Uygulamada Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları ve Haksız Rekabet Davaları: Doğru Dava Kurgusu, Tedbir, Delil ve Tazminat
Fikri ve sınai mülkiyet (FSMH) uyuşmazlıklarında “en hızlı sonuç” çoğu zaman doğru dava türünü seçmekten geçer. Uygulamada avukatın önündeki temel soru şudur: Somut fiil yalnızca SMK/FSEK kapsamında bir hak ihlali mi, yoksa aynı zamanda TTK anlamında haksız rekabet mi? Çünkü haksız rekabet hükümleri, “dürüst ve bozulmamış rekabet”i korur ve korunan menfaat sadece rakip işletme değildir; tüketici ve piyasa düzeni de bu korumanın içindedir. TTK m.54 bu amacı açıkça ifade eder.
Bu makalede; marka/tasarım/patent/telif ihlallerinde haksız rekabet iddiasının ne zaman işe yaradığını, Yargıtay’ın güncel yaklaşımı ışığında kümülatif talep riskini, ayrıca tedbir–delil–tazminat üçgeninde pratik dava kurgusunu ele alıyorum.
1) Hukuki çerçeve: “Haksız rekabet” neyi korur, hangi davalar açılır?
TTK m.54’e göre rakipler arasında veya tedarikçi–müşteri ilişkilerini etkileyen aldatıcı ya da dürüstlük kuralına aykırı ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.
Bu tanım, FSMH dosyaları açısından kritik bir kapı açar: İhlal fiili piyasada iltibas (karıştırılma) yaratıyor, tüketiciyi yanıltıyor veya rakibin emeğine “haksız ortak olma” sonucunu doğuruyorsa, TTK haksız rekabet hükümleri devreye girebilir.
TTK m.56 ise haksız rekabet nedeniyle açılabilecek davaları sistematik biçimde sayar:
-
Tespit (fiilin haksız olup olmadığının tespiti),
-
Men (haksız rekabetin önlenmesi),
-
Maddi durumun ortadan kaldırılması / düzeltme / imha gibi giderim talepleri,
-
Kusur varsa maddi tazminat ve şartları varsa manevi tazminat.
Pratik sonuç: FSMH dosyasında “sadece tazminat” değil; tespit + men + kaldırma/düzeltme + (gerekiyorsa) imha şeklinde bir paket, özellikle e-ticaret ve hızlı satış döngülerinde daha etkili olur.
2) FSMH ihlali ile haksız rekabet aynı anda ileri sürülebilir mi?
Teorik olarak, aynı fiil hem SMK/FSEK anlamında hak ihlali hem de TTK anlamında haksız rekabet görünümü taşıyabilir. Örneğin:
Ambalaj/etiket/ürün formu ile karıştırılma yaratmak (iltibas),
Gerçeğe aykırı “orijinal/ yetkili satıcı/ lisanslı” iddialarıyla yanıltıcı reklam yapmak,
Rakibi hedef alan kötüleme içerikleriyle müşteriyi kaydırmak,
Ticari sır/know-how devşirip piyasaya “kopya ürün” çıkarmak.
Ancak uygulamada kritik eşik şudur: Yargıtay 11. HD’nin marka ihlali ile haksız rekabet hükümlerinin kümülatif uygulanması konusunda yaklaşım değişikliğine gittiği; salt marka ihlali olgusunun her somut olayda otomatik olarak TTK haksız rekabet hükmünü de doğurmayabileceği, somut olayda SMK dışına taşan ek unsurların bulunup bulunmadığının önem kazandığı yönünde değerlendirmeler mevcuttur.
Bu nedenle dava dilekçesinde “haksız rekabet” iddiası kurulacaksa, ek unsur mutlaka somutlaştırılmalıdır: Örn. “sadece markayı taklit” değil; “taklitle birlikte tüketiciyi yanıltan tanıtım, sahte yetkili bayi iddiası, domain/SEO manipülasyonu, ürün menşei hakkında aldatma, rakibe yönelen karalama” gibi.