Mahkemelerde Duruşmalar Arası En Fazla 3 Ay Olabilecek: Davalar Gerçekten Hızlanacak mı?
Türkiye’de hukuk davalarının uzun sürmesine ilişkin en sık dile getirilen şikâyetlerden biri, iki duruşma arasında aylarca beklenmesidir. Özellikle iş mahkemeleri, aile mahkemeleri, tüketici mahkemeleri, asliye hukuk mahkemeleri ve asliye ticaret mahkemelerinde görülen bazı dosyalarda bir duruşmadan sonraki duruşmanın dört, beş hatta daha uzun süre sonrasına bırakılması, toplam yargılama süresini doğrudan etkileyebilmektedir.
Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun ile hukuk yargılamasında bu konuda önemli bir değişiklik yapılmıştır.
31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 147. maddesine yeni bir üçüncü fıkra eklenmiş ve duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç aydan daha uzun olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak kanun mutlak bir üç aylık sınır öngörmemiş; bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde hâkimin gerekçesini göstererek daha uzun bir süre belirlemesine de izin vermiştir.
Yeni HMK m.147/3 hükmünün özü şöyledir:
Duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç ayı geçmeyecektir.
Ancak;
işin niteliğinden kaynaklanan zorunlu bir neden varsa mahkeme üç aydan daha uzun bir süre belirleyebilecektir.
Bu durumda hâkimin daha uzun süre verilmesinin gerekçesini belirtmesi gerekecektir.
Düzenlemenin amacı açıktır: Hukuk davalarının gereksiz şekilde uzamasını önlemek ve duruşmalar arasındaki uzun bekleme sürelerini azaltmak.
Nitekim TBMM Adalet Komisyonu görüşmelerinde düzenlemenin gerekçesi açıklanırken, yargılama sürelerinin kısaltılması amacıyla hukuk mahkemelerinde iki duruşma arasındaki sürenin kural olarak en fazla üç ayla sınırlandırıldığı; böylelikle hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha hızlı inceleme yapmasının ve sağlıklı karar vermesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Üç ayı aşan ertelemelerin ise zorunlu hâllere dayanması ve somut biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ancak asıl soru şudur:
Duruşmalar arasındaki sürenin üç ayla sınırlandırılması gerçekten davaların daha hızlı sonuçlanmasını sağlayacak mı?
Bu sorunun cevabı, düzenlemenin doğru anlaşılmasına bağlıdır.
Duruşmalar Arası En Fazla 3 Ay Kuralı Nedir?
7589 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 147. maddesine yeni üçüncü fıkra eklenmiştir.
Yeni HMK m.147/3’e göre duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz.
Örneğin bir hukuk davasının duruşması 10 Eylül tarihinde yapılmışsa mahkemenin, özel ve zorunlu bir neden bulunmadığı sürece bir sonraki duruşmayı çok daha ileri bir tarihe bırakmaması gerekir.
Kanunun yaklaşımı, dört, beş veya altı aylık rutin duruşma aralıklarının önüne geçilmesidir.
Ancak bu düzenleme;
“Her hukuk davası üç ay içerisinde bitecek.”
anlamına gelmemektedir.
Aynı şekilde;
“Dava açıldıktan sonra ilk duruşma mutlaka üç ay içerisinde yapılacak.”
şeklinde de yorumlanmamalıdır.
Kanunun kullandığı ifade açık biçimde “duruşmalar arasındaki süre” üzerinedir. Dolayısıyla düzenleme esas olarak bir duruşma yapıldıktan sonra takip eden duruşmanın ne kadar ileri bir tarihe bırakılabileceğini sınırlandırmaktadır.
Yeni Düzenleme Ne Zaman Yürürlüğe Girdi?
7589 sayılı Kanun 31 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanmıştır.
Kanunun yürürlük maddesinde bazı hükümler için özel olarak daha sonraki yürürlük tarihleri belirlenmiş, diğer hükümlerin ise yayım tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. HMK m.147’ye üç aylık duruşma aralığı kuralını ekleyen 21. madde, ertelenmiş yürürlük kapsamındaki hükümler arasında değildir. Bu nedenle düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Dolayısıyla hukuk mahkemelerinde yeni duruşma günleri belirlenirken bu tarihten itibaren HMK m.147/3 hükmünün dikkate alınması gerekir.
Üç Ay Kuralı Hangi Mahkemelerde Uygulanacak?
Düzenleme Ceza Muhakemesi Kanunu’na veya İdari Yargılama Usulü Kanunu’na değil, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenmiştir. Bu nedenle başlığın zaman zaman kamuoyunda oluşturabileceği izlenimin aksine, “Türkiye’deki bütün mahkemelerde bütün duruşmalar en fazla üç ay arayla yapılacak” şeklinde bir sonuç çıkarılmamalıdır.
Düzenlemenin doğrudan alanı hukuk yargılamasıdır.
Bu kapsamda HMK hükümlerinin uygulandığı ölçüde;
asliye hukuk mahkemeleri,
asliye ticaret mahkemeleri,
iş mahkemeleri,
aile mahkemeleri,
tüketici mahkemeleri,
sulh hukuk mahkemeleri
ve diğer hukuk mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklar bakımından yeni kural önem taşımaktadır.
Basit yargılama usulüne tabi davalarda da HMK m.322, özel bir düzenleme bulunmayan hâllerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir. Bu nedenle özel bir hükümle aksi düzenlenmedikçe yeni duruşma aralığı kuralının basit yargılama usulünde de dikkate alınması gerekir.
Buna karşılık ceza mahkemelerindeki duruşmaların bu HMK değişikliği nedeniyle otomatik olarak üç aylık sınıra girdiğini söylemek doğru değildir.
Aynı şekilde idare ve vergi mahkemelerindeki yargılamalar da farklı usul kanunlarına tabidir.
Her Duruşma Mutlaka En Geç 3 Ay Sonraya mı Bırakılacak?
Kural olarak evet; ancak önemli bir istisna bulunmaktadır.
Kanun, duruşmalar arasındaki sürenin üç ayı geçemeyeceğini söyledikten hemen sonra zorunlu hâller için istisna getirmiştir.
Yeni HMK m.147/3’e göre;
işin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması
veya
istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi
gibi zorunlu hâllerde hâkim daha uzun bir süre belirleyebilir.
Buradaki “gibi” ifadesi önemlidir.
Kanun yalnızca bilirkişi incelemesi ve istinabe hâllerini kapsamamaktadır. Bunları zorunlu hâllere örnek olarak göstermektedir.
Dolayısıyla somut dosyada gerçekten yargılamanın yürütülmesini engelleyen veya belirli bir işlemin tamamlanması için daha uzun süre gerektiren başka bir zorunlu neden de bulunabilir.
Ancak bu istisnanın sıradanlaştırılması, düzenlemenin amacını etkisiz hâle getirebilir.
Bu nedenle kanun hâkime önemli bir yükümlülük daha yüklemektedir:
Üç aydan daha uzun duruşma aralığı belirleniyorsa bunun gerekçesi açıklanmalıdır.
Hâkim 5 Ay Sonrasına Duruşma Verebilir mi?
Evet, ancak artık bunu rutin bir uygulama olarak yapması mümkün olmamalıdır.
Örneğin mahkeme;
“Dosyanın yoğunluğu nedeniyle duruşmanın beş ay sonrasına bırakılmasına”
şeklinde soyut bir gerekçe yerine, somut dosyada neden daha uzun süre gerektiğini ortaya koymalıdır.
Kanunun getirdiği sistemin özü budur.
Üç ay kural, daha uzun süre ise zorunlu hâllere bağlı istisna olarak düzenlenmiştir.
TBMM Adalet Komisyonu görüşmelerinde de üç aydan sonraki ertelemenin ancak zorunlu hâllerde kabul edildiği ve üç ayı aşan ertelemenin soyut ve genel ifadelerle değil, somut olayın koşullarıyla açıklanması gerektiği vurgulanmıştır.
Bilirkişi Raporu Bekleniyorsa Duruşma 3 Aydan Fazla Ertelenebilir mi?
Evet.
Kanunun bizzat verdiği örneklerden biri budur.
Örneğin kapsamlı bir ticari dava düşünelim.
Mahkeme;
şirketlerin ticari defterlerinin,
banka hesaplarının,
yüzlerce faturanın,
stok kayıtlarının
ve muhasebe hareketlerinin
incelenmesi için üç kişilik bilirkişi heyeti görevlendirmiş olabilir.
Bilirkişilere rapor hazırlamaları için belirli bir süre verilmiş ve incelemenin niteliği itibarıyla üç ay içerisinde tamamlanmasının objektif olarak mümkün olmadığı anlaşılmış olabilir.
Bu durumda mahkeme bir sonraki duruşmayı üç aydan daha ileri bir tarihe bırakabilir.
Ancak bunun gerekçesinin tutanak veya ara kararda gösterilmesi gerekir. Yeni HMK m.147/3 bilirkişi incelemesinin işin niteliği gereği uzamasını açıkça zorunlu hâl örneklerinden biri olarak göstermektedir.
Bilirkişinin Her Gecikmesi 3 Ay Kuralını Devre Dışı Bırakır mı?
Hayır.
Kanunun ifadesi dikkatle okunmalıdır.
Hüküm yalnızca;
“bilirkişi incelemesi var”
dememektedir.
“İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması”
ifadesini kullanmaktadır.
Bu nedenle her dosyada bilirkişi görevlendirilmiş olması, otomatik olarak bir sonraki duruşmanın altı ay sonrasına bırakılabileceği anlamına gelmez.
Örneğin oldukça sınırlı bir hesaplama yapılacak ve bilirkişiye bir aylık süre verilmişse sırf bilirkişi görevlendirildiği gerekçesiyle çok uzun duruşma aralığı belirlenmesi yeni düzenlemenin amacıyla bağdaşmayabilir.
Buna karşılık binlerce sayfalık ticari kayıtların incelendiği, çok sayıda taşınmazın değerlemesinin yapıldığı veya teknik incelemenin özel nitelik taşıdığı bir uyuşmazlıkta daha uzun süre objektif olarak gerekli olabilir.
Dolayısıyla yeni sistemde dosyanın somut özellikleri önem kazanacaktır.
İstinabe Nedeniyle Duruşma 3 Aydan Fazla Ertelenebilir mi?
Evet.
Kanunun ikinci açık örneği istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesidir.
İstinabe, davaya bakan mahkemenin kendi yargı çevresi dışında yapılması gereken bir yargılama işleminin başka mahkeme aracılığıyla yerine getirilmesi şeklinde ortaya çıkabilir.
Örneğin başka şehirde bulunan bir tanığın dinlenmesi, bazı keşif veya delil işlemlerinin farklı yerde gerçekleştirilmesi gibi durumlarda işlem başka mahkeme üzerinden yürütülebilir.
İstinabe işleminin tamamlanması zaman alıyorsa ve üç ay içerisinde sonuçlanmasının objektif olarak mümkün olmadığı görülüyorsa mahkeme üç aydan daha ileri bir duruşma günü belirleyebilir.
Ancak yine daha uzun sürenin gerekçesi belirtilmelidir.
Keşif Yapılacaksa 3 Ay Kuralı Nasıl Uygulanacak?
Kanunda keşif kelimesi ayrıca sayılmamıştır.
Ancak bilirkişi ve istinabe örneklerinden sonra “gibi zorunlu hâller” ifadesinin kullanılması, sayımın sınırlı olmadığını göstermektedir.
Örneğin kapsamlı bir taşınmaz uyuşmazlığında;
keşif yapılması,
çok sayıda taşınmazın incelenmesi,
harita mühendisi ve inşaat bilirkişisinin hazır bulunması,
ilgili kurum kayıtlarının gelmesinin beklenmesi
gerekiyor olabilir.
Bu işlemlerin niteliği itibarıyla üç aylık sürenin aşılması zorunlu hâle gelmişse hâkim gerekçesini açıklayarak daha uzun bir duruşma aralığı belirleyebilir.
Ancak “keşif yapılacak” ifadesinin her dosyada otomatik bir istisna olarak kullanılmaması gerekir.
Yeni kanunun temel yaklaşımı, uzun ertelemelerin istisnai ve gerekçeli olmasıdır.
Kurumlardan Yazı Cevabı Bekleniyorsa Ne Olacak?
Hukuk davalarında gecikmelerin önemli nedenlerinden biri de diğer kurumlara yazılan müzekkerelerin cevaplarının beklenmesidir.
Örneğin;
SGK kayıtları,
banka hesap hareketleri,
tapu kayıtları,
vergi kayıtları,
belediye belgeleri,
emniyet kayıtları
veya başka resmî belgelerin mahkemeye gelmesi gerekebilir.
Bunların gecikmesi somut olayda tahkikatın sürdürülmesini gerçekten engelliyorsa daha uzun duruşma aralığı zorunlu hâle gelebilir.
Ancak yeni düzenlemenin amacı dikkate alındığında mahkemelerin mümkün olduğu ölçüde bu işlemleri duruşma aralarında aktif biçimde takip etmesi önem kazanmaktadır.
Çünkü sadece cevap gelmediği gerekçesiyle her seferinde çok uzun duruşma aralıkları verilmesi, üç aylık sınırın pratik etkisini azaltabilir.
3 Ay Kuralı Dava Açıldıktan Sonraki İlk Duruşmayı da Kapsıyor mu?
Yeni düzenleme bakımından önemli bir ayrım budur.
HMK m.147’nin mevcut yapısında tarafların ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilmesi düzenlenmektedir. Yeni üçüncü fıkra ise açıkça “duruşmalar arasındaki süre” ifadesini kullanmaktadır.
Bu nedenle kural;
“Dava açıldıktan sonra üç ay içinde mutlaka ilk duruşma yapılmalıdır.”
şeklinde bir hüküm değildir.
Dava açıldıktan sonra;
dava dilekçesinin tebliği,
cevap süresi,
cevaba cevap,
ikinci cevap,
dava şartlarının incelenmesi,
ön inceleme
gibi işlemler bulunabilir.
Yeni düzenlemenin doğrudan hedeflediği sorun, duruşma yapıldıktan sonra sonraki duruşmanın gereksiz yere çok uzun bir tarihe bırakılmasıdır.
Dolayısıyla üç ay kuralı ile ilk duruşma tarihinin birbirine karıştırılmaması gerekir.
Bir Dava En Fazla Kaç Duruşmada Bitmek Zorunda?
Kanun böyle bir sayı belirlememiştir.
Yeni düzenlemede;
“Dava en fazla üç duruşmada biter.”
veya
“Dört duruşmadan fazla yapılamaz.”
şeklinde bir hüküm bulunmamaktadır.
Bir dosya;
iki duruşmada,
dört duruşmada,
altı duruşmada
veya uyuşmazlığın niteliğine bağlı olarak daha fazla duruşmada sonuçlanabilir.
HMK m.147/3 yalnızca duruşmalar arasındaki zamanı sınırlandırmaktadır.
Örneğin bir davada sekiz duruşma yapılması gerekiyorsa, sırf her duruşma arasında üç aydan az süre olması davanın kısa sürede sonuçlanacağı anlamına gelmez.
Bu nedenle düzenlemenin gerçek başarı ölçütü yalnızca duruşma aralıkları değil, bir duruşmada ne kadar işlem yapılabildiği olacaktır.
Davalar Gerçekten Hızlanacak mı?
Yeni düzenlemenin davaları hızlandırma potansiyeli bulunmaktadır.
Özellikle basit işlemlerin beklendiği dosyalarda iki duruşma arasında beş veya altı aylık zaman bırakılmasının önüne geçilmesi, toplam dava süresini önemli ölçüde azaltabilir.
Örneğin bir dava dört duruşmada sonuçlanıyorsa ve eski uygulamada her iki duruşma arasında ortalama beş ay bulunuyorsa yalnızca duruşmalar arasındaki bekleme yaklaşık on beş ay olabilir.
Aynı dosyada duruşma aralıklarının üç aya düşürülmesi hâlinde teorik olarak bu bekleme süresi dokuz aya kadar inebilir.
Bu, tek bir dava bakımından aylar seviyesinde zaman kazanılması anlamına gelebilir.
Nitekim yasama sürecindeki açıklamalarda düzenlemenin yargılama sürelerini kısaltmayı ve hâkimin dosyadan uzaklaşmadan incelemeye devam edebilmesini sağlamayı amaçladığı belirtilmiştir.
Ancak yalnızca duruşma gününün üç ay içerisinde verilmesi, hukuk yargılamasındaki bütün gecikme nedenlerini ortadan kaldırmaz.
Üç Ay Kuralı Neden Tek Başına Yeterli Olmayabilir?
Bir hukuk davasının uzun sürmesine yalnızca duruşmalar arasındaki mesafe neden olmaz.
Yargılamanın süresini etkileyebilecek çok sayıda unsur bulunmaktadır.
Bunlar arasında;
tebligatların yapılamaması,
taraf adreslerinin tespit edilememesi,
bilirkişilerin raporu geç sunması,
ek bilirkişi raporları,
kurumlardan müzekkere cevaplarının geç gelmesi,
tanıkların hazır edilememesi,
keşif işlemleri,
istinabe işlemleri,
adli tıp veya uzman kurum incelemeleri,
tarafların sürekli yeni taleplerde bulunması,
usul işlemlerinin eksik yapılması,
mahkemelerin iş yükü
ve kanun yolu aşamaları
yer alabilir.
Yeni HMK m.147/3 bunların tamamını ortadan kaldırmamaktadır.
Düzenleme daha çok mahkemenin bir sonraki duruşma tarihini gereksiz biçimde çok ileriye bırakmasını önlemeyi amaçlayan bir zaman yönetimi kuralıdır.
Dolayısıyla davaların gerçekten hızlanıp hızlanmayacağı, üç aylık sürenin yanında diğer usul işlemlerinin ne kadar etkin yürütüldüğüne de bağlı olacaktır.
Bilirkişi Sistemi Hızlanmazsa Üç Ay Kuralının Etkisi Azalır mı?
Evet, bu önemli bir ihtimaldir.
Çünkü kanun bilirkişi incelemesinin işin niteliği nedeniyle uzamasını açıkça üç aylık kuralın istisnalarından biri hâline getirmiştir.
Özellikle teknik uyuşmazlıklarda dava süresinin önemli bir bölümü bilirkişi aşamasında geçebilmektedir.
Örneğin;
işçilik alacağı hesabı,
ticari defter incelemesi,
inşaat kusuru tespiti,
gayrimenkul değerlemesi,
trafik kazası aktüerya hesabı
veya fikrî mülkiyet uyuşmazlığı
bilirkişi incelemesi gerektirebilir.
Bilirkişilerin rapor teslim süreleri etkili biçimde takip edilmezse duruşmalar üç aylık sınıra tabi olsa dahi dosyanın toplam sonuçlanma süresinde beklenen azalma gerçekleşmeyebilir.
Bu nedenle yeni sistemin başarısı, duruşma takvimi kadar delillerin duruşmalar arasında etkin şekilde toplanmasına bağlıdır.
Hâkim Üç Aydan Daha Uzun Süre Verirse Ne Olur?
Kanun üç aydan uzun süre verilmesini tamamen yasaklamamıştır.
Zorunlu hâllerde bu mümkündür.
Ancak hâkim bunun gerekçesini belirtmek zorundadır.
Dolayısıyla üç ayı aşan duruşma tarihinde dikkat edilmesi gereken temel soru şudur:
Dosyada gerçekten zorunlu bir neden var mı ve bu neden kararda veya tutanakta gösterilmiş mi?
Örneğin;
“Bilirkişi heyetinin rapor hazırlayabilmesi için altı aylık teknik inceleme gerektiğinden…”
şeklindeki somut bir gerekçe ile;
“Dosyanın mahiyeti nedeniyle…”
şeklindeki genel bir gerekçenin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir.
Yasama sürecinde de üç ayı aşan ertelemenin soyut ve genel açıklamalar yerine somut olayla bağlantılı gerekçeye dayanması gerektiği ifade edilmiştir.
Üç Aydan Fazla Duruşma Günü Verilirse Duruşma Geçersiz mi Olur?
Kanunda böyle bir sonuç düzenlenmemiştir.
HMK m.147/3;
üç aylık sınırı,
zorunlu hâl istisnasını
ve gerekçe yükümlülüğünü
düzenlemektedir.
Ancak üç ay sınırına aykırı tarih verilmesi hâlinde duruşmanın kendiliğinden yok sayılacağı, davanın düşeceği veya bütün yargılamanın otomatik olarak geçersiz olacağı şeklinde özel bir yaptırım öngörülmemiştir.
Bu nedenle yeni kural bir yargılama takvimi ve usul yönetimi yükümlülüğü olarak değerlendirilmelidir.
Taraf veya vekil, üç aydan fazla duruşma günü verilmiş ve somut bir zorunlu neden gösterilmemişse bu hususun tutanağa geçirilmesini veya daha yakın tarih verilmesini talep edebilir.
Ancak tek başına üç aylık sınırın aşılması, otomatik olarak dosyanın esası hakkında kazanılmış bir hak yaratmaz.
Avukat Daha Yakın Duruşma Tarihi Talep Edebilir mi?
Evet.
Özellikle üç aydan daha ileri bir tarih verilmiş ve ara kararda bu süreyi haklı gösteren somut bir zorunlu neden bulunmuyorsa taraf vekili HMK m.147/3’e dayanarak duruşma tarihinin yeniden değerlendirilmesini talep edebilir.
Böyle bir talepte;
yeni hükmün yürürlükte olduğu,
duruşmalar arasındaki sürenin üç ayı aşmaması gerektiği,
dosyada bilirkişi, istinabe veya benzeri zorunlu bir neden bulunmadığı
belirtilerek daha yakın duruşma günü verilmesi istenebilir.
Ancak mahkeme gerçekten zorunlu bir neden göstermişse üç aydan daha uzun tarih verilmesi kanunun açık istisnası kapsamına girebilir.
Mahkemenin İş Yoğunluğu Tek Başına Zorunlu Hâl Sayılır mı?
Kanun bu konuda açık bir örnek vermemektedir.
HMK m.147/3’te örnek verilen nedenler, işin veya tahkikat işleminin niteliğinden kaynaklanan bilirkişi ve istinabe gibi zorunluluklardır.
Yasama sürecindeki açıklamalarda da üç ayı aşan sürenin zorunlu hâllere dayanması ve somut biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu nedenle yalnızca;
“Mahkememizin dosya sayısı fazladır.”
şeklindeki genel bir ifadenin yeni düzenlemenin öngördüğü istisna bakımından her durumda yeterli kabul edileceğini söylemek güçtür.
Yeni hükmün gerçek etkisi de büyük ölçüde burada ortaya çıkacaktır.
Eğer “iş yoğunluğu” sistematik olarak üç aylık kuralı aşmanın genel gerekçesine dönüşürse düzenlemenin pratik etkisi sınırlanabilir.
Buna karşılık istisna gerçekten somut dosyadaki zorunluluklarla sınırlı tutulursa duruşma aralıklarında belirgin kısalma yaşanabilir.
İş Mahkemelerinde Davalar Hızlanacak mı?
İş mahkemelerinde özellikle bilirkişi incelemeleri, tanık beyanları, SGK kayıtları ve işyeri belgelerinin toplanması yargılama süresini etkileyebilmektedir.
Yeni üç aylık kural;
tanık duruşması yapıldıktan sonra bilirkişi incelemesine geçilmesi,
bilirkişi raporuna itirazların değerlendirilmesi
ve sonraki duruşmanın planlanması
bakımından daha sıkı bir takvim oluşturabilir.
Basit yargılama usulünde özel hüküm bulunmayan konularda yazılı yargılama hükümlerinin uygulanmasına ilişkin HMK m.322 hükmü de dikkate alındığında, yeni m.147/3’ün basit yargılama usulündeki hukuk uyuşmazlıklarında da etkili olması beklenebilir.
Ancak bilirkişi raporlarının gecikmesi veya kurumlardan kayıtların geç gelmesi hâlinde üç aylık kuralın istisnaları yine gündeme gelebilir.
Aile Mahkemelerinde 3 Ay Kuralı Uygulanacak mı?
Aile mahkemelerinde görülen boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi gibi hukuk uyuşmazlıklarında da HMK hükümleri önemli ölçüde uygulanmaktadır.
Bu nedenle yeni düzenleme aile yargılamalarında da duruşma planlaması bakımından önem taşıyabilir.
Özellikle boşanma davalarında;
tanıkların dinlenmesi,
sosyal inceleme raporu,
banka ve tapu kayıtlarının toplanması,
telefon veya diğer delillerin incelenmesi
gibi işlemler nedeniyle birden fazla duruşma yapılabilmektedir.
Yeni düzenleme, zorunlu bir neden bulunmadığı sürece duruşmaların çok uzun aralıklarla yapılmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Ticaret Mahkemelerinde 3 Ay Yeterli Olacak mı?
Asliye ticaret mahkemelerinde bazı dosyalar son derece teknik ve kapsamlıdır.
Şirketler hukuku, banka işlemleri, cari hesap, eser sözleşmeleri, finansal kayıtlar ve haksız rekabet gibi uyuşmazlıklarda çok kapsamlı bilirkişi incelemeleri gerekebilir.
Bu nedenle ticaret mahkemelerinde HMK m.147/3’teki bilirkişi istisnasının diğer mahkemelere kıyasla daha sık gündeme gelmesi mümkündür.
Ancak yalnızca ticari davanın karmaşık olması, her celsenin otomatik olarak altı ay sonraya bırakılması için yeterli görülmemelidir.
Mahkemenin;
hangi işlemin beklenildiğini,
neden üç ay içerisinde tamamlanamayacağını
ve daha uzun sürenin neden zorunlu olduğunu
somut şekilde açıklaması yeni sistemin özünü oluşturmaktadır.
Tüketici Davalarında Yeni Kuralın Etkisi Ne Olacak?
Tüketici uyuşmazlıklarında da bilirkişi incelemesi sıklıkla gündeme gelmektedir.
Ayıplı araç,
ayıplı konut,
bankacılık işlemleri,
hizmet kusuru,
özel okul ücretleri
ve benzeri uyuşmazlıklarda dosyanın teknik niteliğine göre bilirkişi raporu alınabilir.
Bununla birlikte nispeten sınırlı delille çözülebilecek tüketici dosyalarında dört veya beş aylık rutin duruşma aralıklarının azaltılması, davaların sonuçlanmasını doğrudan hızlandırabilir.
Dolayısıyla üç aylık kuralın etkisinin dava türlerine göre farklılaşması beklenebilir.
Yeni Düzenleme Makul Sürede Yargılanma Hakkıyla İlişkili mi?
Düzenlemenin yasama gerekçesinde yargılama sürelerini kısaltma amacı açık biçimde vurgulanmaktadır. TBMM Adalet Komisyonu görüşmelerinde hukuk mahkemelerinde duruşmalar arasındaki sürenin üç ayla sınırlandırılmasının, daha hızlı inceleme ve daha sağlıklı karar verilmesine katkı sağlamasının hedeflendiği belirtilmiştir.
Adalet Bakanlığının 12. Yargı Paketi öncesindeki açıklamalarında da paketin hukuk yargılamalarının etkinliğini artırmayı ve uzun süren davaların daha çabuk sonuçlanmasını sağlamayı amaçladığı ifade edilmiştir.
Bu nedenle üç aylık duruşma aralığı kuralı, daha geniş anlamda makul sürede yargılanma ve usul ekonomisi hedeflerinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Ancak makul sürede yargılanma yalnızca duruşma tarihinden ibaret değildir.
Bir davanın başlangıcından kesin olarak sonuçlanmasına kadar geçen tüm süreç önemlidir.
Duruşmaların Daha Sık Yapılması Her Zaman Daha Hızlı Yargılama Demek mi?
Hayır.
Duruşmaların sık yapılması ancak her celsede gerçek bir yargılama işlemi gerçekleştiriliyorsa anlamlıdır.
Örneğin mahkeme üç ay arayla duruşma yapıyor ancak her duruşmada yalnızca;
“Bilirkişi raporu beklenmesine,”
“müzekkere cevabının beklenmesine”
veya
“eksik evrakın yeniden istenmesine”
karar veriyorsa davanın toplam süresi yine uzun olabilir.
Yeni sistemin gerçek başarısı için duruşma dışındaki ara işlemlerin de etkin biçimde yürütülmesi gerekir.
Mahkemenin duruşmadan hemen sonra müzekkere yazması, bilirkişi görevlendirmesini geciktirmemesi, rapor sürelerini takip etmesi ve eksik işlemleri bir sonraki celseyi beklemeden tamamlatması önemlidir.
Bu nedenle üç aylık kural tek başına bir çözüm değil, etkin dosya yönetiminin araçlarından biri olarak görülmelidir.
3 Ay Kuralı Avukatların Dava Takibini Nasıl Etkileyecek?
Yeni sistem avukatlar bakımından da dosya takibinin daha sık yapılmasını gerektirebilir.
Özellikle;
bilirkişi raporuna itiraz,
tanık bildirilmesi,
talep artırımı,
eksik delillerin tamamlanması
ve diğer usul işlemleri bakımından daha sık duruşma tarihleri, işlemlerin daha kısa zaman dilimleri içerisinde takip edilmesini gerektirebilir.
Aynı 12. Yargı Paketi ile kısmi davalarda HMK m.109/4 kapsamında talep artırımının tahkikat sona erinceye kadar yalnızca bir kez yapılabileceği de dikkate alındığında, yargılamanın daha hızlı ilerlemesi taraf vekilleri açısından dosyanın aşamalarının daha yakın takip edilmesini önemli hâle getirecektir.
Üç Aydan Uzun Duruşma Verilirse Ne Yapılabilir?
Bir hukuk davasında sonraki duruşma üç aydan daha ileri tarihe verilmişse öncelikle duruşma tutanağı incelenmelidir.
Şu sorular sorulmalıdır:
Üç ayı aşan süre için gerekçe belirtilmiş mi?
Bilirkişi raporu mu bekleniyor?
İstinabe işlemi mi devam ediyor?
Başka somut ve zorunlu bir tahkikat işlemi mi mevcut?
Eğer hiçbir gerekçe bulunmuyor veya yalnızca oldukça genel bir açıklama yer alıyorsa tarafın veya vekilin HMK m.147/3’e dayanarak daha yakın duruşma tarihi talep etmesi mümkündür.
Ancak yeni hüküm üç aylık sınırın aşılması hâlinde özel ve otomatik bir kanun yolu düzenlememiştir. Bu nedenle her somut olayda dosyanın niteliğine göre değerlendirme yapılmalıdır.
Duruşmalar Arası 3 Ay Kuralı Hakkında Sık Sorulan Sorular
Mahkemelerde duruşmalar artık en fazla kaç ay arayla yapılacak?
HMK kapsamındaki hukuk yargılamalarında kural olarak iki duruşma arasındaki süre üç aydan daha uzun olamayacaktır.
Duruşma 4 veya 5 ay sonraya verilebilir mi?
Zorunlu hâllerde evet. Ancak hâkim üç aydan uzun süre belirleme gerekçesini açıklamalıdır.
Bilirkişi raporu nedeniyle duruşma 6 ay sonraya bırakılabilir mi?
Bilirkişi incelemesinin işin niteliği gereği uzaması gerçekten zorunluysa mümkündür. Bu durum kanunda açık istisna örneklerinden biri olarak gösterilmiştir.
Bilirkişi görevlendirilmesi tek başına üç ay sınırını kaldırır mı?
Hayır. Kanun bilirkişi incelemesinin işin niteliği gereği uzamasını aramaktadır. Her bilirkişi incelemesi otomatik istisna değildir.
Dava açıldıktan sonra ilk duruşma da üç ay içinde mi olmalı?
Yeni hüküm açıkça duruşmalar arasındaki süreyi düzenlemektedir. Dava tarihinden ilk duruşmaya kadar geçen süre için aynı şekilde “en fazla üç ay” şeklinde ayrı bir hüküm getirilmemiştir.
Ceza davalarında da duruşmalar en fazla üç ay arayla mı yapılacak?
Bu değişiklik HMK’ya eklenmiştir ve hukuk yargılamalarına ilişkindir. Ceza yargılaması farklı usul kanununa tabidir.
İdare mahkemelerinde de üç ay kuralı var mı?
Bu düzenleme Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.147’ye eklenmiştir. İdari yargılama ayrı usul hükümlerine tabidir.
İş mahkemesinde uygulanacak mı?
HMK’nın uygulanabildiği ölçüde ve özel bir hüküm bulunmadıkça yeni kural iş yargılamasında da dikkate alınacaktır. Basit yargılama usulünde hüküm bulunmayan hâllerde yazılı yargılama hükümlerinin uygulanacağı HMK m.322’de düzenlenmiştir.
Aile mahkemesinde uygulanacak mı?
HMK hükümlerinin uygulandığı aile hukuku yargılamalarında yeni m.147/3 önem taşımaktadır.
Hâkim üç ayı aşarsa duruşma geçersiz mi olur?
Hayır. Kanunda böyle otomatik bir geçersizlik sonucu düzenlenmemiştir. Yeni hüküm duruşma takvimine ilişkin bir yükümlülük ve zorunlu hâllerde gerekçe gösterme şartı getirmektedir.
Mahkemenin iş yoğunluğu nedeniyle altı ay sonrasına duruşma verilebilir mi?
Kanunda mahkemenin genel iş yoğunluğu açık istisna olarak sayılmamıştır. Hüküm bilirkişi, istinabe ve bunlara benzer somut zorunlu hâlleri esas almaktadır. Üç ayı aşan süre için somut gerekçe gösterilmesi gerekir.
Avukat daha yakın duruşma günü isteyebilir mi?
Üç ayı aşan bir tarih verilmiş ve zorunlu gerekçe bulunmadığı düşünülüyorsa HMK m.147/3’e dayanılarak duruşma tarihinin yeniden değerlendirilmesi talep edilebilir.
Sonuç: Üç Ay Kuralı Önemli Bir Adım, Ancak Davaların Hızlanması Uygulamaya Bağlı
- Yargı Paketi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 147. maddesine eklenen yeni düzenleme, hukuk yargılamalarında uzun duruşma aralıklarının azaltılması bakımından önemli bir değişikliktir.
31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni HMK m.147/3’e göre:
Duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç aydan daha uzun olamaz.
Ancak;
bilirkişi incelemesinin işin niteliği gereği uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi veya bunlara benzer zorunlu hâller bulunması durumunda hâkim gerekçesini açıklayarak daha uzun süre belirleyebilir.
Bu düzenlemenin en önemli yönü yalnızca üç aylık bir sayı belirlemesi değildir.
Asıl yenilik, uzun duruşma aralıklarının istisna hâline getirilmesi ve üç ayı aşan ertelemenin gerekçelendirilmesinin zorunlu tutulmasıdır.
Önceki uygulamada bazı dosyalarda bir sonraki duruşmanın rutin olarak dört, beş veya daha uzun süre sonrasına bırakılması toplam dava süresini artırabiliyordu.
Yeni sistemde ise temel yaklaşım tersine çevrilmiştir:
Üç aya kadar erteleme kuraldır; üç ayı aşan erteleme ise zorunlu nedenle açıklanması gereken istisnadır.
Bu değişiklik özellikle;
iş davaları,
boşanma ve diğer aile hukuku davaları,
tüketici davaları,
ticari uyuşmazlıklar,
kira ve taşınmaz davaları,
tazminat davaları
gibi birden fazla duruşmanın yapılabildiği hukuk uyuşmazlıklarında toplam yargılama süresini azaltabilecek potansiyele sahiptir.
Ancak düzenlemenin “Artık davalar çok kısa sürede bitecek.” şeklinde yorumlanması doğru değildir.
Çünkü bir hukuk davasının süresini yalnızca duruşma aralıkları belirlemez.
Bilirkişi raporlarının hazırlanması, tanıkların dinlenmesi, müzekkere cevaplarının gelmesi, keşif yapılması, istinabe işlemleri, tebligatlar ve diğer delillerin toplanması da dava süresini doğrudan etkiler.
Üstelik kanun bu zorunlulukların bir bölümünün varlığı hâlinde üç aylık sürenin aşılmasına açıkça izin vermektedir.
Dolayısıyla düzenlemenin gerçekten başarılı olması için yalnızca duruşma takviminin değiştirilmesi yeterli olmayacaktır.
Mahkemelerin;
bilirkişi raporlarını süresinde takip etmesi,
müzekkere cevaplarının gecikmesine müdahale etmesi,
gereksiz ara celselerden kaçınması,
bir celsede mümkün olan bütün tahkikat işlemlerini gerçekleştirmesi
ve istisna hükmünü rutin bir erteleme gerekçesine dönüştürmemesi
gerekecektir.
Özellikle “zorunlu hâl” kavramının uygulamada nasıl yorumlanacağı yeni düzenlemenin başarısında belirleyici olacaktır.
Eğer her bilirkişi incelemesi, her müzekkere veya her mahkeme yoğunluğu otomatik olarak zorunlu hâl sayılır ve duruşmalar yine beş-altı ay sonrasına bırakılırsa düzenlemenin pratik etkisi sınırlı kalabilir.
Buna karşılık mahkemeler üç aylık kuralı esas alır ve istisnayı yalnızca gerçekten dosyanın niteliğinden kaynaklanan zorunlu durumlarla sınırlandırırsa hukuk davalarının toplam süresinde belirgin bir azalma görülebilir.
Yasama sürecindeki gerekçelendirme de bu yöndedir. TBMM Adalet Komisyonunda düzenlemenin, yargılama sürelerini daha da kısaltmak ve hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha hızlı ve sağlıklı inceleme yapmasını sağlamak amacıyla getirildiği ifade edilmiştir. Ayrıca üç ayı aşan erteleme nedeninin soyut ve genel değil, somut dosyayla bağlantılı olması gerektiği vurgulanmıştır.
Yeni düzenlemenin taraflar ve avukatlar açısından da önemli bir sonucu bulunmaktadır.
Artık bir hukuk davasında duruşmanın örneğin beş ay sonrasına bırakıldığı görüldüğünde yalnızca;
“Mahkemenin takdiri böyle.”
denilerek geçilmemesi gerekir.
Duruşma tutanağında;
üç ayı aşmayı gerektiren bir zorunlu neden olup olmadığı,
bu nedenin açıkça gösterilip gösterilmediği
ve daha yakın duruşma günü verilmesinin mümkün olup olmadığı
incelenebilir.
Zorunlu bir neden bulunmadığı düşünülüyorsa HMK m.147/3’e dayanılarak daha yakın duruşma günü verilmesi talep edilebilir.
Bununla birlikte kanun, üç ayı aşan duruşma tarihi verilmesi hâlinde davanın otomatik olarak geçersiz olacağı veya bunun tek başına özel bir kanun yolu yaratacağı şeklinde bir yaptırım getirmemiştir.
Bu nedenle yeni hükmün esas etkisi, mahkemelerin yargılamayı planlama ve gerekçelendirme yükümlülüğünün güçlendirilmesi olacaktır.
Sonuç olarak;
“Mahkemelerde duruşmalar artık en fazla üç ay arayla mı yapılacak?”
sorusunun cevabı hukuk davaları bakımından kural olarak evettir.
Ancak;
“Hiçbir durumda üç ay geçilemez mi?”
sorusunun cevabı hayırdır.
Zorunlu hâllerde daha uzun süre mümkündür; fakat bu durumun gerekçelendirilmesi gerekir.
“Davalar artık kesin olarak hızlanacak mı?”
sorusuna ise daha dengeli cevap vermek gerekir:
Yeni düzenleme duruşmalar arasında oluşan gereksiz bekleme sürelerini azaltabilecek önemli bir araçtır. Fakat davaların gerçek anlamda hızlanabilmesi için bilirkişi, tebligat, müzekkere, keşif ve diğer tahkikat işlemlerinin de aynı etkinlikle yürütülmesi gerekir.
Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile getirilen üç aylık duruşma aralığı, hukuk yargılamasında tek başına bütün gecikme sorunlarını çözen bir düzenleme değil; makul sürede yargılanma hedefi açısından önemli bir dosya yönetimi kuralıdır.
Yeni dönemin en kısa özeti ise şöyledir:
Hukuk mahkemelerinde duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç ayı geçemeyecek; daha uzun bir erteleme ancak bilirkişi, istinabe veya benzeri somut bir zorunluluğun bulunması ve hâkimin bu zorunluluğu gerekçelendirmesi hâlinde mümkün olacaktır.