Aşkın Hukuki Sınırları
Giriş
Aşk, hukukun konusu olmaz mı?
Toplumda yaygın kanaat, duygusal ilişkilerin tamamen özel alan kapsamında olduğu ve hukuk tarafından korunamayacağı yönündedir. Oysa uygulama tam tersini göstermektedir. Türk hukuku, aşkı değil; aşk ilişkisi içinde ortaya çıkan hukuki ihlalleri konu edinir. Başka bir ifadeyle hukuk, kalbi değil; ihlal edilen hakkı korur.
Bir ilişkinin başlaması hukuki sonuç doğurmaz; ancak ilişkinin yürütülme biçimi, tarafların davranışları ve güven ilişkisi, belirli şartlar altında tazminat ve sorumluluk doğurabilir. Bu makalede, duygusal ilişkilerin hangi hâllerde hukukun konusu hâline geldiği ve Yargıtay’ın bu alandaki yaklaşımı ele alınmaktadır.
1. Aşk Hukuku Diye Bir Alan Var mı?
“Aşk hukuku” teknik bir hukuk dalı değildir. Ancak uygulamada bu kavram;
-
Duygusal ilişkiler,
-
Sevgililik,
-
Nişanlılık,
-
Evlenme vaadi
gibi ilişki biçimlerinden doğan uyuşmazlıkları ifade etmek için kullanılmaktadır.
Bu uyuşmazlıklar çoğunlukla:
-
Borçlar Hukuku,
-
Haksız fiil sorumluluğu,
-
Güven sorumluluğu,
-
Kişilik haklarının ihlali
çerçevesinde değerlendirilir.
2. Aşk İlişkileri Hukuken Serbest mi?
Evet.
Hukuk düzeni:
-
Sevmeyi,
-
Sevgili olmayı,
-
İlişkiyi bitirmeyi
serbest bırakır.
Hiç kimse, sırf bir ilişkiyi sonlandırdığı için tazminat ödemeye mahkûm edilemez. Aksi yaklaşım, duygusal özgürlüğün ihlali anlamına gelir.
Ancak bu serbesti sınırsız değildir.
3. Hukukun Müdahale Ettiği Kritik Nokta: Güven
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre:
“Aşkın kendisi değil; aşk ilişkisi içinde yaratılan haklı güven korunur.”
Bir tarafın davranışlarıyla diğer tarafta:
-
Evlenme beklentisi,
-
Ortak gelecek planı,
-
Ekonomik fedakârlık yapma zorunluluğu
oluşturması hâlinde, ilişki artık yalnızca duygusal bir alan olmaktan çıkar.
Bu noktada hukuk, güven sorumluluğunu devreye sokar.
4. Evlenme Vaadi ve Hukuki Sonuçları
Evlenme vaadi:
-
Tek başına bağlayıcı bir sözleşme değildir,
-
Kimse evlenmeye zorlanamaz.
Ancak:
-
Uzun süreli,
-
Ailelerin dahil olduğu,
-
Somut hazırlıkların yapıldığı
bir evlenme vaadinin ani ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde bozulması hâlinde tazminat gündeme gelebilir.
Burada tazminatın dayanağı:
-
Evlenmeme değil,
-
Haksız davranışla güvenin boşa çıkarılmasıdır.
5. Manevi Tazminat Mümkün mü?
Evet, ancak istisnai hâllerde.
Yargıtay’a göre:
-
Sırf terk edilmek,
-
Aldatılmak
tek başına manevi tazminat için yeterli değildir.
Manevi tazminat için:
-
Kişilik haklarının ihlali,
-
Toplum önünde küçük düşürülme,
-
Aşağılama,
-
Onur ve saygınlığa saldırı
gibi unsurlar aranır.
Örneğin:
-
Gizli görüntülerin paylaşılması,
-
İlişkinin alenileştirilerek rencide edilmesi,
-
Bilinçli psikolojik yıpratma
manevi tazminat doğurabilir.
6. Aldatma Her Zaman Hukuki Sorumluluk Doğurur mu?
Hayır.
Aldatma:
-
Ahlaki bir sorun olabilir,
-
Ancak her zaman hukuki bir ihlal değildir.
Evli olmayan kişiler arasında:
-
Aldatma tek başına tazminat sebebi sayılmaz.
Ancak aldatma;
-
Hakaret,
-
Tehdit,
-
Şantaj,
-
İtibar zedeleme
ile birlikte gerçekleşiyorsa, artık hukuki sorumluluk doğar.
Hukuk, sadakati değil; hak ihlalini cezalandırır.
7. Maddi Tazminat Doğuran Hâller
Duygusal ilişkilerde maddi tazminat şu durumlarda gündeme gelir:
-
İlişki nedeniyle işini bırakmak,
-
Taşınmak,
-
Eğitimini yarım bırakmak,
-
Ortak yaşam hazırlıkları için ciddi harcama yapmak
Bu fedakârlıkların:
-
Karşı tarafın yönlendirmesiyle,
-
Haklı güvene dayanarak yapılması
şarttır.
Aksi hâlde “kendi iradesiyle yapılan harcama” kabul edilir.
8. “Aşk Uğruna Yapıldı” Savunması Hukuken Geçerli mi?
Yargıtay uygulamasında:
“Aşk uğruna yapılan her fedakârlık hukuken korunmaz.”
Hukuk, makul olmayan ve ölçüsüz davranışları koruma altına almaz.
Bu nedenle:
-
Aşırı harcamalar,
-
Mantıksız borçlanmalar
çoğu zaman tazminat kapsamı dışında bırakılır.
9. Delil Meselesi: Aşk Nasıl İspatlanır?
Aşk ispatlanmaz; davranışlar ispatlanır.
Uygulamada delil olarak:
-
Yazışmalar,
-
Mesajlar,
-
Tanık anlatımları,
-
Ortak planlara ilişkin belgeler
önem taşır.
Ancak özel hayatın gizliliğini ihlal eden deliller, hukuka aykırı sayılabilir.
10. Yargıtay’ın Genel Yaklaşımı
Yargıtay, aşk ilişkilerine yaklaşırken:
-
Duygusal özgürlüğü koruyan,
-
Ancak kötü niyeti cezalandıran
dengeci bir tutum benimsemektedir.
Temel ilke şudur:
“Aşk serbesttir; ama güveni kötüye kullanmak serbest değildir.”
Sonuç
Aşk, hukukun konusu değildir; ancak aşk ilişkisi içinde ortaya çıkan ihlaller, hukukun doğrudan alanına girer. Türk hukuku, kimseyi sevmeye veya evlenmeye zorlamaz; fakat dürüstlük kuralına aykırı davranışları da koruma altına almaz.
Bu nedenle aşk hukukunda esas mesele:
-
İlişkinin varlığı değil,
-
İlişki içinde ne yapıldığıdır.
Doğru kurulan bir hukuki değerlendirme ile:
-
Gerçek mağduriyetler korunabilir,
-
Duygusal intikam davalarının önüne geçilebilir.