Yabancı Davalıya Karşı Türkiye’de Dava Açmak: Yetki İtirazı, “Yakın Bağlantı” ve Pratik Strateji
Yabancı davalıya karşı Türkiye’de dava açmak, esas uyuşmazlık kadar milletlerarası yetki tartışmasını da doğru yönetmeyi gerektirir. Çünkü davalı taraf çoğu zaman ilk hamle olarak yetki itirazı ileri sürer; siz ise davanın Türkiye ile yakın bağlantı içinde olduğunu somutlaştırarak yargılamayı “yetki aşamasında” kaybetmemelisiniz.
1) Milletlerarası yetki: hangi kurala bakılır?
Türkiye’de, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk uyuşmazlıklarında Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi kural olarak iç hukuktaki yer itibariyle yetki kurallarına göre belirlenir (MÖHUK m. 40).
Bu, pratikte şu anlama gelir: Dava türünüze göre HMK’daki yetki sebeplerinden birine dayanarak “Türkiye’deki doğru mahkeme”yi seçmelisiniz. Örneğin:
- Sözleşmeden doğan davalarda ifa yeri (çoğu kez teslim/ödemeye ilişkin belgelerle ispatlanan yer),
- Haksız fiilde fiilin işlendiği/zararın meydana geldiği yer,
- Şube/acenteye ilişkin uyuşmazlıklarda şubenin bulunduğu yer gibi bağlantılar.
Ayrıca bazı alanlarda MÖHUK özel yetki kuralları getirir (ör. iş ilişkisi, tüketici, sigorta). Bu alanlarda “genel kural” yerine özel kuralın sağladığı yetki zemini daha güçlüdür.
2) Yetki itirazı: süresi, şekli ve kritik ayrıntı
Davalı, kesin yetki halleri dışında, yetki itirazını cevap dilekçesinde ileri sürmek zorundadır. Üstelik itiraz eden tarafın “yetkili mahkemeyi” de göstermesi gerekir; aksi halde itiraz dikkate alınmaz (HMK m. 19/2).
Diğer yandan, davalı süresinde ve usulüne uygun yetki itirazı yapmazsa, (kesin yetki yoksa) davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir (HMK m. 19/4).
Bu nedenle davacı açısından pratik strateji, dilekçede yetki dayanaklarını en baştan güçlü kurmak; davalı itiraz ederse de HMK 19’daki şekil şartlarını tek tek denetleyip “itirazın usulsüzlüğü” argümanını hazır tutmaktır.
3) “Yakın bağlantı”yı dosyada görünür kılın
Mahkeme, soyut anlatımdan çok somut bağlantı olgularını görmek ister. “Yakın bağlantı” iddianızı şu unsurlarla güçlendirin:
- Sözleşmenin Türkiye’de müzakere/imzalanması, edimlerin Türkiye’de ifası (teslim yeri, depo, proje sahası),
- Ödeme trafiği (Türkiye’deki banka, Türk Lirası/Türkiye’deki hesap), fatura/irsaliye/e-posta yazışmaları,
- Zararı doğuran olayın Türkiye’de gerçekleşmesi veya zararın Türkiye’de ortaya çıkması,
- Davalının Türkiye’de şube/temsilci/dağıtım ağı bulunması,
- Davalının Türkiye’de malvarlığı olması (özellikle alacağın teminatı açısından).
Bu yaklaşım, “Türkiye ile bağ zayıf” savunmasını daha en baştan baskılar ve yetki itirazını pratikte zorlaştırır.
4) Pratik strateji: tebligat, teminat, tedbir/haciz
Yabancı davalıya tebligat süreci uzayabilir; bu nedenle adres bilgisini, sözleşmedeki bildirim hükümlerini ve mümkünse davalının Türkiye’deki temsilci/şubesini daha baştan dosyaya yerleştirmek zaman kazandırır.
Eğer davalının Türkiye’de malvarlığı varsa, yargılama sürerken “tahsil kabiliyeti” riskini azaltmak için ihtiyati tedbir/ihtiyati haciz seçeneklerini de erken değerlendirmek çoğu dosyada oyunu değiştirir. “Yetki tartışması sürerken” bile, talebin hukuki niteliğine göre teminat karşılığı koruma tedbirleri gündeme gelebilir.
Son olarak, sözleşmede yetki anlaşması veya tahkim şartı olup olmadığını mutlaka kontrol edin. MÖHUK, münhasır yetki olmayan hallerde tarafların yabancı mahkemeyi yetkili kılabilmesine imkân tanır; belirli alanlarda ise bu koruma bertaraf edilemez.