Borçlar Hukukunda Borcun ve Borç İlişkisinin Sona Erme Şekilleri
Borçlar Hukukunda Borcun ve Borç İlişkisinin Sona Erme Şekilleri
Borçlar hukukunda borç ilişkisi, alacaklı ile borçlu arasında kurulan ve alacaklıya belirli bir edimin yerine getirilmesini talep etme yetkisi veren hukuki bağdır. Borç ilişkisinin doğal amacı, borçlunun üstlendiği edimi gereği gibi yerine getirmesi ve böylece alacaklının menfaatinin karşılanmasıdır. Bununla birlikte borç, yalnızca ifa sonucunda değil; ibra, yenileme, birleşme, imkânsızlık ve takas gibi farklı hukuki sebeplerle de sona erebilir.
Bu noktada “borcun sona ermesi” ile “borç ilişkisinin sona ermesi” kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir. Tek bir borcun sona ermesi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bütünüyle sona erdiği anlamına gelmeyebilir. Örneğin bir satış sözleşmesinde alıcının satış bedelini ödemesiyle bedel ödeme borcu sona ermesine rağmen satıcının ayıptan doğan sorumluluğu veya tarafların diğer yan yükümlülükleri devam edebilir. Buna karşılık sözleşmenin feshi, dönme, tarafların anlaşması veya sürenin sona ermesi gibi bazı hâllerde borç ilişkisinin bütünü sona erebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, “Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı” başlığı altında özellikle TBK m.131 ve devamında sona erme sebeplerini düzenlemektedir.
1. İfa Yoluyla Borcun Sona Ermesi
Borcun sona ermesinin en doğal ve olağan yolu ifadır. İfa, borçlunun borçlandığı edimi borç ilişkisinin içeriğine uygun şekilde yerine getirmesidir.
Örneğin;
- para borcunun ödenmesi,
- satılan malın teslim edilmesi,
- yüklenicinin üstlendiği eseri tamamlaması,
- vekilin üstlendiği işi yerine getirmesi
hâllerinde ilgili borç ifa nedeniyle sona ermektedir.
Ancak borcun sona ermesi için kural olarak gereği gibi ifa bulunmalıdır. Edimin doğru kişiye, doğru yerde, doğru zamanda ve borcun kapsamına uygun biçimde yerine getirilmesi gerekir.
İfa ile yalnızca asıl borç değil, kural olarak bu borca bağlı fer’î haklar da sona erer. Nitekim TBK m.131’e göre asıl borcun ifa veya başka bir nedenle sona ermesi hâlinde rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi asıl borca bağlı hak ve borçlar da sona ermektedir. Bununla birlikte işlemiş faiz ve ceza koşuluna ilişkin hakların saklı tutulduğu durumlar kanunda ayrıca korunmuştur.
Dolayısıyla örneğin bir kredi borcunun tamamının ödenmesiyle kural olarak bu borcu güvence altına alan fer’î hakların da hukuki dayanağı ortadan kalkar. Ancak taşınmaz rehni, kıymetli evrak ve konkordatoya ilişkin özel düzenlemeler saklıdır.
2. İbra Yoluyla Borcun Sona Ermesi
Borcun sona erme sebeplerinden biri de ibradır. İbra, alacaklı ile borçlunun anlaşarak mevcut borcu tamamen veya kısmen ortadan kaldırmalarıdır.
TBK m.132’ye göre borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle bağlanmış olsa dahi taraflar, kural olarak şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle borcu tamamen veya kısmen sona erdirebilirler.
Örneğin 500.000 TL alacağı bulunan alacaklı, borçlu ile anlaşarak bunun 100.000 TL’lik kısmından vazgeçebilir. Bu durumda kısmi ibra söz konusudur. Alacaklının borcun tamamından vazgeçmesi hâlinde ise borç tamamen sona erer.
İbra tek taraflı bir hukuki işlemden ziyade sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle yalnızca alacaklının “borcu istemiyorum” şeklindeki iç iradesi yeterli olmayıp tarafların ibra konusunda karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin bulunması gerekir.
Özellikle iş hukukunda düzenlenen ibranameler bakımından TBK’nın özel hükümlerinin bulunduğu ve işçi alacaklarının ibrasında ayrıca kanuni geçerlilik şartlarının aranacağı da gözden kaçırılmamalıdır.
3. Yenileme – Tecdit Yoluyla Borcun Sona Ermesi
Yenileme veya klasik ifadesiyle tecdit, mevcut bir borcun yeni bir borç oluşturularak sona erdirilmesidir.
TBK m.133’e göre mevcut bir borcun yeni bir borçla sona erdirilmesi ancak tarafların bu yöndeki açık iradelerinin bulunması hâlinde mümkündür. Kanun özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulmasının, yeni bir alacak senedi düzenlenmesinin veya yeni kefalet verilmesinin tek başına yenileme anlamına gelmeyeceğini hükme bağlamıştır.
Bu ayrım uygulamada oldukça önemlidir.
Örneğin mevcut 1.000.000 TL borç için borçlunun alacaklıya bono vermesi, tek başına önceki borcun sona erdiğini göstermez. Tarafların;
“Önceki borç sona ermiş olup bundan sonra borç ilişkisi yalnızca bu yeni borca dayanacaktır.”
şeklinde açık bir yenileme iradesinin bulunması gerekir.
Yenileme sonucunda eski borç sona erer ve onun yerine yeni bir borç doğar. Bu nedenle yenilemenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi özellikle teminatlar, kefaletler, zamanaşımı ve faiz bakımından önemli sonuçlar doğurabilir.
Cari hesaplarda ise özel bir düzenleme bulunmaktadır. Bir alacağın yalnızca cari hesaba kaydedilmesi kural olarak yenileme oluşturmaz. Hesabın kesilmesi ve hesap sonucunun karşı tarafça kabul edilmesi durumunda yenilemeden söz edilebilir.
4. Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi
Borç ilişkisinin varlığından söz edilebilmesi için kural olarak alacaklı ve borçlu sıfatlarının farklı kişilerde bulunması gerekir.
TBK m.135 uyarınca alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi hâlinde borç sona erer. Üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden kazanmış oldukları haklar ise bu birleşmeden etkilenmez.
Örneğin bir kişi kendisine borcu bulunan kişinin mirasçısı olur ve şartları nedeniyle hem alacaklı hem de borçlu sıfatı aynı kişide birleşirse, borcun devam etmesinde hukuki anlam kalmayabilir.
Kanuna göre birleşmenin sonradan geçmişe etkili biçimde ortadan kalkması hâlinde ise borç varlığını sürdürür.
5. İfa İmkânsızlığı Nedeniyle Borcun Sona Ermesi
Borcun sona ermesinin önemli sebeplerinden biri sonraki ifa imkânsızlığıdır.
TBK m.136’ya göre borcun ifası, borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelirse borç sona erer.
Örneğin belirli ve tek bir sanat eserinin tesliminin borçlanıldığı bir sözleşmede, eser borçlunun kusuru bulunmaksızın meydana gelen bir yangında tamamen yok olursa edimin ifası objektif olarak imkânsızlaşabilir.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmeler bakımından ise borcundan imkânsızlık nedeniyle kurtulan taraf, karşı taraftan daha önce aldığı edimleri sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında iade etmek durumunda kalabilir. Aynı zamanda karşı edimin yerine getirilmesini talep etme hakkını da kaybeder.
Burada önemle vurgulanmalıdır ki imkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanması ile borçlunun sorumlu olmadığı bir sebepten kaynaklanması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Borçlunun kusuruyla meydana gelen imkânsızlıkta borçlunun tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Kısmi İfa İmkânsızlığı
TBK m.137’de kısmi imkânsızlık ayrıca düzenlenmiştir. Borcun yalnızca bir kısmının borçlunun sorumlu tutulamayacağı nedenle imkânsız hâle gelmesi durumunda borçlu kural olarak yalnızca imkânsızlaşan kısımdan kurtulur.
Ancak tarafların kısmi imkânsızlığı başlangıçta bilmeleri hâlinde sözleşmeyi hiç yapmayacakları anlaşılıyorsa borcun tamamının sona ermesi de gündeme gelebilir.
6. Aşırı İfa Güçlüğü ve Borç İlişkisinin Sona Ermesi
Aşırı ifa güçlüğü, teknik anlamda doğrudan bir “borcun kendiliğinden sona erme sebebi” değildir. Bununla birlikte belirli koşullarda sözleşmenin sona ermesine yol açabilir.
TBK m.138 uyarınca sözleşmenin kurulmasından sonra taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenemeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkar, bu durum borçludan kaynaklanmaz ve sözleşmenin dengesini borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı derecede değiştirirse borçlu öncelikle uyarlama talep edebilir.
Uyarlamanın mümkün olmaması hâlinde sözleşmeden dönme; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak fesih hakkı kullanılabilir.
Dolayısıyla aşırı ifa güçlüğünde ilk çözüm sözleşmenin ortadan kaldırılması değil, mümkün olduğu ölçüde sözleşmenin yeni şartlara uyarlanarak ayakta tutulmasıdır.
7. Takas Yoluyla Borcun Sona Ermesi
Takas, karşılıklı olarak birbirlerine borçlu olan kişilerin alacaklarını belirli şartlarda birbirine mahsup etmeleri suretiyle borçların sona ermesini sağlayan hukuki mekanizmadır.
TBK m.139’a göre iki kişinin karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş edimleri birbirine borçlu olması ve her iki borcun da muaccel bulunması hâlinde taraflardan her biri alacağını borcuyla takas edebilir.
Örneğin;
A’nın B’den 300.000 TL alacağı,
B’nin ise A’dan 200.000 TL alacağı
bulunuyorsa gerekli şartların gerçekleşmesi ve takasın ileri sürülmesi hâlinde 200.000 TL tutarındaki kısım sona erecek, A’nın B’den 100.000 TL alacağı kalacaktır.
Takasın gerçekleşebilmesi için yalnızca takas şartlarının mevcut olması yeterli değildir. TBK m.143 uyarınca takas hakkı sahibinin takas iradesini karşı tarafa bildirmesi gerekir. Bildirim üzerine iki borç, takas edilebilir oldukları andan itibaren daha düşük miktardaki borç oranında sona erer.
8. Zamanaşımı Borcu Sona Erdirir mi?
Borçların sona ermesi konusunda en sık yapılan hatalardan biri zamanaşımının borcu ortadan kaldırdığının düşünülmesidir.
Oysa zamanaşımı kural olarak borcun kendisini sona erdirmez.
TBK m.146’ya göre kanunda farklı bir süre öngörülmediği sürece alacaklar için genel zamanaşımı süresi on yıldır. Bazı alacaklar bakımından ise TBK m.147 başta olmak üzere daha kısa özel süreler öngörülmüştür.
Zamanaşımının gerçekleşmesi hâlinde borç “eksik borç” niteliği kazanır. Borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürmek suretiyle ifadan kaçınabilir. Nitekim TBK m.161’e göre zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınamaz.
Bu nedenle zamanaşımı;
borcu ortadan kaldıran bir sebep değil, alacağın dava ve takip yoluyla elde edilmesini borçlunun def’ine bağlı olarak engelleyebilen bir kurumdur.
Bu ayrım özellikle dava ve icra takiplerinde son derece önemlidir.
9. Tarafların Anlaşmasıyla Borç İlişkisinin Sona Erdirilmesi – İkale
Taraflar sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince kurmuş oldukları sözleşmeyi daha sonra karşılıklı anlaşmayla sona erdirebilirler.
Uygulamada bu işlem ikale veya bozma sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır.
Örneğin taraflar arasında beş yıllık bir hizmet veya kira ilişkisi bulunmasına rağmen tarafların karşılıklı anlaşmasıyla ilişkinin belirlenen tarihte sona erdirilmesi mümkündür.
Burada tek bir borcun değil, tarafların iradesine bağlı olarak sözleşmeden doğan borç ilişkisinin bütünüyle tasfiyesi söz konusu olabilir.
10. Sözleşmeden Dönme
Borç ilişkisinin sona erme biçimlerinden biri de sözleşmeden dönmedir.
Özellikle karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin borca aykırı davranması veya kanunda öngörülen diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde diğer taraf sözleşmeden dönme hakkına sahip olabilir.
Dönme üzerine tarafların henüz yerine getirmedikleri edimlerin ifasını isteme hakları ortadan kalkabilir; daha önce gerçekleştirilen edimlerin ise hukuki ilişkinin niteliğine göre iadesi ve sözleşmenin tasfiyesi gündeme gelir.
Dönme özellikle ani edimli sözleşmelerde önem taşımaktadır.
11. Fesih
Fesih, özellikle sürekli borç ilişkilerinin sona erdirilmesinde kullanılan hukuki kurumdur.
Kira, hizmet, vekâlet ve benzeri süreklilik taşıyan ilişkilerde fesih;
- olağan fesih,
- olağanüstü veya haklı nedenle fesih
şeklinde gerçekleşebilir.
Fesih kural olarak sürekli borç ilişkisini ileriye etkili biçimde sona erdirir. Bu nedenle sözleşmenin fesih tarihine kadar usulüne uygun biçimde meydana gelmiş hak ve borçlar kural olarak varlığını korur.
Örneğin kira sözleşmesinin feshedilmesi geçmiş dönemlere ait ödenmemiş kira borçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
12. Sözleşme Süresinin Dolması
Belirli süreli borç ilişkilerinde sözleşmenin kararlaştırılan süresinin sona ermesi de borç ilişkisinin sona ermesine yol açabilir.
Örneğin bir yıllık belirli süreli bir danışmanlık sözleşmesi, taraflarca veya kanun gereği uzatılması söz konusu değilse belirlenen sürenin sonunda sona erebilir.
Bununla birlikte kira ve iş sözleşmeleri gibi bazı sözleşme türlerinde belirli sürenin sona ermesinin hukuki sonuçları özel hükümlerle düzenlenmiş olduğundan her sözleşmede “süre doldu, ilişki kendiliğinden sona erdi” sonucuna ulaşılması doğru değildir.
13. Bozucu Koşulun Gerçekleşmesi
Taraflar bir sözleşmenin sona ermesini gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan bir olaya bağlayabilirler.
TBK m.173 uyarınca sona ermesi böyle bir olaya bağlanan sözleşmede bozucu koşul söz konusudur. Koşul gerçekleştiğinde sözleşmenin hükümleri sona erer. Kanuna göre aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sona erme geçmişe etkili olmaz.
Dolayısıyla bozucu koşul da borç ilişkisinin ileride sona ermesini sağlayabilecek hukuki mekanizmalardan biridir.
14. Ölümün Borç İlişkisine Etkisi
Kural olarak kişinin ölümü borçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Malvarlığına ilişkin hak ve borçlar miras hukuku hükümleri çerçevesinde mirasçılara geçebilir.
Ancak borç ilişkisinin kişinin şahsına sıkı şekilde bağlı olduğu durumlarda ölüm, ilişkinin sona ermesine neden olabilir.
Özellikle belirli bir kişinin kişisel bilgi, beceri, yetenek veya güven ilişkisi nedeniyle üstlendiği edimlerde özel kanun hükümleri uyarınca ölümün sözleşmeyi sona erdirici etkisi bulunabilir.
Bu nedenle “borçlunun ölmesi borcu sona erdirir” biçiminde genel bir kuraldan söz etmek mümkün değildir.
Borcun Sona Ermesi ile Borç İlişkisinin Sona Ermesi Arasındaki Temel Fark
Sonuç olarak iki kavram arasındaki ayrım şu şekilde ifade edilebilir:
Borcun sona ermesi, borç ilişkisinin içerisindeki belirli bir edim yükümlülüğünün ortadan kalkmasıdır.
Borç ilişkisinin sona ermesi ise taraflar arasındaki temel hukuki ilişkinin bütün olarak sona ermesini ifade eder.
Örneğin satıcının malı teslim etmesiyle teslim borcu; alıcının bedeli ödemesiyle ödeme borcu sona erer. Ancak ayıptan doğan sorumluluk, garanti yükümlülükleri veya yan yükümlülükler nedeniyle sözleşmeden doğan hukuki sonuçlar devam edebilir.
Bu nedenle her borcun sona ermesi borç ilişkisinin bütünüyle sona erdiği anlamına gelmez.
Sonuç
Türk Borçlar Hukukunda borçlar yalnızca ödeme veya diğer şekilde ifa edilerek sona ermemektedir. İfa, ibra, yenileme, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, ifa imkânsızlığı ve takas, borcun sona ermesinin başlıca sebepleridir. Bunun yanında sözleşmeden dönme, fesih, ikale, sürenin dolması ve bozucu koşulun gerçekleşmesi gibi kurumlar borç ilişkisinin bütünüyle sona ermesine yol açabilir.
Özellikle zamanaşımının borcu sona erdirmediği, yalnızca şartlarının gerçekleşmesi ve borçlu tarafından ileri sürülmesi hâlinde alacağın dava ve takip yoluyla elde edilmesine karşı bir savunma imkânı sağladığı unutulmamalıdır.
Dolayısıyla somut bir borç ilişkisinin sona erip ermediği değerlendirilirken yalnızca asıl edimin yerine getirilip getirilmediğine değil; yan yükümlülüklere, teminatlara, faiz ve ceza koşullarına, tarafların sona erdirme iradesine, sözleşmenin niteliğine ve özel kanun hükümlerine birlikte bakılması gerekir.