Single Blog Title

This is a single blog caption

BORÇLU TEMERRÜDÜ İLE ALACAKLI TEMERRÜDÜ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR

BORÇLU TEMERRÜDÜ İLE ALACAKLI TEMERRÜDÜ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR

Borçlar hukukunda bir borç ilişkisinin temel amacı, borçlunun üstlendiği edimi gereği gibi ifa etmesi ve alacaklının da bu ifayı kabul ederek borç ilişkisinin normal şekilde sona ermesini sağlamasıdır. Ancak uygulamada borcun ifası her zaman bu şekilde gerçekleşmez. Bazen borçlu, ifası mümkün ve muaccel olan borcunu zamanında yerine getirmezken bazen de borçlu edimini gereği gibi yerine getirmeye hazır olduğu hâlde alacaklı ifayı kabul etmez veya ifanın gerçekleştirilebilmesi için kendisinin yapması gereken işlemleri yerine getirmekten kaçınır.

Bu iki farklı durum Türk Borçlar Kanunu’nda borçlunun temerrüdü ve alacaklının temerrüdü olarak düzenlenmiştir. Her iki kurumda da borç ilişkisinin zamanında ve gereği gibi sonuçlandırılamaması söz konusu olmakla birlikte temerrüde düşen taraf, temerrüdün meydana gelme şartları ve bunun hukuki sonuçları birbirinden önemli ölçüde farklıdır.

1. Borçlu Temerrüdü Nedir?

Borçlu temerrüdü, en genel ifadeyle, ifası hâlen mümkün olan ve muaccel hâle gelmiş bulunan bir borcun borçlu tarafından zamanında yerine getirilmemesidir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesine göre:

“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”

Dolayısıyla borçlu temerrüdünden söz edilebilmesi için öncelikle mevcut ve ifası mümkün bir borcun bulunması ve bu borcun muaccel hâle gelmesi gerekir. Kural olarak ayrıca alacaklının borçluya borcu yerine getirmesi yönünde ihtarda bulunması gerekir.

Ancak borcun ifa edileceği gün taraflarca kesin olarak belirlenmişse ayrıca ihtar yapılması zorunlu değildir. Örneğin bir sözleşmede borcun “1 Eylül 2026 tarihinde ödeneceği” açıkça kararlaştırılmışsa, borçlu bu tarihte ödeme yapmadığında kural olarak ayrıca ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. TBK m. 117 ayrıca haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan borçlar yönünden özel temerrüt başlangıcı hükümleri öngörmektedir.

Borçlu temerrüdünün en önemli özelliği, borcun ifa edilmesinin hâlen mümkün olmasıdır. İfa artık objektif olarak imkânsızlaşmışsa mesele kural olarak temerrüt değil, imkânsızlık hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

2. Alacaklı Temerrüdü Nedir?

Alacaklı temerrüdü ise borçlunun borcunu gereği gibi ifa etmeye hazır olmasına rağmen alacaklının haklı bir sebep bulunmaksızın ifayı kabul etmemesi veya ifanın gerçekleştirilebilmesi için kendisine düşen hazırlık işlemlerini yerine getirmemesi durumudur.

Türk Borçlar Kanunu’nun 106. maddesinde:

“Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.”

hükmüne yer verilmiştir.

Burada borcun yerine getirilememesinin nedeni borçlunun davranışı değil, alacaklının ifaya katılmaması veya ifayı kabul etmemesidir.

Örneğin satıcı kararlaştırılan tarihte satın alınan malı teslim etmeye hazır olduğu hâlde alıcının hiçbir haklı sebep göstermeksizin malı teslim almaması durumunda alacaklı temerrüdü gündeme gelebilir.

Benzer şekilde borçlunun ifayı gerçekleştirebilmesi için alacaklının belirli bilgileri, belgeleri veya uygun teslim koşullarını sağlaması gerekiyorsa ve alacaklı bunları haklı sebep olmadan sağlamıyorsa yine alacaklı temerrüdünden söz edilebilir.

3. Temel Fark: Temerrüde Düşen Taraf

İki kurum arasındaki en açık fark, borç ilişkisinin hangi tarafının ifanın gerçekleşmesini engellediğidir.

Borçlu temerrüdünde, borçlu muaccel borcunu zamanında yerine getirmemektedir.

Alacaklı temerrüdünde ise borçlu ifaya hazır olmasına rağmen alacaklı ifayı kabul etmemekte veya ifanın yapılması için kendisine düşen işlemleri yerine getirmemektedir.

Dolayısıyla borçlu temerrüdü esas itibarıyla borçlunun ifa etmeme davranışına, alacaklı temerrüdü ise alacaklının ifayı kabul etmeme veya ifaya katılmama davranışına ilişkindir.

4. Borçlu Temerrüdünde Kural Olarak İhtar Gerekirken Alacaklı Temerrüdünde İfa Önerisi Önemlidir

Borçlu temerrüdünün meydana gelmesinde kural olarak ihtar önemli bir yere sahiptir.

Muaccel bir borcun borçlusu, TBK m. 117 gereğince kural olarak alacaklının ihtarı üzerine temerrüde düşer. Ancak kesin vadenin bulunması gibi kanunda öngörülen durumlarda ihtara gerek bulunmamaktadır.

Alacaklı temerrüdünde ise esas olan ihtar değil, borçlunun edimini gereği gibi ifa etmeyi teklif etmiş olmasıdır.

Borçlu zamanında ve sözleşmeye uygun bir ifa önerisinde bulunmasına rağmen alacaklı haklı sebep olmadan bunu reddederse alacaklı temerrüdü meydana gelebilir. TBK m. 106’nın düzenlemesi de açık biçimde “gereği gibi kendisine önerilen” edimden söz etmektedir.

5. Borçlu Temerrüdünün Hukuki Sonuçları Daha Çok Alacaklıyı Korumaya Yöneliktir

Borçlunun temerrüdünün sonuçları TBK m. 118 ve devamındaki maddelerde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Temerrüde düşen borçlu, kusursuzluğunu ispat edemediği takdirde borcun geç ifası nedeniyle alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Ayrıca kanundaki şartların gerçekleşmesi durumunda beklenmedik hâlden doğan zararlardan da sorumlu tutulabilir.

Para borçlarında ise borçlu temerrüdünün en önemli sonuçlarından biri temerrüt faizidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da temerrüt faizi bakımından borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olmasının gerekli olmadığını; alacaklının zararının varlığını ve miktarını ayrıca ispat etmeden temerrüt faizi talep edebileceğini kabul etmektedir.

Bunun yanında TBK m. 125 kapsamında, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde şartların oluşması hâlinde alacaklıya önemli seçimlik haklar tanınmıştır.

Alacaklı;

borcun aynen ifasını ve gecikme nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir,

aynen ifadan vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararını talep edebilir

veya

sözleşmeden dönebilir.

TBK m. 125 bu seçimlik hakları açıkça düzenlemektedir.

Dolayısıyla borçlu temerrüdünün hukuki sonuçlarının merkezinde, edimini zamanında elde edemeyen alacaklının korunması bulunmaktadır.

6. Alacaklı Temerrüdünün Sonuçları Borçlunun Borçtan Kurtulabilmesini Sağlamaya Yöneliktir

Alacaklı temerrüdünde ise kanunun amacı büyük ölçüde, borcunu yerine getirmeye hazır olduğu hâlde alacaklının davranışı nedeniyle ifayı gerçekleştiremeyen borçluyu korumaktır.

Bu nedenle TBK m. 107 uyarınca alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Tevdi nedeniyle ortaya çıkan hasar ve giderler de alacaklıya ait olur.

Örneğin satılan bir malın alıcı tarafından teslim alınmaması durumunda, gerekli şartların mevcut olması hâlinde borçlu tevdi yoluna başvurarak malı sürekli olarak elinde muhafaza etmek zorunda kalmaktan kurt[object Object],[object Object],[object Object],[object Object]ulabilir.

Tevdi mümkün değilse veya teslim edilecek mal bozulabilecek nitelikteyse kanun borçluya daha ileri bir imkân tanımaktadır.

TBK m. 108’e göre malın niteliği tevdiye uygun değilse, mal bozulabilecek durumdaysa veya muhafazası önemli masraf gerektiriyorsa borçlu, belirli koşullar altında hâkattırıp satış bedelini tevdi edebilir. citeturn639052search0

Borcun konusu bir şeyin teslimi değilse TBK m. 110 gereğince borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükını** kullanabilir. citeturn639052search3turn639052search28

Bu nedenle alacaklı temerrüdünde hukuki mekanizmanın temel amacı, borcunu ifa etmek isteyen borçlunun alacaklının tutumu nedeniyle süresiz şekilde borç altında tutulmasını önlemektir.

7. Kusur Bakımından Fark

Temerrüt ile temerrüdün bazı sonuçlarının kusura bağlı olup olmadığını birbirinden ayırmak gerekir.

Borçlunun temerrüde düşmüş sayılabilmesi için kural olarak kusurlu olması şart değildir. Bununla birlikte gecikme nedeniyle tazminat ve özellikle temerrüt faizini aşan zarar gibi bazı sonuçlarda borçlunun kusuru ayrıca önem taşıyabilir.

Nitekim Yargıtay uygulamasında da borçlunun temerrüde düşmesi ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü bakımından kusurun şart olmadığı, buna karşılık TBK m. 122 kapsamında temerrüt faizini aşakabul edilmektedir. citeturn518707search2turn518707search35

Alacaklı temerrüdünde ise TBK m. 106 açısından belirleyici husus, alacaklının gereği gibi teklif edilen ifayı haklı bir sebep olmaksızın kabul etrlık fiillerini gerçekleştirmemesidir. citeturn365183search2

8. Borçlu Temerrüdünde Borç Sona Ermez

Borçlu temerrüdünde, yalnızca borcun zamanında yerine getirilmemesi söz konusudur. Bu nedenle temerrüt, kural olarak borcu kendiliğinden sona erdirmez.

Örneğin 100.000 TL’lik borcunu vadesinde ödemeyen kişi temerrüde düşmüş olsa dahi 100.000 TL’lik asıl borç ortadan kalkmaz. Borç devam eder ve buna temerrüdün doğurduğu faiz veya diğer hukuki sonuçlar eklenebilir.

Alacaklının da temerrüt nedeniyle doğrudan her durumda sözleşmeyi sona erdirdiği söylenemez. Özellikle karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde TBK m. 123-125’teki ek süre ve seçimlik haklara ilişkin şartların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

9. Alacaklı Temerrüdünde Borçlunun Borçtan Kurtulması Mümkündür

Alacaklı temerrüdünde de borç kendiliğinden sona ermez.

Ancak borçluya, alacaklının davranışı nedeniyle sürekli borç altında kalmasını önleyecek birtakım özel imkânlar tanınmıştır.

Bunların başında:

  • tevdi,
  • gerekli hâllerde malın sattırılarak bedelinin tevdi edilmesi,
  • teslim

Dolayısıyla alacaklı temerrüdünün karakteristik sonucu, borçlunun ifa yükümlülüğünden hukuken kurtulabileceği yolların açılmasıdır.

Sonuç

Borçlu temerrüdü ile alacaklı temerrüdü, borçlar hukukunda ifanın zamanında gerçekleştirilememesiyle bağlantılı olmakla birlikte birbirinden tamamen farklı iki hukuki kurumu ifade etmektedir.

Borçlu temerrüdünde temel problem, borçlunun muaccel ve ifası mümkün borcunu zamanında yerine getirmemesidir. Bu durumda hukuk düzeni alacaklıyı korumakta; alacaklıya şartlarına göre aynen ifa, gecikme tazminatı, temerrüt faizi, ifa yerine tazminat veya sözleşmeden dönme gibi haklar tanımaktadır.

Alacaklı temerrüdünde ise borçlu ifaya hazırdır; ancak alacaklı haklı bir neden bulunmaksızın ifayı kabul etmemekte veya ifanın gerçekleşmesi için kendisine düşen işlemleri yapmamaktadır. Bu durumda hukuk düzeni borçluyu korumakta ve borçluya özellikle tevdi, satış ve bazı durumlarda sözleşmeden dönme gibi hukuki imkânlar sağlamaktadır.

Bu nedenle iki kurum arasındaki en temel ayrım şu şekilde ifade edilebilir: Borçlu temerrüdünde ifanın gerçekleşmemesinin kaynağı borçlu; alacaklı temerrüdünde ise alacaklıdır. Somut uyuşmazlıklarda hangi temerrüt türünün mevcut olduğunun doğru belirlenmesi; faiz, tazminat, sözleşmeden dönme ve borçtan kurtulma gibi hukuki sonuçların tespiti açısından büyük önem taşımaktadır.

Leave a Reply

Call Now Button