Çifte Suçluluk İlkesi (Double Criminality): Türk Hukuku ve Uluslararası Boyutları
Giriş
Ceza hukukunda önemli bir kavram olan çifte suçluluk ilkesi, özellikle suçluların iadesi (extradition) ve uluslararası ceza işbirliği süreçlerinde gündeme gelen temel bir ilkedir. Bu ilkeye göre, bir kişinin iadesinin yapılabilmesi için, isnat edilen fiilin hem talep eden devletin hem de talepte bulunulan devletin hukuk sisteminde suç olarak düzenlenmiş olması gerekir. Yani, eylem her iki devletin ceza yasalarında da suç teşkil etmelidir.
Türk Ceza Kanunu (TCK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları, çifte suçluluk ilkesinin nasıl uygulanacağına dair önemli düzenlemeler ve örnekler içermektedir. Bu makalede, çifte suçluluk ilkesinin Türk hukuku ve uluslararası hukuk açısından kapsamı, önemi, uygulama alanları ve tartışmalı yönleri detaylı olarak incelenecektir.
1. Çifte Suçluluk İlkesinin Tanımı ve Önemi
Çifte suçluluk ilkesi, esasen “nullum crimen sine lege” (kanunsuz suç ve ceza olmaz) prensibinin uluslararası alana yansımış halidir. Bu ilkenin temel amacı:
-
Devletlerin farklı ceza politikaları nedeniyle kişilerin mağduriyetini önlemek,
-
Yargı yetkisi ve egemenlik çatışmalarını engellemek,
-
Uluslararası işbirliğinde güvence mekanizması sağlamaktır.
Örneğin; bir ülkede suç olarak düzenlenmeyen bir davranış nedeniyle kişinin iadesi, çifte suçluluk ilkesi sayesinde engellenir.
2. Türk Hukukunda Çifte Suçluluk İlkesi
2.1. Anayasal ve Yasal Dayanak
Türkiye’de çifte suçluluk ilkesinin temel dayanağı 1982 Anayasası’nın 38. maddesi ile TCK m. 18 ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleridir.
-
TCK m. 18/1: “Yabancı bir ülkede işlenen suçtan dolayı, failin Türkiye’ye iadesi, iadesi talep edilen fiilin hem Türk hukukuna hem de talep eden devletin hukukuna göre suç teşkil etmesine bağlıdır.”
-
Anayasa m. 38/9: “Vatandaş, suçluların geri verilmesine ilişkin uluslararası sözleşmelerde yer alan yükümlülükler dışında, işlediği iddia edilen fiilden dolayı yabancı bir ülkeye geri verilemez.”
Bu düzenlemeler, hem Türk vatandaşları hem de yabancılar bakımından çifte suçluluk ilkesinin temelini oluşturur.
2.2. Yargıtay İçtihatları
Yargıtay, çifte suçluluk ilkesini birçok kararında vurgulamıştır.
-
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2009/10-193 E., 2010/120 K. kararında; “iadenin kabulü için isnat edilen eylemin her iki hukuk sisteminde de suç olması gerektiği” belirtilmiştir.
-
Ayrıca, Yargıtay 16. Ceza Dairesi bazı kararlarında, “terör suçları” kapsamında çifte suçluluk ilkesinin uluslararası sözleşmelerle istisna tutulabileceğini kabul etmiştir.
3. Uluslararası Hukukta Çifte Suçluluk
3.1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM Kararları
Çifte suçluluk ilkesi doğrudan AİHS’te düzenlenmemiştir. Ancak AİHM, adil yargılanma hakkı ve kişi özgürlüğü çerçevesinde bu ilkenin gözetilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Örneğin, Soering v. Birleşik Krallık (1989) kararında AİHM, iade süreçlerinde insan haklarının korunmasının zorunlu olduğuna vurgu yapmıştır.
3.2. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Sözleşmeleri
-
BM Suçluların İadesine İlişkin Model Kanunu çifte suçluluk ilkesini esas alır.
-
Avrupa Suçluların İadesi Sözleşmesi (1957): Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşme, çifte suçluluk ilkesini zorunlu kural olarak kabul etmiştir.
4. İlkenin Uygulama Alanları
4.1. Suçluların İadesi
En temel uygulama alanı suçluların iadesidir. Eğer eylem Türk hukukunda suç değilse, iade talebi reddedilir. Örneğin:
-
Bir ülkede “zina” suç sayılabilir, fakat Türk hukukunda suç olmadığı için bu fiil nedeniyle iade mümkün değildir.
-
Ancak “uyuşturucu ticareti” hem Türkiye’de hem de talep eden ülkede suç sayıldığından, iade gerçekleşebilir.
4.2. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)
Roma Statüsü uyarınca Türkiye, UCM’ye taraf olmamakla birlikte, taraf devletler bakımından çifte suçluluk ilkesi tartışmalı hale gelmiştir. Çünkü UCM’de yargılanan suçlar (soykırım, insanlığa karşı suçlar) zaten uluslararası teamül hukuku gereği suç kabul edilmektedir.
4.3. Çifte Yargılanma ve Ne Bis in Idem İlkesiyle İlişkisi
Çifte suçluluk, çoğu zaman “ne bis in idem” (aynı fiilden iki kez yargılanmama) ilkesiyle karıştırılmaktadır. Ancak farklıdır:
-
Çifte suçluluk: İade edilecek fiilin iki ülkede de suç sayılmasıdır.
-
Ne bis in idem: Bir kişinin aynı fiilden dolayı iki defa yargılanmamasıdır.
5. İlkenin İstisnaları
Bazı suç tipleri çifte suçluluk ilkesinin dışında tutulabilir:
-
Terör suçları
-
İnsanlığa karşı suçlar
-
Soykırım ve savaş suçları
Uluslararası toplum, bu suçların evrensel nitelikte olması nedeniyle, çifte suçluluk aranmaksızın iadenin mümkün olmasını kabul etmektedir.
6. Eleştiriler ve Tartışmalar
Çifte suçluluk ilkesine yönelik çeşitli eleştiriler mevcuttur:
-
Devletlerin farklı ceza politikaları: Bir ülkede suç olan eylemin diğerinde suç olmaması, suçlular için güvenli liman oluşturabilir.
-
Evrensel suçlarda sınırlılık: Özellikle insanlık suçu işleyenlerin bu ilkeye sığınarak adaletten kaçması engellenmelidir.
-
Hukuk güvenliği açısından gereklilik: Buna rağmen bireylerin keyfi iadelerden korunması açısından vazgeçilmezdir.
7. Günlük Hayattaki Yansımalar
-
Yurt dışında yaşayan bir Türk vatandaşının, bulunduğu ülkede suç sayılan ama Türkiye’de suç olmayan bir fiili nedeniyle Türkiye’ye iade edilmesi mümkün değildir.
-
Uluslararası ticaret ve internet üzerinden işlenen suçlarda, çifte suçluluk ilkesinin uygulanıp uygulanmadığı ciddi sorunlara yol açabilir.
-
Özellikle finansal suçlar, kara para aklama ve siber suçlar, bu ilkenin sınırlarını zorlayan alanlardır.
8. Sonuç
Çifte suçluluk ilkesi, ceza hukukunun uluslararası işbirliği boyutunda temel güvencelerden biridir. Türk hukukunda ve uluslararası düzenlemelerde, suçluların iadesi sürecinde kişinin haklarının korunması için bu ilke vazgeçilmezdir.
Ancak, küreselleşen dünyada suç tiplerinin farklılaşması ve devletlerin ceza politikalarının çeşitlenmesi, bu ilkenin sınırlarını zorlamaktadır. Özellikle evrensel suçlar açısından çifte suçluluk aranmaksızın işbirliği yapılması gerektiği açıktır.
Sonuç itibarıyla; çifte suçluluk ilkesi, birey haklarını koruyan ama aynı zamanda uluslararası adaletin sağlanmasına engel teşkil etmemesi gereken bir denge mekanizmasıdır. Türk hukuku, Yargıtay kararları ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler bu dengeyi sağlama amacını taşımaktadır.