Faiz Alacaklarında Zamanaşımı Nasıl Hesaplanır?(2026)
Faiz Alacaklarında Zamanaşımı Nasıl Hesaplanır?(2026)
Faiz alacaklarında zamanaşımı, uygulamada en çok karıştırılan konulardan biridir. Bunun temel nedeni, “faiz” denildiğinde tek bir alacak türünden söz edilmiyor olmasıdır. Bazen ortada sözleşmeden doğan akdi faiz, bazen gecikme nedeniyle istenen temerrüt faizi, bazen de asıl alacağa bağlı feri nitelikte bir faiz talebi vardır. Türk Borçlar Kanunu, faiz bakımından hem oranı hem de zamanaşımı sistemini ayrı ayrı düzenler. Kanuna göre, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık oran sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuata göre belirlenir; temerrüt faizinde de aynı mantık geçerlidir. Ayrıca sözleşmeyle kararlaştırılabilecek azami sınırlar da yine kanunda gösterilmiştir.
Ancak zamanaşımı hesabında asıl belirleyici soru, faizin hangi hukuki nitelikte talep edildiğidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi, anapara faizleri ve diğer dönemsel edimler için beş yıllık zamanaşımı öngörür. Buna karşılık 146. madde, aksine özel hüküm yoksa her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu söyler. Bir de 152. madde vardır: Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur. Yani faiz alacaklarında zamanaşımı hesabı yapılırken tek bir formül değil; “bağımsız faiz alacağı mı, asıl alacağa bağlı faiz mi, dönemsel faiz mi?” ayrımı yapılmalıdır.
Faiz alacağı nedir?
Hukuki bakımdan faiz, bir para borcunun kullanılmasının veya geç ödenmesinin karşılığı olarak doğan ek bir para borcudur. Türk Borçlar Kanunu’nun 88. maddesi “faiz ödeme borcu”ndan, 120. maddesi ise “temerrüt faizi”nden söz eder. Bu ayrım önemlidir. Çünkü taraflar arasında baştan kararlaştırılmış bir akdi faiz olabilir; borçlu borcu vadesinde ödemezse ayrıca temerrüt faizi gündeme gelebilir. Kanun, faiz oranlarının belirlenmesini ve sözleşmeyle aşılabilecek sınırları da ayrıca düzenlemiştir.
Faiz alacaklarında zamanaşımı hesabının zorlaşmasının nedeni de budur. Bir alacak dosyasında aynı anda hem ana para, hem işlemiş akdi faiz, hem temerrüt faizi, hem de takip sonrası işleyecek faiz olabilir. Bunların hepsini tek kalem gibi düşünmek ciddi hatalara yol açar. Çünkü bazen faiz, başlı başına dönemsel bir alacaktır; bazen ise ana paraya sıkı sıkıya bağlı feri bir kalemdir. Türk Borçlar Kanunu’nun sistemi, bu ayrımı dikkate alır.
Faiz alacaklarında temel zamanaşımı süresi kaç yıldır?
En temel kural şudur: Anapara faizleri beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bu sonuç doğrudan Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesinden çıkar. Madde, kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler için beş yıllık zamanaşımı uygulanacağını açıkça söyler. Bu nedenle, faiz alacağı bağımsız ve dönemsel nitelikte ileri sürülüyorsa, ilk bakışta uygulanacak temel süre beş yıldır.
Fakat burada hemen şu uyarıyı yapmak gerekir: Her faiz talebi otomatik olarak “beş yıl” denilerek kapatılamaz. Çünkü 152. madde, asıl alacak zamanaşımına uğrayınca ona bağlı faizlerin de zamanaşımına uğrayacağını belirtir. Yani bazı dosyalarda faiz alacağı için ayrı bir beş yıllık hesap yapılırken, bazı dosyalarda asıl alacağın zamanaşımı bütün ferileri birlikte etkiler. Bu yüzden doğru hesap için önce faizin bağımsız dönemsel alacak mı yoksa asıl alacağa bağlı feri hak mı olduğu incelenmelidir.
Zamanaşımı ne zaman işlemeye başlar?
Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesine göre zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Eğer muacceliyet bir bildirime bağlıysa, süre bu bildirimin yapılabileceği günden itibaren işler. Bu kural faiz alacaklarında da aynen geçerlidir. Yani faiz zamanaşımı, soyut olarak sözleşmenin kurulduğu gün değil, ilgili faiz alacağının talep edilebilir hale geldiği tarihte başlar.
Burada pratikte çok önemli bir ayrım ortaya çıkar. Ana para borcu muaccel olmuş olabilir; fakat faiz talebinin doğduğu tarih farklı olabilir. Özellikle temerrüt faizinde, borçlunun temerrüde düştüğü an belirleyicidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesi borçlunun temerrüdünü, 120. maddesi temerrüt faizini düzenler. Bu yüzden “faiz alacağı hangi tarihten itibaren işlemeye başladı?” sorusu, zamanaşımı başlangıcını doğru belirlemenin ilk adımıdır.
Akdi faiz ile temerrüt faizinin zamanaşımı aynı mıdır?
Uygulamada çoğu kez aynı potaya konulsa da, hesap mantıkları birebir aynı değildir. Akdi faiz, tarafların sözleşme ile kararlaştırdığı faizdir; Türk Borçlar Kanunu’nun 88. maddesi bunun temel çerçevesini çizer. Temerrüt faizi ise borcun vadesinde ödenmemesi sebebiyle doğar ve 120. maddede düzenlenir. Ayrıca 121. madde, faiz veya irat borcunu ödemekte temerrüde düşen borçlunun, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak temerrüt faizi ödemekle yükümlü olduğunu söyler. Aynı madde, temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceğini de açıkça düzenler.
Zamanaşımı bakımından ise ortak nokta şudur: Faiz alacağı bağımsız dönemsel nitelikte ileri sürülüyorsa, Türk Borçlar Kanunu 147 uyarınca genellikle beş yıllık süre gündeme gelir. Ancak faiz, asıl alacağa bağlı feri bir talep şeklinde ileri sürülüyorsa, 152. maddedeki bağlı alacak sistemi devreye girer. Bu nedenle “akdi faiz mi, temerrüt faizi mi?” sorusu kadar “faiz burada ayrı bir alacak mı, yoksa ana para talebinin ferisi mi?” sorusu da belirleyicidir.
Asıl alacak zamanaşımına uğrarsa faiz ne olur?
Bu konuda kanun son derece nettir. Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesine göre, asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur. Bu hüküm, faiz alacaklarında en kritik maddelerden biridir. Çünkü birçok kişi, “ana para artık istenemese bile faiz ayrıca istenir” diye düşünür. Oysa kanun, bağlı faiz alacağını asıl talepten bağımsız ve sonsuz bir hak olarak kabul etmez.
Bu nedenle örneğin bir para alacağı için zamanaşımı dolmuşsa, ona bağlı işlemiş faiz talepleri de kural olarak aynı akıbete uğrar. Elbette somut olayda faizin bağımsız talep edilip edilmediği, tarafların ilişkisi ve önceki işlemler ayrıca incelenmelidir. Ancak genel sistem bakımından, asıl alacağın düşmesi feri faiz kalemlerini de etkiler. Bu, özellikle icra dosyalarında fazlaca karşılaşılan “ana para zamanaşımında, ama faizleri istiyorum” yaklaşımının sınırını çizer.
Dönemsel faiz alacaklarında hesap nasıl yapılır?
Türk Borçlar Kanunu, dönemsel edimlerde özel bir mantık kurar. 147. madde anapara faizlerini beş yıllık süreye bağlarken, 150. madde ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımının ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlayacağını söyler; alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğrar. Her ne kadar 150. maddede birebir “faiz” sözcüğü geçmese de, kanunun dönemsel alacak mantığını anlamak bakımından önemlidir.
Pratikte faiz alacağı çoğu zaman günlük, aylık veya yıllık işleyen bir kalemdir. Bu yüzden hesap yapılırken tek bir tarihe değil, faiz talebinin hangi dönemleri kapsadığına bakmak gerekir. Beş yıldan eski işlemiş faiz dilimleri bakımından zamanaşımı itirazı gündeme gelebilirken, daha yeni dönemler için talep devam edebilir. Fakat asıl alacak zamanaşımına uğramışsa 152. madde nedeniyle feri faiz talepleri de ayrıca darbe alır. Kısacası faiz dosyalarında zaman hesabı, kalem kalem yapılmalıdır.
Zamanaşımı süresi nasıl hesaplanır?
Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesi bu konuda temel formülü verir: Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz; zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur. Bu hüküm, sınır tarihlerde çok önemlidir. Çünkü bazen bir faiz alacağı tam sürenin sonunda dava veya takip konusu yapılmış olur ve bir günlük hesap hatası bile sonuca etki eder.
Örneğin bir faiz alacağı 1 Temmuz 2020 tarihinde muaccel olmuşsa, başlangıç günü hesaba katılmaz; beş yıllık sürenin sonu, genel zaman hesabı kurallarıyla belirlenir ve hak bu son gün de kullanılmadan geçerse zamanaşımı gerçekleşir. Bu yüzden özellikle icra takiplerinde ve dava dilekçelerinde faiz başlangıç tarihi ile zamanaşımı süresi aynı cümlede gelişigüzel kullanılmamalıdır. Hesap yapılırken başlangıç, bitiş, kesilme ve durma sebepleri birlikte değerlendirilmelidir.
Zamanaşımı hangi hallerde durur veya kesilir?
Faiz alacaklarında zamanaşımı hesabı yapılırken yalnızca süreye bakmak yetmez; sürenin durup durmadığı ve kesilip kesilmediği de incelenmelidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesi bazı özel hallerde zamanaşımının işlemeye başlamayacağını veya durmuş sayılacağını düzenler. Örneğin evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacaklarında veya bazı vesayet ve hizmet ilişkilerinde süre işlemez. Bunlar her dosyada karşımıza çıkmasa da, istisnai durumlarda faizi de etkileyebilir.
Daha yaygın önem taşıyan hüküm ise 154. maddedir. Bu maddeye göre zamanaşımı; borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa, rehin vermiş veya kefil göstermişse; ayrıca alacaklı dava açmış, defi ileri sürmüş, icra takibinde bulunmuş ya da iflas masasına başvurmuşsa kesilir. Zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir süre işlemeye başlar; borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmışsa yeni süre her zaman on yıldır. Faiz alacakları bakımından bu kural son derece önemlidir; çünkü tek bir kısmi faiz ödemesi veya takip işlemi bütün hesabı değiştirebilir.
Faiz alacağı için icra takibi başlatılırsa borçlu ne yapmalıdır?
Eğer borçluya yalnızca faiz talebini içeren veya ana para ile birlikte işlemiş faiz isteyen bir ödeme emri geldiyse, ilk yapılması gereken şey faiz kalemlerini ayırmaktır. Talep edilen faiz hangi döneme ait, akdi faiz mi temerrüt faizi mi, asıl alacak hâlâ canlı mı, beş yıllık süre aşılmış mı, arada zamanaşımını kesen işlem var mı soruları cevapsız bırakılmamalıdır. Çünkü zamanaşımı, borçlu ileri sürmedikçe mahkeme veya icra makamı tarafından kendiliğinden dikkate alınan bir savunma değildir. TBK sistemi bunu açıkça kabul eder.
Bu nedenle faiz alacağı zamanaşımına uğramış görünüyorsa, ödeme emrine süresinde itiraz etmek veya davada zamanaşımı def’ini açıkça ileri sürmek gerekir. Özellikle eski banka borçları, ticari cari hesaplar, kira ve tazminat dosyalarında işlemiş faiz kalemi çoğu zaman ana alacaktan daha karmaşık hale gelir. Borçlu “ana parayı kabul ediyorum ama faizin bir kısmı zamanaşımına uğradı” diyorsa, bunu soyut değil, dönem ve tutar göstererek kurmalıdır. Böylece savunma hem teknik hem de denetlenebilir hale gelir.
En sık yapılan hatalar nelerdir?
Faiz alacaklarında en sık yapılan hata, tüm faiz kalemlerinin tek bir tarihten itibaren hesaplandığını sanmaktır. Oysa muacceliyet tarihi, faiz türüne göre değişebilir. İkinci büyük hata, asıl alacak zamanaşımına uğradığında faizin bağımsız şekilde yaşamaya devam edeceğini düşünmektir; 152. madde buna açıkça engeldir. Üçüncü hata ise borçlunun küçük bir faiz ödemesinin veya alacaklının açtığı icra takibinin zamanaşımını kestiğini gözden kaçırmaktır. 154. madde, özellikle faiz ödemesini açıkça kesme sebebi sayar.
Bir başka hata da temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülebileceğini sanmaktır. Türk Borçlar Kanunu’nun 121. maddesi, faiz borcunu ödemekte temerrüde düşen borçlu bakımından, icra takibi veya dava gününden itibaren temerrüt faizi ödeneceğini; ancak temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemeyeceğini açıkça söyler. Bu yüzden özellikle icra hesaplamalarında “faizin faizi” mantığına kayılmaması gerekir.
Sonuç
Faiz alacaklarında zamanaşımı hesabı yapılırken tek bir cümlelik ezber formül yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu’na göre anapara faizleri kural olarak beş yıllık zamanaşımına tabidir; zamanaşımı muacceliyetle başlar; başlangıç günü hesaba katılmaz; asıl alacak zamanaşımına uğrayınca bağlı faizler de düşer; buna karşılık faiz ödemesi, kısmi ifa, dava veya icra takibi zamanaşımını kesebilir ve yeni bir süre başlatabilir.
Kısacası doğru hesap için şu sıra izlenmelidir: Önce faiz türü belirlenir; sonra muacceliyet tarihi tespit edilir; ardından beş yıllık ya da somut olaya uygun süre uygulanır; sonra durma ve kesilme sebepleri incelenir; en son da asıl alacağın durumu kontrol edilir. Faiz alacaklarında hata çoğu zaman rakamdan değil, yanlış hukuki sınıflandırmadan çıkar. Bu nedenle özellikle icra ve dava dosyalarında faiz kalemlerini ayrı ayrı okumak, zamanaşımı savunmasını da buna göre kurmak gerekir.