Türkiye’de İhtiyati Tedbir / İhtiyati Haciz ve Yabancı Unsurlu Dosyalarda Uygulanabilirlik
Uygulamada yabancı şirket, yurt dışı sözleşme, yabancı para alacağı, yabancı tahkim veya yurt dışında açılmış dava gibi unsurlar içeren uyuşmazlıklarda en kritik soru şudur: “Türkiye’de ihtiyati tedbir / ihtiyati haciz ve yabancı unsurlu dosyalarda uygulanabilirlik” ne ölçüde mümkündür? Kısa cevap: Borçlu veya malvarlığı Türkiye ile temas ediyorsa, Türk mahkemeleri çoğu senaryoda geçici hukuki koruma sağlayabilir; ancak usul stratejisi doğru kurulmazsa süre, yetki ve teminat engellerine takılmak kolaydır.
İhtiyati tedbir (HMK sistemi içinde), esasen mevcut bir hakkın korunması ve “telafisi güç zarar” riskinin önlenmesi için öngörülür. Örneğin marka/alan adı kullanımı, haksız rekabet, gizlilik ihlali, teminat mektubunun paraya çevrilmesinin durdurulması, pay devrinin engellenmesi gibi “bir şeyin yapılmasının/ yapılmamasının” düzenlenmesi tedbirin tipik alanıdır. İhtiyati haciz ise (İİK düzeninde) para alacakları bakımından borçlunun Türkiye’deki malvarlığına geçici el koyma etkisi doğurur; amaç, ilerde alınacak ilamın veya ilamlı/ilamsız icranın boşa düşmesini engellemektir. Yabancı unsurlu dosyalarda doğru koruma türünü seçmek (tedbir mi, haciz mi) çoğu zaman davanın kaderini belirler.
Yabancı unsur, tek başına Türk mahkemesini devre dışı bırakmaz. Asıl mesele “bağlantı noktasıdır”: Borçlunun Türkiye’de yerleşimi, şubesi, banka hesabı, taşınırı/taşınmazı, Türkiye’de ifa edilen edim, Türkiye’de gerçekleşen haksız fiil veya Türkiye’de doğan/ödenmesi gereken borç gibi temaslar, geçici koruma talebini pratikte mümkün kılar. Tedbirde, çoğu uyuşmazlıkta esas davaya bakacak mahkeme mantığıyla yetki değerlendirilirken; hacizde, borçlunun Türkiye’deki malvarlığının bulunması belirleyici hâle gelir. Özellikle bankadaki mevduat, alacak hakkı, araç, stok, gemi/uçak, taşınmaz gibi haczi kabil değerler bakımından hızlı hareket etmek gerekir.
Yabancı unsurlu dosyalarda iki kritik zorluk öne çıkar. Birincisi ispat standardıdır: Geçici korumada tam ispat aranmaz; fakat “yaklaşık ispat”, alacağın/hakkın varlığına dair makul ve ciddi emareler ve “gecikmede sakınca” anlatılmalıdır. Yabancı sözleşme, fatura, teslim belgesi, yazışmalar, tahkim şartı gibi delillerin tercümesi, apostil/ tasdik ve okunabilir sunumu; mahkemenin ikna olması için çoğu zaman belirleyicidir. İkincisi teminat konusudur: Mahkeme, karşı tarafın muhtemel zararlarını güvenceye almak için teminat yatırılmasını isteyebilir. Uygulamada teminat miktarı ve şekli (nakit, banka teminat mektubu vb.) iyi yönetilmezse koruma kararı alınsa bile fiilen uygulanması gecikebilir.
Bir diğer önemli başlık, yurt dışı mahkeme kararlarının Türkiye’de geçici koruma sağlamasıdır. Genel kural olarak, yabancı mahkemelerin “geçici” nitelikteki tedbir kararlarının Türkiye’de doğrudan icrası çoğu kez mümkün değildir; çünkü tanıma-tenfiz rejimleri ağırlıkla “kesinleşmiş ve nihai” kararlara odaklanır. Bu nedenle, yabancı mahkemeden alınmış bir ihtiyati tedbir kararınız olsa dahi, Türkiye’de malvarlığına ulaşmak için çoğu zaman Türkiye’de ayrıca ihtiyati tedbir/haciz talebi kurgulamak gerekir. Benzer şekilde yabancı tahkimde de, hakem heyetinin ara tedbirleri pratikte icra kabiliyeti bakımından Türk mahkemesi desteğine ihtiyaç duyabilir; özellikle Türkiye’deki mallara yönelik haciz/koruma için yerel mahkeme refleksi kritik olur.
Sonuç olarak yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda strateji şuna dayanır: (i) Türkiye bağlantısını somutlaştırmak, (ii) doğru koruma türünü seçmek, (iii) delili hızlı ve “mahkemenin karar verebileceği formda” sunmak, (iv) teminat ve tebligat/tercüme süreçlerini baştan planlamak. Doğru kurgu ile Türkiye’de ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz, yabancı unsurlu dosyalarda etkili bir “erken müdahale” aracı hâline gelir.