büyük bir kısmını taşıyan, uluslararası nitelikli ve yüksek riskli bir alan olup, bu alanın temel sözleşmelerinden biri navlun sözleşmesidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) deniz ticareti, bağımsız bir kitap altında ve ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; denizde eşya taşıma (navlun) sözleşmesi ise TTK m. 1138 ve devamında “Navlun Sözleşmesi” başlığı altında ele alınmıştır.

Navlun sözleşmesi, yalnızca bir taşıma sözleşmesi olmaktan öte; tarafların kimlikleri (taşıyan, fiilî taşıyan, taşıtan, gönderilen), navlun alacağı ve hapis hakkı, konişmentonun hukuki etkileri, taşıyanın zıya/hasar ve gecikmeden doğan sorumluluğu, sorumluluğun sınırları ve hak düşürücü süreler bakımından da son derece teknik ve karmaşık bir hukuki ilişki doğurur.

Bu makalede navlun sözleşmesinin tanımı, unsurları ve tarafları; taşıyan ve taşıtanın hak ve borçları; konişmento ile ilişkisi; taşıyanın sorumluluk rejimi, hapis hakkı, zamanaşımı/hak düşürücü süreler ile birlikte Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin güncel ve önemli kararları ışığında incelenecektir.


II. Navlun ve Navlun Sözleşmesi Kavramları

1. Navlun kavramı

“Navlun” terimi hem sözleşmeyi hem de bu sözleşme kapsamında ödenen ücreti ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Öğreti ve uygulamada navlun, deniz yoluyla eşya taşınması karşılığında ödenen taşıma ücreti; navlun sözleşmesi ise bu taşıma edimini konu alan sözleşme ilişkisi olarak tanımlanmaktadır.

TTK’da navlun sözleşmesine ilişkin açık, bağımsız bir tanım maddesi yer almamakla birlikte, sistematik konum ve madde metinleri birlikte değerlendirildiğinde; taşıyanın navlun karşılığında eşyayı deniz yoluyla taşıma taahhüdü altına girdiği, karşı tarafta ise navlun ödeme borcunun doğduğu iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu kabul edilmektedir.

2. Navlun sözleşmesinin türleri (TTK m. 1138)

TTK m. 1138’e göre taşıyan, navlun karşılığında;

  • Yolculuk çarteri sözleşmesinde geminin tamamını, bir kısmını veya belirli bir yerini taşıtana tahsis ederek,

  • Kırkambar sözleşmesinde ise ayırt edilmiş eşyayı denizde taşımayı üstlenir.

Buna göre denizde eşya taşıma sözleşmeleri temelde iki tipe ayrılır:

  1. Yolculuk çarteri (voyage charter): Geminin tamamının veya bir bölümünün belirli bir sefer için taşıtana tahsisi söz konusudur.

  2. Kırkambar sözleşmesi (liner/parcel): Geminin belirli bir yerinin tahsisi olmaksızın, belirli bir eşyanın taşınması taahhüt edilir.

Ayrıca uygulamada time charter (zaman çarteri), bareboat/demise charter gibi sözleşmeler de geniş ölçekte kullanılmaktadır. Bu sözleşmelerin bir kısmı klasik anlamda navlun sözleşmesi olmaktan ziyade gemi kira sözleşmesi niteliğinde olup, TTK’daki navlun hükümlerinden ziyade Borçlar Kanunu ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.


III. Navlun Sözleşmesinin Tarafları ve Sıfatlar

Navlun sözleşmesi ilişkisi içinde birden fazla sıfat ve rol bulunmaktadır. Bu sıfatların doğru tespiti, özellikle sorumluluk ve talep hakkının kimde olduğunun belirlenmesi bakımından kritik önemdedir.

1. Taşıyan ve fiilî taşıyan

TTK’da taşıyan, taşıma sözleşmesini yapan veya kendi adına yaptıran; fiilî taşıyan ise geminin maliki, kiracısı veya işleteni olarak taşımanın tamamını veya bir kısmını fiilen gerçekleştiren kişi olarak tanımlanmaktadır.

Uygulamada çoğu kez armatör / donatan, zaman çartereri, gemi yöneticisi ve taşıma işleri komisyoncusu gibi sıfatların iç içe geçtiği görülmekte, kimin akdî taşıyan olduğu ve kime karşı dava açılabileceği ciddi ihtilaflara konu olmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/341 E., 2024/2357 K. sayılı kararında, gemi bağlantı özeti, navlun alıcısı hanesindeki kayıtlar ve sorumluluk sigortası poliçesindeki donatan kaydı birlikte değerlendirilerek, broker veya denizcilik şirketinin mi, yoksa gemi malikinin mi “akdî taşıyan” olduğu tartışılmış; sonuçta navlun sözleşmesini donatan adına akdeden ve sadece broker komisyonu alan şirketin taşıma işleri komisyoncusu/broker konumunda olduğuna, asıl taşıyanın ise donatan olduğuna hükmedilmiştir.

Bu karar, navlun sözleşmesinde “taşıyan” sıfatının, salt navlun faturasını düzenleyen veya ödemeyi tahsil eden kişiye değil, taşıma taahhüdü altına giren kişiye ait olduğunun altını çizer niteliktedir.

2. Taşıtan, gönderilen, yükleten ve navlun borçlusu

Navlun sözleşmesinin karşı tarafında genellikle taşıtan (charterer/shipper) yer alır; taşıtan çoğu olayda aynı zamanda yükleten sıfatını da haizdir. Gönderilen ise varma limanında eşyayı teslim alacak olan kişidir.

TTK m. 1200 uyarınca navlunun asıl borçlusu kural olarak taşıtandır; gönderilen ancak sözleşme, konişmento veya denizde taşıma senedi ile navlunu ödemekle yetkili kılınmışsa navlun borçlusu hâline gelir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin “navlun alacağına ilişkin” bir kararında (karar metninde 31.08.2016 tarihli Gencon 94 Charter Party ve navlun sözleşmesi değerlendirilmiştir), ilk derece mahkemesi, konişmentoda gönderilenin navlun ödemekle yetkili kılındığına ilişkin bir kayıt bulunmadığından, TTK m. 1200 gereği navlun borçlusunun taşıtan olduğuna, gönderilenin navlun borçlusu sayılamayacağına hükmetmiştir.

Bu yaklaşım Yargıtay ve ilk derece mahkemelerinin istikrarlı içtihadı ile uyumludur; navlun alacağı bakımından doğru muhatabın tespiti, özellikle hapis hakkının kullanılması ve icra takibinin yöneltileceği kişi açısından büyük önem taşır.


IV. Navlun Sözleşmesinin Kurulması, Şekli ve Belgeler

1. Şekil şartı ve sözleşmenin kurulması

TTK’da navlun sözleşmesi için herhangi bir geçerlilik şekli öngörülmemiştir. Sözleşme, tarafların karşılıklı ve uygun irade açıklamaları ile yazılı, sözlü veya teamül gereği kabul edilen “fixture recap” yazışmaları üzerinden kurulabilir.

Bununla birlikte deniz ticaretinin uluslararası ve teknik niteliği sebebiyle, uygulamada:

  • Charter party (çarter parti) sözleşmeleri,

  • “Fixture recap” e-postaları,

  • Konişmento ve diğer taşıma belgeleri

birlikte değerlendirilerek navlun sözleşmesinin şartları tespit edilmektedir.

Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarında, yazılı bir navlun sözleşmesi bulunmadığı hâllerde, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin çoğunlukla konişmento ve taşıma belgeleri üzerinden belirlendiği görülmektedir.

2. Navlun sözleşmesi – konişmento ilişkisi

Konişmento, taşıyan veya kaptan tarafından düzenlenen; yükün teslim alındığını gösteren, taşıma sözleşmesini ispatlayan ve kıymetli evrak niteliğinde bir senettir.

TTK m. 1237 uyarınca:

  • Taşıyan ile konişmento hamili arasındaki ilişkide konişmento hükümleri,

  • Taşıyan ile taşıtan arasındaki ilişkide ise taşıma (navlun) sözleşmesi hükümleri esas alınır.

Eğer konişmentoda yolculuk çarteri sözleşmesine atıf yapılıyorsa, TTK m. 1237/3 gereği, çarter sözleşmesinin bir suretinin konişmento hamiline verilmesi ve ibraz edilmesi gerekir; aksi takdirde çarterdeki hükümlerin konişmento hamiline karşı ileri sürülebilmesi sınırlıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8794 E., 2017/6687 K. ve 2016/1662 E., 2017/4494 K. sayılı kararlarında, konişmentoda çartere atıf bulunsa dahi, çarter sözleşmesinin konişmento ile birlikte hamiline verilmediği ispatlanamadıkça, çarterde yer alan tahkim/ yetki şartlarının konişmento hamili sigortacı veya alıcıyı bağlamayacağı sonucuna varmıştır.

Bu içtihat, pratikte özellikle tahkim şartlarının konişmento hamilini bağlayıp bağlamadığı noktasında kritik öneme sahiptir.


V. Taşıyanın Borçları ve Sorumluluk Rejimi

1. Yüke özen borcu ve denize elverişlilik

TTK m. 1178 ve devamı maddelerinde, deniz yoluyla eşya taşımalarında taşıyanın yüke özen borcu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre taşıyan:

  • Gemiyi seferin başlangıcında denize elverişli kılmak,

  • Ambarları ve yükün taşındığı diğer kısımları yükün kabulüne ve taşınmasına elverişli hâlde bulundurmak,

  • Yükü yükleme, istif, taşıma ve boşaltma sürecinde özenle korumakla

yükümlüdür.

Bu hükümler, Lahey/Visby Kuralları’na paralel olarak kaleme alınmış; taşıyanın kusursuz sorumluluğuna yaklaşan, fakat bazı sınırlı sorumluluktan kurtulma sebeplerini de kabul eden bir rejim öngörmüştür.

2. Sorumluluğun sınırlandırılması ve TTK m. 1112

TTK m. 1112, taşıyanın TTK m. 1178’deki sorumluluğunu önceden doğrudan veya dolaylı olarak ortadan kaldıran yahut sorumluluk sınırını kanuni sınırların altına indiren kayıtların hükümsüz olduğunu düzenler.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 25.02.2020 tarihli, 2020/691 E., 2020/5087 K. sayılı kararında, güverteye yüklenen mala ilişkin hasarda, konişmentoya yazılmış “güverte yükü, taşıyan sorumlu değildir” türü klozlara rağmen, taşıyanın TTK m. 1178 ve m. 1112 çerçevesinde sorumluluktan kurtulamayacağı değerlendirilmiştir. Kararda, güverte taşımasının olağanüstü riskleri ve bu risklerin sözleşmeyle tamamen taşıtana yüklenemeyeceği vurgulanmıştır.

Aynı çalışmada atıf yapılan başka bir kararda da, konteyner taşımacılığında konteynerin kapağının kimin tarafından kapatıldığı, istifleme kusurunun kimde olduğu ve TTK m. 1185’teki bildirim süresine uyulup uyulmadığı hususları ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

3. Bildirim yükümlülüğü ve TTK m. 1185

TTK m. 1185, eşyanın hasarlı veya eksik tesliminde, taşıyana karşı açılacak tazminat davası bakımından ön ihbar niteliğinde bir bildirim yükümlülüğü öngörmektedir. Denizyolu taşımasında bu bildirim, genel olarak 60 gün içinde yazılı olarak yapılmalıdır; aksi hâlde TTK, taşıyanın eşyayı usulüne uygun ve hasarsız taşıdığının karine olarak kabul edileceğini, zarar görenin bu karineyi çürütmekle yükümlü olacağını düzenler.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020 tarihli kararlarında, özellikle konteynerli taşımalarda, hasarın hangi aşamada (kara nakliyesi, yükleme, istif, deniz yolculuğu veya teslim sonrası) meydana geldiğinin tespitinde bu bildirim yükümlülüğü ve teslim tutanaklarının rolüne vurgu yapılmaktadır.

4. TTK m. 1188 ve hak düşürücü süre

TTK m. 1188’e göre, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç teslimi nedeniyle taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer. Bu süre, eşyanın teslim edildiği veya hiç teslim edilmemişse teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar.

Doktrinde ve Yargıtay uygulamasında bu süre, hak düşürücü süre olarak kabul edilmekte; zamanaşımından farklı olarak tarafların iradesiyle kesilemeyeceği ve hakim tarafından re’sen dikkate alınacağı ifade edilmektedir.


VI. Taşıtan ve Gönderilenin Borçları, Navlun ve Demuraj

1. Navlun borcu, muacceliyet ve ödeme şekli

TTK sistemi gereği, navlun borcunun asıl borçlusu taşıtandır (TTK m. 1200). Ancak sözleşme veya konişmentoda gönderilenin navlunu ödemeye yetkili kılındığı açıkça yazılmışsa, gönderilenin de navlun borçlusu hâline gelmesi mümkündür.

Navlun, kural olarak varma limanında, eşyanın tesliminin istendiği anda ve en geç boşaltma süresinin sonunda muaccel olur. Bu açıdan navlunun muacceliyetine ilişkin hükümlerle alacaklı temerrüdü (TTK m. 1174) ve ifanın reddi hükümleri iç içe değerlendirilir. Taşıtan, çoğu kez navlunu doğrudan para ile öder; TTK m. 1198 uyarınca, eşyanın zarar görmüş olması veya olmaması fark etmeksizin, eşyanın bizzat navlun yerine “ifa uğruna” bırakılması kural olarak mümkün değildir.

2. Hapis hakkı (TTK m. 1201 vd.)

TTK m. 1201, taşıyana navlun sözleşmesinden doğan navlun, sürastarya, masraf ve sair alacakları için eşyaya el koyma ve hapis hakkı kullanma imkânı tanır. Bu hapis hakkı, taşınan eşyanın eşlik ettiği son yolculukla sınırlı olup, alacağı karşılayacak miktarla sınırlı olarak kullanılabilir.

Eşya üzerindeki hapis hakkının paraya çevrilmesi için TTK m. 1398 ve İİK m. 270-271 hükümleri birlikte uygulanır; eşya üzerinde defter tutulması ve akabinde 15 gün içinde rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçilmesi gerekir.

3. Demuraj (sürastarya) alacağı ve Yargıtay 11. HD 2018/1538 E., 2019/7393 K.

Demuraj, yükleme veya boşaltmanın kararlaştırılan süreyi aşması hâlinde ödenen bekleme ücretidir ve navlun sözleşmesine bağlı fer’î bir edim niteliğindedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2018/1538 E., 2019/7393 K. sayılı kararında, denizcilik ihtisas mahkemesinde görülen demuraj alacağı davasında; gemi yöneticisi şirketin, donatanla arasındaki gemi yönetim sözleşmesi uyarınca donatanı temsilen demuraj alacağı için dava açmaya yetkili olduğu, bu nedenle yöneticinin aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu karar, demuraj alacağının kime ait olduğu ve bu alacak için kimlerin dava açabileceği konusunda önemli bir içtihat olup, özellikle gemi yönetim sözleşmeleri çerçevesinde yöneticinin dava ehliyetini ortaya koymaktadır.


VII. Konişmento, Teslim ve Taşıyanın Sorumluluğu: Yargıtay İçtihatlarından Örnekler

1. Malların yanlış kişiye teslimi – Yargıtay 11. HD 2016/1648 E., 2017/890 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2016/1648 E., 2017/890 K. sayılı kararında, gemi ile taşınan malların, sahte ordino ile başvuran üçüncü kişiye teslim edilmesi nedeniyle açılan tazminat davası incelenmiştir.

Kararda özetle:

  • Taşıyıcının sorumluluğunun, konişmentonun düzgün ciro silsilesiyle düzenlenip düzenlenmediğini denetlemekle sınırlı olduğu,

  • Ancak eski TTK m. 1052 (yeni TTK’da benzer düzenlemeler) gereği malın varma limanına ulaştığında gönderilene ihbar yükümlülüğü bulunduğu,

  • Taşıyanın bu ihbarı yaptığını ispat edemediği durumda, gönderilenin veya satıcının mal bedelini tahsil edememesinden doğan zarardan taşıyanın sorumlu olabileceği

sonucuna varılmıştır.

Bu karar, taşıyanın yalnızca konişmento hamiline teslimle değil, ihbar yükümlülüğünü de yerine getirmesi gerektiğini, ihbarın ispat edilememesi hâlinde navlun sözleşmesinden doğan sorumluluğun genişleyebileceğini göstermektedir.

2. Navlun sözleşmesi bulunmayan hâllerde hukuki ilişkinin tespiti

Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay kararlarında; taraflar arasında yazılı bir navlun sözleşmesi bulunmadığı, ancak konişmento ve diğer taşıma belgelerinin mevcut olduğu hâllerde, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin konişmento hükümlerine göre belirleneceği, navlun sözleşmesi hükümlerinin ise konişmento hükümleri ölçüsünde uygulanacağı kabul edilmektedir.

Bu yaklaşım, pratikte özellikle sigortacının halefiyet yoluyla açtığı davalarda, hangi hükümler ve yetki/ tahkim şartlarının uygulanacağını belirlemek bakımından önem arz etmektedir.


VIII. Navlun Sözleşmesinin Sona Ermesi, Eşyanın Teslim Alınmaması ve Gemiye Yük Verilmemesi

1. Gemiye yük verilmeme hâli

Navlun sözleşmesinde, taşıtanın gemiye yük verme borcunu hiç veya gereği gibi yerine getirmemesi hâlinde, taşıyanın sözleşmeyi feshetme, “dead freight” (ölü navlun) talep etme veya sözleşmede kararlaştırılan diğer yaptırımlara başvurma imkânı bulunmaktadır. Öğreti ve uygulamada, yük verilmeyen durumda taşıyanın uğradığı navlun kaybı ve masraflar bakımından tazminat talep edebileceği kabul edilir.

Navlun sözleşmesinin gemiye yük verilmeyerek sona ermesi hâli, özellikle yolculuk çarterlerinde sıkça görülmekte; bu gibi olaylarda taraf iradeleri, fixture recap yazışmaları ve charter party klozları birlikte değerlendirilerek hangi tarafın temerrüde düştüğü belirlenmektedir.

2. Eşyanın teslim alınmaması hâlinde taşıyanın hak ve yükümlülükleri

Eşyanın varma limanına ulaştırılmasına rağmen gönderilen veya taşıtanın eşyayı teslim almaması hâlinde, taşıyanın sorumluluğu sona ermemekte; TTK m. 1174 ve devamı hükümleri uyarınca taşıyan, eşyayı muhafaza etmek, gerekli hâllerde depo ettirmek ve uygun süre sonunda hapis hakkını kullanarak eşyayı paraya çevirmek imkânına sahip olmaktadır.

Bu durumda taşıyan:

  • Eşyanın muhafazası ve depolanması için yaptığı zorunlu masrafları talep edebilir,

  • Navlun ve demuraj dâhil tüm alacakları için hapis hakkını kullanabilir,

  • Gerektiğinde eşyayı İİK m. 270 vd. uyarınca paraya çevirebilir.


IX. Sonuç ve Değerlendirme

Navlun sözleşmesi, deniz ticaretinin en temel sözleşmelerinden biri olup; tarafların sıfatlarının doğru tespiti, konişmento ile sözleşme hükümleri arasındaki ilişkinin doğru kurulması ve TTK’nın taşıyanın sorumluluğu, hapis hakkı ve hak düşürücü süreye ilişkin hükümlerinin sağlıklı uygulanması bakımından son derece hassas bir denge gerektirir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin son yıllardaki kararları, özellikle:

  • Taşıyan – fiilî taşıyan – donatan – broker ayrımının netleştirilmesi (2023/341 E., 2024/2357 K.),

  • Konişmento ile çarter ilişkisi ve çarterdeki tahkim/ yetki klozlarının konişmento hamiline etkisi (2016/8794 E., 2017/6687 K.; 2016/1662 E., 2017/4494 K.),

  • Yüke özen borcu, güverte yükü, bildirim yükümlülüğü ve TTK m. 1112-1178-1185-1188 çerçevesinde taşıyanın sorumluluk rejimi,

  • Demuraj alacağı ve gemi yöneticisinin aktif husumet ehliyeti (2018/1538 E., 2019/7393 K.),

  • Konişmento ibrazı, ihbar yükümlülüğü ve yanlış kişiye teslim hâlinde taşıyanın sorumluluğu (2016/1648 E., 2017/890 K.)

gibi alanlarda içtihadın giderek rafine olduğunu göstermektedir.

Uygulamada navlun sözleşmesiyle çalışan tarafların –armatörler, çartererler, taşıma işleri komisyoncuları, sigorta şirketleri ve yük ilgilileri– TTK hükümlerinin yanı sıra bu içtihatları da yakından takip etmeleri, özellikle:

  • Sözleşme ve konişmento metinlerinin hazırlanması,

  • Yetki ve tahkim klozlarının formülasyonu,

  • Navlun borçlusunun doğru tespiti,

  • Hapis hakkının kullanılması ve hak düşürücü sürelerin gözetilmesi

bakımından büyük önem taşımaktadır.

Leave a Reply

Call Now Button