Single Blog Title

This is a single blog caption

Cari Hesap ve Fatura Alacaklarında İcra Takibi Nasıl İşler?

Cari Hesap ve Fatura Alacaklarında İcra Takibi Nasıl İşler?

Ticari hayatta en sık karşılaşılan tahsilat sorunlarından biri, teslim edilen mal veya sunulan hizmete rağmen bedelin zamanında ödenmemesidir. Bu noktada alacaklılar çoğu zaman iki kavramı birlikte kullanır: cari hesap alacağı ve fatura alacağı. Oysa bu iki kavram her zaman aynı şeyi ifade etmez. Türk Ticaret Kanunu’na göre cari hesap sözleşmesi; iki kişinin, herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını tek tek ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek, hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir ve yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz. Buna karşılık fatura, tacirin mal satımı, üretim, iş görme veya menfaat sağlama karşılığında düzenlediği ticari belgedir; faturayı alan kişi sekiz gün içinde içeriğine itiraz etmezse içeriği kabul etmiş sayılır. Bu yüzden icra takibine geçmeden önce, ortada gerçekten bir cari hesap sözleşmesi mi bulunduğu, yoksa birbirini izleyen faturalı ticari işlemler mi olduğu doğru tespit edilmelidir.

Bu ayrım yalnızca teorik değildir; icra stratejisini doğrudan etkiler. Çünkü Türk Ticaret Kanunu’ndaki bütünlük ilkesine göre, cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur; cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz ve tarafların hukuki durumunu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler. Ayrıca belirli hesap devreleri sonunda devre hesabı kapatılır ve alacak ile borç kalemleri arasındaki fark tespit edilir. Bu düzenlemeden çıkan sonuç şudur: Gerçek anlamda bir cari hesap ilişkisi varsa, kural olarak her tekil işlem kalemi için değil, hesabın kesilmesiyle ortaya çıkan bakiye için icra takibine gidilmesi gerekir. Fatura alacağı ise çoğu zaman bağımsız veya birbirini izleyen satış/hizmet işlemlerinin bedelini gösterir ve icra takibi buna göre şekillenir.

Cari hesap alacağı nedir?

Cari hesap alacağını doğru anlamak için önce cari hesap sözleşmesinin ticari niteliğini görmek gerekir. Kanunun tanımına göre burada taraflar, karşılıklı alacaklarını tek tek istemekten vazgeçmekte; bunları hesap kalemleri halinde toplamakta ve ancak hesap kesildiğinde çıkan farkı talep edebilmektedir. Bu da şunu gösterir: Her düzenlenen fatura, kendiliğinden cari hesap doğurmaz. Cari hesap için yazılı sözleşme gerekir ve alacak-borç ilişkisi, tek tek kalemlerin bağımsız takibinden ziyade toplu hesap mantığına bağlanır. Dolayısıyla “cari hesap alacağı” denildiğinde, çoğu dosyada önce gerçekten kanuni anlamda bir cari hesap kurulup kurulmadığı incelenmelidir.

Pratikte en sık karıştırılan nokta da budur. Taraflar aralarında sürekli ticari ilişki yürüttükleri için çoğu kez “cari hesap çalışıyoruz” der; fakat kanundaki cari hesap bundan daha teknik bir yapıdır. Yazılı bir cari hesap sözleşmesi yoksa ve taraflar sadece peş peşe fatura kesip ödeme bekliyorsa, her olayda kanuni anlamda cari hesap bulunduğunu söylemek doğru olmayabilir. Kanundaki bütünlük ilkesi dikkate alındığında, gerçek cari hesapta hesabın kesilmesinden önce tarafların alacaklı veya borçlu sayılmaması, icra takibinin de doğrudan bu yapıya göre kurgulanmasını gerektirir. Bu, doğrudan kanun metninden çıkan sonuçtur.

Fatura alacağı nedir?

Türk Ticaret Kanunu m.21’e göre, ticari işletmesi bağlamında mal satmış, üretmiş, iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedel ödenmişse bunun faturada gösterilmesini isteyebilir. Aynı maddede, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında itirazda bulunmamışsa, bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle ticari ilişkide düzenlenen fatura, ödeme talebinin ve ticari işlemin önemli belgelerinden biridir. Özellikle tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda, faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi ciddi sonuç doğurabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, faturanın varlığı ile alacağın nasıl takip edileceğinin aynı şey olmadığıdır. Fatura, çoğu durumda alacağı destekleyen temel belge olur; ancak icra takibi bakımından asıl soru, borcun hangi hukuki ilişkiye dayandığı, mal veya hizmetin teslim edilip edilmediği, faturaya itiraz edilip edilmediği ve taraflar arasında gerçek cari hesap ilişkisi bulunup bulunmadığıdır. Ticari yaşamda alacaklı çoğu kez birden fazla faturayı tek dosyada takip konusu yapar; bazen de bunlar cari hesap bakiyesi olarak sunulur. İşte bu nedenle takipten önce alacağın hukuki temeli netleştirilmelidir. Bu cümleler, TTK m.21 ile cari hesap hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden çıkar.

Cari hesap ve fatura alacaklarında icra takibi hangi yolla yapılır?

Kural olarak bu tür alacaklar için en yaygın yol ilamsız icra takibidir. İcra ve İflâs Kanunu m.58’e göre takip talebi icra dairesine yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilir. Takip talebinde alacaklının, borçlunun, alacağın ve diğer zorunlu unsurların gösterilmesi gerekir. Ardından icra müdürü, takip talebinin kanundaki şartları taşıdığını görürse ödeme emri düzenler. Yani cari hesap bakiyesi veya ödenmemiş faturalar, çoğu olayda mahkeme kararı beklenmeksizin doğrudan ilamsız takip konusu yapılabilir.

Ancak burada önemli bir stratejik fark vardır. Eğer ortada gerçek bir cari hesap sözleşmesi varsa, kanunun bütünlük ilkesi gereği takip çoğu zaman tek tek fatura kalemleri üzerinden değil, hesabın kesilmesiyle ortaya çıkan bakiye üzerinden kurulmalıdır. Buna karşılık bağımsız fatura alacaklarında, alacaklı bir veya birden fazla faturayı aynı takipte toplayarak toplam alacak üzerinden ilamsız takip başlatabilir. İcra dairesi bakımından önemli olan, talep edilen alacağın tutarı ve dayanağının ödeme emriyle borçluya bildirilmesidir; fakat sonradan itiraz olursa bu hukuki temel ayrıca tartışılacaktır. Bu değerlendirme, TTK m.94 ve m.97 ile İİK m.58-60 sisteminin birlikte okunmasından çıkar.

Ödeme emri geldikten sonra borçlu ne yapar?

İlamsız takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebilir. İİK m.62’ye göre itiraz dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirilir. Borçlu, borcun tamamına, bir kısmına, faizine, masraflarına veya yetkiye itiraz edebilir. Bu yedi günlük süre, fatura ve cari hesap alacaklarında da geçerlidir. Eğer borçlu süresinde itiraz ederse, İİK m.66 gereği takip durur. Borçlu yalnız borcun bir kısmına itiraz etmişse, kabul ettiği miktar için takibe devam olunur.

Bu noktada fatura ve cari hesap alacaklarında borçlunun savunmaları farklılaşabilir. Faturaya hiç itiraz edilmemiş olabilir; buna rağmen borçlu malın eksik teslim edildiğini, bedelin ödendiğini, mahsup yapıldığını veya fatura miktarının cari hesap içinde zaten kapanmış olduğunu ileri sürebilir. Gerçek cari hesap ilişkisi varsa, borçlu ayrıca hesabın henüz usulüne uygun biçimde kesilmediğini veya takip konusu bakiyenin doğru oluşmadığını savunabilir. Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması önemli bir veri olsa da, icra dosyasında borçlu savunma alanı tamamen ortadan kalkmaz; sadece tartışmanın ağırlık merkezi değişir. Bu sonuç, TTK m.21 ile İİK m.62-66 rejiminin birlikte değerlendirilmesinden çıkar.

Borçlu itiraz ederse alacaklı ne yapar?

Borçlu ödeme emrine süresinde itiraz ettiğinde takip durur. Bu durumda alacaklı, İİK m.67 uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak itirazın iptalini dava edebilir. Bu dava, alacağın genel hükümlere göre ispat edildiği esas dava niteliğindedir. Özellikle fatura ve cari hesap dosyalarında, taraflar arasındaki teslim, hizmet, mahsup, hesap mutabakatı ve ödeme ilişkileri bu davada ayrıntılı biçimde incelenir.

Bu aşamada belge düzeni büyük önem taşır. Fatura, teslim irsaliyesi, cari hesap ekstresi, hesap kesim tablosu, mutabakat yazısı, banka dekontu, e-posta yazışmaları ve diğer ticari belgeler davanın sonucunu belirleyebilir. Kanundaki cari hesap tanımı ve hesap kesimi hükümleri, alacaklının iddiasını nasıl kuracağını doğrudan etkiler. Eğer gerçek cari hesap ilişkisi mevcutsa, alacaklının hesabın hangi devrede ve ne şekilde kesildiğini açıklaması beklenir. Eğer olay sıradan faturalı satış ilişkisi ise, tek tek fatura ve teslim verileri daha öne çıkar. Bu yorum, TTK m.89, 94, 97 ile İİK m.67’nin mantıksal birlikte uygulanmasından çıkar.

Borçlu hiç itiraz etmezse ne olur?

Borçlu yedi gün içinde itiraz etmezse, takip durmaz ve alacaklı haciz aşamasına geçebilir. İİK m.78’e göre, ödeme emrindeki süre geçtikten sonra alacaklı mal beyanını beklemeksizin haciz isteyebilir. Haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl geçmekle düşer. Bu nedenle faturaya veya cari hesap alacağına dayalı ilamsız takipte borçlu süresinde itiraz etmezse, artık alacaklı banka hesabı, maaş, araç, taşınmaz veya üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklar üzerinde haciz isteyebilir.

Bu durum özellikle ticari dosyalarda çok önemlidir. Çünkü birçok borçlu, “fatura zaten tartışmalı” veya “hesap sonra düzeltilir” düşüncesiyle ödeme emrine sessiz kalır. Oysa İİK sistemi, maddi haklılık kadar usulî süreyi de korur. Süresinde itiraz edilmeyen dosyada borçlu sonradan yine bazı yollara başvurabilir; ancak başlangıçta yedi gün içinde yapılabilecek kolay savunma alanı kaybedilmiş olur. Bu sonuç, İİK m.62, 66 ve 78’in birlikte okunmasından çıkar.

Cari hesap bakiyesi üzerinden takipte nelere dikkat edilmelidir?

Gerçek cari hesap sözleşmesinde en kritik konu, hesabın kesilmesi ve bakiye alacağın belirlenmesidir. TTK m.94’e göre sözleşme veya ticari teamül uyarınca belirli hesap devreleri sonunda devre hesabı kapatılır ve alacak ile borç kalemleri arasındaki fark belirlenir. TTK m.97 ise cari hesaba geçirilen kalemlerin ayrılmaz bir bütün olduğunu ve hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu sayılamayacağını düzenler. Bu yüzden cari hesap dosyasında icra takibi kurulurken, takip talebinin tek tek münferit kalemlerden ziyade hesap sonucunda oluşan net bakiye üzerinden kurulması gerekir.

Uygulamada burada yapılan en büyük hata, taraflar arasında gerçek cari hesap sözleşmesi olduğu halde her faturayı bağımsız borç gibi ileri sürmektir. Kanundaki bütünlük ilkesi dikkate alındığında bu yaklaşım her dosyada doğru değildir. Tersine, gerçek cari hesap yoksa ve sadece birbirini izleyen satış faturaları varsa, bu kez “cari hesap bakiyesi” söylemi hukuki zeminsiz kalabilir. Dolayısıyla alacaklı, takipten önce elindeki ticari ilişkiyi doğru sınıflandırmalıdır: yazılı cari hesap sözleşmesi mi, yoksa açık hesap/faturalı satış ilişkisi mi? Bu soru, dosyanın tüm akışını belirler.

Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi icra dosyasını nasıl etkiler?

TTK m.21/2’ye göre faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriğine itiraz etmezse içeriği kabul etmiş sayılır. Bu düzenleme, özellikle tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda alacaklının elini güçlendirir. Çünkü borçlu hiç itiraz etmemiş faturalar bakımından, sonradan ileri sürülecek savunmaların değerlendirilmesinde bu kanuni kabul karinesi dikkate alınır. Ancak bu, tek başına borçlunun her türlü savunmasını ortadan kaldırmaz. İcra dosyasında ödeme, mahsup, eksik ifa, yanlış hesap veya cari hesap ilişkisi gibi başka savunmalar yine gündeme gelebilir.

Bu nedenle uygulamada doğru yaklaşım şudur: Alacaklı, itirazsız faturaları takipte güçlü belge olarak kullanmalı; borçlu ise faturaya süresinde itiraz edilmemiş olsa bile elindeki diğer savunma ve ödeme belgelerini göz ardı etmemelidir. Fatura sessizliği önemli bir hukuki veri yaratır; ama her olayda tartışmayı tamamen bitirmez. Bu sonuç, kanundaki “kabul etmiş sayılır” ifadesinin ticari ilişki bağlamında yorumlanmasından çıkar.

Sonuç

Cari hesap ve fatura alacaklarında icra takibi, görünüşte benzer ama hukuken farklı iki zeminde işler. Türk Ticaret Kanunu’na göre gerçek cari hesap sözleşmesi yazılı kurulmalı; alacak ve borç kalemleri tek tek değil, hesap kesimi sonunda ortaya çıkan bakiye esas alınmalıdır. Fatura ilişkilerinde ise faturanın sekiz gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edilmiş sayılması sonucunu doğurur. İcra ve İflâs Kanunu bakımından ise bu alacaklar çoğu olayda ilamsız icra yoluyla takip edilir; takip talebi icra dairesine verilir, ödeme emri gönderilir, borçlu yedi gün içinde itiraz edebilir, süresinde itiraz edilirse takip durur, itiraz edilmezse alacaklı haciz aşamasına geçebilir.

Kısacası, bu alacak türlerinde başarı yalnızca “fatura elimde” veya “ticari ilişki var” demekle sağlanmaz. Önce ilişkinin gerçekten cari hesap mı yoksa bağımsız faturalı satış mı olduğu doğru belirlenmeli; ardından takip buna uygun şekilde kurulmalıdır. Borçlu taraf için de en önemli nokta, ödeme emrini ciddiye almak ve yedi günlük itiraz süresini kaçırmamaktır. Ticari alacakların icra yoluyla tahsilinde en büyük avantaj, doğru hukuki sınıflandırma; en büyük risk ise kavramları birbirine karıştırmaktır.

Leave a Reply

Call Now Button