Single Blog Title

This is a single blog caption

Hukuk Sisteminde Delil Teorisi ve Adli Psikolojinin İspat Gücü

Hukuk yargılamasının temel amacı, “maddi gerçeğe” ulaşmaktır. Bu gerçeğe ulaşmak için kullanılan her türlü vasıta ise “delil” olarak adlandırılır. Türk hukuk sisteminde, özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde “delil serbestisi” ilkesi geçerlidir. Ancak bir vakıanın delil olarak kabul edilebilmesi için hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması ve akla, mantığa, bilime uygun olması şarttır. Modern yargılama usulünde, sadece fiziksel bulgular (parmak izi, DNA, silah vb.) yeterli kalmamakta; suçun öznesi olan “insan” zihninin analizi de birer ispat aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada adli psikoloji, mahkemelerin en stratejik bilimsel delil kaynaklarından biri haline gelmiştir.

1. Hukukta Delil Kavramı ve Bilimsel Verilerin Statüsü

Delil, iddia edilen bir vakıanın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda yargıçta vicdani bir kanaat oluşturmaya yarayan araçtır. CMK Madde 217 uyarınca, hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Hukukta deliller; beyan delilleri, belge delilleri ve belirti delilleri olarak kategorize edilir.

Adli psikoloji, bu kategorizasyonun içinde genellikle “uzman görüşü” veya “bilirkişi raporu” vasıtasıyla yer bulur. Geleneksel deliller suçun dış dünyadaki yansımasını ispatlarken, adli psikoloji suçun iç dünyadaki, yani failin zihnindeki yansımasını somutlaştırır. Mahkemeler, bir vakıanın sübutu (gerçekleşmesi) noktasında teknik bilgiye ihtiyaç duyduklarında, adli psikoloji verilerine başvurarak bilimsel bir kesinlik ararlar.

2. Ceza Ehliyetinin Tespitinde Adli Psikoloji: TCK Madde 32

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) temel direklerinden biri “kusur” ilkesidir. Kusuru olmayan kişiye ceza verilemez. TCK Madde 32, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış kişilere ceza verilmeyeceğini hükme bağlar.

Bu noktada mahkeme, failin “kusur yeteneği” olup olmadığını belirlemek için adli psikoloji ve adli psikiyatri uzmanlarından rapor almak zorundadır. Adli psikoloji, burada sadece bir “görüş” değil, davanın sonucunu doğrudan değiştiren bir “hukuki delil” statüsündedir. Uzmanlar tarafından yapılan bilişsel testler ve davranış analizleri, failin suç anındaki zihinsel kapasitesini ortaya koyarak yargıca “ceza verilebilirlik” noktasında bilimsel bir yol haritası sunar.

3. Tanık Beyanlarının Güvenirliği ve Adli Psikoloji

Tanık beyanları, en eski ama en yanıltıcı delil türlerinden biridir. İnsan hafızası stres, zaman, korku veya dış telkinler altında manipüle edilmeye son derece müsaittir. Adli psikoloji, bir beyan delilinin ne derece “gerçek” olduğunu denetleyen bir filtre görevi görür.

Özellikle “görgü tanığı teşhisi” aşamasında, adli psikoloji uzmanları tanığın o andaki psikolojik durumunu, ışık-mesafe gibi çevresel faktörlerin algı üzerindeki etkisini ve “silah odağı” (weapon focus) gibi fenomenleri değerlendirir. Mahkeme önünde verilen bir ifadenin, zihinsel bir kurgu mu yoksa gerçek bir anı mı olduğu sorusu, adli psikoloji teknikleriyle yanıtlandığında; beyan delili, “kuşkudan uzak bir ispat aracı” haline dönüşür.

4. Mağdur Psikolojisi ve Beyan Analizi: Özellikle Cinsel İstismar Dosyaları

İspat zorluğu yaşanan ve genellikle “fail ile mağdur” arasında geçen suçlarda, adli psikoloji en kritik delil niteliğini kazanır. Çocukların cinsel istismarı veya aile içi şiddet dosyalarında, mağdurun beyanının tutarlılığı ve travma sonrası stres bozukluğu emareleri, adli psikoloji raporlarıyla belgelenir.

Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, mağdurun olayı anlatış biçimi, olaydan sonraki psikolojik tepkileri ve hayal gücü ile gerçeklik arasındaki sınırı, adli psikoloji uzmanları tarafından denetlenir. Bu raporlar, somut delilin bulunmadığı “sözün söze karşı olduğu” dosyalarda, hakimin vicdani kanaatinin oluşmasındaki en güçlü delildir.

5. Suçlu Profilleme ve Belirti Delili Olarak Kullanımı

Adli psikoloji, henüz faili tespit edilememiş dosyalarda bir “belirti delili” oluşturma kapasitesine sahiptir. Olay yerindeki davranış biçimleri (imza), failin psikolojik profilini çizer. Her ne kadar profil uzmanlarının raporları doğrudan bir mahkûmiyet hükmüne esas teşkil etmese de, şüpheli çevresinin daraltılmasında ve toplanan diğer delillerin birleştirilmesinde adli psikoloji verileri “mantıksal bir köprü” kurar. Bu durum, hukukun soyut kuralları ile suçun somut gerçekliği arasındaki boşluğu doldurur.

6. Adli Psikoloji Raporlarının Hukuki Statüsü ve Bilirkişilik

Hukukta bilirkişi, “hakimin yardımcısı”dır. CMK 63. maddesine göre, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Adli psikoloji uzmanının sunduğu raporlar, mahkemeyi bağlayıcı olmamakla birlikte (takdiri delil), hakim bu raporun aksine karar verecekse bunu çok güçlü bilimsel gerekçelerle açıklamak zorundadır.

Uygulamada, adli psikoloji raporları genellikle “teknik delil” olarak kabul edilir. Yargıç, hukuki değerlendirmeyi kendisi yapar ancak kişinin irade yeteneği veya tanığın algı kapasitesi gibi “teknik” konularda adli psikolojinin bilimsel verilerine uymak durumundadır. Bu durum, adli psikolojiyi hukuk pratiğinin ayrılmaz bir parçası kılar.

Sonuç: Adalet İçin Psikolojik Kesinlik

Sonuç olarak, hukuk sisteminde delil sadece görüneni değil, bilineni ve kanıtlanabileni ifade eder. İnsan davranışlarının hukuki sonuçlar doğurduğu her alanda, adli psikolojinin sunduğu veriler vazgeçilmez birer ispat aracıdır. Adli psikoloji, soyut hukuk normlarını insan zihninin karmaşıklığı ile birleştirerek hatalı yargılamaların önüne geçer. Bir delil türü olarak adli psikoloji, maddi gerçeğe giden yolda hakimin en güvenilir pusulasıdır. İspat yükünün yerine getirilmesinde ve vicdani kanaatin bilimsel temellere oturtulmasında adli psikoloji, 21. yüzyıl hukuk sisteminin en güçlü dayanaklarından biri olmaya devam edecektir.

Leave a Reply

Call Now Button