Borçlunun Yurt Dışındaki Malvarlığı Nasıl Araştırılır? Tanıma, Tenfiz ve Uluslararası Alacak Tahsili Süreci
Borçlunun Yurt Dışındaki Malvarlığı Nasıl Araştırılır? Tanıma, Tenfiz ve Uluslararası Alacak Tahsili Süreci
Uluslararası nitelikteki alacak uyuşmazlıklarında en sık yapılan hata, sürecin yalnızca dava açmak ve mahkeme kararı almak üzerine kurulmasıdır. Oysa alacaklının asıl amacı haklılığının tespit edilmesi değil, alacağına fiilen kavuşmasıdır. Bu nedenle uluslararası alacak tahsili; dava, tahkim, tanıma, tenfiz ve icra işlemlerinden oluşan tek bir zincir olarak ele alınmalıdır.
Borçlunun Türkiye’de bulunması, malvarlığının da Türkiye’de bulunduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde borçlunun yurt dışında kayıtlı bir şirketinin, banka hesabının, taşınmazının veya iştirakinin bulunması da bu malvarlığına doğrudan haciz konulabileceği anlamına gelmez. Her devlet kendi ülkesindeki malvarlığı üzerinde cebri icra yetkisini kural olarak kendi makamları aracılığıyla kullanır.
Bu nedenle uluslararası alacak tahsilinde temel soru yalnızca “Davayı nerede açabiliriz?” değildir. Şu soruların birlikte cevaplandırılması gerekir:
- Borçlunun haczedilebilir malvarlığı hangi ülkededir?
- Alınacak karar o ülkede tanınabilir ve tenfiz edilebilir mi?
- Dava devam ederken malvarlığı hakkında geçici koruma kararı alınabilir mi?
- Tanıma ve tenfiz masrafları ile beklenen tahsilat arasında ekonomik denge var mıdır?
- Borçlunun iflası, tasfiyesi veya mal kaçırma ihtimali bulunmakta mıdır?
Davanın Kazanılması ile Borcun Tahsil Edilmesi Aynı Anlama mı Gelir?
Hayır. Davayı kazanmak ile borcu tahsil etmek aynı şey değildir.
Mahkeme kararı, alacağın hukuken mevcut olduğunu ve borçlunun ödeme yükümlülüğünü ortaya koyar. Ancak kararın alınması, paranın kendiliğinden alacaklının hesabına geçmesini sağlamaz. Borçlunun ödeme yapmaması hâlinde kararın cebri icra yoluyla uygulanması gerekir.
Özellikle borçlunun malvarlığı başka bir ülkedeyse şu aşamalarla karşılaşılabilir:
- Alacağın dava veya tahkim yoluyla hüküm altına alınması,
- Kararın kesinleşmesi veya icra edilebilir hâle gelmesi,
- Kararın malvarlığının bulunduğu ülkede tanınması ve gerekiyorsa tenfiz edilmesi,
- Yerel icra makamları aracılığıyla banka hesabı, taşınmaz, araç, hisse veya üçüncü kişilerdeki alacakların haczedilmesi,
- Haczedilen malvarlığının paraya çevrilmesi,
- Elde edilen tutarın alacaklıya ödenmesi.
Bu nedenle tahsil kabiliyeti bulunmayan bir borçluya karşı kazanılmış milyonlarca liralık karar, ekonomik bakımdan yalnızca “kâğıt üzerinde bir alacak” olarak kalabilir. Buna karşılık doğru zamanda alınmış bir ihtiyati haciz kararı veya icra edilebilir bir yapılandırma anlaşması, uzun süren bir davadan daha hızlı ve etkili sonuç verebilir.
Birinci Aşama: Tahsil Kabiliyeti Araştırması
Uluslararası alacak tahsilinde ilk yapılması gereken işlem çoğu zaman dava açmak değil, borçlunun tahsil kabiliyetini araştırmaktır.
Bu çalışma bir istihbarat faaliyeti değil; dava, tahkim ve icra masraflarının yapılmaya değer olup olmadığını belirleyen hukuki ve mali bir fizibilite incelemesidir.
1. Borçlunun hukuki kimliği doğrulanmalıdır
Öncelikle borçlunun gerçek kişi mi yoksa tüzel kişi mi olduğu kesin biçimde belirlenmelidir. Şirket borçlarında ticaret unvanı, şirket sicil numarası, kayıtlı merkez, şubeler ve şirket türü kontrol edilmelidir.
Benzer isim taşıyan şirketler, grup şirketleri veya aynı markayı kullanan farklı tüzel kişiler arasında hata yapılması, kararın yanlış şirkete karşı alınmasına ve sonradan icra edilememesine neden olabilir.
2. Ticaret sicili ve şirket kayıtları incelenmelidir
Borçlu şirket hakkında şu hususlar araştırılabilir:
- Şirketin faal veya tasfiye hâlinde olup olmadığı,
- Kayıtlı merkezi ve faaliyet adresleri,
- Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticileri,
- Şirket ortakları ve sermaye yapısı,
- Son sermaye artırımları veya pay devirleri,
- Birleşme, bölünme, tür değiştirme veya tasfiye işlemleri,
- İştirakleri, bağlı şirketleri ve şubeleri,
- Varsa mali tabloları ve yıllık faaliyet raporları.
Bununla birlikte bir grup şirketine ait malvarlığı, sırf ekonomik bütünlük bulunduğu gerekçesiyle başka bir grup şirketinin borcu için haczedilemez. Her şirketin ayrı tüzel kişiliği bulunduğundan, ana şirket veya kardeş şirket malvarlığına yönelinebilmesi için kefalet, garanti, birlikte borçluluk, muvazaa, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya benzeri özel bir hukuki dayanak bulunmalıdır.
3. İflas ve tasfiye kayıtları kontrol edilmelidir
Borçlu hakkında iflas, konkordato, yeniden yapılandırma, tasfiye veya benzeri bir kolektif takip süreci bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Örneğin Avrupa Birliği üyesi birçok ülkede ticaret ve iflas sicilleri üzerinden şirketin faaliyeti ve hakkında yürüyen ödeme güçlüğü süreçleri araştırılabilmektedir. Bununla birlikte erişilebilecek bilgiler, arama ölçütleri ve kayıtların kapsamı ülkeden ülkeye değişmektedir.
Borçlunun iflas etmiş olması alacağın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ancak bu durumda bireysel haciz takibi yerine, ilgili ülkedeki iflas masasına süresinde alacak kaydı yapılması gerekebilir. Süresinde bildirim yapılmaması, alacaklının dağıtımdan pay alma imkânını ciddi biçimde etkileyebilir.
4. Taşınmaz, araç ve diğer sicile kayıtlı varlıklar araştırılmalıdır
Ülkenin hukukuna ve sicillerin açıklığına bağlı olarak şu varlıklar araştırılabilir:
- Taşınmazlar,
- Motorlu araçlar,
- Gemiler ve yatlar,
- Hava araçları,
- Şirket payları,
- Marka, patent ve tasarım hakları,
- Lisans ve imtiyaz hakları,
- Menkul kıymetler,
- Ticari işletmeler ve şubeler.
Her sicil herkese açık değildir. Bazı ülkelerde yalnızca belirli bir taşınmazın malik bilgisi sorgulanabilirken, kişinin adına kayıtlı bütün taşınmazların topluca araştırılması için mahkeme kararı, icra takibi veya hukuki menfaatin ispatı gerekebilir.
5. Banka ilişkileri nasıl araştırılır?
Borçlunun hangi bankalarla çalıştığına ilişkin ticari sözleşmeler, faturalar, para transferleri, geçmiş ödemeler, kredi belgeleri ve mali tablolar önemli ipuçları verebilir. Ancak borçlunun banka hesapları ve hesap bakiyeleri çoğu ülkede doğrudan kamuya açık değildir.
Bu bilgilere genellikle ancak:
- Kesinleşmiş veya icra edilebilir bir karar,
- Yerel icra takibi,
- Mahkemenin malvarlığı açıklama emri,
- Üçüncü kişiye yönelik haciz veya bilgi verme emri,
- İflas idaresinin inceleme yetkisi,
gibi yerel hukukta öngörülen araçlarla ulaşılabilir.
Dolayısıyla “borçlunun dünyadaki tüm banka hesaplarını tek sorguyla bulmak” şeklinde genel ve evrensel bir sistem bulunmamaktadır. Araştırmanın kapsamı, hesabın bulunduğu ülkenin bankacılık gizliliği, kişisel verilerin korunması ve icra mevzuatına göre belirlenir.
6. Borçlunun üçüncü kişilerden olan alacakları incelenmelidir
Bazı dosyalarda borçlunun taşınmazından çok, müşterilerinden veya iş ortaklarından olan alacakları daha hızlı tahsil imkânı sağlar.
Borçlunun;
- Düzenli müşterileri,
- Distribütörleri,
- E-ticaret platformları,
- Kira alacakları,
- Sigorta şirketlerinden doğan hakları,
- Grup şirketlerinden olan alacakları,
- Devam eden hakediş ve sözleşme bedelleri,
belirlenerek bunların yerel hukukta haczedilip haczedilemeyeceği incelenmelidir.
7. Mal kaçırma işlemleri araştırılmalıdır
Borçlunun dava öncesinde veya dava sırasında malvarlığını yakınlarına, ilişkili şirketlere ya da görünüşte üçüncü kişilere devretmesi mümkündür. Bu durumda yalnızca icra takibi yapmak yeterli olmayabilir.
Devrin gerçekleştiği ülke hukukuna göre;
- Tasarrufun iptali,
- Muvazaa,
- Hileli devir,
- Alacaklıdan mal kaçırma,
- Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması,
- Kayyım veya alıcı atanması,
gibi hukuki yollar gündeme gelebilir.
Ancak her mal devri mal kaçırma sayılmaz. Devir tarihi, bedelin ödenip ödenmediği, taraflar arasındaki ilişki, borcun doğum tarihi ve borçlunun devir sonrasındaki mali durumu birlikte değerlendirilmelidir.
İkinci Aşama: İhtar ve Müzakere
Tahsil kabiliyeti araştırmasından sonra, somut dosyanın özelliklerine göre borçluya resmi bir ihtar gönderilmesi yararlı olabilir.
İhtarname ile;
- Borcun hukuki dayanağı,
- Ana para ve işlemiş faiz,
- Ödeme süresi,
- Ödeme yapılacak hesap,
- Temerrüdün sonuçları,
- Dava, tahkim ve icra masrafları,
- İhtiyati haciz veya tedbir talep edileceği,
- Yargılama ve vekâlet giderlerinin borçluya yükletileceği,
açıkça bildirilmelidir.
Özellikle düzenli finansman kullanan, kamu ihalelerine katılan, yatırımcılarla çalışan veya ticari itibarını korumak isteyen kurumsal borçlular bakımından resmi ihtar, tahmin edilenden daha etkili olabilir.
Ancak ihtar aşamasında borçluya gereğinden fazla zaman tanınması da risklidir. Mal kaçırma veya hesapların boşaltılması ihtimali varsa, ihtarname gönderilmeden önce yahut ihtarla eş zamanlı olarak geçici hukuki koruma talep edilmesi değerlendirilmelidir.
Yapılandırma anlaşması nasıl düzenlenmelidir?
Tarafların taksitlendirme veya indirim üzerinde anlaşması hâlinde mutabakat mutlaka yazılı ve icra edilebilir biçimde kurulmalıdır.
Anlaşmada en azından şu hususlar bulunmalıdır:
- Borcun açık ikrarı,
- Toplam borç miktarı ve para birimi,
- Faiz ve masraflar,
- Taksit tarihleri,
- Ödeme hesapları,
- Bir taksidin ödenmemesi hâlinde kalan borcun muacceliyeti,
- Teminatlar,
- Yetkili mahkeme veya tahkim yeri,
- Uygulanacak hukuk,
- Feragat ve ibra şartları,
- İcra edilebilirlik yöntemi.
Sözlü mutabakat veya yalnızca e-posta üzerinden yapılan belirsiz görüşmeler, uyuşmazlığı çözmek yerine gecikmenin yeni bir biçimine dönüşebilir.
Üçüncü Aşama: Dava, Tahkim ve Geçici Hukuki Koruma
Alacak henüz bir mahkeme veya hakem kararına bağlanmamışsa öncelikle hangi merciin yetkili olduğu belirlenmelidir.
Yetkili mahkeme nasıl belirlenir?
Sözleşmede geçerli bir yetki şartı varsa kural olarak öncelikle bu hüküm incelenir. Yetki şartı bulunmuyorsa;
- Davalının yerleşim yeri,
- Sözleşmenin ifa yeri,
- Malın teslim edildiği yer,
- Ödemenin yapılacağı yer,
- Zararın meydana geldiği yer,
- Borçlunun şubesinin bulunduğu yer,
- Malvarlığının bulunduğu ülke,
gibi bağlantılar değerlendirilir.
Davayı belirli bir ülkede kazanmanın, kararın başka ülkelerde kolayca uygulanacağı varsayılmamalıdır. Dava açılacak yer belirlenirken, kararın malvarlığının bulunduğu ülkede tanınıp tenfiz edilme ihtimali en baştan araştırılmalıdır.
Tahkim şartı varsa ne yapılır?
Sözleşmede geçerli bir tahkim şartı bulunuyorsa uyuşmazlık devlet mahkemesi yerine hakem heyeti önüne götürülebilir. Yabancı hakem kararlarının uluslararası dolaşımında 1958 tarihli New York Sözleşmesi önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye New York Sözleşmesi’ne taraftır; ancak Sözleşmeyi karşılıklılık ve Türk hukukuna göre ticari sayılan uyuşmazlıklarla sınırlı olarak uygulama yönünde çekinceleri bulunmaktadır.
Tahkim kararının farklı ülkelerde tenfiz edilebilmesi önemli bir avantaj olmakla birlikte, tahkim kararının da kendiliğinden ödeme sağlamadığı unutulmamalıdır. Hakem kararının borçlunun malvarlığının bulunduğu ülkede tenfiz edilmesi ve yerel icra makamları aracılığıyla uygulanması gerekir.
İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir neden önemlidir?
Uluslararası alacak dosyalarında geçici hukuki koruma, çoğu zaman davanın kendisi kadar önemlidir.
Türk hukukunda rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para alacakları bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi kapsamında ihtiyati haciz talep edilebilir.
Uyuşmazlık konusu hak veya malvarlığında meydana gelecek değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, imkânsız hâle gelmesi veya ciddi bir zarar tehlikesinin bulunması hâlinde HMK’nin 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir gündeme gelebilir. Tedbir isteyen tarafın hakkın varlığını yaklaşık olarak ispatlaması gerekir.
Ancak Türkiye’de verilen ihtiyati haciz veya tedbir kararı, yurt dışındaki banka veya tapu sicili üzerinde her zaman doğrudan sonuç doğurmaz. Malvarlığının bulunduğu ülkede ayrıca yerel geçici koruma kararı alınması gerekebilir. Bu nedenle ana dava Türkiye’de görülse bile, malvarlığının bulunduğu ülkede paralel bir koruma başvurusu yapılması değerlendirilebilir.
Dördüncü Aşama: Tanıma, Tenfiz ve İcra
Tanıma ile tenfiz arasındaki fark nedir?
Tanıma, yabancı mahkeme kararının kesin hüküm veya kesin delil etkisinin başka bir ülkede kabul edilmesidir.
Tenfiz ise yabancı kararın o ülkede cebri icra yoluyla uygulanabilir hâle getirilmesidir.
Örneğin yabancı bir mahkeme kararının yalnızca bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını veya borcun sona erdiğini ortaya koyması gerekiyorsa tanıma yeterli olabilir. Buna karşılık yabancı karar borçlunun belirli bir miktar para ödemesine hükmediyorsa, banka hesabına veya taşınmazına haciz konulabilmesi için kural olarak tenfiz gerekir.
Başka bir ifadeyle:
Tanıma, kararın hukuki etkisini; tenfiz ise devletin cebri icra gücünü sağlar.
Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Tenfizi
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesine göre, yabancı mahkemelerce hukuk davalarına ilişkin verilmiş ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş ilamların Türkiye’de icra edilebilmesi için yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir.
Görevli ve yetkili mahkeme
Tenfiz isteminde görevli mahkeme asliye mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri veya sakin olduğu yer mahkemesidir. Bu kişinin Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava açılabilir.
Tenfiz dilekçesine eklenecek belgeler
Tenfiz başvurusunda genel olarak;
- Yabancı mahkeme kararının usulüne uygun biçimde onaylanmış aslı veya örneği,
- Kararın kesinleştiğini gösteren belge,
- Kararın ve kesinleşme belgesinin onaylı tercümeleri,
- Gerektiğinde apostil veya diplomatik tasdik işlemleri,
- Tebligat ve temsil sürecini gösteren belgeler,
sunulmalıdır.
MÖHUK’un 53. maddesi, yabancı ilamın onaylanmış örneği ile kesinleşme belgesinin ve bunların onaylı tercümelerinin dilekçeye eklenmesini aramaktadır.
Tenfiz şartları nelerdir?
MÖHUK’un 54. maddesine göre temel tenfiz şartları şunlardır:
- Türkiye ile kararın verildiği ülke arasında anlaşma, kanuni karşılıklılık veya fiilî karşılıklılık bulunması,
- Kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması,
- Davalının itiraz etmesi hâlinde, yabancı mahkemenin uyuşmazlık veya taraflarla gerçek bir bağlantısı olmaksızın aşırı yetki kullanmış olmaması,
- Hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması,
- Kendisine karşı tenfiz istenen kişinin yabancı yargılamaya usulüne uygun şekilde çağrılmış ve savunma imkânına sahip olmuş olması.
Tenfiz mahkemesi yabancı mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkındaki değerlendirmesini yeniden yapmaz. İnceleme, yabancı kararın maddi bakımdan doğru olup olmadığından çok, kanunda belirtilen tenfiz şartlarını taşıyıp taşımadığı üzerinde yoğunlaşır.
Karşı taraf da kural olarak tenfiz şartlarının bulunmadığını, borcun tamamen veya kısmen ödendiğini ya da kararın uygulanmasına engel yeni bir sebep ortaya çıktığını ileri sürebilir. Tenfiz istemi basit yargılama usulüyle incelenir.
Tenfiz kararı verilen yabancı ilam, Türk mahkemesinden verilmiş bir karar gibi icra edilir. Bu aşamadan sonra ilamlı icra takibi başlatılarak borçlunun Türkiye’deki malvarlığı üzerinde haciz işlemleri yapılabilir.
Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Tanınması
MÖHUK’un 58. maddesine göre yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil olarak kabul edilebilmesi, kararın gerekli tanıma şartlarını taşıdığının Türk mahkemesince tespitine bağlıdır.
Tanımada, tenfizden farklı olarak karşılıklılık şartı aranmaz. Çünkü tanıma işlemi doğrudan cebri icra yetkisi sağlamaz; yabancı kararın hukuki etkisinin kabul edilmesini sağlar.
Bununla birlikte para alacağına ilişkin yabancı bir kararın yalnızca tanınması, borçlunun Türkiye’deki banka hesabına haciz konulması için yeterli değildir. Bunun için kararın tenfiz edilerek Türkiye’de icra edilebilir hâle getirilmesi gerekir.
Türk Mahkemesi Kararı Yurt Dışında Nasıl Uygulanır?
Türkiye’de alınmış bir kararın yurt dışında icra edilebilmesi için malvarlığının bulunduğu ülkenin tanıma ve tenfiz kuralları incelenmelidir.
İlk olarak Türkiye ile ilgili ülke arasında ikili veya çok taraflı bir adli yardımlaşma ya da tanıma-tenfiz sözleşmesi bulunup bulunmadığı araştırılır. Uygulanabilir bir milletlerarası sözleşme yoksa ilgili ülkenin iç hukukundaki yabancı kararların tanınması ve tenfizi hükümlerine başvurulur.
Genellikle şu belgelerin hazırlanması gerekir:
- Türk mahkemesi kararının onaylı örneği,
- Kesinleşme veya icra edilebilirlik şerhi,
- Davalıya usulüne uygun tebligat yapıldığını gösteren belgeler,
- Apostil veya diplomatik tasdik,
- Yeminli veya yetkili tercüman tarafından yapılan tercüme,
- Borcun güncel hesabı,
- Faiz ve masraf dökümü.
Tenfiz devletinin mahkemesi çoğunlukla Türk mahkemesinin yetkisini, kararın kesinliğini, davalının savunma hakkına riayet edilip edilmediğini ve kararın kendi kamu düzenine aykırı olup olmadığını değerlendirir. Kesin şartlar ilgili ülkenin hukukuna göre değişir.
Borçlunun Almanya, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ayrı ayrı malvarlığı bulunması hâlinde, Türkiye’deki tek bir mahkeme kararı alınmış olsa bile her ülke bakımından ayrı tanıma, tenfiz ve icra işlemleri yapılması gerekebilir.
Ayrıca Avrupa Birliği üyesi devletler arasında geçerli olan kolaylaştırılmış karar dolaşımı rejimlerinin, Türkiye’de verilmiş kararlara kendiliğinden uygulanacağı varsayılmamalıdır. Türk kararının uygulanması bakımından ilgili devlet ile Türkiye arasındaki sözleşmeler ve o devletin ulusal hukuku ayrıca incelenmelidir.
Uluslararası Alacak Tahsilinde Dört Aşamalı Yol Haritası
Uluslararası alacak dosyalarının aşağıdaki dört aşamada yürütülmesi daha sağlıklı sonuç verir.
Birinci aşama: Tahsil kabiliyeti araştırması
Borçlunun faal olup olmadığı, ticaret sicili kayıtları, ortaklık yapısı, bilinen banka ilişkileri, taşınmaz ve araç kayıtları, üçüncü kişilerden olan alacakları, devam eden davaları, hakkında yürütülen icra veya iflas süreçleri araştırılır.
Bu aşamada amaç borçlunun tüm malvarlığını eksiksiz biçimde ortaya çıkarmak değil, hukuki takibin ekonomik ve pratik bakımdan anlamlı olup olmadığını belirlemektir.
İkinci aşama: İhtar ve müzakere
Borçluya resmi ihtar gönderilir; borcun dayanağı, miktarı ve ödeme süresi açıklanır. Uygun dosyalarda taksitlendirme, teminatlandırma veya indirimli toplu ödeme görüşmeleri yapılabilir.
Ancak anlaşma mutlaka yazılı, açık ve mümkünse doğrudan icra edilebilir nitelikte kurulmalıdır. Borcun ikrar edilmediği, taksitlerin açıkça belirtilmediği veya temerrüt sonucunun düzenlenmediği sözleşmeler yeni uyuşmazlıklar yaratabilir.
Üçüncü aşama: Hukuki takip
Alacak bir karara bağlanmamışsa yetkili mahkemede dava açılır veya geçerli bir tahkim şartı varsa tahkim yoluna başvurulur.
Dava yeri belirlenirken yalnızca yargılama kolaylığı değil, alınacak kararın malvarlığının bulunduğu ülkede uygulanabilirliği de göz önünde tutulmalıdır.
Mal kaçırma ihtimali bulunan dosyalarda ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, banka hesabının dondurulması, malvarlığı açıklama emri veya yerel hukukta bulunan benzeri geçici korumalar değerlendirilmelidir.
Dördüncü aşama: Tanıma, tenfiz ve icra
Karar borçlunun malvarlığının bulunduğu ülkede uygulanır.
Karar Türkiye’de alınmış ve yurt dışında uygulanacaksa, malvarlığının bulunduğu ülkenin tanıma ve tenfiz kuralları işletilir. Yabancı bir karar Türkiye’de uygulanacaksa MÖHUK’un 50 ve devamı maddeleri kapsamında tenfiz davası açılır.
Tenfizden sonra yerel icra makamları aracılığıyla banka hesapları, taşınmazlar, araçlar, şirket payları ve üçüncü kişilerdeki alacaklar üzerinde haciz işlemleri gerçekleştirilir.
Tahsilat Stratejisi Belirlenirken Sorulması Gereken Sorular
Bir uluslararası alacak dosyasında hukuki takibe başlamadan önce şu sorular cevaplandırılmalıdır:
- Borçlunun doğru hukuki unvanı ve sicil numarası nedir?
- Borçlu hâlen faal midir?
- Borçlunun malvarlığı hangi ülkelerde bulunmaktadır?
- Malvarlığı borçlunun kendi adına mı, ilişkili şirketler adına mı kayıtlıdır?
- Mallar üzerinde rehin, ipotek veya önceki haciz var mıdır?
- Borçlu hakkında iflas veya tasfiye süreci bulunmakta mıdır?
- Sözleşmede hukuk seçimi, yetki veya tahkim şartı var mıdır?
- Alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi nedir?
- Dava devam ederken geçici hukuki koruma alınabilir mi?
- Alınacak karar hedef ülkede tanınıp tenfiz edilebilir mi?
- Tahmini yargılama ve icra masrafları ne kadardır?
- Beklenen tahsilat tutarı bu masrafları karşılamaya yeterli midir?
- Borçlu ile teminatlı bir yapılandırma yapılması daha hızlı sonuç verebilir mi?
Sonuç
Borçlunun yurt dışındaki malvarlığının araştırılması ve uluslararası borç tahsili, yalnızca bir dava açma faaliyeti değildir. Başarılı bir süreç; malvarlığı araştırması, doğru yargı yerinin seçilmesi, geçici hukuki korumaların zamanında alınması, kararın tanınması ve tenfizi ile yerel icra işlemlerinin koordineli biçimde yürütülmesini gerektirir.
Davayı kazanmak alacaklıya güçlü bir hukuki belge sağlar; ancak tahsilat için tek başına yeterli değildir. Borçlunun haczedilebilir malvarlığının bulunmaması, malvarlığının başka ülkelerde olması, mallar üzerinde öncelikli rehinlerin bulunması veya borçlunun iflas etmesi hâlinde kararın fiilen uygulanması mümkün olmayabilir.
Bu nedenle uluslararası alacak dosyalarında en doğru yaklaşım, önce tahsil kabiliyetini araştırmak, ardından dava ve icra stratejisini belirlemektir. Bazen zamanında alınmış bir ihtiyati haciz kararı, bazen borcun teminat altına alındığı icra edilebilir bir anlaşma, bazen de kararın birden fazla ülkede eş zamanlı olarak tenfizi en etkili çözüm olacaktır.