Single Blog Title

This is a single blog caption

Kamera Sizi Tanıdıysa Suçlu musunuz? Yapay Zekâ Tabanlı Yüz Tanıma Sistemlerinin Ceza Yargılamasında Kullanılması

Kamera Sizi Tanıdıysa Suçlu musunuz? Yapay Zekâ Tabanlı Yüz Tanıma Sistemlerinin Ceza Yargılamasında Kullanılması

Havalimanında yürüyen bir yolcunun, metro istasyonundaki bir kişinin veya sokaktaki kalabalığın yüzleri kameralar tarafından kaydedilebilir. Yapay zekâ sistemi, bu görüntülerdeki yüzleri saniyeler içinde analiz ederek aranan kişiler, şüpheliler veya daha önce kolluk kayıtlarına alınmış kişilere ait fotoğraflarla karşılaştırabilir.

Sistem ekranda şu uyarıyı verebilir:

“Yüzde 93 oranında eşleşme bulundu.”

Ancak bu sonuç, görüntüdeki kişinin gerçekten aranan kişi olduğunu gösterir mi? Kolluk, yalnızca bu eşleşmeye dayanarak kişiyi durdurabilir, yakalayabilir veya hakkında soruşturma başlatabilir mi? Yüz tanıma sonucu ceza davasında tek başına mahkûmiyet delili olabilir mi?

Bu sorulara cevap verilirken ilk olarak iki farklı kullanım biçiminin ayrılması gerekir:

  1. Henüz belirli bir suç soruşturması başlamadan, suçları önlemek veya aranan kişileri bulmak amacıyla yüz tanıma kullanılması,
  2. İşlenmiş olduğu düşünülen belirli bir suç hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturmada görüntülerin analiz edilmesi.

İlk kullanım, esas olarak önleyici kolluk hukuku kapsamında değerlendirilir. İkinci kullanım ise Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine tabi adli bir işlem niteliğindedir.

Bu ayrım yalnızca teorik değildir. İşlemi yapacak makam, gerekli şüphe derecesi, karar verecek merci, kullanılabilecek veri tabanı, verilerin saklanma süresi ve elde edilen sonucun delil değeri bu ayrıma göre değişmektedir.

Yapay Zekâ Tabanlı Yüz Tanıma Sistemi Nasıl Çalışır?

Yüz tanıma sistemi, sıradan bir kamera kaydını yalnızca izlemekle yetinmez. Görüntü üzerinde özel bir teknik işlem gerçekleştirerek kişinin yüzünden matematiksel bir biyometrik şablon çıkarır.

Sistem genel olarak şu aşamalardan geçer:

  • Görüntüde insan yüzünün bulunduğu alanı tespit eder.
  • Gözler, burun, ağız, çene ve yüz hatları arasındaki geometrik ilişkileri analiz eder.
  • Yüze ilişkin sayısal bir temsil veya biyometrik şablon oluşturur.
  • Bu şablonu veri tabanında bulunan yüz şablonlarıyla karşılaştırır.
  • Her karşılaştırma için benzerlik puanı üretir.
  • Önceden belirlenen eşik aşılırsa olası eşleşme bildirir.

Burada sistemin sonucu çoğu zaman “Bu kişi kesinlikle Ahmet’tir” şeklinde değildir. Teknik olarak ortaya çıkan sonuç, iki görüntü arasındaki matematiksel benzerliğin belirli bir eşik değerini aşmasıdır.

Bu nedenle yüz tanıma sonucu, kimliğin kesin tespiti değil; kimliğe ilişkin olasılık temelli bir değerlendirme niteliğindedir.

Bire Bir Doğrulama ile Kalabalık İçinde Arama Aynı Şey Değildir

Yüz tanıma uygulamaları iki temel gruba ayrılır.

Bire Bir Doğrulama

Kişinin yüzü, kimlik belgesi veya sistemde kayıtlı tek bir fotoğrafla karşılaştırılır.

Örneğin pasaport kontrolünde yolcunun canlı görüntüsü, pasaport çipindeki fotoğrafla karşılaştırılabilir. Buradaki soru şudur:

“Kameranın karşısındaki kişi, kimlik belgesinin sahibi midir?”

Bire Çok Eşleştirme

Kamera görüntüsündeki yüz, binlerce veya milyonlarca kişinin bulunduğu veri tabanıyla karşılaştırılır.

Buradaki soru ise şöyledir:

“Bu kişi, veri tabanındaki kişilerden herhangi biri olabilir mi?”

Ceza soruşturmalarında kullanılan sistemler çoğunlukla ikinci gruba girer. Veri tabanı büyüdükçe birbirine benzeyen kişilerin hatalı biçimde eşleştirilmesi ihtimali de önem kazanır.

NIST tarafından sürdürülen yüz tanıma testleri, algoritmaların performansının kullanılan sisteme, görüntü kalitesine, karşılaştırma yöntemine ve demografik özelliklere göre değişebildiğini; yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuçların tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir. NIST ayrıca farklı algoritmalar arasında önemli performans farkları bulunduğunu vurgulamaktadır.

Canlı Yüz Tanıma ile Geçmişe Dönük İnceleme Ayrılmalıdır

Yüz tanıma sistemleri zaman bakımından da iki farklı şekilde kullanılabilir.

Geçmişe Dönük Yüz Tanıma

Bir suç işlendikten sonra güvenlik kamerası kaydı alınır. Kayıttaki kişinin yüzü, soruşturma kapsamında belirlenen fotoğraflarla veya hukuka uygun bir veri tabanıyla karşılaştırılır.

Örneğin banka soygunundan sonra failin görüntüsü incelenebilir.

Canlı ve Uzaktan Yüz Tanıma

Kameralar, kamusal alandan geçen kişileri anlık olarak tarar. Sistem, kalabalıktaki yüzleri sürekli biçimde veri tabanıyla karşılaştırır ve eşleşme bulunduğunda kolluğa uyarı gönderir.

Bu yöntemde belirli bir olayın görüntüsü incelenmemekte; kamusal alanda bulunan herkes potansiyel karşılaştırma işlemine tabi tutulmaktadır.

Dolayısıyla canlı yüz tanıma, geçmişe dönük incelemeye kıyasla çok daha ağır bir temel hak müdahalesi meydana getirir. Çünkü hakkında herhangi bir suç şüphesi bulunmayan kişilerin yüzleri de otomatik olarak analiz edilmektedir.

Yüz Görüntüsü Her Zaman Biyometrik Veri midir?

Her fotoğraf doğrudan biyometrik veri sayılmaz. Ancak yüz görüntüsü, kişiyi benzersiz biçimde tanımlamak veya kimliğini doğrulamak amacıyla özel bir teknik işleme tabi tutulduğunda biyometrik veri niteliği kazanır.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu da yüz görüntüsünün kişinin özgün biçimde teşhis edilmesine veya kimliğinin doğrulanmasına imkân veren teknik işlemlerle kullanılması hâlinde özel nitelikli biyometrik veri işlendiğini kabul etmektedir.

Yüz tanıma sisteminde çoğu zaman yalnızca görüntü saklanmaz. Görüntüden çıkarılan:

  • Yüz geometrisi,
  • Ölçüm noktaları,
  • Matematiksel yüz şablonu,
  • Eşleştirme skorları,
  • Kimlik bağlantıları,
  • Arama ve sorgulama kayıtları

da işlenmektedir.

Bu verilerin ele geçirilmesi hâlinde parola gibi değiştirilmesi mümkün değildir. Kişi şifresini değiştirebilir ancak yüzünü kolaylıkla değiştiremez. KVKK uygulamasında da yüz, iris, retina ve parmak izi gibi fizyolojik biyometrik verilerin büyük ölçüde kalıcı özellikler taşıdığı kabul edilmektedir.

Önleyici Kolluk Faaliyeti ile Adli Kolluk Faaliyeti Arasındaki Sınır

Yüz tanıma sisteminin hukuki dayanağını belirlemek için işlemin amacı esas alınmalıdır.

Önleyici Amaç

Henüz somut bir suç soruşturması bulunmadan:

  • Suç işlenmesini önlemek,
  • Kamu düzenini korumak,
  • Aranan kişileri tespit etmek,
  • Kritik tesisleri korumak,
  • Yakın ve ciddi tehlikeyi engellemek

amacıyla yapılan faaliyet önleyici kolluk faaliyeti niteliğindedir.

Adli Amaç

İşlenmiş bir suç hakkında:

  • Failin kimliğini belirlemek,
  • Şüpheliyi takip etmek,
  • Kamera görüntüsünü karşılaştırmak,
  • Delil toplamak,
  • Şüphelinin suç mahallinde bulunup bulunmadığını araştırmak

amacıyla yüz tanıma kullanılması adli kolluk faaliyeti niteliğindedir.

Bir tedbir başlangıçta önleyici amaçla uygulanmış olsa bile somut suç şüphesi ortaya çıktıktan sonra işlem artık ceza muhakemesinin güvencelerine tabi hâle gelebilir.

İdare, adli nitelikteki bir işlemi “önleme faaliyeti” olarak adlandırarak CMK’daki hâkim kararı, kuvvetli şüphe, katalog suç veya ikincillik şartlarını etkisizleştiremez.

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Genel ve Sınırsız Bir Yüz Tarama Yetkisi Verir mi?

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, polise bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek, suç işlendikten sonra failleri tespit etmek ve aranan kişileri yakalamak gibi amaçlarla kişileri ve araçları durdurma yetkisi tanımaktadır. Ancak durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir.

PVSK m.5 kapsamında belirli kişiler hakkında fotoğraf ve parmak izi kaydı alınabilmektedir. Bununla birlikte mevcut hükümlerin, kamusal alandan geçen herkesin yüzünün sürekli ve otomatik biçimde geniş veri tabanlarıyla karşılaştırılmasına açık, ayrıntılı ve sınırsız bir yetki verdiği söylenemez.

Yüz tanıma işlemi, sıradan kamera izlemesinden farklıdır. Kameranın görüntü kaydetmesiyle görüntüdeki bütün kişilerin biyometrik şablonlarının oluşturulması ve veri tabanlarında aranması aynı müdahale olarak kabul edilemez.

Canlı yüz tanıma sisteminin hukuka uygun olabilmesi için kanuni düzenlemenin en azından şu hususları açıkça göstermesi gerekir:

  • Hangi suç veya tehlikeler bakımından kullanılabileceği,
  • Hangi kişilerin veri tabanına alınabileceği,
  • Sistemi hangi makamın çalıştırabileceği,
  • Önceden hâkim veya bağımsız makam kararı gerekip gerekmediği,
  • Uygulamanın hangi yer ve süreyle sınırlı olacağı,
  • Eşleşmeyen kişilere ait verilerin ne zaman silineceği,
  • Eşleşme sonucunun kim tarafından kontrol edileceği,
  • Hatalı eşleşmeye karşı hangi itiraz yollarının bulunduğu,
  • İşlem kayıtlarının nasıl denetleneceği,
  • Verilerin başka amaçlarla kullanılıp kullanılamayacağı.

Yalnızca “kamu güvenliğinin korunması” gibi genel bir amaç gösterilmesi, biyometrik kitlesel gözetimin kanunilik şartını karşılaması bakımından yeterli olmayabilir.

Anayasa Bakımından Kanunilik ve Ölçülülük

Anayasa’nın 20. maddesi, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu kabul etmektedir. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir.

Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak sınırlamalarının:

  • Kanuna dayanması,
  • Meşru amaç taşıması,
  • Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması,
  • Ölçülü olması,
  • Hakkın özüne dokunmaması

gerekir.

Anayasa Mahkemesine göre kişisel verilerin işlenmesine ilişkin düzenlemenin şeklen bir kanunda bulunması yeterli değildir. Düzenlemenin açık, belirli, öngörülebilir ve keyfî uygulamaları önleyecek güvenceler içermesi gerekir. Hangi verilerin alınacağı, hangi amaçla kullanılacağı, ne kadar süre saklanacağı, nasıl silineceği ve yetki aşımının nasıl denetleneceği kanuni çerçevede ortaya konulmalıdır.

Anayasa Mahkemesi, mesai takibi amacıyla yüz tanıma sistemi kullanılmasını konu alan Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası başvurusunda da biyometrik veri işlemenin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına müdahale oluşturduğunu değerlendirmiştir.

Mesai takibi hakkındaki bu karar doğrudan ceza soruşturmasına ilişkin değildir. Bununla birlikte kararın ortaya koyduğu kanunilik, gereklilik ve ölçülülük ilkeleri kolluk tarafından gerçekleştirilen yüz tanıma işlemleri bakımından da önemlidir.

KVKK’daki Suç Önleme İstisnası Sınırsız Bir Yetki Değildir

6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinde, kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olduğu durumlarda Kanun’un bazı hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir.

Ancak bu, suç önleme amacı ileri sürülen her veri işlemenin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. İstisna, özellikle aydınlatma ve ilgili kişinin bazı başvuru haklarına ilişkindir. İşlemin kanuni yetkiye dayanması, amaçla bağlantılı olması, gerekli bulunması ve ölçülü şekilde yürütülmesi yükümlülüğü devam eder. KVKK’nın kendi açıklamalarında da istisna hâllerinde dahi Kanun’un amacı, temel ilkeleri ve orantılılık gerekliliklerinin korunacağı belirtilmektedir.

Kolluk tarafından kullanılan sistem bakımından şu soruların cevaplanması gerekir:

  • Daha az müdahaleci bir yöntemle aynı amaç gerçekleştirilebilir miydi?
  • Sistem yalnızca belirli bir aranan kişiyi mi aradı, yoksa bütün kişileri profilledi mi?
  • Eşleşmeyen kişilerin yüz şablonları derhâl silindi mi?
  • Veri tabanında bulunmaması gereken kişiler de taramaya dâhil edildi mi?
  • Sistem siyasi görüş, etnik köken veya toplantıya katılım gibi başka çıkarımlar yapmak için kullanıldı mı?
  • Arama sonucuna ilişkin kayıt tutuldu mu?
  • İşlem bağımsız bir makam tarafından denetlendi mi?

Bu güvenceler bulunmadığında uygulama, suç önleme amacı taşısa bile ölçüsüz bir biyometrik gözetim aracına dönüşebilir.

Suç İşlenmeden Önce Yüz Tanıma Hangi Durumlarda Kullanılabilir?

Önleyici kullanımın hukuka uygunluğu her olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Örneğin:

  • Hakkında kesinleşmiş yakalama emri bulunan tehlikeli bir kişinin belirli bir havalimanından geçeceğine ilişkin somut bilgi bulunması,
  • Yakın ve ciddi bir terör saldırısı tehdidinin bulunması,
  • Kaçırılan bir çocuğun belirli bir ulaşım merkezinde bulunabileceğinin değerlendirilmesi,
  • Ceza infaz kurumundan kaçan kişinin belirli bir bölgede aranması

gibi durumlarda hedefi, zamanı ve yeri sınırlandırılmış yüz tanıma uygulaması daha kolay gerekçelendirilebilir.

Buna karşılık bütün şehirdeki kameraların sürekli olarak bütün vatandaşların yüzlerini analiz etmesi, verilerin süresiz biçimde tutulması ve hangi kişiler hakkında arama yapıldığının açıklanmaması çok daha ağır bir müdahaledir.

Önleyici tedbirin meşru kabul edilebilmesi için:

  • Gerçek ve somut bir tehlike bulunması,
  • Uygulamanın belirli hedefe yönelmesi,
  • Yer ve zaman bakımından sınırlı olması,
  • Daha hafif araçların yetersiz kalması,
  • İnsan denetiminin bulunması,
  • Eşleşmeyen verilerin derhâl silinmesi,
  • İşlemin sonradan denetlenebilmesi

gerekir.

AİHM’in Glukhin/Rusya Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Glukhin/Rusya kararı, kolluğun yüz tanıma kullanımına ilişkin önemli ölçütler içermektedir.

Başvurucu, barışçıl bir protesto sırasında sosyal medyaya yüklenen görüntülerden yüz tanıma teknolojisiyle teşhis edilmiş; daha sonra metro kameraları üzerinden yeri belirlenerek yakalanmıştır.

AİHM, yüz tanıma yoluyla biyometrik verilerin işlenmesinin özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etmiştir. Mahkeme, ulusal hukukta uygulamanın kapsamını düzenleyen ayrıntılı kurallar ve kötüye kullanmaya karşı güçlü güvenceler bulunmadığını; barışçıl ve kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturmayan bir eylem nedeniyle bu kadar ağır bir teknolojinin kullanılmasının demokratik toplumda gerekli olmadığını belirlemiştir. AİHS m.8 ile birlikte ifade özgürlüğüne ilişkin m.10’un da ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Karar, kamusal alanda bulunmanın kişinin bütün biyometrik özelliklerinin sınırsız biçimde işlenmesine rıza gösterdiği anlamına gelmediğini ortaya koymaktadır.

Ceza Soruşturmasında Geçmiş Kamera Görüntüsünün İncelenmesi

Bir suç işlendikten sonra olay yerindeki kamera kayıtlarının incelenmesi, canlı ve kitlesel yüz taramasından farklıdır.

Örneğin bir yağma olayındaki failin görüntüsü, belirli şüphelinin fotoğrafıyla karşılaştırılabilir. Ancak bunun için:

  • Kamera kaydının hukuka uygun elde edilmesi,
  • Orijinal dosyanın korunması,
  • Kayıtta değişiklik yapılmadığının belirlenmesi,
  • Kullanılan karşılaştırma yönteminin açıklanması,
  • Referans fotoğrafın hukuka uygun kaynaktan alınması,
  • Sonucun uzman tarafından değerlendirilmesi

gerekir.

Görüntünün sosyal medya paylaşımından, nüfus kaydından, kolluk veri tabanından veya başka bir ceza dosyasından alınmış olması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Her kaynak bakımından erişim yetkisi ve kullanım amacı ayrıca incelenmelidir.

CMK m.81 Kapsamında Şüphelinin Yüz ve Görüntü Kaydının Alınması

CMK m.81’e göre üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suç nedeniyle şüpheli veya sanığın kimliğinin teşhisi için gerekli olması hâlinde Cumhuriyet savcısının emriyle:

  • Fotoğrafı,
  • Beden ölçüleri,
  • Parmak ve avuç içi izi,
  • Teşhisini kolaylaştıracak diğer özellikleri,
  • Sesi ve görüntüleri

kayda alınarak soruşturma ve kovuşturma dosyasına konulabilir.

Bu hüküm, belirli bir suç nedeniyle şüpheli veya sanık sıfatı kazanmış kişinin fizik kimlik verilerinin alınmasına ilişkindir. Kamusal alandaki bütün kişilerin biyometrik yüz şablonlarının çıkarılması için genel bir dayanak olarak kullanılamaz.

Ayrıca CMK m.81 uyarınca fotoğrafın alınabilmesi, bu fotoğrafın sınırsız sayıdaki farklı soruşturmalarda veya sürekli canlı yüz tanıma veri tabanında kullanılabileceği anlamına gelmez. Kullanımın toplandığı amaçla bağlantılı ve ölçülü olması gerekir.

CMK m.81/2’de beraat, kovuşturmaya yer olmadığı veya ceza verilmesine yer olmadığı gibi hâllerde kayıtların yok edilmesi öngörülmektedir. Anayasa Mahkemesi bu fıkrayı 25 Aralık 2025 tarihli E.2025/141, K.2025/274 sayılı kararıyla iptal etmiş; iptal hükmünün 18 Aralık 2026 tarihinde yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu nedenle 3 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla mevcut fıkra uygulanmaya devam etmektedir; kanun koyucunun yürürlük tarihinden önce yeni bir düzenleme yapması mümkündür.

CMK m.140 Kapsamında Teknik Araçlarla İzleme

Belirli bir şüpheliyi kamuya açık yerlerde kameralar ve yüz tanıma sistemi aracılığıyla takip etmek, şartlarına göre CMK m.140’taki teknik araçlarla izleme tedbiri kapsamına girebilir.

CMK m.140’ın uygulanabilmesi için:

  • Maddede sayılan katalog suçlardan birinin bulunması,
  • Suçun işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması,
  • Başka suretle delil elde edilememesi,
  • Tedbirin şüpheli veya sanığa yönelik olması,
  • Yetkili merci tarafından karar verilmesi

gerekir.

Hüküm; şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve işyerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses veya görüntü kaydı alınmasına izin vermektedir. Elde edilen deliller maddede sayılan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma dışında kullanılamaz; gerekli olmayan kayıtların Cumhuriyet savcısının gözetiminde yok edilmesi gerekir. Tedbir kişinin konutunda uygulanamaz.

Bu nedenle devam eden bir soruşturmada belirli şüphelinin canlı yüz tanıma sistemiyle izlenmesi söz konusuysa, tedbirin CMK m.140 şartlarını dolanacak biçimde genel kolluk yetkisine dayandırılması hukuken tartışmalı olacaktır.

CMK m.140 yalnızca katalog suçlar bakımından uygulanabilir. Katalogda yer almayan basit bir suç nedeniyle şüphelinin sürekli olarak yüz tanıma kameralarıyla takip edilmesi, hükmün kapsamını aşabilir.

Mevcut Kamera Kayıtlarının İncelenmesi Her Zaman CMK m.140’a mı Tabidir?

Hayır.

Bir işyeri kamerasının suçtan önce olağan güvenlik amacıyla kaydettiği görüntünün soruşturma başladıktan sonra alınarak incelenmesi ile kolluğun şüpheliyi soruşturma kapsamında gizlice ve sistematik biçimde izlemeye başlaması farklıdır.

Mevcut kayıtların delil olarak alınması bakımından:

  • Kaydın kim tarafından oluşturulduğu,
  • Hangi amaçla tutulduğu,
  • Kolluğa nasıl teslim edildiği,
  • Kamera sahibinin teslim yetkisi,
  • Kaydın orijinalliği,
  • Gerektiğinde elkoyma kararı bulunup bulunmadığı

incelenmelidir.

Kolluk belirli şüpheliyi araştırmak amacıyla yeni ve sürekli bir izleme faaliyetine başlıyorsa CMK m.140’taki koruma tedbiri güvenceleri gündeme gelecektir.

Bilgisayar ve Veri Tabanlarında İnceleme

Yüz tanıma sistemine ilişkin:

  • Arama kayıtları,
  • Kullanıcı hesapları,
  • Eşleştirme sonuçları,
  • Referans fotoğraflar,
  • Log kayıtları,
  • Algoritmanın oluşturduğu aday listeleri,
  • Silinen görüntüler,
  • İşlem tarihleri

bir bilgisayar veya dijital sistemde tutuluyorsa bu verilere erişim için işlemin niteliğine göre CMK m.134 hükümlerinin değerlendirilmesi gerekir.

Şüpheliye ait bilgisayar veya dijital sistemde arama, kopyalama ve çözümleme yapılabilmesi için CMK m.134’teki somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka suretle delil elde edilememe şartları aranır. Dijital inceleme sırasında verilerin bütünlüğünün korunması ve gerekli kopyaların alınması gerekir.

Kolluk bir yüz tanıma şirketinden veya başka bir kurumdan veri isterken de hangi verinin, hangi kişi ve zaman aralığı bakımından talep edildiğini somutlaştırmalıdır. Bütün veri tabanının sınırsız biçimde kopyalanması ölçüsüz bir müdahale oluşturabilir.

Yüz Tanıma Sonucu Bilirkişi İncelemesini Gerektirir

Yüz tanıma sisteminin verdiği sonucun yorumlanması özel ve teknik bilgi gerektirir. Bu nedenle CMK m.63 kapsamında bilirkişi incelemesine başvurulabilir.

Bilirkişiye yalnızca:

“Görüntüdeki kişi sanık mıdır?”

şeklinde genel bir soru yöneltilmesi yeterli değildir.

Şu soruların ayrı ayrı cevaplandırılması gerekir:

  1. İncelenen görüntü orijinal midir?
  2. Görüntünün çözünürlüğü yüz karşılaştırmasına elverişli midir?
  3. Yüzün ne kadarı görünmektedir?
  4. Işık, açı, hareket ve sıkıştırma sonucu ne ölçüde etkilemektedir?
  5. Hangi yazılım ve sürüm kullanılmıştır?
  6. Kullanılan algoritmanın hata oranı nedir?
  7. Bire bir mi, bire çok mu karşılaştırma yapılmıştır?
  8. Karşılaştırılan veri tabanında kaç kişi bulunmaktadır?
  9. Eşik değer kim tarafından ve hangi ölçüte göre belirlenmiştir?
  10. Sistem kaç aday üretmiştir?
  11. Sanığın fotoğrafı adaylar arasında kaçıncı sıradadır?
  12. Sonuç bağımsız uzman tarafından doğrulanmış mıdır?
  13. Yüzde olarak açıklanan değer neyi ifade etmektedir?
  14. Başka kişilerin de benzer puan aldığı görülmüş müdür?
  15. Sonuç kesinlik mi, kuvvetli benzerlik mi, sınırlı benzerlik mi göstermektedir?

Taraflar CMK m.67 kapsamında kendi uzmanlarından bilimsel mütalaa alarak mahkemeye sunabilir. Savunmanın algoritmik karşılaştırmanın dayanaklarını sorgulayabilmesi, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği bakımından önemlidir.

“Yüzde 95 Eşleşme” Ne Anlama Gelir?

Yüzde 95 eşleşme ifadesi çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.

Bu ifade her zaman:

“Görüntüdeki kişinin sanık olma ihtimali yüzde 95’tir.”

anlamına gelmez.

Yüzde değeri:

  • Algoritmanın benzerlik skoru,
  • Eşik değere göre normalize edilmiş puan,
  • İki görüntü arasındaki geometrik yakınlık,
  • Yazılım üreticisinin özel ölçeği

olabilir.

Bu skorun mahkemece yorumlanabilmesi için sistemin bilimsel olarak nasıl çalıştığı açıklanmalıdır. Algoritmanın ölçüm değeri ile hukuki ispat olasılığı birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir yazılımın “yüksek benzerlik” sonucu vermesi, failin kimliğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlandığı anlamına gelmez.

Yanlış Pozitif ve Yanlış Negatif Sonuçlar

Yüz tanıma sistemlerinde iki temel hata türü bulunmaktadır.

Yanlış Pozitif

Sistem, birbirinden farklı iki kişiyi aynı kişi olarak değerlendirir.

Bunun sonucu olarak masum kişi:

  • Durdurulabilir,
  • Gözaltına alınabilir,
  • Aranabilir,
  • Hakkında soruşturma başlatılabilir,
  • Kamuoyunda suçlu olarak gösterilebilir.

Yanlış Negatif

Sistem, aynı kişiye ait iki görüntünün farklı kişilere ait olduğu sonucuna varır.

Bu durumda gerçek fail veri tabanında bulunmasına rağmen sistem tarafından tespit edilemeyebilir.

Hata ihtimali; düşük çözünürlük, kamera açısı, ışık, yaş değişimi, yüzün kısmen kapanması, maske, gözlük, hareket bulanıklığı, veri tabanının büyüklüğü ve algoritmanın özelliklerinden etkilenebilir. NIST testleri, görüntü kalitesinin özellikle yanlış negatifler üzerinde etkili olabildiğini ve bazı algoritmalarda demografik gruplar arasında hata oranı farklılıkları bulunduğunu göstermektedir.

Bu nedenle mahkeme, “yapay zekâ yanılmaz” varsayımıyla hareket edemez.

Yüz Tanıma Sonucu Tek Başına Mahkûmiyet Delili Olabilir mi?

Kural olarak yüz tanıma sonucu tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemelidir.

Algoritmik eşleşme:

  • Şüpheli havuzunun daraltılmasına,
  • Yeni delillerin aranmasına,
  • Kişinin ifadesine başvurulmasına,
  • Konum ve iletişim kayıtlarının incelenmesine,
  • Tanık teşhisi veya kriminal inceleme yapılmasına

yön veren başlangıç bilgisi olarak kullanılabilir.

Ancak mahkûmiyet için sonucun başka delillerle desteklenmesi gerekir.

Örneğin:

  • Sanığın olay yerindeki telefon sinyal bilgileri,
  • Araç plakası,
  • Parmak izi veya DNA,
  • Kıyafet ve beden özellikleri,
  • Tanık anlatımları,
  • Olay öncesi ve sonrası kamera kayıtları,
  • Sanığın olayla bağlantılı dijital yazışmaları,
  • Ele geçirilen suç eşyası

algoritmik eşleşmeyi doğrulayabilir.

Buna karşılık yalnızca düşük kaliteli bir kamera görüntüsü ve kapalı kutu biçiminde çalışan yazılımın ürettiği puan bulunuyorsa, mahkûmiyet bakımından ciddi şüphe oluşacaktır.

İnsan Denetimi Zorunlu Olmalıdır

Yüz tanıma sistemi yakalama, gözaltı veya mahkûmiyet kararı veremez. Sistem yalnızca teknik bir sonuç üretir.

Eşleşme sonucu:

  • Eğitimli uzman tarafından incelenmeli,
  • Kaynak ve referans görüntü karşılaştırılmalı,
  • Hata ihtimalleri değerlendirilerek tutanağa bağlanmalı,
  • Başka delillerle doğrulanmalı,
  • Kararı verecek makam tarafından bağımsız şekilde değerlendirilmelidir.

“Bilgisayar eşleştirdi” biçimindeki açıklama, kararın gerekçesi olamaz.

İnsan denetimi de yalnızca şekli olmamalıdır. Uzman, sistemin verdiği ilk sonuca otomatik biçimde katılmamalı; aksi ihtimalleri de incelemelidir. Aksi takdirde sistemin önerdiği adayın doğru olduğuna yönelik bilişsel yanlılık ortaya çıkabilir.

Savunmaya Hangi Bilgiler Verilmelidir?

Savunmanın yüz tanıma sonucuna etkili biçimde itiraz edebilmesi için yalnızca bilirkişi raporunun sonuç bölümü yeterli değildir.

Müdafinin inceleyebilmesi gereken başlıca unsurlar şunlardır:

  • Orijinal kamera kaydı,
  • Dosyanın hash değeri,
  • Kayıt ve teslim zinciri,
  • Kullanılan referans fotoğraf,
  • Referans fotoğrafın kaynağı,
  • Kullanılan yazılımın adı ve sürümü,
  • Eşleştirme eşiği,
  • Aday listesinin tamamı,
  • Sanığın listedeki sırası,
  • Diğer adayların skorları,
  • Algoritmanın bilinen hata oranları,
  • Görüntü üzerinde yapılan iyileştirme işlemleri,
  • Eşleşmeyi kontrol eden uzmanın değerlendirmesi,
  • Sistemi kullanan personelin işlem kayıtları.

Yazılım üreticisinin ticari sır iddiası, sanığın kendisi aleyhinde kullanılan yöntemi denetleme ve sorgulama hakkını bütünüyle ortadan kaldırmamalıdır. Gerekirse kaynak kodun tamamı yerine yöntemin çalışmasını, hata oranını ve somut eşleşmenin nasıl oluştuğunu denetlemeye yetecek teknik bilgiler gizlilik tedbirleri altında incelenebilir.

Savunmanın sonucu sınayamaması hâlinde algoritmik tespit, çelişmeli yargılama bakımından sorun doğuracaktır.

Hukuka Aykırı Yüz Tanıma Sonucunun Delil Değeri

CMK m.206’ya göre kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin ortaya konulması reddedilir. CMK m.217’ye göre yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir.

Bu nedenle yüz tanıma işlemi:

  • Yasal yetki olmadan yapılmışsa,
  • Gerekli hâkim veya savcı kararı alınmamışsa,
  • CMK m.140’ın katalog suç ve kuvvetli şüphe şartları aşılmışsa,
  • Hukuka aykırı veri tabanı kullanılmışsa,
  • Görüntü veya biyometrik şablon yetkisiz biçimde elde edilmişse,
  • Delilin bütünlüğü korunmamışsa

elde edilen sonucun hukuka uygunluğu tartışılmalıdır.

Mahkeme yalnızca eşleşmenin teknik doğruluğunu değil, işlemin hangi hukuki yetkiye dayanılarak gerçekleştirildiğini de denetlemelidir.

Hukuka aykırı yüz tanıma sonucundan hareketle ulaşılan diğer delillerin durumu da somut olayın özellikleri, deliller arasındaki bağlantı ve bağımsız kaynak bulunup bulunmadığı dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.

Hatalı Eşleşmeye Dayalı Yakalama ve Arama

Yüz tanıma sistemi bir kişiyi aranan kişiyle eşleştirmişse bu sonuç kolluk bakımından dikkate alınabilir. Ancak yalnızca otomatik uyarı, her durumda yakalama veya arama için yeterli şüphe oluşturmaz.

Kolluk görevlisi:

  • Kişinin fiziki özelliklerini,
  • Yaşını,
  • Boyunu ve beden yapısını,
  • Bulunduğu yer ve zamanı,
  • Aranan kişinin diğer ayırt edici özelliklerini,
  • Sistemin güvenilirlik derecesini,
  • Mevcut diğer bilgileri

karşılaştırmalıdır.

Eşleşmenin açıkça hatalı olduğunu gösteren hususlar bulunduğu hâlde kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması, koruma tedbirinin hukuka aykırı hâle gelmesine neden olabilir.

Hukuka aykırı yakalama, gözaltı, arama veya elkoyma nedeniyle CMK m.141 ve devamındaki koşullar çerçevesinde tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Kolluk Personelinin Ceza Sorumluluğu

Yüz verilerinin görev ve yetki dışında kaydedilmesi, başka kişilere verilmesi veya farklı amaçlarla kullanılması ceza sorumluluğuna neden olabilir.

Somut olayın özelliklerine göre:

  • TCK m.135 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi,
  • TCK m.136 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi,
  • TCK m.137 kapsamında kamu görevlisi veya mesleğin sağladığı kolaylıktan yararlanılması nedeniyle nitelikli hâl,
  • TCK m.138 kapsamında verilerin süresi içinde yok edilmemesi,
  • TCK m.257 kapsamında görevi kötüye kullanma

hükümleri gündeme gelebilir. TCK, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi ve aktarılmasını ayrı suçlar olarak düzenlemektedir.

Ancak kamu görevlisinin sorumluluğu otomatik değildir. İşlemin hukuki dayanağı, yetki sınırı, kastı, verinin kullanım amacı ve meydana gelen zarar somut olarak incelenmelidir.

Yüz Tanıma Veri Tabanları Ne Kadar Süre Saklanabilir?

Biyometrik veriler “ileride lazım olabilir” gerekçesiyle süresiz tutulmamalıdır.

Saklama süresi belirlenirken:

  • Verinin hangi soruşturma için alındığı,
  • Şüpheli hakkında nasıl bir karar verildiği,
  • Arama veya yakalama kararının devam edip etmediği,
  • Verinin delil olarak tutulmasına ihtiyaç bulunup bulunmadığı,
  • Kanunda özel saklama süresi bulunup bulunmadığı

değerlendirilmelidir.

Kovuşturmaya yer olmadığı, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı hâllerinde verinin tutulmaya devam edilmesi için ayrıca açık, meşru ve ölçülü bir dayanak gerekir.

Anayasa Mahkemesi, kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanunlarda hangi bilgilerin ne kadar süreyle muhafaza edileceği ve süre sonunda nasıl imha edileceği konusunda ayrıntılı güvenceler bulunması gerektiğini kabul etmektedir.

Ceza Mahkemesi Nasıl Bir Değerlendirme Yapmalıdır?

Mahkeme yüz tanıma delilini değerlendirirken üç aşamalı inceleme yapmalıdır.

Birinci Aşama: Hukuka Uygunluk

  • İşlem hangi kanuni yetkiye dayanmaktadır?
  • Önleyici mi, adli mi uygulanmıştır?
  • Gerekli karar alınmış mıdır?
  • Şüphe ve katalog suç şartları mevcut mudur?
  • Kullanılan veri tabanı hukuka uygun mudur?

İkinci Aşama: Teknik Güvenilirlik

  • Görüntü karşılaştırmaya elverişli midir?
  • Algoritmanın hata oranı nedir?
  • Kullanılan eşik değer uygun mudur?
  • Sonuç bağımsız uzman tarafından doğrulanmış mıdır?
  • Aday listesinde başka güçlü eşleşmeler var mıdır?

Üçüncü Aşama: İspat Gücü

  • Eşleşmeyi destekleyen başka deliller var mıdır?
  • Sanığın olay yerinde bulunmadığını gösteren deliller mevcut mudur?
  • Sonuç savunma tarafından denetlenebilmiş midir?
  • Deliller birlikte değerlendirildiğinde makul şüphe devam etmekte midir?

Bu aşamalardan herhangi birindeki ciddi eksiklik, yüz tanıma sonucunun hükme esas alınmasını engelleyebilir.

Hukuka Uygun Bir Yüz Tanıma Sisteminde Bulunması Gereken Güvenceler

Ceza adaleti alanında kullanılacak yüz tanıma sistemlerinde en azından şu güvenceler bulunmalıdır:

  1. Açık ve ayrıntılı kanuni dayanak,
  2. Kullanım amacının belirli olması,
  3. Ağır ve somut suç veya tehlike şartı,
  4. Hedef, yer ve zaman sınırlaması,
  5. Gerektiğinde hâkim veya bağımsız makam izni,
  6. Daha az müdahaleci yöntemlerin yetersiz kalması,
  7. Eşleşmeyen verilerin derhâl silinmesi,
  8. İnsan tarafından zorunlu doğrulama,
  9. Algoritmanın bağımsız performans testlerinden geçirilmesi,
  10. Hata oranlarının ve eşik değerlerinin belgelenmesi,
  11. Demografik etkilerin düzenli olarak ölçülmesi,
  12. İşlem kayıtlarının değiştirilemez biçimde tutulması,
  13. Savunmanın yönteme etkili biçimde itiraz edebilmesi,
  14. Verilerin başka amaçlarla kullanılmasının yasaklanması,
  15. Bağımsız denetim ve etkili başvuru yolu.

Sonuç

Yapay zekâ tabanlı yüz tanıma sistemleri, failin kısa sürede bulunmasını ve ağır suçların önlenmesini sağlayabilecek güçlü araçlardır. Ancak aynı teknoloji, gerekli hukuki sınırlar çizilmediğinde kamusal alanda bulunan bütün kişilerin sürekli olarak izlenmesine ve biyometrik kimliklerinin çıkarılmasına yol açabilir.

Bu nedenle yüz tanıma sistemlerinin kullanımı iki ayrı hukuki rejim altında değerlendirilmelidir.

Henüz belirli bir suç soruşturması bulunmadan yapılan kullanım, önleyici kolluk faaliyeti niteliğindedir. Bu alanda genel kamu güvenliği gerekçesi yeterli olmamalı; açık kanuni dayanak, somut tehlike, gereklilik, hedef sınırlaması ve ölçülülük aranmalıdır.

Belirli bir suç soruşturmasındaki kullanım ise CMK hükümlerine tabidir. Şüphelinin görüntüsünün alınmasında CMK m.81, teknik araçlarla izlenmesinde CMK m.140, dijital sistemlerin incelenmesinde CMK m.134, uzman değerlendirmesinde CMK m.63 ve 67, delilin hukuka uygunluğunda ise CMK m.206 ve 217 hükümleri dikkate alınmalıdır.

Yüz tanıma sonucunun en önemli özelliği, kimliği kesin biçimde belirlememesi; bir benzerlik ve aday sonucu üretmesidir. “Yüzde 95 eşleşme” ifadesi, kişinin yüzde 95 ihtimalle suçlu olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle yüz tanıma sonucu:

  • Tek başına mahkûmiyet delili sayılmamalı,
  • Bağımsız uzman tarafından doğrulanmalı,
  • Başka delillerle desteklenmeli,
  • Savunma tarafından denetlenebilmeli,
  • Hata ihtimali açıkça değerlendirilmelidir.

Ceza yargılamasında teknoloji hâkimin yerine geçemez. Yapay zekâ bir kişiyi işaret edebilir; ancak o kişinin fail olduğuna yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilmiş, bilimsel olarak denetlenmiş ve her türlü makul şüpheden uzak delillerle karar verilebilir.

Kamera bir yüzü tanımış olabilir. Fakat ceza yargılamasının asıl sorusu, sistemin kimi işaretlediği değil; bu sonucun hukuken güvenilir, denetlenebilir ve adil bir yargılamada kullanılabilir olup olmadığıdır.

Leave a Reply

Call Now Button