Uluslararası Yat Sözleşmelerinde Yetkili Mahkeme ve Uygulanacak Hukuk
Uluslararası Yat Sözleşmelerinde Yetkili Mahkeme ve Uygulanacak Hukuk
Uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk nasıl belirlenir? Yat satış, charter, inşa ve yönetim sözleşmelerinde MÖHUK, HMK ve TTK çerçevesinde kapsamlı, hukuki rehber.
Giriş
Uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk meselesi, deniz hukuku alanında en sık gözden kaçırılan ama uyuşmazlık çıktığında en belirleyici hale gelen başlıklardan biridir. Çünkü uluslararası nitelik taşıyan bir yat sözleşmesinde sorun yalnızca “taraflar ne üzerinde anlaştı” sorunu değildir; aynı zamanda “uyuşmazlık hangi ülkede görülecek” ve “hangi ülke hukuku uygulanacak” sorunudur. Türk hukukunda bu alanın temel omurgasını 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kurar. Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukuku, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini ve yabancı kararların tanınması ile tenfizini düzenler.
Yat sözleşmeleri bakımından bu konu daha da önemlidir. Çünkü yat, çoğu zaman tek bir ülkeye bağlı bir mal değildir. Malik başka ülkede olabilir, yat yabancı bayrak taşıyabilir, satış veya charter sözleşmesi başka ülkede imzalanabilir, teslim başka limanda yapılabilir ve finansman ilişkisi farklı bir hukuk düzenine tabi olabilir. Türk Ticaret Kanunu’na göre tahsis edildiği amaç suda hareket etmeyi gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç gemi sayılır. Aynı Kanun, denize ve yola elverişlilik kavramlarını da ayrıntılı biçimde tanımlar. Bu nedenle uluslararası yat sözleşmeleri, sıradan bir ticari sözleşme gibi değil; denizcilik boyutu olan ve birden çok hukuk düzenine temas eden sözleşmeler olarak ele alınmalıdır.
Bu yazıda, uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk başlığını Türk hukuku ekseninde sistematik biçimde ele alacağım. Özellikle yat satış sözleşmeleri, yat charter sözleşmeleri, yat inşa sözleşmeleri ve yat yönetim sözleşmeleri bakımından; Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin nasıl belirlendiğini, tarafların mahkeme seçimi yapıp yapamayacağını, yabancı mahkeme şartının sınırlarını, hukuk seçiminin ne ölçüde geçerli olduğunu, yabancı bayrak ve sicil unsurunun neden ayrı bir sorun yarattığını ve hangi sözleşme maddelerinin mutlaka yazılması gerektiğini açıklayacağım. Bu konu, sadece teknik bir MÖHUK meselesi değil; doğrudan sözleşme güvenliği meselesidir.
Uluslararası yat sözleşmesi neden farklıdır?
Bir yat sözleşmesi, ancak yabancılık unsuru içerdiğinde “uluslararası” hale gelir. Bu unsur bazen tarafların milliyeti veya yerleşim yeri, bazen yatın bayrağı, bazen sicil yeri, bazen teslim limanı, bazen de sözleşmenin ifa yeri üzerinden ortaya çıkar. Örneğin Türkiye’de yerleşik bir alıcının Malta bayraklı bir yatı İtalya’da bağlı bulunduğu marinadan devralması, açık biçimde yabancılık unsuru taşıyan bir ilişkidir. MÖHUK’un uygulanma alanı da tam bu noktada başlar.
Üstelik yat sözleşmelerinde iki ayrı hukuk sorusu çoğu zaman iç içe geçer. Birincisi, sözleşmeden doğan borç ilişkisine hangi hukukun uygulanacağıdır. İkincisi ise yat üzerindeki ayni haklara, yani mülkiyet, ipotek, intifa veya sicil görünümüne hangi hukukun uygulanacağıdır. MÖHUK m. 24 sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde hukuk seçimini kabul ederken, m. 22 hava ve deniz taşıma araçları üzerindeki ayni hakları menşe ülke hukukuna bağlar; menşe ülke, deniz taşıma araçlarında ayni hakların tescil edildiği sicil yeridir, sicil yoksa bağlama limanıdır. Bu ikili yapı, yat sözleşmelerinde “tek bir hukuk her şeyi çözer” yaklaşımını çoğu zaman geçersiz kılar.
İşte tam bu nedenle, uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk başlığını doğru kurmak, sadece dava çıkınca değil; sözleşme hazırlanırken zorunludur. Aksi halde taraflar, uyuşmazlığın esasına girmeden önce aylarca yalnızca “hangi mahkeme bakacak” ve “hangi hukuk uygulanacak” tartışmasıyla zaman kaybedebilir. Özellikle yüksek bedelli yat satışları, charter gelirine bağlı ticari kullanım veya tersane projelerinde bu gecikme, doğrudan ekonomik kayıp anlamına gelir.
Yetkili mahkeme ile uygulanacak hukuk aynı şey değildir
Uygulamada en çok yapılan hatalardan biri, yetkili mahkeme ile uygulanacak hukuku aynı kavram sanmaktır. Oysa bunlar farklıdır. “Yetkili mahkeme”, uyuşmazlığa hangi ülkenin ve hangi yer mahkemesinin bakacağını gösterir. “Uygulanacak hukuk” ise mahkemenin hangi maddi hukuk kurallarıyla sonuca gideceğini belirler. Taraflar Türk mahkemelerini yetkili kılabilir ama İngiliz hukukunu seçebilir; ya da yabancı mahkemeyi yetkili kılıp yine Türk hukukunu uygulayabilir. Türk hukuku, kural olarak bu iki seçimi birbirinden bağımsız görür.
Yat sözleşmelerinde bu ayrım çok önemlidir. Çünkü taraflar sözleşmeye yalnız “İstanbul mahkemeleri yetkilidir” yazdığında, otomatik olarak Türk hukukunun uygulanacağını garanti etmiş olmaz. Aynı şekilde “Türk hukuku uygulanacaktır” demek de tek başına Türk mahkemelerinin yetkili olduğu anlamına gelmez. Uluslararası yat sözleşmesi hazırlanırken bu iki başlığın ayrı maddeler halinde ve bilinçli şekilde yazılması gerekir. En büyük sözleşme hatalarından biri, tek bir cümleyle hem mahkemeyi hem hukuku “örtük” biçimde seçmeye çalışmaktır.
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi nasıl belirlenir?
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisine ilişkin ana kural MÖHUK m. 40’tır. Buna göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibarıyla yetki kuralları tayin eder. Yani yabancılık unsuru taşıyan bir yat sözleşmesi uyuşmazlığında önce MÖHUK’a bakılır; MÖHUK da bizi HMK’daki iç yetki kurallarına gönderir. Bu sistematik, “milletlerarası yetki” ile “yer itibarıyla yetki” arasındaki köprüyü kurar.
Bu çerçevede, HMK m. 6 genel yetki kuralını düzenler ve genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu söyler. HMK m. 9 ise Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişiler bakımından, davalının Türkiye’deki mutad meskeni mahkemesini; malvarlığı haklarına ilişkin davalarda da uyuşmazlık konusu malvarlığı unsurunun bulunduğu yer mahkemesini devreye sokar. HMK m. 10 ise sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceğini kabul eder. Yat satışında teslim yeri, yat charter’ında check-in limanı veya kullanımın başladığı yer, yat inşa sözleşmesinde teslim tersanesi veya kabul limanı bu nedenle önemli hale gelebilir.
Burada ayrıca görev konusu da ihmal edilmemelidir. Türk Ticaret Kanunu m. 4 ve 5 uyarınca her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar ve TTK’da düzenlenen birçok deniz ticareti ilişkisi ticari dava sayılır; kural olarak asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Bir yerde birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, bunlardan biri veya birkaçı münhasıran deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir. Bu nedenle uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk tartışılırken sadece “hangi şehir” değil, “hangi görevli mahkeme” sorusu da sorulmalıdır.
Taraflar Türk mahkemelerini sözleşmeyle seçebilir mi?
Evet, fakat her durumda değil. HMK m. 17’ye göre tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. HMK m. 18 ise bu yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı yapılmasını, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olmasını ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesini şart koşar. Ayrıca tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği konularda ve kesin yetki hallerinde yetki sözleşmesi yapılamaz.
Bu hüküm yat sözleşmeleri bakımından şu sonucu doğurur: Taraflar iki ticari işletme ise, örneğin yabancı tersane ile Türk alıcı, ya da iki ticari charter şirketi arasında sözleşme kuruluyorsa, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri veya belirli bir Türk mahkemesi yetkili kılınabilir. Fakat sözleşmeye “Türkiye mahkemeleri yetkilidir” gibi genel ve belirsiz bir ifade yazmak yerine, hangi şehir ve mümkünse hangi mahkeme grubunun yetkili olduğunun açıkça yazılması daha güvenlidir. Ayrıca HMK m. 17’nin kapsamı tacirler ve kamu tüzel kişileri ile sınırlı olduğundan, her yat sözleşmesinde bu maddeye dayanmak mümkün olmayabilir. Özellikle tüketici boyutu olan işlemlerde daha dikkatli olmak gerekir.
Yabancı mahkeme lehine yetki anlaşması yapılabilir mi?
MÖHUK m. 47 bu soruya cevap verir. Hükme göre yer itibarıyla yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde, taraflar aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Bu anlaşmanın yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Aynı maddenin devamında, davanın ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması halinde yetkili Türk mahkemesinde görülebileceği belirtilir. Ayrıca iş sözleşmeleri, tüketici sözleşmeleri ve sigorta sözleşmeleri bakımından MÖHUK m. 44, 45 ve 46’da belirlenen mahkemelerin yetkisinin anlaşmayla bertaraf edilemeyeceği özellikle düzenlenmiştir.
Bu hüküm, uluslararası yat sözleşmelerinde çok kritik bir filtre görevi görür. Örneğin yat satış sözleşmesinde Londra mahkemeleri, Malta mahkemeleri veya Monaco mahkemeleri yetkili kılınabilir. Ancak bunun için uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması, ilişkinin borç ilişkisi niteliğinde olması ve yazılı delille ispat edilebilir bir anlaşma bulunması gerekir. Buna karşılık mürettebatla ilgili bireysel iş sözleşmesi uyuşmazlıklarında, tüketici niteliği taşıyan bazı yat charter ilişkilerinde veya sigorta sözleşmelerine ilişkin bazı davalarda bu serbesti sınırlanır. Bu yüzden sözleşmeye yabancı mahkeme şartı koymak, her ihtilafı otomatik olarak yabancı mahkemeye götürmez.
Uygulanacak hukuk nasıl belirlenir?
MÖHUK m. 24, sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde temel kuralı koyar: Tarafların açık olarak seçtikleri hukuk uygulanır. Hatta sözleşme hükümlerinden veya halin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılan örtülü hukuk seçimi de geçerli kabul edilir. Taraflar seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilir ve hukuk seçimini sonradan da değiştirebilir. Hukuk seçimi yapılmamışsa, kural olarak sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulanır; bu da çoğu kez karakteristik edim borçlusunun işyeri veya mutad meskeni hukukudur. Ancak halin bütün şartlarına göre daha sıkı ilişkili başka bir hukuk varsa o hukuk uygulanabilir.
Bu düzenleme yat sözleşmeleri bakımından şu pratik sonuçları doğurur. Yat satış sözleşmesinde satıcının, yat inşa sözleşmesinde tersanenin, management sözleşmesinde yönetim şirketinin, charter sözleşmesinde ise modelin niteliğine göre kullanım veya hizmet sağlayan tarafın edimi “karakteristik edim” tartışmasında önem kazanabilir. Taraflar hukuk seçimi yapmamışsa, sözleşmenin kimin edimine ağırlık verdiği büyük önem taşır. Bu nedenle iyi hazırlanmış bir uluslararası yat sözleşmesinde “işbu sözleşmeye Türk hukuku uygulanacaktır” veya seçilen başka hukuk ne ise, bunun açıkça ve tereddütsüz yazılması gerekir. Aksi halde uygulanacak hukukun mahkeme tarafından sonradan tespiti gerekir ki bu da öngörülebilirliği azaltır.
Yat üzerindeki ayni haklar neden ayrıca düşünülmelidir?
Yukarıda değinildiği gibi, yat sözleşmesine uygulanacak hukuk ile yatın kendisi üzerindeki ayni haklara uygulanacak hukuk aynı olmayabilir. MÖHUK m. 22, deniz taşıma araçları üzerindeki ayni hakları menşe ülke hukukuna bağlar. Menşe ülke ise deniz taşıma araçlarında ayni hakların tescil edildiği sicil yeri, sicil yoksa bağlama limanıdır. Bu nedenle Malta siciline kayıtlı bir yatta, taraflar sözleşmeye Türk hukuku seçmiş olsalar bile, mülkiyet görünümü, gemi ipoteği, intifa veya sicil şerhleri bakımından Malta hukuku veya o sicilin tabi olduğu hukuk devreye girebilir.
Türk Ticaret Kanunu’ndaki gemi sicili hükümleri de bu noktada önem taşır. TTK m. 954 Türk gemileri için gemi sicili tutulduğunu, m. 973 gemi sicilinin açık olduğunu ve herkesin sicil kayıtlarını inceleyebileceğini, m. 974 ise sicilde malik olarak kayıtlı bulunan kişinin malik sayılacağını düzenler. Ayrıca TTK m. 958, yabancı bir gemi siciline kayıtlı bulunan Türk gemileri ile Türk gemisi olmayan gemilerin Türk Gemi Siciline tescil olunamayacağını söyler. Bu yapı, yabancı bayraklı ve yabancı sicilli yatlarda sicil ve ayni hak riskinin sözleşmeden ayrı düşünülmesi gerektiğini açıkça gösterir.
Tüketici, sigorta ve iş ilişkilerinde özel durum
Uluslararası yat sözleşmelerinde her dosya saf ticari dosya değildir. MÖHUK m. 26, mesleki veya ticari olmayan amaçla mal veya hizmet edinmeye yönelik tüketici sözleşmelerinde, tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgari korumayı saklı tutar; hukuk seçimi yapılmamışsa da belirli şartlarla tüketicinin mutad meskeni hukukunu devreye sokar. Bu nedenle lüks de olsa, somut olayda bir yat alım veya charter ilişkisi tüketici karakteri taşıyorsa, yalnız “ticari sözleşme yaptık” varsayımıyla hareket etmek risklidir.
Benzer biçimde MÖHUK m. 46, sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda özel yetki kuralları getirir; m. 44 ise bireysel iş sözleşmeleri ve iş ilişkileri için işçinin işini mutaden yaptığı işyerinin bulunduğu yer mahkemesini ve bazı ek bağlama noktalarını yetkili sayar. MÖHUK m. 47/2 de bu maddelerde belirlenen mahkemelerin yetkisinin anlaşmayla bertaraf edilemeyeceğini açıkça belirtir. Sonuç olarak, yat yönetim sözleşmesine geniş yabancı mahkeme şartı yazılmış olsa bile, mürettebatın bireysel iş ilişkileri veya sigorta poliçesinden doğan bazı uyuşmazlıklar bu genel şartın dışında kalabilir.
Yabancı bayraklı yatların Türkiye’de kullanımı neden ayrıca önemlidir?
Uluslararası yat sözleşmesinde mahkeme ve hukuk seçimi doğru yapılsa bile, yatın Türkiye’de fiilen nasıl kullanılacağı ayrıca önem taşır. Deniz Turizmi Yönetmeliği m. 42’ye göre hudut giriş işlemini tamamlamış Türk ve yabancı bayraklı deniz turizmi araçları, Türk karasuları ve limanları arasında liman başkanlığının onayı ile serbestçe dolaşabilir; yabancı bayraklı özel deniz turizmi araçları ise Türkiye’ye girişte ve Türk karasularındaki seyirlerinde güzergâhlarını seyir izin belgesi üzerinde belirterek seyredebilir. Aynı maddede, Bakanlıktan belgeli ticari deniz turizmi araçları ile yabancı bayraklı özel deniz turizmi araçlarının ticari seferlerinde seyir izin belgesi sisteminin bulunduğu da görülür. Ayrıca 39 metrenin üzerindeki yabancı bayraklı ticari yatların Türk karasularında faaliyet göstermesi için geçici süreli izin öngörülmüştür.
Bu hususlar doğrudan “yetkili mahkeme” veya “uygulanacak hukuk” maddesi değildir; ancak sözleşmenin ifa edilebilirliği bakımından çok önemlidir. Çünkü yabancı bayraklı bir yat charter veya management sözleşmesi yapılırken, Türkiye’de ticari kullanım rejimi düşünülmemişse, taraflar hukuk seçimini ne kadar iyi yaparsa yapsın fiili ifa sorunları yaşayabilir. Dolayısıyla uluslararası yat sözleşmesinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk maddesinin yanında, kullanım ülkesinin emredici ve idari kurallarına da özel dikkat gösterilmelidir.
Uygulamada en sık yapılan sözleşme hataları
Uygulamada en sık görülen hata, “Londra hukuku ve Londra mahkemeleri” ya da “İstanbul mahkemeleri ve Türk hukuku” gibi kısa formüllerin, bütün dosya için yeterli sanılmasıdır. Oysa yabancı sicilli bir yatta ayni haklar bakımından ayrı hukuk devreye girebilir; tüketici veya sigorta boyutu varsa yetki anlaşması sınırlanabilir; taraflar tacir değilse HMK m. 17-18 çerçevesinde Türk mahkemeleri lehine yetki sözleşmesi farklı sonuç doğurabilir. Bu nedenle kısa formül maddeler, ancak ayrıntılı risk analiziyle desteklenirse güvenli olur.
İkinci büyük hata, “uygulanacak hukuk” maddesini yazıp “yetkili mahkeme” maddesini boş bırakmak ya da tam tersini yapmaktır. Üçüncü hata, yabancı mahkeme şartının geçerliliği için yazılı delil gereğini ve borç ilişkisi niteliği şartını göz ardı etmektir. Dördüncü hata ise, yatın yabancı sicil, ipotek ve bağlama limanı durumunu hiç incelemeden yalnız sözleşme metnine güvenmektir. Uluslararası yat sözleşmesi gerçekten güvenli kurulacaksa, MÖHUK m. 22 ile m. 24 birlikte okunmalı; TTK’nın gemi sicili rejimi de ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç
Uluslararası yat sözleşmelerinde yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk meselesi, sözleşmenin sonunda eklenen rutin bir madde değil; tüm hukuki risk mimarisini belirleyen ana bölümdür. Türk hukukunda milletlerarası yetki bakımından başlangıç noktası MÖHUK m. 40’tır; bu madde bizi HMK’nın yer itibarıyla yetki kurallarına götürür. Tarafların Türk mahkemelerini seçebilmesi HMK m. 17 ve 18’deki sınırlara; yabancı mahkeme seçimi ise MÖHUK m. 47’deki koşullara tabidir. Uygulanacak hukuk bakımından temel kural MÖHUK m. 24’tür; buna karşılık yat üzerindeki ayni haklar MÖHUK m. 22 gereği menşe ülke hukukuna tabi olabilir. Yani yat sözleşmesinde mahkeme ve hukuk seçimi iki ayrı katman olarak düşünülmelidir.
Sağlam bir uluslararası yat sözleşmesi için şu yaklaşım benimsenmelidir: Önce sözleşmenin türü net belirlenmeli; satış, charter, inşa veya management modeline göre risk haritası çıkarılmalı; sonra ayrı maddeler halinde yetkili mahkeme, uygulanacak hukuk, yabancı sicil ve ayni hak rejimi, tüketici/iş/ sigorta istisnaları ve kullanım ülkesinin emredici kuralları birlikte düzenlenmelidir. Özellikle yabancı bayraklı ve yüksek bedelli dosyalarda, bu başlıklar net yazılmadığında uyuşmazlığın asıl konusu teknenin kendisi değil, usul ve hukuk seçimi kavgası haline gelir. İyi bir sözleşme ise tam tersine, uyuşmazlığın nerede ve hangi hukukla çözüleceğini baştan görünür hale getirerek hem maliki hem işletmeciyi hem de yatırım güvenliğini korur.