Maganda Kurşunuyla Ölüme Neden Olma Suçu | Olası Kast ve Yargıtay Kararları
Maganda Kurşunuyla Ölüme Neden Olma Suçu | Olası Kast ve Yargıtay Kararları
Giriş
Düğünler, asker uğurlamaları, spor müsabakalarının ardından yapılan kutlamalar veya çeşitli eğlenceler sırasında ateşli silahla havaya ateş açılması, uzun yıllardır Türkiye’nin önemli kamu güvenliği sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Toplumda çoğu zaman “kutlama ateşi” veya “maganda kurşunu” olarak adlandırılan bu davranış, yalnızca kamu düzenini bozmakla kalmamakta; masum insanların hayatını kaybetmesine veya ağır şekilde yaralanmasına da neden olabilmektedir. Özellikle son yıllarda basına yansıyan olaylar incelendiğinde, evinin balkonunda oturan, çocuğuyla parkta vakit geçiren veya sokakta yürüyen birçok kişinin, kutlamayla hiçbir ilgisi bulunmamasına rağmen ateşli silahtan çıkan mermilerin hedefi olduğu görülmektedir.
Bu tür olayların ardından kamuoyunda en çok tartışılan hususlardan biri ise failin hangi suçtan sorumlu tutulacağıdır. İlk bakışta silahı ateşleyen kişinin kimseyi hedef almadığı, yalnızca kutlama amacıyla hareket ettiği düşünülebilir. Ancak ceza hukuku bakımından değerlendirme yalnızca failin amacıyla sınırlı değildir. Hareketin meydana getirdiği tehlike, neticenin öngörülebilir olup olmadığı ve failin bu ihtimali kabullenerek hareket edip etmediği de suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde belirleyici rol oynar.
Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da özellikle insanların bulunduğu alanlarda rastgele ateş açılması sonucu meydana gelen ölüm olaylarında, yalnızca “öldürme kastım yoktu” şeklindeki savunmanın yeterli olmadığı vurgulanmaktadır. Somut olayın özelliklerine göre failin olası kastla hareket edip etmediği ayrıntılı biçimde değerlendirilmektedir.
Maganda Kurşunu Kavramı ve Hukuki Niteliği
“Maganda kurşunu” kavramı günlük hayatta yaygın olarak kullanılmasına rağmen Türk Ceza Kanunu’nda bu isim altında düzenlenmiş bağımsız bir suç tipi bulunmamaktadır. Bu ifade, hukuki bir kavramdan ziyade, kutlama veya benzeri nedenlerle rastgele ateşlenen silahlardan çıkan mermilerin neden olduğu ölüm ve yaralanmaları tanımlamak amacıyla kullanılan toplumsal bir nitelendirmedir.
Dolayısıyla bu tür olaylarda uygulanacak suç tipi, “maganda kurşunu” kavramına göre değil, failin kastına, kusuruna ve olayın meydana geliş biçimine göre belirlenmektedir. Başka bir ifadeyle her maganda kurşunu olayı aynı hukuki sonuca yol açmamaktadır. Bazı olaylarda taksirle öldürme, bazı olaylarda bilinçli taksirle öldürme, bazı olaylarda ise olası kastla öldürme hükümleri uygulanabilmektedir.
Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında yapılacak hukuki değerlendirme, yalnızca ölüm neticesine değil; ölümün nasıl meydana geldiğine, failin davranış biçimine ve tehlikeyi öngörme imkânına odaklanmaktadır.
Olası Kast Kavramı
Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında olası kast, “kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi” olarak tanımlanmıştır.
Bu düzenleme, doğrudan kasttan farklı bir kusur biçimini ifade etmektedir. Doğrudan kastta fail, hukuka aykırı sonucu gerçekleştirmeyi istemektedir. Olası kastta ise fail, sonucun meydana gelmesini istememekle birlikte, gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen davranışına devam etmektedir.
Öğretide olası kast, çoğu zaman “kabullenme”, “göze alma” veya “olursa olsun düşüncesiyle hareket etme” şeklinde açıklanmaktadır. Her ne kadar failin iç dünyasının kesin olarak tespit edilmesi mümkün olmasa da mahkemeler, kastın varlığını somut olayın dış dünyaya yansıyan verileri üzerinden belirlemektedir.
Bu kapsamda kullanılan aracın niteliği, olayın meydana geldiği yer, çevrede bulunan kişi sayısı, failin davranış biçimi, ateş etme sayısı ve olaydan sonraki hareketleri birlikte değerlendirilerek failin neticeyi öngörüp öngörmediği belirlenmektedir.
Gerçek Bir Olay Üzerinden Değerlendirme
Yargıtay’ın önüne gelen olaylardan birinde sanık, katıldığı düğünde eğlence amacıyla tabancasıyla peş peşe havaya ateş etmiştir. Olay sırasında düğüne katılanlar kutlamaya devam ederken ateşlenen mermilerden biri düğün alanının dışında bulunan bir kişiye isabet etmiş, ağır yaralanan mağdur kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir.
Soruşturma aşamasında sanık, kimseyi hedef almadığını, yalnızca çevresindeki diğer kişiler gibi kutlamaya katıldığını ve öldürme kastının bulunmadığını ileri sürmüştür. Savunmasının temelini, merminin kime isabet edeceğini bilmediği ve böyle bir sonucun meydana geleceğini düşünmediği iddiası oluşturmuştur.
Dosyada yapılan balistik incelemeler, olay yeri tespit tutanakları ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yerleşim alanında bulunan kalabalık bir ortamda birden fazla kez ateş ettiği anlaşılmıştır. Bu durum, dosyanın hukuki değerlendirmesinde belirleyici unsurlardan biri olmuştur.
Yargıtay, olayı yalnızca failin beyanları üzerinden incelememiş; aksine ateşli silahın öldürücülüğü, olayın gerçekleştiği yer, çevrede bulunan insan sayısı ve rastgele ateş açılmasının doğurduğu riskleri birlikte değerlendirmiştir. Böylece kastın belirlenmesinde subjektif beyanlardan ziyade objektif ölçütlerin esas alınması gerektiğini ortaya koymuştur.
Yargıtay’ın Benimsediği Yaklaşım
Yargıtay kararlarında ateşli silahın, doğası gereği öldürmeye elverişli bir araç olduğu sürekli olarak vurgulanmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, insanların bulunduğu bir ortamda rastgele ateş açan kişinin meydana gelebilecek ölüm veya yaralanma ihtimalini öngörebilecek durumda olduğu kabul edilmektedir.
Özellikle düğün, asker uğurlaması veya benzeri organizasyonlarda yapılan kontrolsüz silah kullanımı bakımından Yargıtay, failin yalnızca “kutlama yapmak istedim” şeklindeki savunmasıyla yetinmemektedir. Çünkü hukuki değerlendirme yapılırken esas alınan husus, failin amacı kadar hareketinin meydana getirdiği objektif tehlikedir.
Silahın ateşlenmesiyle birlikte merminin izleyeceği güzergâhın tam olarak kontrol edilmesi mümkün değildir. Belirli bir yüksekliğe ulaştıktan sonra yeryüzüne düşen mermi, düğün alanından yüzlerce metre uzaklıktaki bir kişiye dahi isabet edebilir. Bu olgunun hayat tecrübeleriyle bilinebilecek nitelikte olduğu kabul edilmektedir.
Bu nedenle Yargıtay, insanların bulunduğu yerlerde rastgele ateş eden kişinin, ölüm ihtimalini öngörmesine rağmen hareketini sürdürmesi hâlinde olası kast hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmektedir. Ancak her olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini de özellikle belirtmektedir.
Olası Kast ile Bilinçli Taksir Arasındaki Ayrım
Maganda kurşunu nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında uygulamada en çok tartışılan konu, failin olası kastla mı, yoksa bilinçli taksirle mi hareket ettiğinin belirlenmesidir. Bu ayrım yalnızca teorik bir tartışma olmayıp, verilecek cezanın belirlenmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır. Nitekim aynı fiil, failin manevi unsuruna ilişkin değerlendirmeye göre farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Bilinçli taksirde kişi, gerçekleştirdiği davranışın tehlikeli olduğunu ve istenmeyen bir sonucun meydana gelebileceğini öngörmektedir. Buna rağmen kendi bilgi, tecrübe veya şansına güvenerek bu sonucun gerçekleşmeyeceğini düşünmektedir. Olası kastta ise fail, neticenin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen davranışını sürdürmekte ve bu ihtimali kabullenmektedir.
Bu iki kavram arasındaki ince çizgi, özellikle ateşli silah kullanılan olaylarda önem kazanmaktadır. Yerleşim yerinde, düğün alanında veya insanların yoğun olarak bulunduğu bir bölgede defalarca havaya ateş açan kişinin, merminin herhangi bir kişiye isabet ederek ölüm meydana getirebileceğini öngörmemesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Hukuki tartışma da tam bu noktada başlamaktadır. Fail gerçekten sonucun gerçekleşmeyeceğine mi güvenmiştir, yoksa meydana gelmesini göze mi almıştır?
Yargıtay kararlarında bu soruya tek bir ölçütle cevap verilmediği görülmektedir. Her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilmekte; olay yeri, kullanılan silah, atış sayısı, çevrede bulunan kişi sayısı ve failin davranışları birlikte incelenmektedir.
Yargıtay’ın Dikkate Aldığı Ölçütler
Yargıtay’ın yerleşik uygulaması incelendiğinde, maganda kurşunu nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında bazı kriterlerin öne çıktığı görülmektedir.
İlk olarak olayın gerçekleştiği yer önem taşımaktadır. Şehir merkezinde, mahalle arasında, düğün salonunda veya insanların yoğun olarak bulunduğu açık alanlarda ateş açılması ile tamamen ıssız bir bölgede gerçekleşen olay aynı şekilde değerlendirilemez. Çünkü yerleşim alanlarında ateşli silah kullanılması, ölüm riskini önemli ölçüde artırmaktadır.
İkinci olarak kullanılan aracın niteliği dikkate alınmaktadır. Ateşli silah, doğası gereği öldürmeye elverişli bir araçtır. Bu nedenle silahı kullanan kişinin oluşturduğu tehlikeyi bilmediği veya öngöremediği yönündeki savunmalar çoğu zaman hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır.
Üçüncü olarak atışın şekli önem arz etmektedir. Tek bir el ateş edilmesi ile peş peşe çok sayıda atış yapılması aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulmayabilir. Özellikle kontrolsüz biçimde art arda ateş edilmesi, failin oluşturduğu tehlikeyi artırmakta ve olası kast değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır.
Dördüncü olarak olay sırasında çevrede bulunan insan sayısı göz önünde bulundurulmaktadır. Düğün, asker uğurlaması veya kutlama organizasyonları doğası gereği kalabalık etkinliklerdir. Böyle bir ortamda ateş açan kişinin çevrede insanların bulunduğunu bilmediğini ileri sürmesi inandırıcı kabul edilmemektedir.
Son olarak failin olaydan sonraki davranışları da değerlendirmeye alınmaktadır. Olay yerini terk etmesi, delilleri gizlemeye çalışması veya tam aksine mağdura yardım etmesi gibi davranışlar doğrudan kastı belirlemese de dosyanın bütünlüğü içerisinde hâkimin kanaat oluşmasına katkı sağlayabilmektedir.
Yargıtay Kararlarından Çıkarılabilecek Sonuçlar
Yargıtay’ın maganda kurşunu olaylarına ilişkin kararları birlikte değerlendirildiğinde bazı temel ilkelerin istikrarlı biçimde benimsendiği görülmektedir.
Her şeyden önce, “kimseyi hedef almamış olmak” tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Ateş edilen merminin belirli bir kişiye yöneltilmemiş olması, failin meydana gelebilecek ölüm riskini öngörmediği anlamına gelmez.
Bunun yanında, failin öldürme kastının bulunmadığını ileri sürmesi de tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Ceza hukukunda kast, yalnızca sanığın beyanıyla değil; olayın tüm maddi delilleri birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.
Yargıtay ayrıca ateşli silahın öldürücülüğünün herkes tarafından bilinebilecek genel bir olgu olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle insanların bulunduğu alanlarda rastgele ateş açan kişinin oluşturduğu tehlikenin farkında olduğu varsayılmaktadır.
Bununla birlikte her maganda kurşunu olayı otomatik olarak olası kast kapsamında değerlendirilmemektedir. Olayın gerçekleştiği yer, failin davranış biçimi ve tüm deliller birlikte incelenerek sonuca ulaşılmaktadır. Bu yönüyle Yargıtay’ın yaklaşımı, somut olayın özelliklerini esas alan bir değerlendirme anlayışına dayanmaktadır.
Sonuç
Maganda kurşunu nedeniyle meydana gelen ölüm olayları, yalnızca bireysel bir dikkatsizlik olarak değerlendirilemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurmaktadır. Ateşli silahın kontrolsüz biçimde kullanılması, toplumun yaşam hakkını ve kamu güvenliğini doğrudan tehlikeye sokmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nda “maganda kurşunu” adı altında özel bir suç tipi düzenlenmemiş olmakla birlikte, bu tür olaylarda failin ceza sorumluluğu somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Özellikle olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, yargılamanın en önemli hukuki tartışmalarından birini oluşturmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, insanların bulunduğu alanlarda rastgele ateş açan kişinin meydana gelebilecek ölüm veya yaralanma ihtimalini öngörebilecek durumda olduğunu kabul etmekte; ancak her olayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu nedenle yalnızca failin savunmasına dayanılarak değil, tüm deliller birlikte incelenerek hukuki sonuca ulaşılması gerekmektedir.
Sonuç olarak maganda kurşunu nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında ceza sorumluluğunun belirlenmesi, olayın oluş şekli, kullanılan silahın niteliği, failin davranışı ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. Ceza hukukunun temel ilkeleri de ancak bu şekilde hem toplumun adalet beklentisini hem de bireysel kusur sorumluluğunu dengeli biçimde koruyabilir.