Meşru Müdafaa: Şartları, Sınırları ve Uygulamadaki Yanılgılar
Halk arasında çok uzun yıllardır, eve giren hırsızı öldürenin ceza almadığıyla ve hatta bu eylemin suç sayılmadığıyla alakalı bir söylenti bulunmaktadır. En baştan ifade edelim ki; bu söylenti bir şehir efsanesi niteliğinde olup gerçeği yansıtmamaktadır. Fakat söz konusu ifadenin bu kadar yayılmasının elbette pek çok sebebi vardır. Bu sebeplerden belki de en mühimi meşru müdafaa kurumudur. Yine en baştan ifade etmek gerekir ki meşru müdafaa, TCK’da yer alan hukuka uygunluk sebeplerinden biri olup meşru müdafaanın şartlarının somut olayda gerçekleşmesi halinde kişinin eylemi suç olarak nitelendirilemeyecektir.
Bu makalemizde; meşru müdafaa kurumundan, şartlarından ve meşru müdafaada hata halinden bahsedeceğiz.
Meşru Müdafaa Nedir?
Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa (haklı savunma), bir kimsenin kendisine veya bir başkasına yönelen, gerçekleşen, gerçekleşmesi muhakkak veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o andaki hal ve imkanlara göre saldırı ile orantılı bir şekilde defetmesi durumudur.
Meşru müdafaa halinde işlenen fiiller, kanun nezdinde “hukuka uygun” kabul edilir. Yani ortada bir öldürme veya yaralama fiili olsa dahi, bu şartlar sağlandığında kişiye ceza verilmez; zira hukuk düzeni, saldırıya uğrayan kişinin kendisini korumasını meşru bir hak olarak tanır.
Meşru Müdafaanın Şartları
Bir olayın meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilmesi için yasa koyucu ve Yargıtay uygulamaları belirli şartların kümülatif (bir arada) bulunmasını şart koşar. Bu şartları “saldırıya” ve “savunmaya” ilişkin olmak üzere iki ana başlıkta inceleyebiliriz:
1. Saldırıya İlişkin Şartlar
-
Haksız Bir Saldırı Bulunmalıdır: Saldırının mutlaka bir suç teşkil etmesi gerekmez; ancak hukuka aykırı (haksız) olması şarttır.
-
Saldırı Bir Hakka Yönelik Olmalıdır: Sadece cana değil, mal varlığına, ırza veya hürriyete yönelik saldırılar da meşru müdafaaya konu olabilir.
-
Saldırı Mevcut Olmalıdır: Saldırı ya başlamış olmalı ya başlaması muhakkak olmalı ya da bitmiş olmasına rağmen tekrarı muhakkak olmalıdır. Bitmiş ve tekrarı beklenmeyen bir saldırıya karşı “intikam” amacıyla yapılan eylemler meşru müdafaa sayılmaz.
2. Savunmaya İlişkin Şartlar
-
Savunma Zorunlu Olmalıdır: Kişinin o anki saldırıdan başka türlü kurtulma imkanının bulunmaması gerekir.
-
Savunma Saldırana Karşı Yapılmalıdır: Saldırı ile ilgisi olmayan üçüncü kişilere verilen zararlar meşru müdafaa kapsamına girmez.
-
Orantılılık (Ölçülülük): Bu, uygulamada en çok sorun yaşanan şarttır. Kullanılan araç ile saldırı aracı arasında ve savunma ile saldırının ağırlığı arasında makul bir denge bulunmalıdır. Örneğin, kendisine tokat atan birini silahla vurmak, genellikle meşru müdafaa sınırlarını aşan bir eylemdir.
Meşru Müdafaa Sınırının Aşılması ve Heyecan/Korku Hali
TCK m. 27/2, meşru müdafaa sınırının aşılması durumunda çok kritik bir istisna getirir. Eğer kişi, saldırıyı defetmek isterken sınırı “mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş” nedeniyle aşmışsa, kendisine ceza verilmez.
Örneğin; gece vakti evine giren hırsızla karanlıkta karşı karşıya gelen bir ev sahibinin, yaşadığı aşırı korku ve panik sebebiyle elindeki silahı kontrolsüzce ateşlemesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak buradaki “korku ve heyecan” seviyesini her somut olayda hakim takdir eder.
Meşru Müdafaada Hata Hali
Bazen kişi, gerçekte bir saldırı olmadığı halde, içinde bulunduğu şartlar nedeniyle kendisine yönelik haksız bir saldırı olduğunu sanabilir. Buna “takdiri meşru müdafaa” veya hata hali denir.
TCK m. 30/3 uyarınca; eğer kişi kaçınılmaz bir hata sonucunda meşru müdafaa şartlarının oluştuğunu düşünerek hareket ederse, bu hatasından yararlanır.
-
Örnek: Sokakta şaka amaçlı üzerine oyuncak silahla koşan bir arkadaşını, o anki loş ışıkta gerçek saldırgan sanarak etkisiz hale getiren kişi, “hata” hükümlerinden faydalanabilir. Ancak hatanın “kaçınılmaz” olması, yani sıradan bir insanın da aynı hataya düşebilecek olması gerekir.
Uygulamada “Hırsız” Örneği Üzerinden Bir Analiz
Yazımızın başında belirttiğimiz şehir efsanesine dönecek olursak; eve giren hırsızı öldürmek otomatik olarak meşru müdafaa değildir.
-
Eğer hırsız, değerli eşyayı alıp kaçıyorsa ve ev sahibine yönelik bir can tehdidi oluşturmuyorsa, kaçan hırsızı arkasından vurmak meşru müdafaa sayılamaz. Zira saldırı bitmiştir ve savunma ile saldırı (mal vs. can) arasında orantısızlık vardır.
-
Ancak hırsız, ev sahibi ile karşılaştığında ona elindeki bıçakla saldırırsa, işte o an ev sahibinin kendisini savunma hakkı doğar.
Sonuç
Meşru müdafaa, hukuk düzeninin kişiye tanıdığı bir “kendini koruma” yetkisidir; ancak bu yetki sınırsız bir şiddet uygulama hakkı vermez. Şartların gerçekleşmediği durumlarda başvurulan şiddet, haksız tahrik altında kasten yaralama veya öldürme suçlarını oluşturabilir. Bu nedenle her somut olay; saldırının niteliği, savunmanın zamanlaması ve orantılılık ilkesi ışığında titizlikle analiz edilmelidir.