Hukuka Uygunluk Nedenleri Nedir? Ceza Hukukunda Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Yargıtay Uygulaması
Hukuka Uygunluk Nedenleri Nedir? Ceza Hukukunda Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Yargıtay Uygulaması
Ceza hukukunda bir fiilin suç olarak kabul edilebilmesi için yalnızca kanunda suç olarak düzenlenmiş olması yeterli değildir. Aynı zamanda bu fiilin hukuka aykırı olması da gerekir. Bazı durumlarda ise görünüşte suç oluşturan bir davranış, kanunun tanıdığı özel bir yetkiye veya hakkın kullanılmasına dayanması nedeniyle hukuka uygun kabul edilir. Bu durumlar ceza hukukunda hukuka uygunluk nedenleri olarak adlandırılır. Hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde işlenen fiil hukuka aykırı olmaktan çıkar ve fail hakkında ceza sorumluluğu doğmaz.
Türk Ceza Kanunu’nda hukuka uygunluk nedenleri başta TCK’nın 24, 25 ve 26. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun yanında bazı özel kanunlarda da hukuka uygunluk nedeni oluşturan düzenlemeler bulunmaktadır. Yargıtay kararları da bu kurumun uygulama alanını somut olaylar üzerinden şekillendirmektedir.
Hukuka Uygunluk Nedenlerinin Hukuki Niteliği
Suçun oluşabilmesi için genel kabul gören suç teorisine göre tipiklik, hukuka aykırılık ve kusurluluk unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bir fiil kanunda tanımlanan suç tipine uygun olsa bile hukuka uygunluk nedenlerinden biri mevcutsa hukuka aykırılık ortadan kalkar. Bunun sonucu olarak fiil suç olmaktan çıkar ve kişi hakkında ceza verilmesi mümkün olmaz.
Örneğin bir kişinin başka bir kişiyi yaralaması normal şartlarda kasten yaralama suçunu oluşturur. Ancak saldırıyı bertaraf etmek amacıyla meşru savunma kapsamında hareket edilmişse aynı fiil artık hukuka uygun kabul edilir.
Hukuka uygunluk nedenleri yalnızca fail açısından değil, fiile iştirak eden diğer kişiler bakımından da sonuç doğurur. Çünkü ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmadığından iştirak hükümleri de uygulanmaz.
Kanunun Hükmünü Yerine Getirme
Türk Ceza Kanunu’nun 24. maddesine göre kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Kanunun açıkça emrettiği veya izin verdiği bir davranışın suç oluşturması mümkün değildir.
Bu hukuka uygunluk nedeni özellikle kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken yaptıkları işlemlerde önem taşır. Kolluk görevlisinin yakalama kararı bulunan kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakması, icra memurunun haciz işlemini gerçekleştirmesi veya infaz koruma memurunun hükümlüyü ceza infaz kurumunda tutması, kanunun verdiği yetkiye dayanır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, yetkinin kanunun çizdiği sınırlar içinde kullanılmasıdır. Yetkinin aşılması halinde hukuka uygunluk nedeni ortadan kalkabilir.
Yetkili Merciin Emrini Yerine Getirme
TCK’nın 24. maddesi aynı zamanda yetkili merci tarafından verilen emrin yerine getirilmesini de düzenlemektedir. Hukuka uygun olarak verilen ve yerine getirilmesi zorunlu olan emirlerin uygulanması suç oluşturmaz.
Bununla birlikte konusu suç teşkil eden emir hiçbir şekilde yerine getirilemez. Anayasa’nın 137. maddesi de bu konuda açık bir düzenleme içermektedir. Açıkça suç oluşturan bir emri yerine getiren kişi, emri verenle birlikte sorumlu olur.
Bu nedenle emrin hukuka uygunluğu ile açıkça suç oluşturup oluşturmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Meşru Savunma
Hukuka uygunluk nedenleri arasında uygulamada en sık karşılaşılan kurum meşru savunmadır. TCK’nın 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma, kişinin kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırıyı, o anda ve saldırıyı defetmek amacıyla gerçekleştirdiği savunma hareketidir.
Meşru savunmanın uygulanabilmesi için;
- Gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi muhakkak haksız bir saldırının bulunması,
- Saldırının devam ediyor olması ya da gerçekleşmesinin kaçınılmaz olması,
- Savunmanın saldırıyı önlemeye yönelik olması,
- Savunma ile saldırı arasında ölçülülük bulunması gerekir.
Örneğin gece vakti elinde bıçak bulunan bir saldırganın üzerine yürüdüğü kişinin saldırıyı durdurmak amacıyla saldırganı yaralaması meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.
Yargıtay da birçok kararında, saldırının sona ermesinden sonra gerçekleştirilen fiillerin artık meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceğini kabul etmektedir. Aynı şekilde saldırıyla açıkça orantısız güç kullanılması da meşru savunma hükümlerinin uygulanmasını engelleyebilir.
Zorunluluk Hâli
TCK’nın 25. maddesinin ikinci fıkrasında zorunluluk hâli düzenlenmiştir. Kendisinin veya başkasının ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulması için başka bir çare bulunmayan kişinin yaptığı fiil belirli şartlar altında cezalandırılmaz.
Örneğin donma tehlikesi geçiren bir kişinin hayatını kurtarmak amacıyla boş bir kulübeye girerek kapıyı kırması bu kapsamda değerlendirilebilir.
Zorunluluk hâlinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kişinin tehlikenin meydana gelmesine bilerek neden olmamış olması ve tehlikeyi başka bir şekilde bertaraf etme imkânının bulunmamasıdır.
Hakkın Kullanılması
Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesine göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.
Bu hukuka uygunluk nedeni günlük hayatta birçok alanda karşımıza çıkar. Spor müsabakalarında meydana gelen temaslar, doktorun tıbbi müdahaleleri, avukatın savunma hakkını kullanırken yaptığı hukuka uygun açıklamalar veya ebeveynlerin eğitim amacıyla makul sınırlar içindeki davranışları belirli şartlarda hakkın kullanılması kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak kullanılan hakkın sınırlarının aşılması hâlinde ceza sorumluluğu doğabilir.
İlgilinin Rızası
TCK’nın 26. maddesinde düzenlenen bir diğer hukuka uygunluk nedeni ilgilinin rızasıdır. Kişi, üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına yönelik fiile özgür iradesiyle önceden veya en geç fiil sırasında rıza göstermişse, bu fiil hukuka uygun hale gelebilir.
Bunun en bilinen örneklerinden biri tıbbi müdahalelerdir. Hastanın aydınlatılmış onamı doğrultusunda gerçekleştirilen cerrahi operasyonlar, kişinin vücut bütünlüğüne müdahale içerse de hukuka uygun kabul edilir.
Buna karşılık yaşam hakkı üzerinde tasarruf mümkün olmadığından bir kişinin öldürülmesine rıza göstermesi, öldürme fiilini hukuka uygun hale getirmez.
Hukuka Uygunluk Nedenlerinde İspat Sorunu
Ceza yargılamasında hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Sanığın hukuka uygunluk nedenine dayanması tek başına yeterli değildir. Dosyadaki deliller, tanık anlatımları, kamera kayıtları, bilirkişi raporları ve olayın oluş şekli birlikte incelenir.
Yargıtay, özellikle meşru savunma ve zorunluluk hâli iddialarında olayın tüm şartlarının ayrıntılı şekilde araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Eksik inceleme ile verilen mahkûmiyet kararları bozma sebebi olabilmektedir.
Yargıtay Uygulamasında Hukuka Uygunluk Nedenleri
Yargıtay kararlarında hukuka uygunluk nedenleri oldukça sık değerlendirilmektedir. Özellikle meşru savunmanın sınırları, saldırının devam edip etmediği, savunmanın zorunlu olup olmadığı ve kullanılan gücün ölçülü sayılıp sayılmayacağı her olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre saldırının tamamen sona ermesinden sonra gerçekleştirilen fiiller artık meşru savunma kapsamında değerlendirilemez. Bunun yanında, kişinin sahip olduğu hakkı açıkça kötüye kullanması veya yetkisini kanunun öngördüğü sınırların dışında kullanması hâlinde de hukuka uygunluk nedenlerinden yararlanması mümkün değildir.
Sonuç
Hukuka uygunluk nedenleri, ceza hukukunun temel kurumlarından biridir. Bir davranış ilk bakışta suç gibi görünse bile kanunun tanıdığı bir yetkiye, hakkın kullanılmasına, meşru savunmaya, zorunluluk hâline veya ilgilinin geçerli rızasına dayanıyorsa hukuka aykırılık ortadan kalkar ve fail hakkında ceza sorumluluğu doğmaz.
Uygulamada özellikle meşru savunma ve zorunluluk hâli bakımından her olayın kendi özellikleri dikkate alınarak değerlendirme yapılmaktadır. Bu nedenle hukuka uygunluk nedenlerinin şartlarının doğru tespit edilmesi hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında büyük önem taşımaktadır. Yargıtay içtihatları da bu kurumların sınırlarını belirleyerek uygulamaya yön vermeye devam etmektedir.