AB Yapay Zekâ Yasası ve Türkiye: Etki, Uyum, Riskler ve Fırsatlar
Giriş
Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Tüzüğü (Artificial Intelligence Act – Regulation (EU) 2024/1689) 13 Haziran 2024’te kabul edilmiş, 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmiş ve hükümlerinin önemli bir kısmının 2 Ağustos 2026’ya kadar kademeli biçimde uygulanması öngörülmüştür. Dünyanın ilk kapsamlı yapay zekâ düzenlemesi olarak kabul edilen bu metin, yalnızca AB içindeki aktörleri değil, AB pazarına ürün ve hizmet sunan, veya çıktıları AB’de kullanılan üçüncü ülke aktörlerini de kapsayacak biçimde tasarlanmıştır. Bu yönüyle, Türkiye bakımından AI Act, klasik anlamda “dış hukuk” olmaktan çok, pratikte bağlayıcı bir piyasa standardı hâline gelme potansiyeline sahiptir.
Bu çalışmada, önce AB Yapay Zekâ Yasası’nın temel mimarisi kısaca ortaya konulacak; ardından Türkiye bakımından uygulama alanı, uyum gereklilikleri, riskler ve aynı zamanda doğan fırsatlar tartışılacaktır. Analiz, hem AB kaynaklarına hem de Türkiye’de bu alanda ortaya çıkan güncel doktrin ve politika metinlerine dayanacaktır.
I. AB Yapay Zekâ Yasası’nın Temel Mimarisi: Risk Temelli Model
AI Act, klasik sektör bazlı düzenlemelerden farklı olarak, risk temelli bir yaklaşım benimsemektedir. Buna göre, yapay zekâ sistemleri dört ana kategoriye ayrılmaktadır: kabul edilemez riskli, yüksek riskli, belirli şeffaflık yükümlülüklerine tabi (sınırlı risk) ve asgari riskli sistemler.
Kabul edilemez riskli sistemler – örneğin bireyleri manipülatif tekniklerle ciddi davranış değişikliğine zorlayan bazı sistemler veya sosyal puanlama – tamamen yasaklanmıştır. Yüksek riskli sistemler arasında ise; sağlık, eğitim, istihdam, kredi skorlama, kritik altyapı, adalet ve kolluk alanlarında kullanılan yapay zekâ sistemleri ile belirli güvenlik regülasyonlarına tabi ürünlere gömülü yapay zekâ uygulamaları yer alır.Bu yüksek riskli sistemler için; risk yönetimi, veri yönetişimi, teknik dokümantasyon, kayıt tutma, şeffaflık ve insan gözetimi gibi ayrıntılı yükümlülükler öngörülmektedir.
Tüzük ayrıca, genel amaçlı yapay zekâ modellerini (General Purpose AI – GPAI) ayrı bir başlık altında ele almakta; bu modeller için şeffaflık, teknik dokümantasyon ve belirli hâllerde “sistemik risk”e özgü ek tedbirler talep etmektedir. Bu çerçevede ChatGPT türü büyük dil modelleri de, sağlayıcılarının AB pazarına sunduğu oranda AI Act kapsamına girmektedir.
II. Kapsam ve Ekstraterritoryal Etki: Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?
AI Act’in Türkiye açısından en kritik noktalarından biri, kapsam hükmüdür. Tüzük; AB içinde kurulu olsun olmasın, AB pazarına yapay zekâ sistemi veya genel amaçlı yapay zekâ modeli arz eden, AB’de bu sistemleri kullanan (deployer) veya AB içinde kullanılan çıktılar üreten sağlayıcı ve kullanıcıları kapsamına almaktadır.Bu, Türkiye’de yerleşik bir şirketin, sistemlerini Türkiye’den sunmasına rağmen, eğer çıktılar AB’deki müşteriler tarafından kullanılıyorsa, AI Act yükümlülüklerinin tetiklenebileceği anlamına gelir.
Nitekim Türkiye’de faaliyet gösteren hukuk büroları ve danışmanlık şirketleri, AI Act’in “market location” veya “destination” ilkesine dayalı bu ekstra-teritoryal etkisini vurgulayarak, AB pazarına dönük Türk aktörlerin Tüzük hükümlerini göz ardı edemeyeceğini ifade etmektedir.Bu açıdan AI Act, teknik olarak AB iç hukuku olsa da, Türkiye’deki pek çok şirket için faktik olarak uyulması gereken bir dış düzenleme niteliği kazanmıştır.
III. Türkiye’de Mevcut Hukukî Çerçeve ve AB AI Act ile Etkileşim
Türkiye’de henüz AI Act’e tekabül eden, yapay zekâya özgü kapsamlı bir çerçeve kanun yürürlükte değildir. Güncel doktrin, yapay zekâ alanındaki hukuksal denetimin hâlihazırda daha çok KVKK, tüketici hukuku, rekabet hukuku, sektörel mevzuat (bankacılık, sigortacılık, sağlık vb.) ve ürün güvenliği kuralları üzerinden yürütüldüğünü belirtmektedir.
Öte yandan, Türkiye’nin Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) ve devam eden politika belgeleri, AB ile uyumlu, temel haklara dayalı ve risk odaklı bir düzenleyici çerçeve geliştirme hedefini açıkça ortaya koymaktadır. AB’nin AI Act’i, bu bağlamda, Türk yasa koyucusu açısından yalnızca “dışarıda olan bir düzenleme” değil, aynı zamanda referans alınacak normatif bir model işlevi görmektedir.
Nitekim Türkiye’de yayımlanan bazı politika notları ve akademik çalışmalar, AI Act’i hem risk temelli yaklaşımı hem de yüksek riskli sistemlere getirdiği kurumsal ve teknik yükümlülükler açısından detaylı biçimde incelemekte; Türkiye’de hazırlanacak olası YZ mevzuatının, AB çizgisine yakınsama ihtimaline işaret etmektedir.
Dolayısıyla Türkiye bakımından tablo, iki kademeli bir etki yaratmaktadır:
(i) Doğrudan etki, AB ile iş yapan özel sektör aktörleri üzerinden;
(ii) Dolaylı etki, Türkiye’nin kendi iç düzenlemelerini tasarlarken AI Act’i referans alması üzerinden.
IV. Uyum Boyutu: Türk Şirketleri Açısından Somut Yansımalar
1. Rol Tespiti ve Risk Sınıflandırması
Türk şirketlerinin ilk aşamada cevaplaması gereken soru, AI Act bakımından hangi rolde olduklarıdır: “sağlayıcı” (provider), “kullanıcı” (deployer), ithalatçı/dağıtıcı veya gömülü YZ içeren ürünün üreticisi gibi rollerin her biri, farklı yükümlülük setlerine bağlanmaktadır. AB pazarına yönelik bir SaaS ürünü veya API sunan Türk girişimi, çoğu durumda sağlayıcı konumundadır; otomotive gömülü sürücü destek sistemi geliştiren bir şirket ise hem ürün güvenliği hem de yüksek riskli sistemler rejimi açısından “üretici/sağlayıcı” olarak sorumlulukla karşılaşabilir.
İkinci olarak, her bir YZ sistemi için risk sınıflandırması yapılması gereklidir. Otonom fonksiyon içeren tıbbi cihazlar, kredi skorlama sistemleri, istihdam ve eğitim alanındaki derecelendirme ve seçme sistemleri vb. uygulamaların, AI Act kapsamında yüksek riskli kategoride değerlendirilmesi beklenmektedir. Buna karşılık, yalnızca pazarlama içeriği üreten veya müşteri sorularına cevap veren genel amaçlı sohbet botları çoğu durumda sınırlı veya asgarî risk kategorisinde kalacaktır; ancak kullanım bağlamı (örneğin hukuki veya tıbbî danışmanlık) bu sınıflandırmayı değiştirebilir.
2. Yüksek Riskli Sistemler Bakımından Kurumsal ve Teknik Yükümlülükler
Yüksek riskli sistem kategorisine giren projeler bakımından, AB kaynakları; yaşam döngüsü boyunca işleyen bir risk yönetim sistemi, veri yönetişimi politikaları, ayrıntılı teknik dokümantasyon, sürekli loglama ve izlenebilirlik, insan gözetimi mekanizmaları ve şeffaflık yükümlülüklerinin altını çizmektedir. Bu çerçeve, Türk şirketleri için yalnızca AB’ye ihracat şartı değil, aynı zamanda ürün tasarım felsefesini yeniden şekillendiren bir tür “güvenilir YZ” standardı anlamına gelmektedir.
Fiiliyatta bu, şirket içinde YZ projelerini denetleyen bir AI governance yapısının kurulması, YZ projelerinin belirli bir onay sürecinden geçirilmesi, veri setleri ve model kartlarının dokümante edilmesi, açıklanabilirlik testlerinin yapılması ve AB’li müşterilerle yapılan sözleşmelere AI Act’e atıf yapan uyum maddelerinin eklenmesi gibi somut adımları zorunlu kılmaktadır.
V. Riskler: Pazar Erişimi, Para Cezaları ve Regülasyon Yükü
AB Yapay Zekâ Yasası’na uyum sağlamayan Türk aktörleri açısından üç temel risk kategorisi öne çıkmaktadır: pazar riski, hukukî/finansal risk ve regülasyon yükü.
Pazar riski bakımından, AB’de distribütör ve kurumsal müşteriler, tıpkı GDPR sürecinde olduğu gibi, giderek daha fazla “AI Act uyumlu” ürün ve tedarikçileri tercih etmektedir. Uygunluk değerlendirmesi sürecini tamamlayamamış ya da gerekli teknik dosyayı sunamayan ürünlerin, önemli AB pazar segmentlerinden dışlanması ihtimali yüksektir.
Hukukî ve finansal risk açısından, AI Act, ihlaller için küresel cironun %7’sine kadar varan para cezaları öngörmektedir; bu oran GDPR’dan dahi yüksektir ve özellikle büyük cirolu şirketler için son derece caydırıcıdır. Bu yaptırımların yanında, ürünün piyasadan geri çekilmesi, sözleşmesel tazminat riskleri ve itibar kaybı da dikkate alınmalıdır.
Regülasyon yükü bakımından, son dönemde AB içinde dahi AI Act’in özellikle yüksek riskli sistemler ve genel amaçlı YZ modellerine ilişkin hükümlerinin uygulama takvimi ve kapsamı konusunda tartışmalar yaşandığı; bazı şirketlerin ve üye devletlerin erteleme ve sadeleştirme talebinde bulunduğu görülmektedir.Bununla birlikte, bu tartışmalar düzenlemenin tamamen geri çekilmesi yönünde değil; rekabet gücü ve inovasyon kapasitesi gözetilerek kalibrasyon yapılması yönündedir. Dolayısıyla Türk şirketleri açısından “bekleyelim, belki yumuşar” yaklaşımı, ciddi bir hukuki belirsizlik ve stratejik gecikme riski barındırmaktadır.
VI. Fırsatlar: Uyumun Rekabet Avantajına Dönüşmesi
AI Act’in Türkiye için yalnızca risk ürettiğini söylemek eksik olur; düzenleme aynı zamanda ön alabilen aktörler için önemli fırsatlar da yaratmaktadır.
Her şeyden önce, AI Act ile uyumlu ürün ve süreçler geliştiren Türk şirketleri, AB nezdinde “güvenilir ve regülasyon dostu tedarikçi” konumuna yükselebilir. Özellikle finans, sağlık, otomotiv, insan kaynakları ve kamu hizmetleri gibi yüksek regülasyon yoğunluğu bulunan sektörlerde, AI Act’e uyum, teknik nitelik kadar önemli ticari bir ayrıştırıcı hâline gelebilir. Bu durum, Türkiye menşeli girişimlerin AB’li ortaklıklar, yatırım ve satın alma süreçlerinde elini güçlendirecektir.
İkinci olarak, uyum süreci, Türkiye’de YZ hukuku, AI governance, uyum denetimi (audit) ve RegTech alanlarında yeni bir profesyonel pazar yaratmaktadır. Hukuk büroları, denetim firmaları ve YZ odaklı teknoloji girişimleri; AI Act uyumluluk projeleri, model denetimi, önyargı testleri ve teknik–hukukî raporlama hizmetleri sunarak, hem Türkiye içinde hem de bölgesel ölçekte yeni iş alanları bulabilir.
Son olarak, AI Act’in aradığı risk yönetimi, veri yönetişimi, açıklanabilirlik ve insan gözetimi gibi kurumsal pratikler, yalnızca dış uyum gerekliliği değil, şirketlerin kendi iç kalite ve güvenlik standartlarını yükseltme fırsatıdır. Bu standartlar, AB pazarı dışındaki müşteriler nezdinde de güven ve marka değeri yaratacaktır.
Sonuç
AB Yapay Zekâ Yasası, Türkiye bakımından iki düzlemde önem taşımaktadır. Birincisi, doğrudan etki düzlemi: AB pazarına yapay zekâ ürünü veya hizmeti sunan Türk şirketleri, Tüzük hükümlerine fiilen tabi hâle gelmekte; uyumsuzluk hâlinde ciddi pazar, para cezası ve itibar riskleriyle karşılaşmaktadır. İkincisi, dolaylı etki düzlemi: Türkiye’nin yapay zekâ alanında geliştireceği ulusal mevzuat ve politika çerçevesi, büyük olasılıkla AI Act’in risk temelli, temel hak odaklı yaklaşımından etkilenecek ve buna belli ölçüde yakınsama arayacaktır.
Bu çerçevede, Türkiye’deki kamu otoriteleri ve özel sektör için asıl mesele, AI Act’i yalnızca “dışarıdan gelen bir regülasyon baskısı” olarak görmek değil, kendi yapay zekâ ekosistemini daha güvenilir, şeffaf ve rekabetçi kılacak bir referans standardı olarak değerlendirmektir. Uyum sürecini pasif bir maliyet unsuru olarak görmek yerine, erken ve akıllı uyumu stratejik bir yatırım olarak konumlandırabilen aktörler, önümüzdeki dönemin kazananları olmaya adaydır.